30 Haziran 2019 Pazar

KABUK DEĞİŞTİRMEYE HAZIR MISINIZ ?



Sımsıcacık bir yaz günü Güneş tüm ihtişamı ile yeryüzünü sevgi ile selamlıyor, önünüzde uçsuz bucaksız sonsuzluğun gücünü haykıran mavinin eşsiz tonlarının melodisini fısıldayan güçlü okyanusun akışına bıkakıvermişsiniz kendinizi, özgürce… 

Haydi şimdi bu eşsiz manzaranın tam kalbinde; 2019 yılının önümüzdeki altı ayı için gerçekleştirdiğiniz belki de halen planlıyor ve gerçekleşmesini diliyor olduğunuz programlarınıza bir göz gezdirelim. Bu planlarda/programlarda gözünüze çarpan ortak bir tema var mı? Örneğin; “kariyer , aile, yerleşim yeri, seyahatler, sahip olduğunuz manevi-maddi değerler, aşk, ilişkiler, anlamlandırmak istediğiniz krizler/travmalar, ailenizin kökleri ile ilgili daha fazla bilgi edinmek yönünde merak, kendi bireysel kimlik ve fizyolojik görünümünüz ile ilgili belirli değişimler ,  vb.” gibi. 
Belki de mevcut yolculuğunuzda şu an birkaç tema birden yolunuzu ışıyor olabilir…
Peki bu plan/programlarınızda yer alan istekleriniz/niyetlerinizin ardındaki motivasyon kaynağı(kaynakları) ne(ler) olabilir acaba? 


Örneğin; belki şu süreçte kariyer yaşamınızla ilgili radikal kararları hayata geçirmek mevcut sektörünüzün tam zıttı bir iş sahasında kendinizi var ederek henüz varoluşsal okyanusumuza tam anlamı ile yansıtamadığınızı düşündüğünüz, hissettiğiniz potansiyelinizi ışımak niyetinde olabilirsiniz? Bu niyetin ardındaki dinamik, sizi böylesine cesurca kararlar almaya, mevcut kabuğunuzdan sıyrılıp yeniden doğmaya vesile olan dinamik ne olabilir? 

Deneyimlemekte olduğumuz  derin dönüşüm sürecinde, genel olarak hangi tema(lar) yaşamınızda şu an için aydınlanıyor olsa da, her birinin ardındaki ana motivasyon kaynağı: hassasiyetlerimiz ile buluşmak ve duygusal farkındalığımızı bilinçli bir şekilde uyandırmak! Bir başka yalın bir deyim ile gerçekten “insan varlığı” olduğumuzu yeniden hatırlamak!

Hiç şüphesiz ki; ektiklerimizi biçiyoruz lakin pek uzaklara gitmeksizin, şöyle bir merceğimizi sağımızdaki solumuzdaki insan varlıklarına çevirdiğinizde pek de kendi halinden hoşnut, mutluluğu, neşeyi, minnettarlığı doya doya deneyimleyen pek az kişi ile rast geliyoruz değil mi? İçerisinde bulunduğumuz toplumsal atmosferde, hep bir “beğenmeme-sürekli değiştirme-doyumsuzluk” kısaca memnuniyetsizlik ikliminin hüküm sürdüğünü gözlemlemekteyiz. Mütemadiyen kendimizi değiştirme ve var olan halimizi daha iyi bir hal deneyimine dönüştürme çabası ve arzusu içerisindeyiz. Bu ve benzeri arzu, istek, çabanın ardındaki ise; kendi öz gücümüz ile buluşmakta, öz gücümüz ile bir olmaya yönelik korku duyumsamamız kök salmakta. Genellikle, korkularımız ile zihinlerimizde engeller oluşturuyor böylelikle kalbimizin tiz sesini duyumsamaktan alıkoyuyoruz kendimizi. Oysa ki; korkularımızı dönüştürdüğümüz an gerçek benliğimizi ışımaya başladığımız andır eş zamanlı olarak. Bir başka deyim ile; ruhun gelişim sürecinde özgürleşmesi gereken alan ve zaman; korku hissiyatı ile aydınlatılır.

Şu an dışarıda ne var? Tabi ki içeride ne var ise, dışarıda da o varoluşunu sergiliyor. Global bir ekonomik kriz süreci, herkes Dünya gezegenin kaynaklarının yeterli olup olmayacağı yönünde panik halinde ve  bu kaos hali insan varlıklarını daha çok sahiplenmeye doğru güdümlüyor olsa da artık işlevsel olmayan kabuğumuzdan sıyrılıp en hassas halimiz ile temas ederek insanlığa uyanma zamanı! Lakin dışarıda seyr ettiğimiz ekonomik krizin ardında kendi özüne mutlak kabulün gücü ile teslim olamayan bilinç yapısının mevcut olduğunu hatırlayalım. 

Asıl olan dışarıda var olan kaynakların kıt gibi görünüyor olması değil, bizlerin öz güçlerini sürekli görmezden gelerek kendi kendimize şiddet uyguluyor olmamız. Bu şiddetin en merkezinde ise “sahip olmak” motivasyonu ile eylemlerimizde aşırılılık sergileyerek açgözlü davranışlar tezahür ettiriyor oluşumuz, sadece  yalın bir biçimde  “olma” yönündeki varoluşsal gücümüz ile ilerleyişimizin önünde bir bariyer oluşturmakta. Haydi gelin şimdi tıpkı bir yengeç misali o sivri, keskin kıskaçlarımızı en derinlerimizde duyumsadığımız gerçek öz ışığımızı yansıtmamıza gölge düşüren soyut-somut niteliklerin her birini yaşamımızdan kabulün gücü ile ayrışmak, vedalaşmak için kullanalım ki; yeniyi inşa edebilmek adına alan ve zaman yaratabilelim, ne dersiniz? 

İnsan varlığı olabilmenin doğasında “gelişmek/olgunlaşmak” vardır. Sadece büyümek değil! Büyümek ve gelişmek birbirinden farklı kavramsal süreçlere işaret eder. Herhangi birşey düşünün büyüyen; ve eş zamanlı olarak gelişen. Örneğin bir çiçeğiniz köklerinden aldığı güçle büyür ve kökten gelen yeni dallar yeni çiçekler ile donatılmaya başladığında çiçeğinizin saksısını değiştirirsiniz doğal olarak. Ancak çiçeğin güçlü bir şekilde kökten gelen diğer dallar ile birarada birlikte bağlantılı bir biçimde  yeni filizler ile çoğalması için kökünden aldığı güç kadar içsel motivasyon kaynakları ile bir olarak, gelişmesi/olgunlaşması da elzemdir. Gelişme olmaksızın sadece büyüme gerçekleşirse;  bazı dallar boynunu büker, çiçekler solar vb. 

İnsan varlığını da şimdi böyle düşünün; doğal olarak varoşundan getirdiği büyüme dinamiği vardır. Gelişmeyi/olgunlaşmayı sağlayacak olan yegane motivasyon kaynakları ise “merak” ve “tutku” dur. Mütemadiyen soru sormak, karşısında beliriveren engel(miş) gibi görünen herşeyin ardındakine yönelik iştahlı bir merak duyumsamak ve yüreğinin sesinin işaret ettiklerini azimli bir tutku ile gerçekleştirmeye niyetli olmak olgunlaşma yönündeki temel adımlardır ki; her bir organizmanın bir olduğunu ve kökten birbirine bağlı olduğunu duyumsayabilsin.
 Bu adımları tetikleyen en temel  hissiyat ise : “acı” dır. 
Şimdi olanı olduğu gibi kabul edebilmek adına güçlü bir acı deneyimleme süreci uyandırıyoruz. 
Acı hissiyatını deneyimlediğimizde ne olur? Tüm odağımız güçlü bir biçimde; acı duyumsanan yere doğru ilgi, şefkat ve anlayışla, anlamak, dinlemek, duyumsamak, ardındaki görmek ve keşfetmek üzere, yoğunlaşır.
İşte şu anda vuku bulan da budur; her etki bir tepkiyi, her tepki de bir etkiyi izlediğine göre; etki de gerçekleştirilecek minik bir değişim tüm senaryoda gerçekleşecek kökten dönüşümü tetikleyici bir doğum  gücünü uyandırır. Hatırlayalım ki; en karanlık an ışığın öz gücünün en yüksek oktavda ışıdığı andır eş zamanlı olarak. 
İşte yepyeni şefkatin ışıltılı zemininde bir doğum zamanı geliyor, hazır mısınız? 
Yaşamın öz ruhunu hissedebilmek adına en derinlerdeki hassasiyetlerimiz ile kavuşma, gerçek benliğimize bir adım daha yaklaşma zamanı, şimdi. Plan ve programlarımızın ardında neyi (neleri) sürekli olarak ötelediğimizi, görmezden gelmeyi seçtiğimizi, bastırdığımızı, yüzleşmekten kaçındığımızı görme ve farkındalıklı bir bilinç ile hazm etme vaktidir. 

Hayallerinizi derin bir yaratıcılık ile inşa etmeye hazır mısınız? 
Bunun için tek görmemiz gereken olduğumuz halimiz ile tüm hassasiyet ve kırlganlıklarımız ile yeterli ve bütün olduğumuzdur. 

Okyanusun en derinlerinde yıldızların hikayelerini dinlemeye  ve sezgilerinizin elmas ışığı ile bir olmak adına okyanusun en harikulade mavi tonlarının  derinlere doğru bir dalış gerçekleştirmeye ne dersiniz? 


*"Her birimiz örülmüşüz ilmek ilmek sevginin ipleri ile her zaman var olmak ve sevginin rahminde çoğalmak üzere."
Işık Olsun!





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder