14 Mart 2013 Perşembe

'ÖZ' ÜMÜZDEN MESAJ VAR :))




       Kendi özümüzle iletişimimiz ve diğer enerjiler ile oluşturduğumuz iletişim ağlarına şimdi ve burada birazcık sohbet edelim istiyorum, ne dersiniz?
        21. yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan süreçte insanlar birbirlerini nasıl daha iyi anlayabilecekleri üzerine oldukça kafa yordular, nitekim teknoloji alanında olumlu verimli gelişimler oluştu. Ve aynı zamanda ruhsal boyuttaki rahatsızlıklarda dramatik bir şekilde artış meydana geldi. Neden?  
İnsan ismi verilen canlı yaşamda dört varoluş boyutunu oluşturmaktadır: Düşünce-Duygu-Beden(fizyoloji)-Tinsel(ruhsal). Gelişen ve modernleşen teknoloji; insan ırkının düşünce boyutunda kendisini diğer boyutlara göre daha fazla var etmesini zorunlu hale getirdi. Duygular mekanikleşti hatta kimse duygusunu  açıkça, özgürce ifade edemez hale geldi. Bedenimizin belden yukarısını daha çok kullanır olduk; bilgisayar başında bir tık-arkadaşın karşında hem de görüntülü konuş konuşabildiğin kadar; karnın mı acıktı, bir tık- yemek kapında; alışveriş mi yapacaksın, bir tık sanal mağazadan istediğini alabiliyorsun, tık tık çağı başladı anlayacağınız J

       Ruh mu? O da ne canım var işte bir ruh hapsettim bedenime, otursun oturduğu yerde. Sonuç mu? Biyolojik robot ırkı olmak üzere hızla ilerlerken, uyanış yavaş yavaş hissedilmeye başlandı ve uyanış hızla devam ediyor…

Fizyolojik ve psikolojik açıdan sağlıklı olabilmemiz için; duygularımızın-düşüncelerimizin-davranışlarımızın bir olarak dengede birbiri ile uyum içinde olması gerekir. Tüm ruhsal ve fizyolojik rahatsızlıkların temelini insanlığın varoluş boyutlarında meydana gelen dengesizlik oluşturmaktadır.

Danışanlarımdan en çok duyduğum cümlelerden bazıları: ‘hiç kimse beni anlamıyor’, ‘zaten beni neden dinlesinler ki?’, ‘nereye ait olduğumu bilmiyorum’, ‘kaybolmuş gibi hissediyorum’, ‘artık insanları anlayamıyorum’. Sizlerin de benzer düşünceleri var mı? Duyalım: __________________________________________________________________.

     Yukarıdaki tüm bu düşünce odaklı cümlelerin bir ortak noktası var, buldunuz mu? Paylaşın lütfen:_____________________________________________________________________.
Ortak ses: ‘O kadar fazla anlamadığım ve tanımadığım enerjilere sahibim ki, kendi duygumu, düşüncemi bilmiyorum, tanımıyorum.’

      Bilmediğimiz, tanımadığımız ihtiyaçlarımızı genellikle yansıtma yaparak ifade ederiz, yani şu benzeri cümleler ile:  ‘senin yüzünden oldu’, ‘tüm bu yaşadıklarım senin yüzünden’, ‘hayatımı mahvettin!’. Halbuki demek istediğimiz şudur: ‘şu anda yaşamakta olduğum her şey kendi tercihlerimin ve bu tercihler doğrultusundaki davranışlarımın bir sonucudur.’

       Evrendeki hiçbir enerji, bir başka enerjiyi iradesi dışında etkileyemez, değiştiremez, dönüştüremez. Eğer siz izin verir, sınırlarınızı daha geçirgen hale getirirseniz etkileşimde bulunabilirsiniz. Şu ana kadar yaşamakta olduğunuz ve halen yaşamakta olduğunuz her şey sizlerin tercihleri sonucu oluşmuştur. Peki bu tercihlerimiz nereden geliyor? Neden en sevdiğim renk mavi? Neden sütlü tatlıları, şerbetli tatlılardan daha fazla seviyorum? Neden fantastik türdeki filmleri komedi filmlerine tercih ediyorum? Ya da bugüne kadar hiç uçağa binmemiş bir kişi neden uçmaktan korkar? Bu davranış seçimlerinin temeli neye ya da nereye dayanıyor? Hiç düşündünüz mü?
______________________________________________________________________________________________________________________________________________________.

           Kişinin; duygu, düşünce ve fizyolojik reaksiyonları henüz bebeklik ve ilk çocukluk çağında öğrenilir ve o zaman çocuk için haklı nedenleri vardır. Bebek, temel yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesi yönünde kendisine bakım veren kişiye bağımlıdır. Bu nedenle hayatta kalabilmek için, bakım veren kişinin onay verdiği davranışları pekiştirir, diğerlerini ise bir süreliğine rafa kaldırır. Ta kii yetişkin yaşamında bir engellenmişlik duygusu yaşayıncaya dek. Bu bağlamda, kişi iki kez dünyaya gelir. Birinci doğum; fizyolojik olarak biyolojik ebeveynleriniz tarafından meydana gelen doğum. İkinci doğum ise; psikolojik olarak kişinin özgür iradesi ile kendi kendisini dünyaya getirdiği ve bugüne kadar ışık tutulmamış potansiyeli ile buluşmasına vesile olan doğum.

Şimdi psikolojik doğumunuzu gerçekleştirmeye hazır mısınız?  ________________________

Einstein ın dediği gibi; ‘Problemi, problemin ortaya çıktığı kapta çözmeye çalışmayın, kabı değiştirin’'.

         Yaşamımızda dümdüz bir yolda yürümüyoruz, hayatın yolunda başlangıç ve bitiş noktaları tek bir doğrusal çizgi olarak değil, dairesel olarak düzenlenmiştir. Her birimiz başlangıca dönmeyi arzularız. Başlangıç ne ise son da o olacaktır. Kendim ve dünya hakkında bildiklerim, bilmediklerim ve bilmediğimi bilmediğim olgular vardır. Her yeni psikolojik doğumla birlikte; dönüşümler oluşur. Dönüşümleri farkındalık gözlüğü ile takip edebilmemiz için ihtiyaçlarımızın sesine kulak verelim. Şimdi ve burada ihtiyaçlarınıza kulak verin, nasıl mı yapacaksınız? Ne yaptığınıza bakın yani eylemlerinize. Eylemleriniz ne ise en çok enerji yüklü ihtiyacınız da o dur. Nasıl bulabildiniz mi? 

                                                                                                             Sevgi ve ışıkla olun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder