27 Temmuz 2017 Perşembe

MELİ MANA

Işıl ışıl parlayan masmavi sonsuzluğun ahengi ile dans eden gökyüzü...Ayak tabanlarınıza nazikçe sevgi dokunuşları ile gıdıklayan akışkan mini minicik kum taneleri...sabah uyanır uyanmaz güne merhaba demek için baktığınızda sizi sonsuzluğun ve derinliğin gücünü tatmaya davet eden mavinin her tonunu özünde barındıran bilge okyanus... 

                                                 

Mül gezegenine hoşgeldin...

Şu an Mül gezegeninde varoluşunuzu sürdürmektesiniz. Her sabah uyandığınızda yüzünüzü birbirinden eşsiz harikulade inci taneleri ile yıkıyorsunuz ve inciler her bir dokunuşu ile güzelliğinize güzellik katıyor. Özünüzdeki yaratıcı bilge güç ile bir olduğunuz her anı doya doya duyumsayarak deneyimlediğiniz cennet bilinç boyutunda var olmaktasınız. Ve tabi ki cennet bilinç boyutunda istediğiniz herşeyi dönüştürebilme gücünü de hatırlıyorsunuz. Çok sevimli "mül dönüştürücü"leriniz var, şirin ve küçük goblin benzeri varlıklar sizin en iyi dostlarınız. Ve çok önemli işlevleri şu ki; sizin var oluşunuzu sürdürebilmeniz için gerekli olan inci tanelerini çoğaltabiliyorlar. Bir tane inci tanesi milyonlarca inci tanesine dönüşebiliyor anında, ne kadar da harikulade değil mi? 
Böyle bir dönüştürünüz var olsa en çok neyi çoğaltmak istersiniz? 




Belik de,  insan varlıkları böylesine harikulade bir dönüştürücüyü her an özlerinde barındırıyor olmasınlar? Her birimiz dönüştürücünün ta kendisi değil miyiz? 
"sevgi" = mutlak yaratıcı güç




Mül halkı tıpkı inci tanelerinin eşsizliği gibi saflığı sembolize ediyor. Saflığın özündeki ateş ve suyun dansı gibi; ateş suyu söndürür lakin mutlak "denge" halinde dönüşümün gücü ile akışın gücü bir diğer deyim ile sevginin sonsuz gücü ile bilgeliğin "bir" olma halinden mutlak "aşk" doğar.











Fim sürecinde Mül gezegeninde herşey güzellikle akarken aniden gökyüüznde kara kara bulutlar ve patlama sesleri beliriverir, hiç beklemedikleri bir anda bir saldırıya maruz kalan; İnci halkının bir kısmı kaçmayı başarırken Mül gezegenin imparatorunun kızı bedenini özgür bırakarak bilincini Valerian ismindeki cesur, zeki, inancın gücü ile ışıldayan hükümette görev almakta olan ajana yönlendirir. Bu andan sonra eve dönüş yolculuğu için verilecek tüm emek, Mül gezegeninde var olan İnci halkının var oluşunun geleceği Valerian ın ellerindedir. Tıpkı; "bir"liğe geri dönmek üzere atalarımızdan miras aldıklarımızla Dünya gezegenine merhaba demeyi seçen biz insan varlıkları gibi değil mi?  




















Cennete Neresi? Nasıl Bir Yer?

Cennet; bir bilinç boyutudur. Her an her soluğun bilincinde isen cennette var olmaktasındır...birkaç doğal nefes alıp verin kendi soluk ritminizde... Şimdi şu şekilde devam edin 1-2-3-4 sayıda nefes alın ve 8-7-6-5-4-3-2-1 sayıda nefesi verin, özgür bırakın. Göz kapaklarınızın verdiğiniz nefes eşliğinde ağır ağır gözlerinizin üzerine kapanmasına izin verin. Soluğun bu ritminde uygulamayı 3 dakika boyunca sürdürün lütfen... 
Zihninizdeki düşünce akımları yavaşlamaya başlıyor ve gittikçe sakinliği, huzuru tüm bedeninizde duyumsuyorsunuz. Beyin dalgalarınız Beta boyutundan yavaşça Alpha boyutuna doğru ilerliyor. Zihninizdeki planlarınız, harekete geçmek üzere dizayn ettikleriniz bir süre bekleyebilirler. Ağırlaşan ve yavaşlayan zihin ile eş zamanlı bedeninizde rahatlıyor ve gittikçe gevşiyor. Her verdiğin solukta bir parça daha gevşemeyi ve rahatlamayı araştırıyorsun...
Yaratıcı, bilinç dışının aktif oldğu Alpha boyutuna hoş geldin... Burada tüm kainattaki bilgi ve deneyimler koşulsuzca paylaşılır. Hani bir an gelir "aha" anını deneyimlerken izlersin kendini; uzun süre kafa yorduğun bir konu hakkında hiç de beklemediğin bir dinlenme, rahatlama anında zihninde parıldayıverir aradığın yanıtlar ya da daha önce hiç tanımadığını zannettiğin bir kişinin ağzından döküleverir cevaplar...İşte burası Alpha boyutudur uyanık olduğun ancak biraz meditatif olduğun bir boyut. Her varlık ile sonsuz sevginin gücünü "bir" olarak deneyimlediğin ve yansıttığın boyut...

VALERİAN ve BİN GEZEGEN İMPARATORLUĞU

Valerian= kedi otu; uyku haline geçişi kolaylaştıran bir şifa kaynağı. Sakinleştirici ve yatıştırıcı nitelikleri ile beynin hızla Alpha boyutuna geçişini destekler. Bin gezegenin şehri = Alpha; yüzyıllardır barış halinde her özgür varlığın bilgi ve deneyimini paylaştığı güzelliğin sonsuz muktedir gücünü yansıtan uzayın derinliklerindeki en parlak boyutlardan sadece birisi...
Gördüğünüz üzere filmin özü isminde saklı... 

Alpha boyutunda herşey yolunda akarken an gelir "denge" hali bozuluverir, güvenin yerini korku alıverir işte bu an mutlak inancın ve cesaretin gücüne gereksinim vardır. Valerian ve Laureline Mül gezegenindeki İnci halkının umudunu temsil etmektedirler. Hedefleri Melo adındaki son dönüştürücüyü ait olduğu boyuta teslim edebilmektir. 

Eve dönüş yolculuğu çok kolay olmayabilir ancak vazgeçmeyi hiç zihinden geçirmeyerek inancın ışığında ve kalbin bilgeliğinde yol almayı seçtikten sonra önünüzde hangi kapı durabilir?
film boyunca boyutlar arası rengarenk bir yolculuk sizleri bekliyor. Gideceğiniz yer hedef belli lakin yolculuğun tadını çıkarmak için kendiziniz akışa teslim edin... 


Luc Besson;  zaten zamanın çok ötesinden beri özümüzde var olan bilgelik kapısını açarak bizilere gerçekte kim olduğumuzu hatırlatıyor; "sınırı olmayan bir evrenin sınırı olmayan kahramanları" olduğumuzu... Besson ın bilge zekasına şapka çıkarmak gerekir ki; Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğunda bizlere;  bilinç dışının gücünü, sevginin sonsuzluğunu, cesaretin sadece yürekte var olabileceğini, yürekten doğan inancın önünde hiçbirşeyin duramayacağını, bir varlığın özünde barış var olmadığı sürece kendisine ve çevresindeki diğer varlıklara olan etkilerini, "öz"e güvenin ve affetmenin önemini 137 dakikada bu kadar ahenkli ve renkli aktarabildiği için...


16 Temmuz 2017 Pazar

EVE DÖNÜŞ


KADER AĞLARINI ÖRÜYOR...


Şu an bulunduğunuz zeminde bir örümcek tam yanıbaşınızda, ne yaparsınız?
Bedeninizde neler duyumsuyorsunuz şu an?
Şimdi zihninizden neler geçiyor?
Ve gerçekleştiriyor olduğunuz eylem..............................................................

Örümcekler, masumca sebatla adeta sihirli kabileyeti ile ağlarını ören, kozmik yaratılışın en eşsiz canlıları...

Bir mucize gerçekleşiyor ve yanıbaşınızdaki örümcek şimdi sizi ısırıyor eş zamanlı olarak size olağanüstü yetenekler bahşediyor. Şimdi bu örümceğe ilişkin duygularınızda / hissiyatlarınızda bir değişim gerçekleşiyor mu?
Bir anda çok güçlü bir süper kahraman oluverdiniz :)
Bir kahraman olarak en önemli niteliğiniz nedir? Uçabiliyor musunuz? Dokunduğunuz herşeyi istediğiniz şeye dönüştürme gücünüz var mı? Duvarların üzerinde yürüyebiliyor musunuz?
Vücudunuzu istediğiniz forma dönüştürebiliyor musunuz hem fiziksel hem de ruhsal olarak; biçim değiştirerek başka bir bireyin yerine geçebiliyor musunuz?...
Ben süper bir kahramanım ve beni en iyi niteleyen özelliğim.......................................................cümleyi tamamlarken ilk zihninize gelenleri özgürce ifade edin, bir süre sonra fark edeceksiniz ki zaten bir insan varlığı olarak tahmin ettiğinizin ötesinde süper bir gücünüz zaten hali hazırda mevcut: yaratım gücü. Sizler herşeyi yaratma potansiyeline sahip eşsiz sonsuz ruhani varlıklarsınız, hatılıyorsunuz değil mi? :)

Şimdi çok değerli uğurlu örümceğin size bahşettiği süper niteliklere geri dönelim; mesela ağ örebiliyorsunuz, ve en anlamlısı yarattığınız her ağ bir hikaye anlatıyor, her an yaratmayı seçtiğiniz kaderinizin hikayesini, hıımmm sizin ki nasıl bir hikaye; tatlı mı, acı mı, ekşi mi yoksa birazcık tuzlu mu? Belki de her bir tadın ağzınızda dengeli dağılmayı seçtiği eşsiz bir taddır, kim bilir?
Her bir ördüğünüz ağ bir sembol yaratıyorsa, nasıl bir sembol yaratmayı seçersiniz? Haydi biraz gözünüzün önünde canlardırın eşsiz ağınız tüm evrene bir mesaj veriyor. Bu mesaj:/şu an varoluşumun hikayesinin ana mesajı:  .....................................................................................................



BÜYÜK BİR GÜÇ BERABERİNDE BÜYÜK BİR SORUMLULUK GETİRİR 

(Örümcek Adamın varoluş hikayesinin ana mesajı)

Örümcek adamın özgün yaratıcısı Stan Lee; ilk kez  örümcek formundaki süper kahramanını tanıttığında yapımcısından duyduğu ilk cümlenin: "örümcekleri kimse sevmez ki..." olduğunu biliyor musunuz?

Emek verdiğiniz, yaratıcı potansiyelinizin tezahüründe oluşturduğunuz herşeye öncelikle kendi yüreğiniz ile inandıktan sonra hayallerinizin gerçeğe dönüşmemesi için herhangi bir neden var oluşunu sürdüremez.
Örümcek Adam : Eve Dönüş filminde de aynı yaratıcısı Stan Lee gibi inandığı yolda her ne olursa olsun öz sesini dinleyerek ilerleyen genç, cesur, sebatkar ve bizlerin zihinlerine çok önemli mesajıları ilmek ilmek ören bir Peter Parker var karşımızda;   bizlere denemekten hiç çekinmemiz aynı zamanda hiç vazgeçmememiz gerekliliğini hatırlatıyor. Hiç risk alınmamış bir yaşam hiç yaşanmamış bir yaşamdır dercesine defalarca üstlendiği görevleri eline yüzüne bulaştırsa da herşeyi yoluna koyabileceği inancından bir zerre dahi kaybetmeden sürekli olarak yolda olan bir Örümcek Adam ile Eve Dönüş yolculuğumuza azim  ve cesaret yoldaşlarımız ile bereberce çıkıyoruz...

Her ne kadar filmdeki aksiyon sahneleri, Peter Parker ın yaşı, filmin yavaş akışı olumlu olmayan bir takım eleştiri kıskaçlarına takılmış olsa da önemli olan görünenin ardındaki görebilmektir, değil mi?
Filmin özündeki mesaj oldukça değerli:  Deneyimlerimiz bizi biz yapandır. Deneyimlerimiz yolu ile özümüzdeki sonsuz güç potansiyeli eşsiz sesini varoluşun melodisine dahil eder. Hiç iz olmayan bir yolda yolculuğa çıkmaya niyet ettiğimizde mutlak kabul ve teslimiyetin gücünden beslenir ve akışta var olarak sağlıklı olma = denge halini deneyimleyebiliriz.


EVE DÖNÜŞ

Bir eviniz var mı? 
Bu soru zihninizde ilk belirdiği an ne(ler) duyumsuyorsunuz? 
Belki de çoktan evet bir evim var kelimeleri birbiri ile ağ kurarak inceden inceye yayılıverdi dudaklarınızın arasından... belki de birden fazla eviniz olduğunu söylemekte zihniniz... :))

Halbuki her birimizin sadece 1 adet evi var, değil mi? O da: "öz" evimiz = kaynağımız...

Gerçekte ev neresi? Eviniz neresi? Ve hangi amaca hizmet ediyor?


Ev-rahim-sığınak-mağara: geçmişin geleceğe dönüştüğü zemin. Özgür eşsiz insan varlığının sonsuz potansiyelinin fiziksel olarak doğmasına destek sunan, özgün bir sanat eserinin doğumuna vesile olan alan ve zamandır. 

Hayat adını vermeyi seçtiğimiz; ölüm-doğum döngüsünde tezahür eden kendini hatırlama yolculuğunda eve geri dönüş için tek bir hamle gerekiyor o da; "keşfederek özü hatırlamak"...

Her birimiz "bir" olduğumuza göre mutlak "BİR"in farklı yansımaları olduğumuza göre belki de ilk adım bu yanılsamalar dünyasının idrakıdır, ne dersiniz? 

Herşey olmak, en iyisi olmak yerine sadece 
kendin olabilen kendini bulduğun an 
eve dönüş kapısı aralanıverir...

Doğduğumuz an; kim olduğumuzu, neden-niçin-nasıl Dünya adı verilen minik mavi güzel, ışık gezegenimizde beden almayı seçtiğimizi bildiğimiz andır. Yaş aldıkça bilinç boyutumuzun üzerine bir sis perdesi iniverir ağır ağır... Özellikle çocukluk çağlarımızda herşeyi yapabileceğimizi söyleriz, korkusuzca cesurca, "bana hiçbir şey olmaz" dercesine eylemlerimizi tezahür ettiririz.  Halen özümüzdeki güç ile temas halinde olduğumuzdandır, bu "içimizden, geldiği gibi" eylemde olma hallerimiz. Ergenlik çağlarımıza geldiğimizde halen özümüzdeki sonsuz güç ile temas halindeyizdir lakin artık şöyle bir söylem bir çoğumuzun zihnini esir almıştır: "en iyisi olmak", bize birincil dereceden bakım veren kişiler, akrabalarımız, arkadaşlarımız, sosyal çevremizdeki kişiler tarafından "en iyisi ol" söylem ağına yakalınıveririz, çok az kişi "sadece kendin ol" diyecektir. Ergenlik çağlarından yetişkin dönemine geldiğimizde çoktan kim olduğumuzu unutuvermişizdir, özümüzde gerçekleştirmemiz gerekenler yerine başka başka hiç gerçekleştirmemiz gerekenleri eyleme dönüştürdüğümüzde ise bir kaos yaratır sonra da "niye hep bunlar benim başıma geliyor?", "bir türlü istediğimi yapamıyorum!" vb. kelimelerinden oluşan cümle dizileri ile hayıflanır dururken hayatı da sevimli olmayan, keyifli olmayan bir sürece dönüştürürüz, sanki kendi hayatımız yerine bir başkası tarafından yaratılarak bizlere dayatılmış bir süreç gibi nitelendiririz hayat döngümüzü...

Her bir düşünce, her bir duygu, her bir duygulanım ile ilmek ilmek ördüğümüz, bizzat kendi özümüzü keşfetmek için yarattığımız biricik hayat sürecimizde;  olan ile var oluşun tüm zerreciklerini duyumsamayı seçmek yerine kendimizi kanıtlamak, kendimiz dışında herşey olabilmek adına muazzam bir mücadele veririz. Bizler bizim dışımızda var olan birşeye yönelik mücadele verdiğimizi zannetsek de asıl büyük mücadeleyi sadece kendi kendimize yönelik vermekteyizdir. Her birimizin bildiği üzere bir diğeri sadece bizi bize yansıtan bir aynadan ibarettir. Baktığımız her yerde gördüklerimiz; özümüzde var olan nitelikten başka hiçbirşey değildir. Gördüğümüz, tattığımız, kokladığımız, duyduğumuz, hissettiğimiz herşey sadece beynimizdeki algılardan ibarettir...

KOSTÜMSÜZ BİR "HİÇ" İSEN KOSTÜM SENİN HİÇ OLMAMALI


Bizlere kim olduğumuz sorulduğunda, kendimizi anlatırken genellikle ürettiğimiz yaptığımız alan ile ilgili bir diğer deyim ile mesleğimizi söyleyiveririz hemencecik. Ben mühendisim, ben müzisyenim, ben yoga eğitmeniyim, ben inşaat mühendisiyim, ben dolula yım, ben avukatım, ben doğum psikoloğuyum, ben mimarım.... Zamanın bir zerresinde muhakkak kendimizi bu şekilde nitelendirmeyi seçmişizdir. Ya da belki de anneyim, babayım, dedeyim, ablayım,amcayım, teyzeyim vb. diyerek kendimizi nitelendirmeyi seçiyoruzdur bir başka deyim ile yaşam sahnemizdeki rollerimiz ile... Roller ve üretmeyi seçtiklerimiz bizleri ne kadar tanımlayabilir? Ya bedenimiz-ırkımız-dinimiz-cinsiyetimiz-dilimiz-dinimiz....yeterli mi kim olduğumuzu tanımlamamız için?

Her birimizin üzerinde giymekten son derece keyif almakta olduğu birçok niteliğe sahip bir kostüm var, kimimiz bu kostümün tüm özelliklerini kullanabiliyor, kimimiz  henüz sınırlı özelliklerini kullanabilme yetisine muktedir... 

Görmek, dinlemek, duyumsamak, hissetmek, koklamak, tatmak gibi duyularımızın ötesi mevcut her birimizin özünde ve bu duyuları anlamlandırabilmek, yönlendirebilmek ve seçtiğimiz boyut ve formlarda  gerçekliği yaratmak her bir eşsiz insan varlıklarına bahşedilmiş varoluşsal bir armağan.
Peki siz nasıl kullanmayı seçiyorsunuz bu özel armağanınızı? Bu özel armağınızı etkin bir biçimde kullanmayı seçerek "Eve Dönüş" yolunu keşfediyor musunuz?




"Örümcek Adam: Eve Dönüş" filminde genç oyuncu Peter Parker bizlere eve dönüşümüzü sürekli olarak yolda olmayı başardığımız an gerçekleşebileceğini "kendine inancın" büyüsünü sindire sindire aktarıyor...

Dünya gezegenindeki iyi ve doğru olmayan herşeyi iyi, doğru, dürüst ve adil forma dönüştürmek. Haksız yere eyleme geçen herkesi olduğu yeri hatırlatmak; genç ve cesur Örümcek Adamımızın üstlendiği misyonlardan birkaçı sadece. Sorumlulukları büyük eş zamanlı olarak gücünün büyüklüğü gibi...

Sizler, Dünya gezegenin adil, mutlu, huzurlu, besleyen ve büyüten gücünün her bir varlığa ulaşabilmesi için ne gibi misyonlar üstlenmeyi ve bu misyonların gerekliliklerini nasıl yerine getirmeyi tercih ediyorsunuz?

Öncelikle yapabileceğinize inanıyor olmalısınız? İnancın ışığı eve dönüş yolunu ışıtır...
İnancın ardından cesaretle gelen ilk adım ancak bu ilk adıma muhakkak "cesaret" eşlik etmeli ki yüreğin ateşi körüklensin...
Ateş; dönüşümü gerçekleştireceği için eve dönüş yolunun zemininde muhakkak biraz teslimiyet olmalı: herşeyin olduğu gibi kabulü...
Kabulün gücü ile iradenin gücü işbirliği halde çalıştığında mutlak azmin güçlü adımları ile daima her koşulda yüreğinizdeki melodinin harikulade eşsiz senfonisi dinlemeyi seçtiğinizde; melodi ile eylemleriniz uyumun gücünü oluşturduğunda  eve ulaşabiliriz...






ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com

































9 Temmuz 2017 Pazar

ÖZGÜR YÜREK DORU

Trt Çocuk ekranlarının sevilen çizgi filmi Doru; özgür ve büyük yürekli hayranları ile şimdi beyaz perde de buluşuyor...


Haydi bakalım hazır mısınız? Dıgıdık dıgıdık dıgıdık....Doru nun Dünyasına doğru yola çıkıyoruzzz...Arkadaşlık, aile bağları, özgürlük, öz sevgi, cesaret, merak, ebeveyn tutumlarının temalarının ön plana çıktığı film özünde herşeyin nasıl da birşeye vesile olduğunu, yaşam serüvenimizde tesadüfe hiç yer olmadığının herşeyin birbirinin özünde anlam bulduğu bir döngüde var oluşumuzu her an yarattığımızı bizlere cesaret ve özgürlüğün naif dili ile en şık biçimde sevgiyle aktarıyor...

Önce biraz asaletin timsali can dostlarımız atların dünyasına göz atalım mı? sonrasında Doru nun serüvenindeki yolculuğumuza geçiş yapıyoruz...

Binlerce yıldır insanoğlu ile iç içe yan yana yaşayarak insanlığın gelişim sürecinin en önemli şahitleri olan atlar ; hızın -- özgürlüğün --güzelliğin ve asaletin simgesidir.

İlkçağlarda atlar; yaşam gücünü sembolize etmekte imişler.

Beyaz at; spiritüel aydınlanma ve mutluluk halinin timsalidir. 

Yunan mitolojisinde önemli yere sahip beyaz kanatlı atlar nam-ı değer; Pegasus : düşünce hızını ve maneviyatı sembolize etmekte olduğunu biliyor musunuz? 





Sebatın, kararlılığın semboliği bir at olsanız nasıl bir at olursunuz? 

Hızınızın gücünü nasıl eylemler ile tezahür ettirmeyi seçersiniz? 

Özgürlüğü; insanlara nasıl aktarmayı seçersiniz? 

Güzel doğağınızı nasıl tüm kainatla paylaşmayı tercih edersiniz?

Göz alıcı asaletiniz ile var oluşunuzun anlamlılığını, yaşam gücünüzü nasıl tezahür ettirirsiniz? 



"Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde uzak çok uzak diyarlarda Kara at adında kötü mü kötü kendini Dünya nın en hızlı atı sanan bir aygır yaşarmış. En sevdiği şey tüm küçük tayları zincire vuruyormuş..." insanlar diyarından anlattığı masallar ile Doru ve arkadaşlarının keyifli vakitler geçirmelerine vesile olan Çenebaz ın Doru nun yaşamının en anlamlı macerasına atılması için yüreğindeki cesaret alevini ateşlendireceğini kim bilebirlirdi ki?

Doru; Demirkır adındaki bilge sürü lideri önderliğindeki geniş ailesi ile yaşamını mutlu mesut geçirmekte iken; Demirkır bir baba edasıyla ileride Doru nun sürünün lideri olabilmesi için elinden geldiğince emek vermektedir.

Ancak, Demirkır sürüde insanlardan konuşulmasını yasaklamıştır. İnsanlar onların özgürlüğünü kısıtlayan bir engeli temsil etmektedir. Bu nedenle özgür doğada yüreklerindeki sevginin doğası gereği özgür bir şekilde yaşam güçlerini tezahür ettirebilmeleri için insanı hatırlatacak en ufak birşey sürüde gerçekleşmemelidir.

Lakin Çenebaz, bir zamanlar insanlar tarafından ehlileştirilmiş ve yetenekleri geliştirilerek bir yarış atına dönüştürülmüştür. Katıldığı yarışların birinde sakatlanan Hızlı Toynak ı (Çenebaz ın yarışlardaki adı) eski sahipleri özgür doğaya geri bırakmıştır. Çenebaz da Demirkır ın liderliğindeki sürüde yaşamını sürdürmeye devam etmektedir. 

Bir gün Doru, en yakın arkadaşları Alaca ve Karatay ile kendi aralarında bir hız yarışı gerçekleştirdikten hemen sonra Çenebaz ile biraraya gelirler ve ondan insanlar ile ilgili anılarını paylaşmalarını isterler çünkü merak etmektedirler ki Demirkır neden insanlara yönelik bu kadar olumsuz duygular beslemektedir? Çenebaz a göre insanlar son derece dost canlısı, yardımsever varlıklardır. 

YASAKLAR---ENGELLER :: BÜYÜMENİN TOHUMDA VAR OLAN ÖZLERİ

Merak, eylemleri tezahür ettiren en önemli motivatör duygu durumlarından birisidir. Birçok zaman nedenlerini izah etmeden kurallar ve yasaklar koyduğumuzda; karşımızdaki birey konulan yasak ve kuralın ötesini görmek için merakla eylem gerçekleştirir. Tıpkı Demirkır ın insanlar ile ilgili koyduğu yasaklar sürünün genç taylarının bu konunun özündeki nedenini bilme yönünde iştahlarını kabartması gibi. Özellikle 3-6 yaş arasındaki genç yürekleri,  bazı yaş olarak büyük bakım verenleri; yararlı ve güvenli olmayandan korumak amaçlı koyduğu ve nedenini nasılını izah etmediği yasaklar belki de onların büyümesine vesile olacak yaşam deneyimlerini özünde saklıyordur? 

Yaşam sürecimizde mevcut yaşam deneyimlerinde bizlerden yaş olarak büyük kişiler bazen yaşamımızın dümenini kontrol ettikeleri sanı ile eylemler gerçekleştirebilir ve kendi korku, kaygı, endişe gibi hissiyatlarını bizlere yansıtarak kendilerinin güvende olma halini besleyebilirler. Lakin bizler her ne kadar plan yaparsak yapalım; yaşamın bizler için planı daima açık ve nettir. Bazen bu yaşam planını izah ederken acı, üzüntü, hayal kırıklığı gibi duygu durumlarını sıkça deneyimlettirir ki, gerçekte kim olduğumuzu, ne kadar güçlü ve muazzam derecede eşsiz mucizevi bir varlık olduğumuzu hatırlayalım diye... Acı verir ki; hayatı, kendimizi, varoluşumu sorgulayalım diye...
                         
                  Her anın bir amacı, anlattığı bir hikayesi ve hatırlattığı güzellikler vardır...


Doru; Çenebaz ın anlattığı hikayede en çok merak ettiği kişi; babasına ilişkin   bir iz yakalar ve bu izi takip ederek annesine babasının ismini sorar, annesinden aldığı yanıtla, biraz öfke biraz hayal kırıklığı biraz heyecan duygu durumlarının harmanladığı buharın içerisinde kendini bulmaya çalışan  Doru, bir anda kim olmak istediğine karar verir ve Demirkır ın gözlerinin taa derinine  bakarak; "bir gün babam gibi ünlü bir at olmak istiyorum ben, sürünün lideri olmak istemiyorum."kelimeleri öz güven ile dökülüverir dudaklarından...Bunun üzerine Demirkır  ın " sen de paçalı bir atsın yeryüzünün en hızlı atı da olsan insanların gözünde asla değerli olamayacaksın bu boş hayalleri bırak." cümlesi Doru nun yüreğindeki ateşi körükler ve hayallerini gerçekleştirmek niyeti ile 
dört nala koşmaya başlar... Demrikır ın yasak koyduğu bölgeye doğru dört nala koşarken hiçbir şey planlamadan, cesaretin gücü ve odaklandığı tek birşey vardır zihninde ve yüreğinde; özgür olmak...

ÖZGÜRLÜK YÜREĞİN GÜCÜDÜR

Özümüzün  ikametgah merkezi; yüreğimizi dinleyerek kendimize yaklaştığımız kadar özgür olabiliriz. Çoğu zaman dış uyaranların renkli dünyasında kendimizi kaybeder ne kadar çok şeye/maddeye sahip olursak ya da iktidar makamında yer alırsak, lider olursak, en başarılı olursak, çok para kazanırsak, istediğimiz herşeyi yaptıracak güce sahip olursak.... özgür olabileceğimiz yanılgısının sisli bir perde ile zihnimizi örtmesine izin veririz. Halbuki bedenimize bile sahip değil iken özgürlüğe sahip olabilecekmiş olmamızı zannetmemiz harikulade bir ironi değil mi? 
Özgürlük; zihnin sınırlarının aşıldığı an deneyimlenebilir. Bu da kendimizi ne kadar çok keşfetmeye yöneldiğimiz ile doğru orantılıdır. Kendimizi keşfettiğimiz an tüm kainatın bilgisi de bizlere açılır dolayısı ile mutlak özgürlük deneyimlenebilir. 

SUÇ KİMDE? "SUÇ" LU ARAMAK YERİNE "YANLIŞ" OLARAK NİTELENDİRİLEN EYLEMİN ARDINDAKİ MESAJI ARAMAK...

Doru nun sürünün sahasının dışına çıkması ile Seyis kardeşler tarafından at sürüsünün yeri de keşfedilmiş olur ve Doru kendisini suçlamaya başlar; keşke Demirkır ı dinleseydim bunlar hiç olmazdı diye kendi kendine hayıflanmakta iken eş zamanlı olarak Demirkır da kendi kendine: "sürüye yasaklar ve kurallar getirmek yerine herşeyi anlatsa idim bunlar yaşanmazdı." diyerek kendine kızmak ile meşguldur. Peki gerçek şuç kime ait? Kendi kendini suçlayan herkese değil mi? "yanlış" olarak nitelendirdiğimiz herşey "doğru"ya atılan bir adım olabilir mi? Kesinlikle "evett"! 

Söylenen, anlatılan, dikte edilen nasihatlardan öğrenmek yerine, 
birebir tüm hücrelerimiz ile deneyimlediklerimizden hatırlarız...


Doru ve Karatay, sürünün yerini keşfeden seyis ikiz kardeşlerin uzattığı havuçlara kendilerini masumca teslim ederlerken, nereden bileceklerdi ki o havuçların Doru nun babasına kavuşması için atılan ilk adımlar olduğunu...

Bu ilk adımları takiben; Doru, Karatay ve Doru nun annesinin yeniden özgür doğalarına geri
döenbilmek  için verdikleri inancın emeklerini izliyoruz burada aydınlanan en önemli husus: gerçek dostuluğun, öz arkadaşlığın öz niteliklerinin sıcacık bir biçimde aktarılması. Karatay hiçbir nedeni olmamasına rağmen sadece Doru ya olan sevgisinden, saygısından ve en önemlisi inancından dolayı onun peşi sıra giderek özgürlüğünden vazgeçme cesareti gösterir; gerçek dostluk da bu değil midir?








İkiz seyis kardeşler tarafından çiftleğe kapatılan Doru ve Karatay inançlarını daima taptaze tuttukları an çiftlikte yaşamakta olan diğer hayvan kardeşler tarafından da sevgiyle desteklenirler.

Bizler inanç ile tüm odağımızı bir amaca yöneltirsek ve bu amacın çok önemli bir nedeni var ise tüm evren bizim ile sevgiyle işbirliği yapmaya hazır değil midir?

En karanlık, en umutsuz hissedebilecekleri an larda dahi Doru ve Karatay her an çiftlikten nasıl ayrılabileceklerini düşünmeye kendilerini odaklamasalar idi çiftlikten nasıl yeniden özgür doğalarına kavuşabilirerdi? Nitekim birkaç denemede başarılı olamasalar dahi Doru nun annesinin de ikiz seyis kardeşler tarafından yakalanması ile tam çiftlikten özgürleşmişken yeniden geri dönmeleri sevginin gücünün muazzam biçimde gözler önüne sermekte...

Doru nun : "ben Bozkırın oğluyum herşeyi yapabilirim, özgürlük herkesin hakkı" diyerek boyundan yüksekçe tellerin ardına doğru cesaretle atlaması ve bir anda karşısında babasını görmesi... 
"Engel", olarak nitelendirdiğimiz herşeyin ardında bizleri muhteşem güzellikte bir armağan beklediğini ne de güzel aktarıyor mutlaka bu sahneye bilinçli bir farkındalıkla göz atmalısınız...

Belkide  engel =gelen olarak değerlendirmek daha etkin olabilir mi? 
Acaba şimdi gelen ne? 
Her "zorluk" dediğimiz süreçler bizi daha da güçlendiriyor aslında 
sevginin gücünü idrak etmemize vesile olmuyor mu? 

Doru, deneyimleyerek insanların aslında özlerinde çok iyi varlıklar olduğunu ancak insanların aşırı ilgi ve sevgisinin atların özgürlüğünü yitirmesine sebep olduğu kanatine varıyor. 
Yaşayarak, görerek, dokunarak, hissederek, anlamlandırıyor ve en özel ödülüne de kavuşuyor yıllardır çok merak ettiği babasına...
Ve yaşamına kattığı yepyeni deneyimlerin lezzeti ile varoluşsal döngüsüne devam ediyor...
Bir hikaye,  bir söz nelere vesile olabiliyor, değil mi?

Haydi bakalım, merakınızın izini sürmek için kaç bedene daha ihtiyacınız var?  
Şu an bu hikaye ile başlamak için bundan daha iyi ne olabilir? 

*"Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır." 
                                                                                                             Kızılderili Atasözü






ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com