#2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2020 Pazar

"İNSAN"LIĞIN DOĞUMU




Şu an bu satırları okumaya başlamışken derin tam bir nefes alın, burun deliklerinizden burun kanalınıza ve bronşlarınıza doğru ilerleyen havanın izini sürün ve temasını gözlemleyin, ciğerlerinize dolan ve boşalan havayı hissetmeyi araştırın bir süre tüm odağınızı nazikçe nefesinize yöneltin ve şimdi tanışalım mı? Kendinizi bana tanıtınır mısınız, lütfen ? Biraz kendinizden bahsedin.

Siz gerçekte kimsiniz?

Bir topluluğa girdiğinizde kendinizi nasıl tanıtmayı seçersiniz? 
Genellikle insanlar, şu zamanın kalitesinde kendilerini; meslekleri ya da üstlenmeyi seçtikleri sosyal rolleri ile (anne-baba-kardeş vb.) beğenileri, aldıkları eğitimler, gittikleri okullar ile tanımlamayı seçmektedirler ki; kendinizi nasıl tanımlamayı seçtiğiniz bilinç boyutunuz hakkında derin bir bilgi sunmaktadır.  Kendinizi ne ile tanımlıyor iseniz bu zihninizin özdeşleştiği ve tutunduğu farkındalık boyutuna işaret eder.

“İNSAN”OLMAYI DENEYİMLEMEK 

İnsan; doğum-ölüm döngüsünde sevgi (sonsuzluk) enerjisini Dünya gezegeninde var etmek üzere bir bedenin sınırı içerisinde Tanrı’yı/Allah’ı/Yaratıcıyı/Büyük Enerjiyi deneyimlemeyi seçmiş ölümsüz bir varlıktır. 
İnsan varlığı; ölümü deneyimler,  ölüm yeni bir doğumdur. Burada net olunması gereken husus; sadece bedenin bırakıldığı gerçeğidir
Ölüm süreci yeni bir zaman ve mekan boyutuna geçiştir dolayısı ile beden ölmez sadece vakti geldiğinde artık işlevselliğini yitirdiğinde bırakılır. 
Siz, bedeniniz değilsiniz. 
Ölümün bilinmezliği insan varlıklarını ürkütse de, beden hafızaları ölüm deneyimini çok iyi bilmektedir. Mühim olan bu bilgi hazinesini açmak ve hatırlamaktır. Rahimden çıkış, Dünya gezegenindeki ilk soluğunuz da bir ölüm anıdır. Rahimdeki yaşam süreciniz sonlanır, farklı bir realitedeki süreciniz başlar. Bu açıdan yaklaşıldığında, ölüm yeni bir başlangıçtır.

“Hayat/Yaşam; ölüm-doğum döngüsünde tezahür eden, 
‘kendini hatırlama’ yolculuğudur…”

HAYATI OLDUĞU GİBİ KABULLENMEK

İlk soluğumuzda, eşsiz enerjimiz ile Dünya gezegeninde neyi, nasıl tezahür ettireceğimizi çok iyi biliyorduk ancak bize “güven” ve “koşulsuz sevgi” sunan bireylerin bizleri yetiştirme biçimleri ve çevresel uyaranlar nedeni ile kendimizin öz ışığından uzaklaştık ve yaşam gemimizin dümenini; “başarı elde etmek, hayranlık kazanmak , maddi kazanç, lüks bir ev, araba sahibi olma, iyi bir meslekte çalışma, vb.” gerçek olmayan hedeflere yöneltmeyi seçtik. Ve bu seçimlerimiz zamanımızın kısıtlı olduğu algısını besledi, bu beslenme biçimi sayesinde zihinsel düzlemde obez bireylere dönüşmemize vesile oldu (zihinsel bedende ne tezahür eder ise fizyolojik bedene de o yansır). Zihinsel hareketlerimizin kısıtlanması ile belirli sınırlar dahilinde sürekli aynı şeyleri tezahür ettiren robotlara dönüşürken giderek hislerimizden daha da uzaklaşarak üzerinde yaşadığımız canlıyı/öz evimizi  (Dünya gezegeni) hiçe sayan bireyler olarak aşırıya gidiyorduk sürekli sarı ışıklar yansa da ve “yavaşla” mesajları iletilse de kulaklar, gözler adeta mühürlenmişti. 
Artık tamamen “durma” zamanı yaklaşıyordu ve nihayet kırmızı ışık yandı!
Şimdi, sınırları yeniden inşa etme zamanıdır.
Zamanın sonsuz olduğunu deneyimliyorsunuz, zamanı sınırlı hale dönüştüren zihninizdir. Mevcut bedeninizin sınırlı bir zamanı vardır ki bu da nefes alış-veriş sayısı ile belirlidir. Sizin yani “insan”ın zaman deneyimi ise sonsuzdur. 

Gerçekte neye ihtiyacınız olduğu gerçeği ile de yüzleşmektesiniz, sahi gerçekte en çok neye gereksinimiz olduğunu keşfettiniz mi?

NEFES
Nefesin ritimsel döngüsü zemininde köklenen:  
“Koşulsuz sevgi ve öz-e-güven”

Varoluşsal tehdide yönelik ilk tepkiniz; gıda maddelerini stoklamak oldu çünkü yemek yeme ile “güven” hissiyatı arasında derin bir bağ vardır. Biliçdışınız sonsuza değin var olacağını biliyor!
Şimdi nasıl yemek yemeyi seçtiğinizi, nasıl uyuduğunuzu, kimlerle nasıl bağlar kurduğunuzu keşfetme ve yeniden “öz”ünüzle bağ kurma zamanı. Bir başka deyim ile “Öz”e doğma vakti!
Bugüne değin nasıl beslendiğinizi ve nasıl beslediğinizi seçtiğinizin ve bu seçimlerin sonuçlarını gerçekçi bir biçmde mercek altına zamanı!

SOSYAL İLETİŞİMDEN ZİHİNSEL İLETİŞİME GEÇİŞ

Farz edelim ki; “internet” de yok. O vakit, gerçekten yürekten yüreğe derin bir sevgi bağı deneyimlediğiniz insanlar ile nasıl iletişim kurmayı seçersiniz?
Fizyolojik boyuttaki temas sınırlarında bir engel var ise, başka bir boyutta farklı bir kanal açılmış olabilir mi, acaba? 
Tabi ki evet! Lütfen bu süreçte düşüncelerinizi gözlemleyin, düşüncenin gücünü keşfedin! 
Her bir düşünceniz ile yaşamınızı nasıl da yaratıyorsunuz? Farkında olun, düşünceleriniz canlı enerjiler ve iyi haber; düşüncelerinizin kontrolü size ait. 
Nasıl bir Dünya da var olmaya gereksinim duyduğunuzu hissedin bunun için biraz durmaya ve deneyime alan açmaya ihtiyacınız var. Sonrasında hissettiklerinizi, zihin tuvalinizde düşüncelerin eşsiz güçlü parlak renkleri ile bu Dünya yı resmedin!

Her birimizin bir zeminde birleştiği nihai tek bir hedefi var, o da : 
“Bütünüyle kendimiz olmak, öz eşsiz ışığımızı yansıtmak.”

Şimdi yazının başında kendinizi tanıtırken kullandığınız kelimeleri gözden geçirin ve şu sorunun yanıtını zihinsel gardırobunuzda aramayı araştrın: 
“Sizi özel, eşsiz ve değerli kılan nedir?”



DOĞUM ZAMANI 


Şu an doğum kanalındayız, ve adım adım ilerliyoruz… Her doğum eşsiz bir deneyimdir. Doğmaya ilerleyen canlı ve rahim neyi nasıl yapacaklarını çok iyi biliyorlar, bu nedenle kendiniz olmayı seçin. Gerçekleştirmeniz gereken tek şey:  varoluşsal gücünüze güvenerek teslim olmak. Güvene gereksiniminiz var ancak dışarıda “tehlike” algılıyorsunuz bu da sizi bu Dünya gezegenine ait olmayan bir duygu durumunu deneyimlemenize vesile oluyor : “korku”. Kendinizi sevgiye açın, şu an tehlike olarak algıladığınız şey; kendi öz varlığınız olduğunun, farkına varın! Artık ölmeniz ve yeniden doğmanız gerekiyor; bugüne değin geliştirdiğiniz tüm inanç kalıplarından, yargılardan, alışkanlıklardan, rutinlerden özgürleşme zamanı. Tıpkı nefesin döngüsü gibi; nefes aldınız ve doğduğunuz, nefes verdiniz ve öldünüz, nefes aldığınız an ile nefes vermeye doğru gittiğiniz süreçte kısa bir mola var aynı şekilde nefesinizi verdiğiniz an ile tekrar nefes almaya yöneldiğiniz süreçte kısa bir mola var, bunu hissedin. İşte bu kısa molalar “yaşam/hayat”ın ta kendisi! 

Günde yaklaşık 23.000 kez nefes alıp-veriyorsunuz. Bir günün içerisinde ne kadar çok doğup ölüyorsunuz değil mi? 
Her nefes verişte işlevsel olmayan havayı (karbondioksit) dışarı verirsiniz, şimdi işlevsel olmayan zihinsel kalıpları bırakma zamanı! Çünkü deneyimlediğiniz “korku” duygulanımının mesajı : “zihinsel bedeninizin işlevsel olmayan düşünce kalıplarına ve inançlara yönelik bilinçdışınızın bir mesajıdır.” 
Mesajı aldınız ve okudunuz şimdi değişik bir tepki verme zamanı! Günlük rutinlerinizde gerçekleştireceğiniz minik değişimler (birşeyi farklı yapmak), dönüşümü (var olan niteliklerinizi/ özelliklerinizi bütünüyle görebilmektir) gerçekleştirir. 

HAKİKATİNİ İFADE ET!

“Ne yapmalıyız?” Bu soru şu anın kalitesinde işlevselliğini yitirmiştir. Bu soruyu şu şekilde yeniden yapılandıralım: Birşey yapmamanın özgürlüğünü deneyimlemeye ne dersiniz? 
“Yapmak” dan “Olma” makamına doğru yol almayı deneyimlemeyi seçelim mi? 

Kriz, kaos, ortamında, panik havası dalga dalga yayılırken heybetli, güçlü bir ağaç gibi ne kadar merkezinizde kalabiliyorsunuz?
 Bu gerçekliğiniz ile kurduğunuz bağın niteliği ile doğru orantılı olarak değişkenlik gösterecektir. Daima hatırlayın;  engel ne kadar büyük ise gelen dönüşüm  bir o kadar ışıltılı gerçekleşiyor ve kaos var olmakta ise, sahnenin diğer yarısında muazzam bir düzen inşa edilmektedir. Öyle ise bu zamanı; hayatın ve kendi anlamınızı ve değerinizi değerlendirmek ve yeniden keşfetmek üzere değerlendirmek sizin seçiminizdir. 

İlk soluk; ilk bağımsızlığa eşlik eden “güven” duygusu ve bu iki temel mekanizma arasındaki “denge” yaşam/hayat adını verdiğiniz oyunun zeminini oluşturuyor.
Bu zemin yeniden inşa edilirken, “olma” makamında varoluşu deneyimlemek için:

            
              1. BAĞ OLUN

Önce kendiniz ile nasıl temas ettiğinizi gözlemleyin, kendinizi seviyor musunuz? Peki bu sevgiyi nasıl ifade etmeyi seçiyorsunuz? 
Her gün nasıl uyanıyorsunuz, göz kapaklarınız dış dünyaya nasıl aralanıyor? Güne başlarken ilk kelimeniz ne oluyor? Bedeninizde günün ilk dakikaları nasıl hissiyatlar deneyimliyorsunuz? Ve gün boyunca odağınız neleri  nasıl takip etmeyi seçiyor? Neleri dinlemeyi, neleri izlemeyi, neleri okumayı, kendinize ve diğerlerine nasıl dokunmayı seçiyorsunuz? Bu seçimlerinize bedeniniz nasıl yanıtlar oluşturuyor? Tüm bu sorularının yanıtlarını araştırmak üzere kendinizi keşfetmeye niyet edin, böylelikle kendi gerçekliğiniz ile bağınızı kuvvetlendirebilirsiniz.
Evinizde özel bir alan oluşturun ve her gün bu alanda beş dakika  (her gün bu süreyi iki dakika arttrımayı seçebilirsiniz) meditasyon uygulamayı yaşamınızın bir parçası haline getirin. 

2.NASIL NEFES ALDIĞINIZIN FARKINDA OLUN

Oksijen, en değerli besin kaynağımızdır. Sığ bir solunum, bedene oksijen alınımını kısıtlar dolayısı ile stress hormonlarının salınımında artış olur, bu da kaygılı ve gergin hissetmenize sebebiyet verir bu nedenle solunumunuzu gözlemleyin, nefes teknikleri uygulayın bu sayede derin ve yavaş nefes ritmi ile yeniden uyumlanmayı araştırın.
Hatırlayın ki; nasıl nefes alıp verdiğiniz, yaşamınızın ritmi ile sıkı bir ilişki içerisindedir. 
Nefes ritminizde gerçekleştireceğiniz minik bir değişim, yaşam ile olan ilişkinizde dönüşüme vesile olur. 

3.  KENDİNİZ OLUN

Zihninizde herhangi birşeyin nasıl yapılması gerektiğine dair bir talimat metni var, şimdi o talimat metinlerinden özgürleşme zamanı! Birşeyi tezahür ettirmenin binbir yolu, metodu, tekniği var. Mükemmel olduğunuz iki an vardır; biri ölüm diğeri doğum anıdır. Arada kalan süreç hep dengeyi sağlamak üzerine emek vermek ile sınanır. Bu nedenle her an herşeyi,  anın koşulları içerisinde en iyi şekilde tezahür ettirdiğinize emin olun! Kendinizi takdir edin. Bugüne değin gerçekleştirdiğiniz her eylemin büyük birer başarı olduğunu görün ve elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı kabullenerek kendinize gün içerisinde sık sık sarılın ve kendinizi ödüllendirin. 

4.  OLUMLU OLMAYI SEÇMEK

Olumlu yaşam deneyimleri, olumsuz yaşam deneyimleri ile dengelenir. Bu süreçte olumsuz yaşam deneyimlerine olumlu duygulanımlar ile yanıt vermeyi seçmek sizin özgür iradenizin ışığındadır. 
Bugünden başlayarak her canlının özündeki yaratıcı ışığa odaklanmaya başlayın ve ona güzel bir kelime söylemeyi bir alışkanlığa dönüştürün. 

5. SAMİMİ BİR DOST OLUN

Önce kendiniz ile samimi bir dost olmayı deneyimleyin. Sonrasında sevdiğiniz kişileri can kulağı ile dinlemeyi tercih edeceğiniz zamanlar ve alanlar oluşturun. Biraraya geldiğinizde, sözleriniz kalbinizden akmadığı sürece, dudaklarınızın arasından da çıkmamasına özen gösterin, bu süreci özellikle gözlemleyin!

6.  SAYGILI OLUN

Hatalarınıza nasıl yaklaştığınızı gözlemleyin. Her canlı varlık hatalı davranışlar sergileme özgürlüğüne sahiptir. Bu hatalı davranışlara yönelik nasıl eylemler tezahür ettirdiğinizin farkında olun! Hatalı davranışın özünde yer alan hatırlamanız gerekenlere odağınızı yöneltin. Bu davranışal kalıbın hatırlatmak/anlatmak istediği nedir? 
Her zaman ne kadar özel olduğunuzun ve diğer tüm canlı varlıkların çok özel olduklarını hatırlayarak, saygınızı ifade etme özgürlüğünüzü kullanın.

7. “AN” da OLUN

Geçmiş ve gelecek şu anda deneyimleniyor. Tüm duyularınızı şu anın realitesine açılmaya davet edin bunu gerçekleştirmenin en kısa yolu; odağı/konsantrayonu nefes ritmine yönlendirmektir. Her ne yaşanmış ise öyle olması gerekiyordu ve yaşanacaklar da belli, tümü sizin seçiminiz! Bunun bilincinde olun, güvenin ve cesaretle yolunuzda ilerlemeyi seçin.
Birşeyler kaçırdığınızı, ya da bir olayın farklı bir şekilde tezahür edebileceğini düşünmek zamanınızı boş yere heba etmenize vesile olur. Seçimler çoktan yapıldı, size bir sır vereyim; gelecek oldukça parlak görünüyor! Canınızın/kalbinizin ritmi ile ilerlemeyi seçin!

8. SADIK OLUN

Kendi değerlerinizin bilincinde olun. Dünya siyah-beyaz bir döngüde ilerlemiyor. Sıklıkla belirsizlikle karşı karşıya kalabilirsiniz. Belirsizliğe net yanıtlar verebilmek, kendinizi ne kadar tanıdığınız ile doğru orantılıdır! Kendi kalbinizin ritmine kulak vermeye ne kadar sadık iseniz, kim olduğunuzu biliyorsunuzdur dolayısı ile bilinmezlik ve belirsizlik anlarını kendinize bir adım daha yaklaşmak adına bir fırsat olarak rahatlıkla değerlendirebilirsiniz. Duygusal esnekliğinizi arttırmak adına, farklı kültürden insanları yaşam zemininize katmayı denemeyi seçebilirsiniz, böylelikle bugüne değin oluşturduğunuz değer bilincinizi daha rahat görme adına uygun bir zemin oluşturursunuz.

9. SAĞLIKLI OLUN

Sağlık; fizyolojik, zihinsel ve tinsel beden katmanları arasındaki uyum ve ahengin sağlanmasıdır. Günlük rutinlerinizi öz ihtiyaçlarınız doğrultsunda yeniden yapılandırın. Fizyolojik bedenin sağlıklı yaş alabilmesi için bedenden toksinlerin atılması büyük önem arz etmektedir. Benzer biçimde zihinsel ve tinsel beden katmanlarınız da toksin üretirler, eğer farkına varmaz iseniz “hastalık” dediğiniz “dengede olmama hali” ile fizyolojik bedeninizde kendilerini gösterirler. Bu nedenle zihinsel ve ruhsal/tinsel bedenleriniz üzerine de bilinçli olarak çalışmanız sağlıklı olma halinizi destekleyecektir. Şimdi “yoga” uygulamaya başlamak için çok verimli bir zaman döngüsünden geçmekteyiz. Yoga nın kelime anlamı “birlik” tir. Şimdi “ben” den “biz”e dönüşme ve kaynakla “bir” olmayı deneyimleme zamanıdır, hazır mısınız? 

10. ...................................................

   Onuncu maddeyi, sizlere bırakıyorum. “Ol”ma deneyiminizi açığa çıkaracak nasıl bir deneyime ihtiyacınız olduğunu duyumsuyorsunuz? Haydi buraya ekleyin, bana da e-mail yolu ile yazarak paylaşmayı seçebilirsiniz.




İyi ki varım, İyi ki varsın, İyi ki varız!

Işık Olsun
Özge Genlik 

30 Aralık 2019 Pazartesi

SEN ÇOK ÖZEL BİR ARMAĞANSIN...





Havadaki sihir kokusunu duyumsuyor musunuz? Yeni bir döngüye geçişe adım atmak üzere iken, zihninizde, bedeninizde, duygusal dünyanızda ne(ler) deneyimliyor ve hissediyorsunuz? 

Sokaklar ışıl ışıl süslenirken, yılbaşı ağaçları sımsıcacık yuvaların baş köşesini yeni umutlar ile aydınlatırken... Sevdiklerimize, değer verdiklerimize de hediye/armağan seçtiğimiz bir zaman sürecinden geçtik şimdi yeni bir 365 günü kucaklamak üzere açtık kollarımızı şefkatle...

Peki ya kendimize nasıl bir armağan vermeyi seçiyoruz bu yıl? Yaşam döngümüzde en çok sevdiğimiz varlık olan kendimize, nasıl bir armağan seçtik ya da belki bugün seçeceğiz!

Mesela yüreğimizin en derinliklerinde sesiz kara kuytu bir köşede saklanmış biricik sihrimizi keşfetmek üzere, öz benliğimizi ışımak, öz sevginin gücünü uyandırmak adına emek vermeyi seçerek, niyet ederek  kendi dönüşümümüzü gerçekleştirmek üzere yolda olmaya kendimizi adamak,  belki de bu yıl için kendimiz adına seçebileceğimiz en anlamlı ve özel hediye olabilir, ne dersiniz?

Yeni bir yıl, eş zamanlı olarak yepyeni mis gibi taptaze eşsiz umutlar ile bezenmiş bir döngü ile kucaklaşmaya hazırlanırken birçok şey bekliyor ve istiyoruz bunun için de genellikle dilek dilemeyi seçiyoruz. Cümlelerimiz de genellikle; "......., istiyorum.........diliyorum" vb. oluyor. Örneğin,; "Mutlu hissetmek ve sağlık diliyorum." gibi...Halbuki birşeyi sadece istemek o şeyin bizim yaşam döngümüzde ışımasını, var olmasını sağlamaz. İstemek, dilemek; özünde yaşam enerjisi içermeyen eylemlerdir. Bunun yerine niyet ediyorum/ seçiyorum/adıyorum; gibi eylemler ile şimdiki zaman kipinde yüreğimizdeki tutkunun izini telaffuz etmeyi seçer isek eş zamanlı olarak evren ve kendi bütünsel enerjimiz ile bir olabilmek adına  sorumluluk üstlenmeyi seçerek eyleme koyuluruz ki; kelimelerimiz maddi alemde can bulsun.
Herhangi bir şeye niyet ettiğiniz andan itibaren öncelikle boşluk oluşturmak, alan açmak adına "arınma gerçekleştirirsiniz. Niyet; sezgiselliğin gücünü yansıtır. Niyetinizin alevi ne kadar derin ise eylemlerinizin gücü de bir o kadar iz bırakır.  ardından niyetiniz evrenin rahmindeki özgür ve çoşkulu dans ile samimiyet ve tevekkülle sınanır sonrasında niyetiniz duyumsanabilecek boyutta madde formun dönüşür. 
"Niyet ediyorum" ifadesi gibi "seçiyorum" ifadesi de oldukça güçlüdür. Sonsuz olasılıklar içerisinden sadece bunu seçiyorum dediğiniz anda büyük bir simya sürecini başlatırsınız. Hatırlayalım ki; her söz kendisine has bir tılsıma sahiptir bu bağlamda sözcüklerin en güçlü eylemler olduğunu hatırınızda tutarak şimdi sesli bir şekilde, haydi söyleyin bakalım ; siz 2020 yılı sürecine/döngüsüne ne(ler) armağan etmeyi seçiyorsunuz/ niyet ediyorsunuz?

Yazının ilerleyen bölümünde,  yüreğim kıpır kıpır çocuksu bir heyecan ile izlediğim, bir animasyon filminden bazı düşündürücü, farkındalık uyandırıcı bölümler ile devam etmeyi seçiyorum.

Disney' in en iyi animasyon ödüllü filmi "Frozen 1-2" filmi özümüzdeki sihirli güç ile nasıl dönüşebileceğimizi ne kadar içten, samimi bir o kadar da soğuğun eşsiz güzel doğası ile yüreklerimizdeki biricik, eşsiz kar tanesini uyandırmayı başarıyor. Frozen (2014) filmini izlememiştim doğrusu, geçtiğimiz haftalarda devam filmini "Frozen-2" izledikten sonra  filmin ilkini de izlemeden duramadım. Bir varlığın kendi öz doğası ile buluşma serüveninin mutlak kabulün gücü ile değişimin sonsuz dalgalarının evliliği ile gerçekleşebileceği ve en önemlisi "zaman" ın döngüsel doğası; naif, saf, yalın bir güzellik ile suyun eşsiz şefkat gücü ile aktarılıyor...

AFFET BENİ...

Filmin ana karakteri dokunduğu herşeyi buza dönüştürme gücü ile doğmuş olan bilge Elsa; muzip kardeşi Anna ile çoşkuyla  oyun oynarken, aniden kardeşinin, yarattıkları oyun sahasındaki buz üzerinde düşeceğini fark ederek onu durdurmak ister, lakin kardeşinin kafasını sihirli gücü ile onu korumaya çalışırken yaralar. Ve sadece "affet beni Anna!" diyebilir.

Oysa ki, af dilediği kardeşi mi sizce? Birisinden "af dilediğinizde" aslında kendinizden af dilemiş, kendi davranışlarımızın sorumluluğunu üstlenmek üzere bir adım atmış oluyoruz. Ve bu sorumluluk süreci, davranışımızın zeminindeki yüzleşmekten kaçındığımız, hasır altı ettiğimiz çözümlenmesi gereken birçok bitmemiş/tamamlanmamış mesele ile bizleri baş başa bırakabilir. Bu nedenle "affetme" süreci bizi yüzleşmekten kaçındığımız yönlerimiz ile buluşmaya davet eden bir gölge oyunu gibidir. Ne kadar kaçarsak kaçalım gölgemiz her daim bizimledir, biz onu görüp kabul etmediğimiz sürece, "rahat-sız-lık" duyumsatmak üzere ara sıra kapımızı çalmaya geçmişin izlerini hatırlatmak üzere görevli davetsiz misafirler gelebilir taaa ki biz bu "sız"ının izini sürmeye niyet edinceye değin, bu döngü kendisini yenilemeye devam eder.

Şimdi kendi yaşam sahnenize dönün ve şu anın içerisindeki geçmişe doğru bir köprü kurun ;  eşsiz nitelikleriniz ile bazen gördüğünüz birşeyi olası bir gerçekliği dönüştürmek isterken, sevdiğiniz, kıymet verdiğiniz ve sizin için değerli olan insanların zihninde ve kalbinde yara açtığınız hiç oldu mu?
Tezahür edenin kalbine doğru biraz daha bütünsel baktığımızda,  bu yaranın özünde yer alan şifayı da fark edebiliriz. Birşey canımızı yaktığında genellikle ondan kaçmak, uzaklaşmak isteriz, bu belirli bir süre için kendi bütünselliğimizi korumak adına işlevsel bir savunma mekanizması olabilir. Ancak dahi yaşamın oyunları, peşimizi bırakmaz  o an kaçsak da farklı bir olay/durum/süreç ile o yaranın henüz şifalanmamış olduğunu bizlere anımsatır. Peki ne yapmalı?
Acının içine doğru keşfetme merakı ile yürümeli, çünkü en sonunda acıyan, acıtan olmadığını sadece "acı" olduğunu, bu tadın da Dünya gezegenin hamurunda olduğunu fark ederiz. Başka bir deyim ile "acı" duyumsamak sadece bilinç düzeyinde bir yanılsamadan ibarettir.

Dönelim filmimize,  Elsa da kardeşini yaraladıktan ve ebeveynlerini sonsuzluğa uğurladıktan sonra kendisini krallığına adeta hapsetmeyi, bütün dünyayı dışlamayı seçiyor. Dokunduğu herşey buza dönüştürebilen bir kraliçe, ancak gücünün sınırlarını bilmiyor dolayısı ile gücünü gerektiği ölçüde kullanamıyor. Kontrol edemediğimiz herşeyin bizi kontrol etmeye başladığı yanılsamasına kapılıveririz zaman zaman ve yaşamın akışını durdurmaya bir keçi misali direnç gösteririz. Halbuki herşeyi olduğu gibi kabul ederek mutlak teslimiyet ile bırakmayı seçtiğimizde öz sınırlarımızı fark edebiliriz. Tıpkı kendinizi suyun üzerine özgürce bırakmayı seçtiğinizde su ile temas halinde olan beden sınırlarınızı fark ettiğiniz gibi.
Öz gücümüzün sınırlarının farkında olmadığımızda onu nasıl, nerede, ne kadar kullanabileceğimizi de bilememiz kadar doğal ne olabilir ki! Bu gücün uyanması için evrenin ritmi genellikle en sevdiklerimiz ile yoklamaya çeker bizleri. En sevdiğimiz, en güven duyduğumuz insan varlıkları kimi zaman bizi farkında olarak ya da olmayarak (öyle olması gerektiği için), en çok incitenler haline dönüşür. Bu süreçteki ana tema: "kendi gerçekliğimize uyanabilmemizdir." İncinebilir olmaya açık olmak hassasiyetimiz ile kucaklaşmak, yaşamın özü ile buluşmak bir olmaktır. Ne kadar hassas isek o kadar canlı olabilir ve yaşamın doğal akıştaki  ritmini duyumsayabiliriz.

SEVGİ ERİTİR BUZU
'Kendimizden başka varılacak, gidilecek, tadılacak birşey var mı dışarıda?'


Ve tabi ki sizin de tahmin edeceğiniz üzere biz, insan varlıklarının en yüce gücü; "sevgi". Mutlak sevginin kudretli ışığı ile yaratma potansiyeline sahibiz ancak bazen bu sevgiyi nasıl tezahür ettireceğimizi bilemeyebiliyoruz ve kendimize yabancılaştıkça sevginin ışığı da azalıyor. İşte o zaman, kalbimizin sesini dinlemeyi unutuveriyoruz, işte o zaman sanki bütün Dünya ayaklanmış üzerimize doğru geliyor gibi hissediyoruz, işte o zaman ne yapacağını bilmeksizin oradan şuraya koşturup duruyoruz oysa ki; kendimizden kaçmayı seçtikçe, dışarıdaki herşey bize daha yabancı gözüküyor. Hatırlayalım; dışarısı içerisinin sadece renkli vizyonundan ibarettir. Her neye niyet etmiş, her neyi seçmiş olursak olalım,  özde her birimiz aynı şeyi arıyor, aynı şeye özlem duyumsuyor, ve tek bir yere varmayı hedefliyoruz: "kendimiz".

Tüm bu olağanüstü büyülü, tutkulu yolculuk kendimizden kendimize gerçekleşiyor, farkında mıyız? 

Gerçek sevgi ile yapılmış birşey, donmuş bir kalbi bile eritebilir mi sizce? Tabi ki evet !
Filmimizin bilge karakteri Elsa, kardeşine ikinci kez istemeden zarar verir ve daha önce kafasından yaralanan ve Troller tarafından iyileştirilen Anna' nın bu kez kalbi buza dönüşmüştür, peki kalpteki buzu ne eritebilir? Evet evet bir kez daha sesli telaffuz etmeyi seçin :
Sevginin Gücü ! Mutlak sonsuz ışık!

Zihinsel, duygusal, bedensel ve ruhsal güçlerimizi bir arada tutan
 mutlak güç; "sevgi" dir.

Peki "sevgi" nedir?

Bakın filmde yer alan sihirden yaratılmış sarılmaya bayılan minik kardan adamımız Olaf nasıl açıklıyor: "Sevgi, kendinden önce başkasının ihtiyaçlarına önem vermektir. Ve bazı insanlar erimeye değerdir."

Siz nasıl tanımlamayı seçersiniz "sevgi" yi? Haydi şimdi birkaç kelime ile "sevgi" nin size göre tanımını gerçekleştirin. Tıpkı kar tanelerinin eşsizliği ve biricikliği gibi sevginin tanımı/ifadesi  de her eşsiz insan varlığının kalbinde farklıdır.

Sevgi; davranış ve sözden bağımsızdır. 
Öz sevgi; özümüzdeki sonsuzluk ile temas halinde olmaktır.



"Travmanın, geçmişten uzanarak yeni bir kurban seçme gücü vardır. Söylenmeyen herşey sonrakilere aktarılır. Yaşam derin bir tutku ile tamamlanmayı arzular."
Dr. David Suck

ORMAN UYANINCA...

Filmin ilkinde özündeki mutlak gücün sevgi olduğunu deneyimleyen Elsa'yı şimdi bu sevginin öz gücünü keşfedeceği yepyeni bir macera beklemektedir (Frozen-II).
Niyet ettiğimiz anda bir seçim gerçekleşir,  buluşabilmek adına önce parçalarımıza ayrışırız, her bir parça ile yeniden tekrar olmadan tekrar olacak biçimde buluşur ve ayrışırız bu bir nevi "arınma" sürecidir. Ve sonrasında rahmin ateşli, tutkulu gücü ile yepyeni bir keşif yolculuğuna başlarız, gücün kaynağı ile temas edebilmek adına.

Frozen-II filmini özellikle ebeveyn olmaya niyet eden bireylerin izlemesini öneririm. Çocuklarınızın size ait olmadığını, yaşamda sizin ve sizden önceki atalarınızın bütüne hizmet etmeyen eylemlerini arındırmak, dengeyi sağlamak üzere Dünya gezegenine kök salmakta olan özgür ruhlar olduğunu ve bir bilincin hikayesinin bir bölümünü ışımakta olduklarını çok net görebilirsiniz.

Özümüzün en derinlerimizde bize ait olan bir ses vardır ve naif, tiz bir biçimde daima
fısıldar...Zaman zaman bizi, bilinmeze doğru ilerletmek adına rahatsızlık uyandırabilir. Ancak her zaman geleceği görme ve kontrol altında tutma arzusu bizi sisli, puslu ormanın içerisinde hapsedebilir. Varoluşumuzdaki ormanı uyandırmanın tek yolu Güneş'in yolunu takip etmek, izlemektir.

NEHRİN YANITLARI İLE YÜZLEŞMEYE HAZIR MISIN?

Gerçeklerin acı olduğu söylenir. Ancak "acı" duyumsamanın neye hizmet ettiğinden pek söz eden olmaz. Acı; bizi biz yapan, kendimiz ile buluşmamıza vesile olan bir köprüdür. Doğduğumuz günü anlamlandırabilmemiz adına bizlere sunulmuş en anlamlı armağandır. Acı duyumsadığımızda, dururuz, durmak o anın sınırları ile net bir biçimde teması sağlar, temasın derinliği hangi yöne nasıl ilerleyeceğimiz hususunda pusula işlevi görür. Yön belirlendikten sonra gerçekler ile yüzleşmek ya da yüzleşmemek bizim seçimimizdir ve her seçim gibi bir bedeli vardır. Rotamız henüz doğmadan belirli, burada ne için bulunduğumuzu biliyoruz. Önce bu neden ile yüzleşerek doğduğumuz günü farkındalıkla idrak ediyoruz, iç sesimiz ile buluşuyoruz sonrasında  dümenimizi nereye yönelteceğimiz bizim ellerimizde. Dümenimizi nereye çevirirsek çevirelim sonunda tüm yollar kendimize doğru açılır.

Filmde Elsa nın büyükbabasının, kendi iktidar tutkusu nedeni ile, bir lideri savunmasız bir halde iken ölümüne vesile olmasına şahit oluyoruz. Bu hatanın düzeltilmesi için doğan Elsa nın, dokunduğu herşeyi buza çevirmesinin nedenini keşfedeceği meçhule doğru bir maceraya ortak oluyoruz...

Suyun hafızası vardır. Araştırmaları ile büyük yankı uyandıran Masaru Emoto'nun söylediği ve ispatladığı üzere. "suyu anlamak kozmosu, doğanın mucizesini ve hayatın kendisini anlamaktır." 
Emoto; insanların sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşam sürebilmelerinin ancak vücutlarının %70'i olan suyu arındırdıklarında mümkün olabileceğini aktarmaktadır. Sizler yaşam döngülerinizde, suyun mesajlarını duyumsuyor ve görebiliyor musunuz?

Belki de suyun gizemli gücü bizlere: "Her şey değişir ve her şey mümkündür!" diye sesleniyor
olabilir mi?

Ateş, başlatır; niyetinizi ortaya koyar. Sonrasında bu niyet yüzyıllar boyunca form/boyut, biçim  değiştirerek akmaya var olmaya devam eder. Görebiliyor musunuz ki; bizler çok özel eşsiz sihirli bir niyetin form bulmuş eşsiz güzellikteki tezahürleriyiz! O halde en özel armağan; bütünü ile kendimiz olabilmek, değil mi?

"Birleştirecek karşıtlar olmasaydı birlik olmazdı. Bizim için iyi olan karşıttır." 
Herakleitos

2020 yılı; 20 ------ 20 ; kendimizden kendimize doğru bir köprü inşa etme yılı. Köprüyü sağlam bir zemine inşa edebilmek adına kendi derinliklerimize doğru derin bir kazı gerçekleştirmeliyiz ki; köprümüz sağlam olsun. Yaşamın en derin anlamını arayışta olacağımız ve bu öze doğru gerçekleştireceğimiz dönüşüm yolculuğumuzda, mutlak gücümüzü uyandıracağımız, zifiri karanlığın özündeki ışık ile bir olabilmek adına kalbimizin fısıltılarının izini; sevgiyle, özveriyle, sebatla kendimizi inşa etmek üzere dinliyor olduğumuz böylece "öz" e güvenimizi uyandırarak, güçleniyor olduğumuz umut dolu bir yıl bizleri selamlıyor.
Hazır mısınız bu sefer sadece kendinize doğru yürümek için yol almaya öyle ise dümeni "umut" a doğru çevirmeyi hatırlayın! Ve karanlığınızla (gölge boyutlarınızla) bütünleşerek ışığa doğru güvenle yol alın, yolunuz su gibi ihtiyaçlarınız doğrultusunda biçim değiştirerek, sizlere her zaman her şeyin mümkün olabileceğini ışısın...Kendinizi şefkatle, aşkla kucaklayın.



İYİ Kİ VARSIN
Işık ve Aşk Olsun !