disney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
disney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2019 Cumartesi

HİÇBİRŞEYİN SAHİBİ DEĞİLSEN, HERŞEYİN SAHİBİ GİBİ DAVRANIRSIN !

“Sadece sessizlikte sözcük,
sadece karanlıkta ışık,
sadece ölümde yaşam:
şahinin boş semada uçuşunu aydınlatır.”
Ursula K. LeGuin




BANA LAMBAYI GETİR, HAYATIN ŞİMDİ BAŞLIYOR…

Şimdi hayal edin sarı renginin harikulade binbir tonunun dalga dalga yayıldığı Güneş ışınlarının, sıcak gücünü, canlılığını tüm varoluşunuzla duyumsadığınız uçsuz bucaksız bir çölün tam ortasında tek başınasınız. Gözlerinizi kapatın ve bu deneyime birkaç dakika boyunca kucak açın …

“Tam bir anlayış, yalnızca tam bir kabulden geçer.” 
Dane Rudhyar

Bütünüyle teslim ediyorsunuz kendinizi çölün sıcaklığının ardındaki apaydınlık yaşamsallığın özüne.  Burnunuzu gıdıklayan kokuyu, kalbinizin ritmi ile içeriye davet ederken, sessizliğin özündeki sesi dinleyebilmek adına, zihninizin sesini her solukta biraz daha kısıyorsunuz. Özünüzdeki ses; bu uçsuz bucaksız harikulade incecik, sımsıcacık kum taneleri ile örülmüş zeminde neyi (neleri) fark etmenize vesile oluyor?...

Gözlerinizi dış dünyaya açtığınızda o da nesi? Tam karşınızda, sapsarı kumların üzerinde altın gibi parıl parıl parlamakta olan bir obje fark ediyorsunuz bu da nedir, diyorsunuz kendi kendinize bir lambaya benziyor sanki... Elinizde evirip çevirdiğiniz lambayı açmaya çalışırken birden bire sihirli birşey oluyor ve toz bulutunu andıran dumanların ardından masmavi dev gibi bir o kadar da sevimli bir varlığın size doğru bakmakta olduğunu fark ediyorsunuz. Bu ilginç beden formundaki mavi sevimli varlık; size üç dilek hakkınızın olduğunu ne dilerseniz, gerçeğe dönüşeceğini söylüyor… 

Şu an neler duyumsamaktasınız? Hayal etmesi bile güzel değil mi? Hatırlayalım ki; her hayal bir gerçekliği özünde barındırır, gerçeklikte her anın ritminde hayal ettiklerimizi gerçeğe dönüştürebilmek adına emek verdiğimiz bir süreç boyutu deneyimlemiyor muyuz biricik yolculuk serüvenimizde, öz olarak?...


“Öz, gitmeden bilir, bakmadan görür, yapmadan gerçekleştirir.”
Lao Tzu

Haydi şimdi üç adet dilekte bulunun, ister yazılı ister sözel olarak belki de renklerin çoşkulu gücünü de kullanmayı seçerek resmederek dileklerinizi ifade etmeyi seçebilirsiniz…

Tamam mı ? Hazır mıyız? Dileklerimizi dilediğimize göre biraz hafifleyerek bu dileklerimizi nasıl bir coğrafyada köklendirmek istediğimize karar vermek için, uçan halımıza atlayıp minik mavi, yeşil gezegenimizde ufak bir tura çıkalım mı beraberce? Nereye gitmek istiyor canınız? Neleri keşfetmeye can atıyor bedeniniz? Yüreğiniz neler fısıldıyor heyecanın ritmi ile? Her nereyi görmek ve duyumsamak istedi ise de canınız bu alanda öncelikle ziyaret etmemiz gereken bir mağara var, adı da “Mucizeler Mağarası”. Merakınızın iştahı kabarıyor gibi sanki… Nasıl mucizeler sizi bekliyor acaba? 

Tıpkı şu an gibi her an da bir mucize, varoluşun her tonunun mucizenin özünü yansıtmakta olduğunu hatırlıyoruz şimdi ve daima.

Mağara (lar) size neyi anımsatıyor? İnsanoğlunun varoluşundan bugüne değin en önemli sığınak alanlarından birisi olmuştur, mağaralar. Peki neden, kimden, nasıl sığınma ihtiyacı duyumsarsınız? Hiç şüphesiz ki; en çok kendi kendimizden sığınmaya ihtiyaç duyumsuyoruz hele ki şu an deneyimlemekte olduğumuz alan ve zaman boyutunda? Bu bağlamda mağara, ana rahmini ve bilinçdışını en iyi sentezleyen metaforlardan birisidir. Dışarıda gördüğümüz, algıladığımız, duyumsadığımız Dünya, üstümüze üstümüze geldiğinde şöyle bir kendi öz sesimizin tonu ile buluşabilmek adına çekilmek istediğimiz bir yer vardır, hani mabet gibi…Sizin mabediniz neresi? Ve içerisinde ne(ler) ile buluşmayı seçiyorsunuz?

“Girmekten korktuğumuz mağara, aradığınız hazineyi barındırır.” 
Joseph Campbell

Yeniden doğabilmek adına zamanın belirli boyutlarında kendi mağaramıza çekilme gereksinimi duyumsarız, bilinçdışımızdaki hikayeyi bütünü ile apaydınlık biçimde bilincimizde görebilmek adına… Bunun için de mağaranın içerisinde bir lambaya gereksinimiz var değil mi? Yazının başında bahsettiğimiz ve çölün kızgın kumları üzerinde bulduğunuz sihirli lambanız cebinizde merak etmeyin… Gerçekten lambanın neyi sembolize ettiğine dair düşünce odağımızı yöneltmeyi seçersek, lambanın özümüzdeki bilgeliğin ve inancın ışığından başka birşey olmadığını fark ederiz. 

Özümüzdeki lamba bizlere her daim ölümsüz ve biricik bir varlık olduğumuzu ışımaktadır, görmeyi seçiyor musunuz?

Buraya kadar olan yolculuk sürecimizde özümüzde temas etme gereksinimi duyumsadığımız olgulara göz gezdirmiş olduk.  Haydi gelin şimdi Arap edebiyatının en güzel eserlerinden birisi olan  Binbir Gece Masalları arasında yer alan Aladdin in dünyasına hep birlikte tanık olalım mı? 


Burada şunun altını çizelim Aladdin’in özündeki aşkı uyandıran prenses Yasemin’in gerçek adı: “Princess Badroulbadour” Arap dilinde; “dolunay” anlamına geliyor. Aladdin’in kendi gölgeleri ile yüzleşerek adım adım kendine yürüdüğü yolculuğu dolunay’ın motivasyonuna da oldukça uygun. Dolunay süreçleri;  farkındalığımızın en yoğun olduğu zaman dilimleri olduğu kadar duygularımız ile temas etmemiz yönünde destekleyici unsurlar ile yüzleşebilmemize de olanak sağlayarak özümüzdeki güç ile buluşabilmemiz adına bizleri, kendimize doğru uyanışa çağıran tamamlanma dönemleridir.

DİLE BENDEN NE DİLERSEN…

Lamba, cin, mağara, uçan halı, maymun, prenses, gizemli ve bir o kadar da büyülü Agrabah şehri…, kelimeleri muhtemelen çok iyi bildiğiniz  Aladdin masalını zihninizde uyandırıyor. Aladdin masalının size göre ilettiği, en temel mesaj ne olabilir? 

Yakın geçmişte Aladdin filmi, Disney in yeni, özgün bir versiyonu ile beyaz perdede tüm ihtişamı ile bizlerle buluşmuş iken masalın zeminindeki bazı önemli  olgulara ilişkin bir keşif yolculuğu gerçekleştirelim. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek, güç, özgürlük, mutluluk ve aşk temaları çerçevesinde farkındalığımızı kendi içsel öz kuvvetlerimize odaklamamıza vesile olan meraklı ve cesur kahramanımız; Aladdin ile “kendimiz olmanın tüm kainattaki en yüce mutlak güç olduğunu bir kez daha hatırlamaya, ne dersiniz? 

Renkli, canlı bir koşuşturmanın, hareketin ve gizemli mistik havanın kol gezdiği  Agrabah

sokaklarında;  algıları yolu ile deneyim toplayan, yaşamın mucizesini kalbinde hissederek merakla, aşkla deneyimleri yolu ile dünyaya şahit olan kahramanımız Aladdin sıradan bir gün deneyimlediğini zannederken nereden bilecekti ki gerçek aşkın ritmi ile öz benliğinin ışığını idrak edeceğini, nefsini fark ederek boyunduruk altına alacağını, kendi içselliğinde uzun ve keyifli bir keşif serüvenine  adım atıyor olduğunu, değil mi?




Aşk; gerçeklikliğin ta kendisidir… 
Bir kez gerçek  aşkın ritmini duyumsadığınızda bir daha
 asla eski benliğinizdeki deneyimlerinizi sürdüremeyeceğinizi yüreğinizle bilirsiniz. 
Gerçek aşk; sizin tüm varoluşsal potansiyelinizi en yüksek oktavda ışımanıza vesile olan oldukça baharatlı leziz bir süreç deneyimidir, bu süreçte aynı anda acıyı ve keyfi; inancı ve hayal kırıklığını deneyimler sonunda öz benliğinize  yeniden doğarak bambaşka bir bilinç perdesinden seyre dalarsınız dünya alemini.

SİZİN PRENSESİNİZ KİM? 

Kahramanımız Aladdin; öze güvenen, koşulsuz şartsız adaleti her soluğunda savunan güzel prenses Yasemin’in gözlerinde gerçeklik ile buluştuğunda, onunla birlikte olabilmek adına bir prens olması gerekliliğine o kadar inanmıştı ki; Prensens Yasemin’in babasının hırslarından gözleri adeta kör olmuş, kalbi tutsak olan vezirini, yaşamına davet ediyor ve  sihirli bir serüveni başlatarak ona gerçek gücün ve özgürlüğün tadına bakmasına vesile olacak sevimli mavi cini de yaşamına davet ediyordu. 

Şimdi düşünün şu an ne gerçekleştirmek istiyorsunuz? Peki bu isteğinizi gerçekleştirmeniz için ne(lere) gereksinim duyumsamaktasınız? 
Gerçekçi olalım,  bir şey istediğimizde genellikle istediğimize ulaşabilmek adına bir sürü süreç deneyimi sıralayıverir ve ilk adımı atmayı genellikle ertelemeyi seçeriz ya da zaman zaman, o isteğin olmayacağına inandırırız kendimizi. 

Zihnimizden geçen her düşünceyi fiziksel realitede gerçekliğe dönüştürebilme potansiyeline sahip yaratıcı varlıklar olduğumuza göre, bize engelmiş gibi görünen herşeyi de bizzat kendimiz oluşturuyoruz. Öyle ise; isteklerimizin gerçeğe dönüşmesi için bir diğer varlığa değil sadece kendimize biricik özümüzden başka hiçbir şeye gereksinimiz olmadığını hatırlıyor olduğumuz bir zamanın kalitesindeyiz, farkında mısınız? 

Her birimizin ulaşmayı hedeflediği hayalleri/umutları/düşleri var bir diğer deyim ile her birimizin iç dünyasında güzeller güzeli bir prensens soluk almakta, peki prensesinize giden yolda ne(leri) deneyimlemeyi umuyorsunuz? Karşınıza her ne çıkarsa çıksın ilerleyebilecek motivasyonu hissedebiliyor musunuz, yüreğinizin ateşinde? İlhamın gücü ile ne kadar risk alabilmeye gönlünüz var? 

Uçan halınız şu an tam önünüzde sizi selamlıyor. Hazır mısınız herşeyi bırakabilmeye, işlevsel olmayan her türlü yaşam kalıbınızdan özgürleşmek için şu anki mevcut sizden vazgeçmeye ? Ve sadece yüreğinizi dinlemeye cesaretiniz var mı ? Haydi bakalım, istikamet…..

Yaşamımızdaki kaosu çözüme kavuşturacak olan; ayrıcalıklarımıza, destekleyenlerimize odağımızı yöneltmek yerine bütünün harikulade ihtişamlı parçalarından birisi olduğumuzu hissederek kendi öz benliğimizi hatırlamak üzere uyum içersinde daima ahenkle yüreğimizdeki ışığın izini sürerek yolda olmaktır, yaşamak adını atfetttiğimiz süreç deneyimi.

Kaosu deneyimlediğimiz ve belirsizlikler hissettiğimiz mevcut süreçte şu an alın elinize sihirli lambanızı, ilk adım nedir? İlk adım lambayı ovalamak!  İçselliğimiz ile temasa geçmek adına eylemde var olmayı seçmek; peki ikinci adım nedir? Ne istediğini söylemek. Gerçekten farkında mıyız,  öz olarak ne (ler) istediğimizin? 

Buraya esprili bir minik hikaye eklemek istiyorum, her sözün yaratıcı bir potansiyele sahip olduğunu ve kelimeleri özenle seçerek kullanmayı hatırlamamız dileğiyle… :

“Yaklaşık yetmiş yaşlarındaki kırk yıllık evli bir çift tropik bir adada sahilde yürürken, ansızın kadın kumların arasında parlayan birşey fark ediyor.Ve kocasına gösteriyor bunun üzerine kadının eşi: “acaba bu masallardaki gibi sihirli bir lamba olabilir mi, acaba?
 Kadın gülerek lambayı ovalıyor o da ne, gerçekten karşılarında bir cin beliriveriyor…
Cin: ‘Oh, çok teşekkür ederim. Uzun zamandır burada kilitli idim. Beni serbest bıraktığınız için ikinize de birer dilek hakkı veriyorum.’ 
Bunun üzerine ilk olarak kadın dileğini belirtiyor: ‘Eşimle birlikte dalgaları yararak ilerleyen bir seyahat gemisinde olmak istiyorum, bu evliliğimizin kırkıncı yıldönümü için harika bir hediye!’
Ve cin, kadının dileğini yerine getirir okyanusun ortasında Titanik gibi harikulade bir seyahat gemisindeler, etraflarında hoş, çoşkulu insanlar var. O sırada gözü kendisinden genç hanımlara ilişen adam henüz dileğini dilememişti. 
Ve adam şöyle bir dilekte bulunuyor: “burada olmak istiyorum ama benden otuz yaş genç bir kadın ile birlikte olayım.”
Bunun üzerine cin adımın dileğini de yerine getirir ve bir anda adam yüz yaşında olurJ
Kıssadan hisse; ne dilediğinize dikkat edin!”

Dilekleriniz net, gerçekçi ve sizi size yaklaştıran nitelikte olsun!

BAŞKASI OLMA KENDİN OL…

Bu kelime dizisinin,  şarkısı bile mevcut  değil mi? 
“Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin…”

Bizim haylaz kahramanımız Aladdin’in ilk dileği kendisinden uzağa düşeceği bir süreç deneyim
i oluyor. En uzak bazen en yakındır. Uzaklaştıkça, kendimize daha çok yakınlaşırız… İlk dilek: “ bir
prens olmak” Bir prensesi ancak bir prens etkileyebilir?  Bu süreçte olmadığı biri gibi rol yapmayı deneyimliyor, kıvrak zekalı Aladdin. Her birimiz,  yaşam döngümüzde;  hedeflerimiz, isteklerimiz uğruna birtakım maskeler takmayı seçiyoruz. Özellikle dijital iletişim kanallarının oldukça revaçta olduğu günümüz sanal  toplumunda, sosyal medyada öz kimliğimizden farklı ve bağımsız bambaşa bir kimlik sergilemeyi seçebiliyor ve diğer insanlara kendimizi olduğumuzdan çok başka gösterme yönünde çaba sarf ediyoruz. Böylelikle dışarıda çoğalırken, iç sesimizi dinleyemez oluyoruz, kendimizden, hissiyatlarımızdan uzaklaştıkça, ruhsal ardından fizyolojik rahatsızlıkları yaşam sürecimize davet etmeyi seçiyoruz.

Toplumsal süreçte sosyal statüler, ekonomik değerler nedeni ile, her birimiz kendimizi zaman zaman yetersiz ve değersiz hissederek kendimizi olduğumuz halimizden daha bir başka göstermeye meyil ediyoruz lakin ne kadar rol yaparsak yapalım öz sahne olan yüreğimiz hep gerçeği ışırken vicdanımız ile zihnimizin arasında sıkışıp kalıveriyoruz. Bu bağlamda dengede olmama hal deneyimleri yaşantılarken sıkılmış, bunalmış, ne yapacağını bilemeyen sanki kaptanı olmayan bir gemide okyanusun dalgaları arasında sürükleniverirken buluveriyoruz kendimizi. Geminin kaptanı yok ise belki de özümüzdeki kaptanlık becerilerini hatırlama ve ortaya koyma vakti gelmiştir, ne dersiniz? 
Nitekim bizim zeki kahramanımız Aladdin’nin de ikinci dileği boğulmaktan kurtarılmak oluyor. Ve gerçek gücün tüm kırılganlıkları ve hassasiyetleri ile kendimiz olabilmek olduğunu hatırlıyor. Peki ya sizler? Dileğinizin ya da dileklerinizin realitede form kazanması için öncelikle ölümü deneyimlemeniz gerektiğini hatırlıyor musunuz? Gerçek özgürlük; kendi sorumluluk ve sınırlarımızı bilerek tüm arzulardan özgürleşmedir.Bu bağlamda kendimizin olumlu olmayan yönlerini de kolaylıkla kapsadığımız kendi niteliklerimizin olumlu olumsuz yönlerine bütünü ile alan açtığımızda tıpkı dolunay ın muhteşem tamamlanmışlığı yansıtan ışığı gibi kendi içselliğimizde bütünselliği deneyimleyebileyek öz parlak ışığımızı yansıtabiliriz tüm kainata. 

GERÇEKTEN ZENGİNLİĞİ DENEYİMLİYOR MUSUNUZ? 

Size göre “zenginlik”in en yalın tanımı nedir? Öz değerleri maddi birtakım unsurlar ile bir görmek ve bu uğurda yaşamak zenginlik midir? Tabi ki “hayır” dediğinizi duyar gibiyim. Hıım öz zenginlik;  yaşamlar boyu atalarımızdan miras aldığımız sözleri en güzel biçimde varoluşa ışımaktır. Bu bağlamda öz başarı zenginliği beraberinde getiriyor. Yaşamda başarının tadına bakmak istiyor isek, mevcut bedenimizdeki yaşam döngümüzdeki mesajımız ile buluşabilmek adına her solukta gerçekleştirdiğimiz seçimlerin sorumluklarının bilincinde olarak, öz mutluluk ile yolculuğu deneyimleyemeye iştahımız var mı? Sualini kalbimize yönlendirmeyi hatırlayalım ve tabi kalben dinlemeyi de…

Şu an bir yıldız kayıyor, haydi bir dilek tutun!

Abra Kadabra
(konuştuğum esnada yaratırım)





22 Ocak 2018 Pazartesi

HATIRLA BENİ




Saygı ve sevginin tılsımlı bağı ile bağlı olduğunuz geniş bir aileye mensup olduğunuzu hayal edin belki de mevcut bedeninizdeki yaşam sürecinizde böyle bir aileye mensup olma şansına sahip olmuş iseniz, aile dinamiklerinize odağınızı yöneltin... 

Sizin ailenizin nesiller boyu süregelen en biricik niteliği ne? 
Ailenizin bir sembolü olsa bu ne olur? 



Her ailenin özünde nesilden nesile aktarılan tılsımlı öğretiler vardır ki;  vakti zamanı geldiğinde tıpkı Pandoranın Kutusu nun açılması gibi kan bağınıza özgü nitelikler cesur bir aile bireyi tarafından yeryüzüne topraklanıverir... Miguel in mensup bulunduğu biricik ailesinin de kendilerine özgü niteliklerinin başında; ilişkilerindeki özveri, atalarını saygı ve sevginin huzurunda her daim onurlandırmaları, öz sevgiyi şefkat ile dillendirmeleri, iletişim kurma biçimlerindeki şeffaflık,  bunlardan sadece birkaçı ... 

Atalarından  miras alınan öğretilere oldukça kıymet yüklenen Rivera ailesinde, müziğin "m" sini dile getirmeye görün ki; anneanneniz birden elinde terliği ile
,  sanki sizi büyük bir canavardan korumayan çalışır gibi, burnunuzun dibinde bitiveriyor siz Miguel in yerinde olsanız hangi duyguları deneyimlersiniz?



EN BÜYÜK TUTKULARIMIZ, EN BÜYÜK YAŞAM SINAVLARIMIZI 
VERECEĞİMİZ DÖNEMEÇLERİ SEMBOLİZE EDER...

Her canlı yaşam gücünü;  farklı biçimlerde, formlarda, farklı bir titreşim frekansı ile tezahür eder. Öz yuvamız kalbimizin ikametgah yeridir ve kalbimiz ile bağlı olduğumuz bizi biz yapan özel niteliklerimiz mevcuttur. Birliğin bizim vasıtamız ile dillendirmek istediği bir melodi vardır. Ve tüm yaşam süreci boyunca deneyimlediklerimizin yegane hedefi o melodiyi tüm kainat ile paylaşmamız, yuvamıza sevgiyle geri dönebilmemiz üzerine kurgulanmıştır.


Sizin kalbinizin ateşi nerede tutku ile alevleniyor? Vestanızın nabzı nerede aşkla atıyor?
Yuvaya dönüş yolculuğunuzda sizin meledinizin ahengi nasıl? 


 En büyük tutkunuz "müzik" ise? Ve hayranı olduğunuz bir zamanların ünlü müzisyeni Ernesto de la Cruz gibi olabilmenin  gece-gündüz hayali ile soluk alıp vermekte iseniz... Lakin çok değerli aileniz mutlak bir tutumla sizi mütemadiyen müzik tutkunuzdn vazgeçirmeye yönünde çaba gösteriyor ise?Siz de yüce gönüllü Miguel gibi lanetlendiğinizi zihninizden geçirmeyi seçer misiniz?


İFADE BULMAMIŞ HER GERÇEKLİK HER ZAMAN KENDİNE 
YENİ BİR ZEMİN YARATIR VE KAHRAMANINI SEÇER

Nerede yasaklar, sırlar, mevcut ise bizi özümüzün derinliklere ulaştıracak bilgi de orada ışımaktadır.

Bazı ailelerin dinamiklerinde sürekli olarak zincirleme bir reaksiyon gibi çeşitli bedensel-zihinsel-davranışsal dengede olma halinden uzak semptomların, sendromların, rahatsızlıkların tekrar ettiğini görürüz. Burada tekar eden bir hastalık olabileceği gibi dargınlıklar, kızgınlıklar da olabilir ki; bunlar bizim gerçekte kim olduğumuza dair  çok önemli veriler sunmektadır. Yeter ki birazcık araştırmacı şapkalarımızı takmayı hatırlayarak kalbimizin ışığında merakla iz sürmeyi bilelim...

Yaşam gücü daima derin bir tutkuyla tamamlanmayı arzularken, yeni nesilden bir kahraman seçer. Psikiyatrist Naasson Muanyandamutsa bu konu ile ilgili;  "bu beklenen bir olgudur, söylenmemiş herşey sonrakilere aktarılmıştır." demektedir. Ve Dr. David Sack şu şekilde eklemektedir ki; "travmanın geçmişten uzanarak yeni bir kurban seçme gücü vardır. Ebeveynin travması çocuğun travması haline gelir ve çocuğun davranışsal ve duygusal problemleri ebeveynin durumunu aynalamaktadır." 

Atalarımız daima bizlerledir, nitekim onlar sistemde bizlerin var olabilmesi için alan yaratmış kişilerdir. Geçmiş daima şu andadır ve şu andaki geleceği oluşturmaktadır. Sistemde gerçekleştireceğiniz bir parçacık değişim, büyük dönüşümün kapısını aralıyıverir.

YARATICI MERAK 

Meraklı ve azimli Miguel ailesine derin bir sevgi bağı ile bağlı olsa da gerçek yuvasına doğru yelken açma yönünde seçimini yaptığında, ışığa giden bir yol uzanıveriyor önünde, ailesi tarafından tam da müzik yarışmasına katılıp kendini ispatlama arzusu ile yanıp tutuşurken anneannesi tarafından
gitarı kırılsa da yoluna azimle devam ediyor ve böylece azimle emekle ilerlemeyi seçtiği için kapı mucivezi turuncu ışıkla Miguel e aralanıyor...

Büyük babası zannettiği Ernesto de la Cruz un gitarını aldığı anda diğer aleme Ölüler Diyarına geçiş yapıyor. Psikiyatrist Norman Doidge der ki: "psikoterapi, genellikle hayaletlerimizi atalarımıza dönüştürmekle ilgilidir." Atalarımızın tüm yeteneklerini DNA mızın sonsuz kaydında taşımaktayız, bu yeteneklerimizi ortaya çıkartan ise duygu frekansımız olan RNA mızdır. Aile ağacımızda nesiller boyu tekralayan paternleri dönüştürmek bizim elimizdedir.. Bunu ancak, kalbimizle görerek mutlak bir kabulün gücü ile şefkatin zemininde zihnimizi terbiye ederek gerçekleştirebiliriz. En çok zihinde kendisini tekrarlayan sözler ve görüntüler gerçekliği yaratır. Bilinçdışımız ile kuracağımız dialogda bilinçli farkındalık zemininde olabilirsek travmalarımızı şifalandırır ve gelecek nesile neyi miras bırakmayı seçiyorsak bunu gerçekleştirebiliriz. Kanadalı nöropsikolog Donald Hebb; "birlikte ateşlenen nöronların birlikte bağlandığını" ispatlamıştır. Bu nedenle birşeyi sürekli tekrar olmadan tekrar ettiğimizde sinir sistemimiz yeniden yapılanır ve yeni oluşan nöral yollar sürekli tekrar ile güçlenerek yeni bir gerçeklik yaratır. 


ŞANSINI YAKALA


Ve Ölüler Diyarındaki Miquel, ailesinin diğer üyeleri ile buluşur. Büyükannesi Coco nun annesi onu hemen eve göndermek niyeti ile eyleme geçse de; Miquel in lanetin özündeki ışığı ortaya çıkarması için daha zamana ihtiyacı vardır. Ölüler Diyarından geri dönmenin tek şartı aile bireyinden birisinin rızasının alınmasıdır. Büyükanne; ona eve dönmesini müziği tamamen yaşamından çıkartması koşulunu öne sürer ancak Miquel yaşam diyarına döner dönmez eline gitarı alarak yeniden ölüler diyarına geçiş yapar ve büyükbabası zannettiği Ernesto de la Cruz u bulmaya, onun son şansı olduğuna inanır. İnacının yoldaşlığı ile ilerlerken Hektor Rivera ile karşılaşır. Hektor, yolunda ilerlemesi için ona yardımcı olurken  büyük aile sırrını ortaya çıkmasına adım adım yaklaşmaktadırlar.
Büyükbabasının gerçekte Ernesto de la Cruz olmadığı aslında gerçek büyükbabasının Cruz un tüm şarkılarının yazarı ve bestecisi olan Hektor olduğunu ve  bizzat Ernesto de la Cruz tarafından zehirlenerek öldürüldüğü gerçeğini ortaya çıkartmayı başaran Miquel o an varoluşsal mucizesinin şansını da idrak etmiştir...



Şimdi Ölüler Diyarına geçme şansınız olsa, hangi aile bireyini daha yakından tanımak ister, nasıl sorular sormak istersiniz? Haydi o zaman şimdi kendi şansınızı yakalamanız için, sizi  Ölüler Diyarına gönderiyoruz merak etmeyin orada ruhların yolculuklarına yardımcı olan ruh rehberleriniz (Alebrije) olacak. Sizin ruh rehberiniz neye benziyor? Rengarenk tüyleri olan bir köpek mi, bir ejderha mı? Belki de kanatları olan bir kaplandır?...


Siz, kendi şansınızı nasıl tanımlıyorsunuz? 
Belki de en büyük şans ete kemiğe bürünerek bu mucizevi Dünya gezegeninde soluk alıp vermektir,
 ne dersiniz? 


GERÇEK ÖLÜM UNUTULMAKTIR

Latin Amerikalıların Kasım ayında 3 gün boyunca kutladığı Ölüler Bayramının özel bir anlamı var. Onların inanışına göre; asıl ölüm artık anılarının paylaşılmadığında gerçekleşiyor. Ölüler bayramı boyunca ölüler ile yaşayanlar arasında özel bir bağ kurulduğuna inanıyorlar ve süreç boyunca yemekler, şarkılar, anılar, hatıralar paylaşılıyor. Ölen kişilerin mezarlarına özel objeler götürülüyor. 
Yaşamın her nefesinin hakkını vererek eylemde olmanın önemi vurgulanırken atalarımızı her daim onurlandırmamızın gerekliliği vurgulanıyor. Ne de olsa onlar olmasa idi bizler de var olamazdık.

Siz fiziksel beden realitesinden ayrıldğınızda, nasıl anımsanmak istersiniz? 
Ardınızda bıraktığınız sevdikleriniz sizin için neler söylerler, onların hikayelerinde nasıl yer alıyorsunuz? 
Sizi siz yapan tüm niteliklerinizin söyleme geleceği bir hikayeniz var mı?


Miquel, varoluş amacını gerçekleştirİyor peki ya siz?
Neyi tamamlamak üzere Dünya da benden almayı seçtiğinizi bulabildiniz mi?
Ailenizin biricik sembolünü keşfetmek buna yardımcı olabilir.Bunun için yüreğinizin derinliklerine uzanmanız yeterli size kadife çiçeğinin yumuşaklığında ışıklı bir yolculuk deneyimi dileriz...





SEVGİNİN GÜCÜ ADINA VESTA 77