ışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2019 Cuma

AY ASLAN’DA “AŞK”A DÜŞERSE


“Hayat; ölüm-doğum döngüsünde tezahür eden, “kendini hatırlama” yolculuğudur.” 
Özge Genlik

Heybetli, güçlü ve ihtişamlı güzelliği ışıyan bir aslan olarak, kendi yarattığınız krallığınızda nasıl hissediyorsunuz? Yaşam döngüsündeki sorumluluklarınızı adım adım yaşam sahnenizde gerçeğe dönüştürürken ışığınızın öz gücünü parlatmaya ne kadar niyetlisiniz?

Şimdi boş bir dosya kağıdını alın elinize, bembeyaz bomboş bir sayfa olsun.  Görmeye niyet ederek bir süre bakın, bu boşluğun, hiçliğin ve eş zamanlı olarak saflığın, masumiyetin, beyazın herşeyi kapsamakta olduğu, merhametin okyanusunun derinliklerine doğru… Kendinizi şu an nasıl ve nerede konumlandırmayı seçiyorsunuz? 
Bu beyaz okyanusun seçtiğiniz bir bölümüne bir nokta ile şu andaki mevcut yaşam döngünüzdeki varoluş boyutunuzu işaretleyin.
Ve bu noktadan nasıl seyr etmeyi seçiyorsunuz, insanlık alemini? Bulunduğunuz noktadan öz ışığınızın gücünü dilediğiniz gibi güzel yüreğinizin eşsiz ritminde yansıtabildiğinizi hissediyor musunuz?

Öz ışığımızın, bir boyutta alanın ve zamanın kesiştiği bir noktadan yansıyabilmesi için Güneş’in Ay’ a “aşk (gerçeklik/hakikat)” duyumsaması gibi bizlerin de “aşk” a düşme sürecimiz bizi kendi öz biricik krallığımızın hükümdarı yapar. Bu bağlamda gerçeklikte; “aşık” olunmaz, “aşk” a düşülür.

Bugün Dünya gezegeninde beden almayı seçmiş birçok insan varlığının, genellikle aşık olduğunu zannettiği duyumsamalar; ‘beğenme-hoşlanma-ilgilenme’dir. Bu nedenle “aşık oldum” biçiminde bir ifade tarzı benimsenir, oysa ki; öz aşk; zaten varoluşumuzdan beri süregelen özümüzdeki bir tohumdur. Bir diğeri vasıtası ile o tohumun, çiçeğe dönüşme süreci başlar. Bir diğeri dediğimiz kişi de kendimizden bir parçadır, özümüzün bir diğer yarısıdır. Biz hazır olduğumuzda, Dünya gezegenin aynasındaki yerini alır, bizim özümüzdeki “aşk” a düşerek;  alev alev yanmamızı, sonsuzluğun toprağında gerçek yaşam ile buluşmamızı, yüreğimizdeki merhametin sularında yeniden dogma sürecimizi destekler. Böylece gerçekte özümüzdeki cevherin ortaya çıkar, kim olduğumuzu hatırlarız. Kendimizi hatırlama serüvenimizi destekleyecek enerji boyutundaki diğer yarımızdır bir diğer tabir-i ile; öz aşkı uyandıran varlık. 
Öz olarak “aşk” a düştüğünüz diğer yarınız, bir diğer sizden bir başkası değildir, lakin kendimizin mutlak suratle tüm çıplaklığı ile ancak bir diğerinin gözlerinde buluşabilir ve özümüz ile “bir” olabiliriz.

Bizim minik aslanımız Simba’nın dönüşüm yolculuğuna, “aşk” a düşme serüvenine yirmi beş yıl aradan sonra tekrar tanık oluyoruz. Kalbinin sesinin izini sürmeyi seçerek nasıl;  asil, cömert, merhametli, öz olarak güçlü bir krala dönüşerek gerçekte kim olduğunu nasıl hatırladığını seyr ettiğimiz öyküde, kendi gerçekleğimize dair  pek çok nokta ile karşılaşabileceğimiz keşif dolu bir serüven.

HAKUNA MATATA

Bazen olaylar istediğimiz yön ve boyutta ilerlemediğinde, rüzgarlar yol almamıza birer engel teşkil ettiğinde “hakuna matata” diyebiliyor muyuz?
Herşeyin ama deneyimlediğimiz herşeyin “acı-tatlı, güzel-çirkin, kötü-iyi” sadece bir deneyim hem de bizi gerçekte özümüz ile buluşmamıza vesile olacak bir süreç deneyimi olduğunun ne kadar farkındayız? Özümüzdeki o güçlü aslan her zamanın tek bir nabızda atarak gerçekliği tezahür ettirdiğini çok iyi biliyor, biz o tek nabıza “an” diyoruz. Yaşam bir “an” da var olurken, kim olduğumuzu hatırlamamız için nasıl süreç deneyimleri deneyimlemeyi seçmişiz, farkında mıyız ki nasıl bir oyun kurgulamışız?



Filmde Simba’nın “daima beraber olacağız değil mi, baba? Sorusunun üzerine, babası Mufaza’nın şu repliğine odağınızı yöneltin, lütfen:
“ Simba, sana babamın eski bir hikayesini anlatacağım;
Yıldızlara bak, geçmişin güçlü kralları o yıldızlardan bizlere bakarlar. Ne zaman kendini yalnız hissetsen yıldızlara bak, onların sana yol göstermek için orada olduklarını hatırla! Ve beni de!””

Yıldızlara bakar mısınız? Hatırlıyorum da;  çocuk bedenimde iken, biyolojik ailme kendimi hiç ait hissetmezdim, sanki onlar benim öz annem-babam değillermiş gibi derin bir hissiyat uyanırdı içimde, işte o vakit, yıldızlara sıklıkla bakar ve orada bir ailem/ öz ailem olduğunu düşünür ve hayal kurardım. Şimdi o öz ailemi görmek istediğim her an gök kubbeye yöneltiyorum gözlerimi…
Ya sizler? Ne görmek niyeti ile belki de bazı hissiyatları deneyimlemek adına, seyr eder misiniz, yıldızların görkemli dansını?

“Acılarımız en değerli yol göstericilerimizdir. Acının içerisine doğru yürüyebilme cesareti gösterebildiğimizde dönüşür, gerçeklikte kim olduğumuzu hatırlarız!”
Özge Genlik

Aslan Kral filmindeki bilge maymun “Rafiki”yi nasıl bilirsiniz? Maymunlar bizlere doğru yönü işaret eden kahin varlıklardır…
Bizim cesur, gözüpek kahramanımız; “Simba”, babasının ölümünden kendisini sorunmlu tutan amcasının sözlerini çocukluğunun masum doğasında içselleştirerek krallığından ayrıldıktan sonra hep yüreğinin bir yerlerinde geri dönmesi gerektiğini bilmektedir.  Büyüyüp yüce gönüllü bir aslana dönüştüğünde, Rafiki’ye şöyle der:
“Yapmam gerekeni biliyorum ama geri dönmek demek geçmişle hesaplaşmak demektir, uzun zamandır kaçıyorum, bu yüzden!” 

Şimdi yaşam döngümüze bir göz gezdirelim, bizler de zaman zaman kaçmıyor muyuz? Yüzleşmemiz gerektiğini yüreğimiz ile gördüğümüz ve yine de o “acı” dan kaçındığımız süreçler deneyimlemiyor muyuz? Ve erteliyoruz, aslında ertelediğimiz “zaman” değil, kendi öz gerçekliğimiz!
“Acı” duyumsamadan özgürleşmek adına tek gerçekleştirmemiz gereken; o “acı”nı özüne doğru şimdinin bilinçliliği ile ilerlemek, geçmişten heybemize ağırlık olarak yüklemeyi seçtiğimiz değer yargılarımız ve gerçeklikten uzak inançlarımız ile değil!
Yukarıda özetlemeye çalıştığım farkındalığı Rafiki, Simba’ya çok öz bir şekilde uygulamalı olarak aktarıyor. Elindeki asası ile Simba nın kafasına vurur, Simba “Ah!..” der, 
Maymun Rafiki der ki: “Ne önemi var, geçmişte kaldı!”
Simba: “Hala acıyor!”
Maymun Rafiki, bir kez daha vurmak için hamle gerçekleştirdiğinde, Simba kafasını eğer..
Rafiki: “Acıyı unutmak için ya ondan kaçarsın! Ya da ondan ders alarak yoluna devam edersin!”
Ve bu dialogun ardından Rafiki, Simba’ya sorar: “Şimdi ne yapacaksın?”
Simba:    GERİ DÖNÜYORUM!

Siz (ler);  nasıl ve ne zaman kendi krallığınızın merkezinde var olmayı seçerek tüm kainat ile sonsuz güzellikteki ışığınızı paylaşmak üzere, başla kendinize geri dönmeye “aşk” a düşmeye yönelik bir tohum atma niyetindesiniz? 


SEVGİ”NİN GÜCÜ ADINA!

30 Haziran 2019 Pazar

KABUK DEĞİŞTİRMEYE HAZIR MISINIZ ?



Sımsıcacık bir yaz günü Güneş tüm ihtişamı ile yeryüzünü sevgi ile selamlıyor, önünüzde uçsuz bucaksız sonsuzluğun gücünü haykıran mavinin eşsiz tonlarının melodisini fısıldayan güçlü okyanusun akışına bıkakıvermişsiniz kendinizi, özgürce… 

Haydi şimdi bu eşsiz manzaranın tam kalbinde; 2019 yılının önümüzdeki altı ayı için gerçekleştirdiğiniz belki de halen planlıyor ve gerçekleşmesini diliyor olduğunuz programlarınıza bir göz gezdirelim. Bu planlarda/programlarda gözünüze çarpan ortak bir tema var mı? Örneğin; “kariyer , aile, yerleşim yeri, seyahatler, sahip olduğunuz manevi-maddi değerler, aşk, ilişkiler, anlamlandırmak istediğiniz krizler/travmalar, ailenizin kökleri ile ilgili daha fazla bilgi edinmek yönünde merak, kendi bireysel kimlik ve fizyolojik görünümünüz ile ilgili belirli değişimler ,  vb.” gibi. 
Belki de mevcut yolculuğunuzda şu an birkaç tema birden yolunuzu ışıyor olabilir…
Peki bu plan/programlarınızda yer alan istekleriniz/niyetlerinizin ardındaki motivasyon kaynağı(kaynakları) ne(ler) olabilir acaba? 


Örneğin; belki şu süreçte kariyer yaşamınızla ilgili radikal kararları hayata geçirmek mevcut sektörünüzün tam zıttı bir iş sahasında kendinizi var ederek henüz varoluşsal okyanusumuza tam anlamı ile yansıtamadığınızı düşündüğünüz, hissettiğiniz potansiyelinizi ışımak niyetinde olabilirsiniz? Bu niyetin ardındaki dinamik, sizi böylesine cesurca kararlar almaya, mevcut kabuğunuzdan sıyrılıp yeniden doğmaya vesile olan dinamik ne olabilir? 

Deneyimlemekte olduğumuz  derin dönüşüm sürecinde, genel olarak hangi tema(lar) yaşamınızda şu an için aydınlanıyor olsa da, her birinin ardındaki ana motivasyon kaynağı: hassasiyetlerimiz ile buluşmak ve duygusal farkındalığımızı bilinçli bir şekilde uyandırmak! Bir başka yalın bir deyim ile gerçekten “insan varlığı” olduğumuzu yeniden hatırlamak!

Hiç şüphesiz ki; ektiklerimizi biçiyoruz lakin pek uzaklara gitmeksizin, şöyle bir merceğimizi sağımızdaki solumuzdaki insan varlıklarına çevirdiğinizde pek de kendi halinden hoşnut, mutluluğu, neşeyi, minnettarlığı doya doya deneyimleyen pek az kişi ile rast geliyoruz değil mi? İçerisinde bulunduğumuz toplumsal atmosferde, hep bir “beğenmeme-sürekli değiştirme-doyumsuzluk” kısaca memnuniyetsizlik ikliminin hüküm sürdüğünü gözlemlemekteyiz. Mütemadiyen kendimizi değiştirme ve var olan halimizi daha iyi bir hal deneyimine dönüştürme çabası ve arzusu içerisindeyiz. Bu ve benzeri arzu, istek, çabanın ardındaki ise; kendi öz gücümüz ile buluşmakta, öz gücümüz ile bir olmaya yönelik korku duyumsamamız kök salmakta. Genellikle, korkularımız ile zihinlerimizde engeller oluşturuyor böylelikle kalbimizin tiz sesini duyumsamaktan alıkoyuyoruz kendimizi. Oysa ki; korkularımızı dönüştürdüğümüz an gerçek benliğimizi ışımaya başladığımız andır eş zamanlı olarak. Bir başka deyim ile; ruhun gelişim sürecinde özgürleşmesi gereken alan ve zaman; korku hissiyatı ile aydınlatılır.

Şu an dışarıda ne var? Tabi ki içeride ne var ise, dışarıda da o varoluşunu sergiliyor. Global bir ekonomik kriz süreci, herkes Dünya gezegenin kaynaklarının yeterli olup olmayacağı yönünde panik halinde ve  bu kaos hali insan varlıklarını daha çok sahiplenmeye doğru güdümlüyor olsa da artık işlevsel olmayan kabuğumuzdan sıyrılıp en hassas halimiz ile temas ederek insanlığa uyanma zamanı! Lakin dışarıda seyr ettiğimiz ekonomik krizin ardında kendi özüne mutlak kabulün gücü ile teslim olamayan bilinç yapısının mevcut olduğunu hatırlayalım. 

Asıl olan dışarıda var olan kaynakların kıt gibi görünüyor olması değil, bizlerin öz güçlerini sürekli görmezden gelerek kendi kendimize şiddet uyguluyor olmamız. Bu şiddetin en merkezinde ise “sahip olmak” motivasyonu ile eylemlerimizde aşırılılık sergileyerek açgözlü davranışlar tezahür ettiriyor oluşumuz, sadece  yalın bir biçimde  “olma” yönündeki varoluşsal gücümüz ile ilerleyişimizin önünde bir bariyer oluşturmakta. Haydi gelin şimdi tıpkı bir yengeç misali o sivri, keskin kıskaçlarımızı en derinlerimizde duyumsadığımız gerçek öz ışığımızı yansıtmamıza gölge düşüren soyut-somut niteliklerin her birini yaşamımızdan kabulün gücü ile ayrışmak, vedalaşmak için kullanalım ki; yeniyi inşa edebilmek adına alan ve zaman yaratabilelim, ne dersiniz? 

İnsan varlığı olabilmenin doğasında “gelişmek/olgunlaşmak” vardır. Sadece büyümek değil! Büyümek ve gelişmek birbirinden farklı kavramsal süreçlere işaret eder. Herhangi birşey düşünün büyüyen; ve eş zamanlı olarak gelişen. Örneğin bir çiçeğiniz köklerinden aldığı güçle büyür ve kökten gelen yeni dallar yeni çiçekler ile donatılmaya başladığında çiçeğinizin saksısını değiştirirsiniz doğal olarak. Ancak çiçeğin güçlü bir şekilde kökten gelen diğer dallar ile birarada birlikte bağlantılı bir biçimde  yeni filizler ile çoğalması için kökünden aldığı güç kadar içsel motivasyon kaynakları ile bir olarak, gelişmesi/olgunlaşması da elzemdir. Gelişme olmaksızın sadece büyüme gerçekleşirse;  bazı dallar boynunu büker, çiçekler solar vb. 

İnsan varlığını da şimdi böyle düşünün; doğal olarak varoşundan getirdiği büyüme dinamiği vardır. Gelişmeyi/olgunlaşmayı sağlayacak olan yegane motivasyon kaynakları ise “merak” ve “tutku” dur. Mütemadiyen soru sormak, karşısında beliriveren engel(miş) gibi görünen herşeyin ardındakine yönelik iştahlı bir merak duyumsamak ve yüreğinin sesinin işaret ettiklerini azimli bir tutku ile gerçekleştirmeye niyetli olmak olgunlaşma yönündeki temel adımlardır ki; her bir organizmanın bir olduğunu ve kökten birbirine bağlı olduğunu duyumsayabilsin.
 Bu adımları tetikleyen en temel  hissiyat ise : “acı” dır. 
Şimdi olanı olduğu gibi kabul edebilmek adına güçlü bir acı deneyimleme süreci uyandırıyoruz. 
Acı hissiyatını deneyimlediğimizde ne olur? Tüm odağımız güçlü bir biçimde; acı duyumsanan yere doğru ilgi, şefkat ve anlayışla, anlamak, dinlemek, duyumsamak, ardındaki görmek ve keşfetmek üzere, yoğunlaşır.
İşte şu anda vuku bulan da budur; her etki bir tepkiyi, her tepki de bir etkiyi izlediğine göre; etki de gerçekleştirilecek minik bir değişim tüm senaryoda gerçekleşecek kökten dönüşümü tetikleyici bir doğum  gücünü uyandırır. Hatırlayalım ki; en karanlık an ışığın öz gücünün en yüksek oktavda ışıdığı andır eş zamanlı olarak. 
İşte yepyeni şefkatin ışıltılı zemininde bir doğum zamanı geliyor, hazır mısınız? 
Yaşamın öz ruhunu hissedebilmek adına en derinlerdeki hassasiyetlerimiz ile kavuşma, gerçek benliğimize bir adım daha yaklaşma zamanı, şimdi. Plan ve programlarımızın ardında neyi (neleri) sürekli olarak ötelediğimizi, görmezden gelmeyi seçtiğimizi, bastırdığımızı, yüzleşmekten kaçındığımızı görme ve farkındalıklı bir bilinç ile hazm etme vaktidir. 

Hayallerinizi derin bir yaratıcılık ile inşa etmeye hazır mısınız? 
Bunun için tek görmemiz gereken olduğumuz halimiz ile tüm hassasiyet ve kırlganlıklarımız ile yeterli ve bütün olduğumuzdur. 

Okyanusun en derinlerinde yıldızların hikayelerini dinlemeye  ve sezgilerinizin elmas ışığı ile bir olmak adına okyanusun en harikulade mavi tonlarının  derinlere doğru bir dalış gerçekleştirmeye ne dersiniz? 


*"Her birimiz örülmüşüz ilmek ilmek sevginin ipleri ile her zaman var olmak ve sevginin rahminde çoğalmak üzere."
Işık Olsun!





15 Mayıs 2014 Perşembe

“UYKUDAN UYANMA ZAMANI” TÜRK kÜLTÜRÜNDE "YAS" SÜRECİ-2




YAS;   ölümünün ardından, kaybın enerjisinin dönüştürüleceği aktif-dinamik süreç ise “yas” olarak nitelendirilmektedir.

Her varlık nasıl eşsiz ise;  YAS SÜRECİ DE HER BİR VARLIK İÇİN “BİRİCİK” “EŞSİZ” “ÖZEL” bir süreçtir.

Kaybedilen bir “eş”, “baba”, “çocuk”…. Olabilir. Ancak sadece bu kadar ile kısıtlı değildir. O kişiye atfedilen anlam yas sürecinin en önemli dinamiğini oluşturmaktadır.

Eş, baba, çocuk ; kayıp yaşamakta olan yas sürecinde olan kişi için ne anlama gelmektedir?  İşte yas süreci bu anlamın/anlamların dönüştüğü bir süreçtir.

Soma daki maden kazasında ölen işçilerinin her birimizin yaşamlarında bir anlamı var. Şimdi bu anlam üzerine çalışma zamanıdır.

Yas, bir patoloji değildir. Yas; kişinin kendi varlığı ile bulutluğu en özel süreçlerden yalnızca birisidir.

Yas, derin bir kederdir, Öyle ki; uykularınız düzensizleşir, yemek yemek sadece hayatta kalabilmek için gerçekleştirilen bir eylem haline dönüşür, sürekli ağlamak istersiniz ya da gözyaşları boğazınızda bir düğüm oluşturur, konuşamazsınız, konuşsanız da kimsenin sizi anlayamayacağını düşünürsünüz, tüm dünya önünüze serilse artık hiçbir şeyin bir anlamı kalmamıştır. Anlatmak, haykırmak istersiniz fakat o kadar derin bir acıdır ki; bu acıyı ancak derin bir sessizlik anlatabilir bazen….

İşte bu nedenlerdir ki; derin acılar yaşamış insanlar hayata hep gülümseyen insanlardır.  En çok gülen ve diğer insanları her daim hayata karşı gülmeye teşvik eden insanlardır çünkü artık onlar perdenin arkasındaki gerçekliği görebilenlerdir. Dünya hayatının bir oyundan ibaret olduğunun bilince olan ender insanlardandır. 

Bu açıdan yas süreci, aydınlanmayı da beraberinde getirmektedir.  Yas süreci uykudan uyanma sürecidir.

Soma da yaşanan olaylara bir de bu açıdan bakalım; “Soma da yaşanan maden kazası ve yaşamlarını yitiren insanlar, bizlere ne anlatmak istediler? “  Siz bu olaydan ne öğrendiniz?

Bu ve benzeri soruları sorun kendinize, yanıtlar gelecek. Dünya gezegeni hızla bir dönüşüm sürecine girmiş bulunmaktadır. Daha da karanlık bir süreç yaşacağız. Çok daha derin acılara gebe şu anda Dünya, bunu her aldığım nefeste hissediyorum, gözlerimi her kapadığımda görüyorum. Ya sizler??

Sizler de en derinlerde bir yerlerde biliyorsunuz, hızla sona doğru gidiyoruz. Peki ne için? Yeni bir başlangıç yapmak için.

Işık, karanlıktan her zaman çok daha güçlüdür. Bu nedenle hiçbir şeyi karartmayın, aksine aydınlatın, her yer ışık olsun…

Dünya üzerindeki hiçbir frekans “SEVGİ” DEN daha hızlı titreşmemektedir.

Sevgi de bir olun, bunun için ışığa yürüyün, aydınlatın önce kendinizi.

Önce kendiniz ile buluşun, bırakın diğerlerinin ne dediklerini,  “ben kimim? sorusunun cevabını bulmak zorundasınız. Tabi illüzyondan çıkmak gerçeklikle temas etmek istiyorsanız!

Kendiniz ile buluştuğunuzda zaten “sen-ben” in olmadığını göreceksiniz.

İnanıyorum ki , bir gün bir an her varlık görecek….

 

Sevgiyle,

Özge Genlik