#marvel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#marvel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2018 Cumartesi

ZAMANIN KALBİNDE İZ BIRAKMAK


"En zor kararlar, en güçlü iradeler tarafından verilir."
                                                                                                               Thanos
Avengers: Sonsuzluk Savaşı-I



Marvel evreninin, iştahlı bir merak ve dört gözle beklenen baş yapıtlarından birisi olan "Avenger: Sonsuzluk Savaşı-I (Avengers: Infınıty War-I)" filminin analizinin yorumu olan bu yazıyı, filmi izlemeyenler de rahatlıkla okuyabilir ve kendi öz benliklerine dair birçok şey hatırlayabilirler...

Sorabildiğimiz her bir sorunun bir de yanıtı vardır. Ve her  bir soru yanıtını özünde barındırır. Bu yazının ara başlıklarında belirli sorulara yer veriyorum. Kendinize biraz daha yakınlaşmak belki bugüne değin keşfetmediğiniz bir niteliğinizi mercek altına almak adına bu sorulara yanıt verirken saatinizin alarmını 6 dakikaya kurmanızı rica ediyorum. Soruyu okuyun elinize bir kağıt ve kalem alın ardından  saatinizin alarmını  6 dakika sonrasına ayarlayarak telefonunuzu ya da saatinizi gözünüzden uzak bir yere yerleştirin. 6 dakika boyunca bu sorulara ilişkin yanıtları zihninize ne geliyorsa herhangi bir yargılamadan, sorgulamadan bağımsız olarak kağıda dökün, özünüzün sesinin bir yansıması olarak ...
Kağıdınızı, kaleminizi ve saatinizi hazırladı iseniz, başlayalım mı? Haydi bakalım...

1. 6 Dakika: 
' Muazzam boyuttaki güçlere vakıf olan bir varlık olduğunuzu düşleyin. Şöyle ki; zamanın farklı boyutlarına yolculuk edebiliyorsunuz, üstün zekanız sayesinde zihin okuyabiliyor ve zihinleri yönetebiliyorsunuz, gerçekliği değiştirebiliyorsunuz, diğer boyutlardaki varlıklar ile iletişim kurabiliyorsunuz ve fiziki olarak da çok ama çok güçlüsünüz (gerçekte zaten öylesiniz şu an bunu hatırlıyor ya da hatırlamıyor olabilirsiniz) evrenimizdeki kaynaklar hızla tükenmekte ve siz içten içe bu kaynakların tükenmesine çok üzülüyor ve bunun için birşey (ler) gerçekleştirmek istiyorsunuz. 
Ne(ler) gerçekleştirirsiniz? '

Mevcut zaman(baba) ve alanın(anne) birleşiminden oluşan var oluşumuzda odağımızı içsel kaynaklarımızın keşfine yöneltmek yerine dışsal kaynaklara yoğunlaştırdığımızdan ötürü kendi kendimizi kısıtlayan varlıklara dönüştük, değil mi? Özgür olduğumuzu zannediyoruz pek çoğumuz halbuki doğanın koşulsuz gücünü ve öz gücümüzü; zamanımızı doya doya, sindire sindire deneyimlememize aracılık edecek öz varoluş kaynaklarımızı hatırlamak yerine; zamanımızı hızlandıracak, kısaltacak bir kaos düzeni yaratmadık mı? Ve hiç şüphesiz ki; bunun bedeli ağır olmakta, olacaktır ve oluyor, dinliyor musunuz?

Tüm bu kaosun, hızın, hızlı olabilme tutkusunun, zamanla hoyrat bir çekişmenin, hep daha fazlasını istemenin ve hep daha iyisini, hızlısını, mükemmelini elde etme arzusunun, tek bir amaca hizmet ettiğini dile getirebiliriz. O da: "ölüm"ü red etme, ölümden korkma, ölüme yönelik kaygı duyumsama...Bir önceki cümleyi yeniden okuyacak olursak ; "yaşam"ı red etme, yaşamdan korkma, yaşama yönelik kaygı duyumsama... Sizce hangisi gerçek, öz olan? Her ikisi de tabi ki; nihayetinde Dünya adını verdiğimiz yuvamızda herşey zıttı ile var olabiliyor. Herşey özünde ikilik barındırarak anlam kazanabiliyor. Tek bir şeye nihai son verebiliriz yani öldürebiliriz o da; "ikilik"tir. O vakit, yaşamın sonsuzluğunda farklı bir boyutta varoluşumuzu sürdürürüz.


2. 6 Dakika: 

 "ölüm"ü yazın. Ölüm kelimesi ile başlayın ve zihninize her ne geliyorsa kaleminizden kağıda akmasına gözlemci olun, keyifli 6 dakikalar...


"Le soleil ni la mort ne se peuvent regarder en face"
(Güneşin ya da ölümün yüzüne doğrudan bakamazsınız)

Her an bir ölüm anıdır. "An" a temas ettiğimiz tek an= ölüm dür. Şu an ölmekte olduğunuzun farkında mısınız? Her nefes alış------veriş : fiziksel bedenin ölümüne doğru atılan bir adım. Bugüne değin; ölüm mütemadiyen nihai bir son olarak insanoğlunun zihnine çapalanmıştır. Lakin ölüm, yepyeni bir başlangıcın doğum noktasıdır. Ölümün varlığı, yaşamı çoşkulu bir serüvene dönüştürür. Alan ve zaman bir olduğu an, sonsuz varoluşumuz bir beden alır ve o bedenin bir sonu vardır ancak varoluşumuz ebedidir. Ölüme genellikle "korku" duygusu ile yanıt veririz çünkü ölümün yepyeni bir başlangıç olduğu gerçeği iliklerimize değin işlediği, tüm hücrelerimiz ile herşeyi hatırladığımızdan dolayı asıl korku beslenen; yeniden doğuş gerçeği ile yüz yüze gelerek kendi gücümüz ile buluşmaktır. Kendimizden, öz benliğimizden kaçıyoruz...  Peki bunu nasıl tersine dönüştürebiliriz?
İçsel/öz kaynaklarımızı uyandırmak için ne(ler) gerçekleştirebiliriz? 

Şu an dışsal dünyamızda yıkımlar, yok oluşlar, sıkıntılar, buhranlar gözlemlemekteyiz. Dış dünya, iç dünyamızın bir yansıması olduğuna göre şunu çok açık bir şekilde belirtebiliriz ki; iç dünyamızda artık bizim varoluşsal doğamıza uygun olmayan kalıplar; değer yargıları, toplum tarafından bilinçdışımıza işlenenler bir bir ölmekte, yıkılıp yok olmakta. Yeni olanın doğabilmesi için eski olanın yıkılması ve dönüşmesi gerekir, değil mi? Dönüşüm; herşeyi olduğu gibi kabul ederek tepkisellikten arınarak, özündeki huzur ile bir olmaktır her an. 

Her yıkım varoluşun en parlak ışığını tohumunda barındırır...

Çoğu insan varlığı, kendisine doğru nasıl keşfe çıkacağı yönünde kararsızlık tünelinde yol almaktadır. Kendimizi keşfedebilmek için;  bugüne değin öğrendiğimizi, bildiğimizi zannettiğimiz herşeyi bırakmamız gerekiyor. Yani öncelikle kabımızı boşaltmalıyız. Gürültülü bir zihin (sürekli -meli/-malı'lar, gereklilikler, zorunluluklar ile cebelleşen zihinler) özünü hatırlayamaz. 

İlk adım zihni ehil bir biçimde kullanmayı hatırlamaktır. Bunun en iyi yolu öncelikle psikolojik danışmanlık sürecine baş koyarak meditasyon yolculuğunda ilerlemeye niyet etmektir.

Zihin soğuk olmalıdır ki varoluş ateşinizin özünde dönüşerek 
gerçekte kim olduğunuzu hatırlayın...


3. 6 Dakika: "ben" kelimesi ile başlayarak 6 dakika boyunca yazın, keyifli serüvenler...


İlk adım zihni ehil bir biçimde kullanmayı hatırlamak, peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz?
Sizde en yoğun olarak "acı" duyumsatan olay, kişi, durumlara odağınızı yönelterek. Acılarınız sizin gerçek siz olmanıza destek veren en önemli kahramanlarınızdır. Acı duyumsadığınızda, merak ederek bu duygunun izini sürebilmeye iştahlı olmak da çok mühim eş zamanlı olarak. Çoğu insan "acı" duygusunu bastırarak, bir diğerine yönelterek veyahut başka bir forma dönüştürerek ifade etmeye çalışsa da bu nafile bir çabadır. Asıl olan emek vererek adım adım acının kaynağına doğru ipuçlarını takip ederek yol almayı seçmektir. Bu yolculukta ilerleyen tünelin ucunda sizi sonsuz ateşin gücü ile parıldayan bir ışık karşılıyor olur: AŞK.


4. 6 Dakika: "aşk"ı yazın...

YAŞAM-ÖLÜM = SONSUZ AŞK 

Aşk; yegane gerçeklik ve ölüm ile bir olmaktır...Gerçekliğin kıvılcımlarından öz doğar.

Şimdi biraz Avengers Infınıty War-I filmine geçiş yapmak istiyorum. Filmin baş kahramanı Thanos adındaki bir Titan ona deli Titan diyorlar çünkü evrendeki kaynakların hızla tükenmesine yönelik tek çözümün rastgele bir biçimde  evrenin yarısını yok etmek olduğuna inanıyor. Ve bunu yapabilmek adına "sonsuzluk taşları" adı verilen kozmik güçlerin peşine düşüyor. Ve filmin sonunda bunu başarıyor parmaklarını şıklatıyor ve evrenin yarısı pufff...

İşin özüne bir mercek uzatacak olursak; Thanos un gerçek bir savaşçı olduğunu idrak edebiliriz şöyle ki; Satürn (zaman/karmanın efendisi) ün uydusu olan Titan da evrene gözlerini açarak merhaba dediğinde annesi tarafından öldürülmek isteniyor çünkü "deviant sendromu" adı verilen genetik bir bozukluk ile doğuyor. Çok zeki olan Thanos, sürekli dışlanarak tek başınalık deneyimlerinin yoğun olduğu bir yaşam sürerken birçok doğaüstü varoluşsal niteliği ile meditasyon(öz'e yolculuk) uygulayarak buluşuyor.  Farklılığı nedeni ile sürekli dışlanan Thanos, herşeyin amacını sorgulamaya yöneliyor, acının kalbine doğru ilerlerken "Ölüm" ün vücut bulmuş haline (Mistress Death) gönlünü kaptırıveriyor. Hayatının aşkı ölüm uğruna evreni avuçlarının içerisine alabilmek o andan itibaren tek gayesi oluyor.
Thanos un yaşamı ölümün gözlerinde anlam buluyor, sözün özü ile...Ancak sonrasında aralarındaki ilişkide oluşan anlaşmazlıklar sonucu Ölüm (Mistress Death), Thanos un kendisine yaklaşmaması için onu ölümsüz kılıyor. Düşünsenize Thanos ölümsüzlüğü tadarken aslında mevcut bedeninin sınırlarına hapsolarak her an ölümü deneyimliyor...

Kendinizi bir an için bu güçlü, yürekli, sonsuz güce sahip, ölümsüz, mor dev Thanos un yerine koyun ve onun gözlerinden seyre dalın kainatı... Anneniz sizin varoluşunuzu desteklemiyor, sizi öldürmek istiyor. Bir diğer deyim ile; içerisine doğduğunuz alan/mekan tarafından istenmiyorsunuz. O vakit bilinçdışınıza bir tohum ekiliveriyor: "o alanı ve mekanı yok etmek". Özde vücut bulması istenen ise; sevilmek, şefkat duyumsamak, ait olduğunu hissedebilmek, takdir edilmek. İnsan istenmediği durumları/olayları, red edildiği kişileri pek sevmez değil mi, özde ise en çok sevdikleri ve yakınlaşmak istedikleri de onlardır.


Nitekim Thanos kendi annesini ve ırkını da kat etmiş bir deli titan. Bunu niye gerçekleştiriyor sizce? Acısının özüne doğru yürüyor ve şefkat, sevginin gücü ile buluşmak istiyor. Thanos özel bir savaşçı; gözlerine dikkatle bakarsanız ışığı ve merhameti görebilirsiniz. Filmde yer alan tüm savaş sahnelerinde son derece adil bir dövüş sergiliyor, tüm avengers savaşçılarından  daha güçlü olmasına karşın hileye başvurmuyor ,(son sahnelere kadar Vision dan Zihin taşını alırken zaman ile oynaması dışında, zaten o an zamanda bir kırılma yaratıyor bunun sonucunu ikinci filmde izleyeceğiz), tutkulu, heyecanlı, sebatkar, inandığı şey uğruna sonuna kadar savaşabilecek kadar cesur ve hayatın gizemini görebilen, ışığın savaşçısı Thanos. 

Thanos, aslında bizlere ölüm ile yaşamın sonsuz bağlılığını aralarındaki sonsuz aşkı hatırlayor. Ölümün bir son olmadığını sadece bir geçiş olduğunu zamanın kalbine işleyerek sonsuz bir iz yaratıyor. Ölümü fark etmek nihai Uyanış tır.
 Jim Starlin in Thanos karakterini,  bir psikoloji dersi sürecinde yaratmış olması hiç de tesadüf değil :) Acılarımızın bizim özümüzdeki gücü uyandırmak üzere tetikleyici bir aracı olduğunu Thanos karakteri bizlere bütünü ile başarıyla aktarıyor.

5. 6 Dakika: "zaman" ile başlayın. Zaman....

Zamanın kalbinde çok güçlü bir iz bırakmak sizin için ne ifade ediyor? Zihninizde ne(ler) uçuşuyor? :)

Zaman; zihindir. Zaman, yaşamın döngüselliğine anlam kazandırabilmek adına zihinde oluşturulmuş bir araçtan ibarettir. Günümüz insanı zamanı yatay gerçeklikten ibaret zannetmektedir. Doğum---yaşam---ölüm, basamaklarında ilerlemekte oldukları illüzyonuna kendilerini kaptırmışlardır. Oysa ki; zaman döngüseldir. Ölüm-doğum iç içedir. Zihindeki ikilik son bularak bir oluncaya değin, öz yuvaya dönene kadar yeniden doğum ve yeniden ölüm döngüsel halde tezahür eder taki herşeyde Tanrı'yı/Allah'ı/Yaratıcı'yı/Sonsuz Enerji yi görene değin...



Sonsuzluk, bilincin bir yansımasıdır. Bilinciniz nerede kök salmakta ise bu sizin sonsuzluğun özündeki enerjinizi yansıtır. Avengers Infınıty War-I filminde de Thanos un sonsuzluk taşlarını bir bir ele geçirmesini ve her bir taşın kendine has gücünü kullanarak gücüne güç katmasına şahit oluyoruz.

6. 6 Dakika: "sonsuzluk" kelimesi ile başlayarak 6 dakika boyunca yazın.

Filmde 6 adet sonsuzluk taşı mevcut ve öz olarak nitelikleri şöyle (Thanos un taşları elde ediş sırasına göre aktarılmıştır) :

1. taş: GÜÇ ; sonsuz kuvvet, enerji,

2. taş: UZAY; boyutlar arası uzayda seyahat,                    

3. taş GERÇEKLİK; gerçekliği her an değiştirme,
                               farklı bir boyut kazandırma niteliği,

4. taş RUH; ruhlar ile iletişim kurabilmek,

5. taş ZAMAN;  zamanın kontrolünü sağlama,

6.taş ZİHİN; zihin kontrolü, telepati-telekinezi nitelikleri.

* Bir sonsuzluk taşı olsanız, hangisi olmayı seçersiniz? 

7. 6 DAKİKA: seçtiğiniz taş hakkında 6 dakika boyunca taşın gücü kalem ve kağıdınız ile buluşsun.



Thanos, tüm taşların belirli yerleri olan bir eldiveni eline takıyor ve taşlarının gücünü tezahür ettirebilmek adına el parmaklarını oynatıyor.

Her birimiz Thanos kadar güçlüyüz ve Evren avuçlarımızın içinde ve parmaklarımızın sihirli uçlarında, evet doğru okuyorsunuz, gerçekten de öyle. 
Thanos her bir parmağın kendine has gücünü kullanrak mudra uygulaması gerçekleştiriyor. 
Mudra; el mühürü ya da ellerin mistik tutuşu olarak nitelendirilebilir.
Elin her bir noktası beyinde ve bedende bir bölüm ile bağlantılıdır. Ellerimiz, sonsuz şifa kaynağıdır. 

Şimdi ellerinize bakışlarınızı yöneltin, avuç içlerinize, parmaklarınıza dikkatinizi yönelterek bakın, evrenin nabzını dinliyor musunuz?

Baş parmağınız "ateş" elementini temsil eder ve dönüştürücü gücü her sonun bir başlangıç olduğunu temsilen makro-kozmos u, sezginin gücünü  sembolize etmektedir.

İşaret parmağınız "hava" elementini temsil eder ve düşünce gücü ile büyümeye, genişlemye ve yaratmayı temsilen mikro-kosmos u, ilhamın gücünü sembolize etmektedir.

Orta parmağınız "eter" elementini temsil eder ve sonsuz ifade gücünü, zihnin ve kalbin berraklığı ile yaratmayı  sembolize etmektedir.

Yüzük parmağınız "toprak" elementini temsil eder ve varoluş gücünü, dayanıklılık ve kudreti sembolize etmektedir.

Serçe parmağınız "su" elementini temsil eder ve yaşam gücünü, uyumu, yaratıcılığı, yaşam enerjisini sembolize etmektedir.

Thanos, filmin sonunda baş, işaret ve orta parmaklarını birbirlerine dokundurarak, filmdeki deyim ile;  evrenin yarısını yok ediyor. Aslında ne yapıyor? Baş parmağı: güç; işaret parmağı: büyüme, genişleme; orta parmak: odaklanarak yeni bir alan yaratma. Ve mucizevi birşeyler gerçekleşiyor. 
Gerçeklikte tabi ki kahramanlar ölmediler sadece başka bir boyutta yaşam serüvenlerine devam ediyorlar.

 Haydi deneyelim mi? :)

Kubera-Mudra 

Herhangi birşeyi ararken uygulanan bir mudradır. Soyut ya da somut olabilir. Bir fikir belki sorduğunuz bir sorunun yanıtı, belki de kaybettiğiniz bir eşyanızı bulmak adına bu mudrayı uygulayabilirsiniz. Ayrıca gerçekleşmesini istediğiniz niyetinizin tezahürünü kuvvetlendirmek için de uygulayabilirsiniz. Bir başka deyim ile; zamanın kalbinde iz bırakmak adına... ;) 

Uygulama: 

Rahat, omurganız kuyruk sokumundan başın tepesine değin dik, esnek olacak şekilde oturun. Sandalyede oturmayı tercih etti iseniz, ayak tabanlarınız yeryüzü ile buluşuyor olsun, lütfen. Ellerinizi fotoğraftaki gibi konumlandırın. Baş, işaret ve orta parmak birbiri ile temas hailnde hafifçe basınç uygulayın yüzük ve serçe parmağınız ise avuç içine doğru bükün.
Ve isteğinize zihinsel odağınızı yönlendirin, lütfen. 5 dakika boyunca nefesiniz özgür doğal akışında akarken zihninizibulmak ya da yaratmak istediğinize yöneltin.
İki hafta boyunca günde 1 ya da 2 kez uygulayın ve mucizenize şahit olun.

*Mudralar hakkında detaylı olarak bilgilerinizi hatırlamak isterseniz 9-10 Haziran da Üsküdar Üniversitesi Süreki Eğitim Merkezi ve Getipmer işbirliği ile gerçekleşecek olan "Meditasyon Atölyesi"nde bu bilgileri açıyor ve aktarıyor olacağım. Aşağıdaki linkten detaylı bilgi edinebilirsiniz:

http://usem.uskudar.edu.tr/egitim/meditasyon-atolyesi


İşte size Thanos un sırrını açıkladım. Ellerindeki sihirli gücü kullanarak nasıl zamanın kalbinde iz bıraktığını aktardım. 

Şimdi sıra sizde. Zamanın kalbinde iz bırakmaya hazır mısınız? 

7.7 Dakika: "zamanın kalbinde iz bırakmak"... 6 dakika boyunca zihninizin ve kalbinizin derinliklerine bir göz gezdirin, iyi eğlenceler...

** Sizlere  6 dakika boyunca yazılar yazdırmış olmamın amacını mı merak ediyorsunuz?
*Çünkü yazı yazmak; kalbin sessinin madde realitesine tezahür ettirmektir.

"Kalp, Tanrı'nın var olduğu merkezdir. Bir insanın kalbine dokunduğunuzda o da uyandırılır."
Yogi Bhajan



ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com

22 Şubat 2018 Perşembe

BİZ TEK BİR KABİLEYİZ...



Marvel yapım, özümüzde var olan süper güçleri ete kemiğe büründürerek mucizevi  güzellikte beyazperde de bizlerle buluştururken; içimden hep söylediğim şu oluyor: öz varlığımızın güçlerini materyal dünyada nasıl tezahür ettireceğimiz bu kadar mı harika bu kadar mı keyifli bir biçimde aktarılabilir? 
Marvel in güçlü karakterlerinden birinin özgün hikayesi ile buluştuk nam-ı değer Black Panther /Kara Panter; şamanizmin doğasını o  kadar olağanüstü ışıltılar ile yansıtıyor ki her bir sahne kendi özünde bir bilgeliği ışıl ışıl ışıldıyor, içsel panterimizin gücü ile yol almamız yönünde kudretimizi uyanışa davet ediyor...
Atalarımızdan aldığımız mirasın öneminin, aile bağlarının gücünün, ölümün ve dönüşümün gücünün, kendi iç sesimiz ile buluşarak nasıl sadece kendi özümüzün rehberliğinde ilerleyeceğimizin, kuvvet ve iradenin doğa ile ahenginin nasıl var olabileceğinin ana temalar olarak vurgulandığı Kara Panter filmi süresince bilgeliğin rengarenk büyülü harmonisine kutsal panterin cesareti ile davet ediliyorsunuz...

Filmin detaylarını yorumlamaya geçmeden biraz şamanizmin özünü hatırlamamıza yardımcı olan şu mısralara göz gezdirelim mi? 
"Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
 Nehirler kendi suyunu içemez.

Ağaçlar kendi meyvesini yiyemez.

Güneş kendisi için ısıtamaz.
Ay kendisi için parlamaz
Çiçekler kendisi için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgar kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarında ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur;
Herşey birbiri için yaşar.
Birbiri için yaşamak doğanın kanunudur.
BEN, BİZ olduğumuz zaman BENİM
BEN, BEN olduğum için sen, SENSİN."






HİKAYENİN ÖZÜ CESARETİNDE SAKLI...

Şu an birçok insan varlığı; mevcut zamanın realitesinde, doğada bir hayvan olduğunu unutuverdi üstüne üstlük bir de doğa ile olan bağını da oldukça inceltti. Her gün çiçeklerin bizlere fısıldadığı nağmeleri, gökyüzünün her an aktardığı hikayeleri, çimenlerin fısıldadığı ipuçlarını  görmezden, dinlemezden, hissetmezden gelmeyi seçtik. Lakin zamanın bir kalitesinde tekrar doğanın dili ile konuşmaya başlıyoruz...
Benötesi psikolojinin kurucusu Stanislav Grof (MD., Ph.D.) şamanik niteliğe vasıf bir ruh sağlığı danışmanının; danışanını bütünü ile algılayabilmek adına okyanusun en derinlerine dalmayı göze alarak, danışanının haline büründüğünü ve bu şekilde danışanının deneyimlediği herşeyi bütünü ile algılayıp, içselleştirdikten sonra şifa sağladığını belirtmektedir ki, şamanist niteliklere vasıf bir danışman ruhlar alemi ile de derin bir bağ kurabileceğinden nesiller boyu aktarılan travmaları şifalandırabilcek gücü uyandırabilir. Günümüzde ise örneğin insan varlıklarının maddeye olan bağımlılıklarına yönelik  çeşitli anti-depresan niteliğindeki ilaçlar yolu ile tedavi etmeye yönelen  aslında danışanın uykuda kalma halini destekleyen ruh sağlığı alanında varlık gösteren bireyler acaba hiç bu bağımlılığa yol açan sebebin kendisini şifalandırmayı zihinsel süzgeçlerinden geçiriyorlar mı? 

Şifa alıp-verme her varlığın özünde var olan ancak bazı varlıklarda yeniden uyandırılmayı bekleyen bir potansiyeldir. Ehil bir ruh sağlığı danışmanı ile özünüze doğru yol almayı seçen her özgür  birey varoşundaki bu potansiyeli kendi zamanının kalitesinde uyandıracaktır. Her birimizin özünde bir kara panter var oluşunu sürdürmektedir...


Cesaret ve kuvvetin sembolü olan kara panter = jaguar, Aztek Tanrısı Tezcatlipoca nın vücut bulmuş halinin bir sembolü olduğu söylenegelmektedir. Ayrıca Şamanların ölümden sonra jagura dönüştüğü bilinmektedir. Şaman, yalnızca bir aynadır. Ve şaman olarak doğulur, bu vasfı ve özel öz nitelikleri sadece atalarımızdan miras alabiliriz. Şamanlar farklı bilinç boyutlarında farklı frekanslarda var olabilirler ve şifa verme yetileri de mevcuttur.

Şimdi şamanlar Dünyanın dört bir yanında davullarına aşkla vurarak sizleri alemler arası bir yolculuğa davet ediyorlar, hazır mısınız? Haydi yürüyelim hikayemizin özüne doğru cesaret adımları ile...

Hikayemizde cesaretin adımları ile yol alırken birçok deneyim tecrübe eder ve onları "iyi"--"kötü" gibi isimler aracılığı ile nitelendirmeyi seçiyoruz. Hoşumuza giden, zihnimizde tasavvur ettiğimiz oluştuğunda bu "iyi" olarak nitelendirilirken; aniden, beklenmedik ve genellikle korku, kaygı, hüzün vb. duygu hissiyatlarını mevcudiyetimizde  deneyimlediğimizde olan şey "kötü" olarak nitelendiriliyor. Halbuki her ne olmakta ise   bir anlamı mevcut ve en yüksek iyiliğimize hizmet ediyor.  Ayrıca bugün deneyim sahamıza nüfuz etmekte olan bazı nedensellikler biz daha Dünya gezegeninde ete kemiğe bürünmediğimiz zamanlardan şimdiye yansıyor olabilir. Bugün deneyimlemekte olduğunuz travmatik deneyimlerin birçoğunu atalarınızdan miras olarak almış olabilirsiniz.  Geçmişte çözümlenmemiş, ifade bulmamış duygulanımlar, daima kendisine yeni bir kahraman seçecektir. Ve o kahraman kendi zamanı geldiğinde sahnede en harikulade oyununu sergilemek üzere tüm varoluş tarafından an be an hazırlanmaktadır. 

"Geçmiş asla ölmüş değildir. Geçmiş geçmiş bile değildir." William Faulkner


SİZ NASIL BİR KRALSINIZ?



























Black Panther ın hikayesinde; insan varlığının öz sevgiden yoksun bir biçimde yaşam yolunda yol aldığında içindeki hırs, çaresizlik ve bu çaresizlikten doğan öfkenin, nefret ve intikam formuna dönüşerek özündeki yaralı çocuğu iyileştirme yönünde çaba gösterirken içindeki yaralı çocuğun haykırışlarını tüm Dünya da kaos yaratarak dindirmeye çalışan T'Challa nın (Chadwick Boseman) kuzeninin (Michael B. Jordan) kendi öz ülkesi olan Wakanda ya dönerek kral olma uğruna belki de tüm Dünya daki yaşamı tehlikeye göze atacak cesaretli adımlarına şahit olurken eş zamanlı olarak ailesel döngümüzde ifade bulmamış her duygulanımın bir gün bir özgür birey tarafından ifade bulacağı gözlerimizin önüne seriliveriyor.

Şimdi bir an için kendinizi Black Panther ın yerine koyun; babanızın vefatının ardından Wakanda gibi eşsiz doğa güzellikleri ve ruhani güçle taçlanmış bir ülke yönetimini devr alıyorsunuz. Wakandanın en önemli zenginliği her an doğa ile iletişimde olarak ruhunuzun sesinin izini kalbinizin gücü ile sürebilmeniz... Bir de vibranyum isimli doğal bir kaynakları var ki; vibranyum sayesinde tüm Dünya ülkelerine meydan okuyacak güçte bir teknoloji de yönetmekteler. Ancak vibranyumun gücünün peşinde olan iyi niyetli olmayan kişilerin dışında bir de bir zamanlar babanızın ülkesini koruma amaçlı olarak kendi öz kardeşini öldürdüğünü öğreniyorsunuz ve bir anda karşınızda sevgiden, ilgiden, hak ettiğini düşündüğü her türlü maddi manevi değerden yoksun kalmış kuzeniniz çıkageliyor ve vibranyum ile üretilen tüm teknolojik cihazların diğer Dünya ülkelerine pazarını açma yönünde davranışlar sergiliyor. Buradaki amacı; diğer Dünya ülkelerinin bu teknolojiye ihtiyaçları olduğu yönünde.Kuzeninizin asıl olarak yüreğindeki  niyetlerin;  kabul görmek, aidiyet hissetmek ve sevmek aynı zamanda sevilmek, takdir edilmek olduğunu biliyorsunuz, tüm bu kaosun içerisinde sizin özünüzdeki kral nasıl eylemler tezahür ettirmeyi seçiyor?

Her özgür birey kendi yüreğinin krallığındaki kraldır.

Güç zeki bir aklın, çevik bir iradenin ve cesur bilge bir yüreğin ellerinde her daim ehil olarak var olabilir. Paylaşmak güzeldir. Ancak paylaştığımız her bilgi, deneyim ve tecrübenin bir diğerinin yaşamndaki izdüşünün öncelikleön  görülmesi ardından eyleme geçilmesi daha makul olandır, sizce?
Bazen bizim  "yardım", "iyilik", "destek" olsun diye bir diğerinin yaşamını kolaylaştırmak adına gerçekleştireceğiniz hamle o bireyin yaşamında deneyimleyerek öğrenmesi gereken çok önemli bir bilgi açılımının önünü kesebilir. Bilgi, kalbin ışığında dönüştürülerek sunulduğunda tüm evrende ışır.
Bizim Black Panther sonunda özünde gerçekten ne gerçekleştirmesi gerektiğini uyandırıyor ve Wakanda nın bugüne değin keşfettiği bilgileri ve aynı zamanda bilgeliğini  Dünya ya sevgiyle sunarken şöyle ekliyor: "bizi ayırandan çok birleştiten şeyler çok"... ne de olsa biz tek bir kabileyiz. değil mi?

Yazıyı, Tom Shadyac ın "BEN" (I AM) isimli belgeselinde aktarılan bir hikaye ile nihayete erdirmek istiyorum:

"Bir zamanlar; binlerce yıl barış ve uyum içinde yaşamış bir yerli kabile vardı. Ve günlük rutinleri hep aynıydı. Avcılar, kabileden ayrılıp yola düşer ve döndüklerinde getirdikleri av, kabilenin tüm üyelerine eşit olarak paylaştırılırdı. Yiyecek varken kimse aç kalmazdı. Zayıflar, hastalar ve yaşlılar bile.
Bir gün en yetenekli avcı dedi ki : "Ben en iyi  avcıyım." Payıma düşenden daha çok geyik öldürüyorum. Neden avımı paylaşayım?  O günden sonra, etini yüksek bir dağdaki mağarada depolamaya başladı. Sonra diğer yetenekli avcılar da:"payımıza düşenden daha çok geyik öldürüyoruz. Avımızı kendimize saklamaya hakkımız yok mu?" Dediler. Onlar da etlerini yüksek dağlardaki mağaralarda depolamaya başladı.

Sonra kabilede daha önce hiç olmamış birşey olmaya başladı. Bazıları iyi beslenirken, diğerleri özellikle yaşlılar-zayıflar ve hastalar aç kalmaya başladı. Hatta bu durum o kadar kanıksandı ki; bazıları açlıktan ölürken bazılarının ihtiyaçlarından fazlasına sahip olması normal karşılanır oldu. 

Daha da tuhafı, kabilenin büyükleri çocuklarına bu biriktirme alışkanlığını yaymalarını 
öğretmeye başladı.

Bu hikaye geçmişte yaşandığı için değil, şu anda yaşandığı için gerçek. 
O kabile biziz. O kabile benim..."* 

* "I AM" isimli belgeselin bir bölümünden alıntıdır. Shadyac, T., 2011.


ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com