uzman psikolog özge genlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzman psikolog özge genlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2019 Pazartesi

EN İYİ OLMAK



Odağınızı “iyi” kelimesine nazikçe yöneltmeyi seçin. 
İYİ İYİ İYİ, sesli bir biçimde birkaç kez telaffuz edin bakalım neler oluyor? Nasıl bir ses tınısı kulağınızda yankılanıyor? İ-Y-İ…Diyelim ki; yaşam döngünüzde ilk kez bu kelime ile karşı karşı karşıyasınız, size ne (leri) çağrıştırıyor? Zihninizi özgür bırakın belki göz kapaklarınızı kapatmayı seçebilirsiniz, zihninizde bir imaj var bu kelime ile ilişkili  bu imajın izdüşümü ile yüzleşebildiniz mi? Belki şimdilik bulamamış olabilirsiniz, ancak soruyu zihnimize yönelttiğimize göre yanıtı da er ya da geç geliyor, sakin olun. Sorabildiğiniz her bir sorunun bir yanıtı mevcuttur. Siz o yanıtı görmeye hazır olduğunuzda yanıt yaşamınızda form bulur. 

Şimdi odağınızı halihazırdaki mevcut bedeninizde “iyi” olarak neleri tanımlamayı seçtiklerinize yöneltin. Eminim ki; her biriniz günlük yaşam sürecinizde herhangi bir şeyi seçerken “en iyisi” olsun deyimini en az bir kez  telaffuz etmeyi seçmişsinizdir. Neye, nelere “en iyi” tanımınızı gerçekleştirdiğinizi su yüzeyine çıkardığınızda aslında en temelde ne (lere) yönelik bir ihtiyacınız ile buluşmaya da gereksinimizin yankılandığını fark edersiniz. Örneğin “en iyi öğretmen” bu bir deyim.  Bu kelime dizinini telaffuz ettiğinizde sizin özünüzdeki “öğretmen” nin ortaya çıkmasına vesile olabilecek bir kişiye gereksiniminiz olduğunu görürsünüz. Kimdir, nedir öğretmen? Zamanın çok ötesinden beri varoluşun damarlarına işlenmiş birtakım bilgileri bilincine açmış olandır dolayısı ile bu kişi ile buluştuğunuzda (ki zaten karşınızdaki kişi de sizsiniz! Yaşamınızda karşınıza çıkan her bir bireyi siz bizzat yaşamınıza davet ediyorsunuz hem de her an, farkında olun). kendisinde açılmış olan bilgilerin sizin bilinç yapınızın mevcudiyeti kadarını açan ve böylelikle sizin özünüzdeki öğretmenin doğmasına vesile olan kişidir öğretmen sıfatını taşımakla mükellef kişi. Haydi şimdi bu örnekten yola çıkarak “en iyi” olarak tanımladığınız herhangi bir şeyin (canlı-cansız) içsel dinamiklerinizdeki izini sürün bakalım nasıl bir hikaye ile karşılaşacaksınız? 

Gerçekten kalbiniz ile hiç “iyi” nin ne demek olduğuna dair zihinsel süreçlerinizi harekete davet ettiniz mi? 
Haydi şimdi beraberce gerçekleştirelim mi bu süreci? 
 Doğada “insan” varlığı dışındaki herhangi bir canlının “ben en iyiyim” dediğine veyahut bu deyimi tezahür ettirdiği bir davranışsal süreç deneyimine hiç şahit oldunuz mu? 

Herkes ve herşey mutlak “bir” in birer yansıması olduğuna göre herkes ve canlı-cansız herşey “en iyi” yi her daim özünde barındırmaktadır. Lakin bu “en iyi”yi nasıl tezahür ettireceği zamanın kalitesine bağlı olarak form kazanır. 

Bir insan varlığı için “en iyi” olan nedir? Kendi sınırlarını bilerek varoluşsal potansiyelini olduğu gibi ışımak ve böylelikle kendi ışığının gücü ile bir diğer varlığın potansiyelini görmesine vesile olmaktır. Bundan başka bir “en iyi” tanımı genel geçer insan varlıklarının, illüzyon sahnesindeki zihinsel süreçlerinin uydurma kalıplarından ibarettir. 

Şu zamanın insan realitesine baktığınızda birçok insan olma yolunda ilerlemekte olan varlığın; “en iyi” nin peşi sıra adeta bir deli misali arayışta olduğunu görürsünüz. 

Halbuki tek mutlak  gerçek; “en iyi öğretmen, en iyi okul, en iyi doktor, en iyi hastahane, en iyi anne, en iyi baba, en iyi arkadaş vb.,  deyimlerinin kendi içselliğimizde zamanın çok ötesinden beri var olan “iyi” yi ortaya çıkaracak olan kavramlar bütününden ibaret olduğunu görebilmektir asıl olan, farkında mısınız? 

Bazen şöyle bir yanılgıya her birimiz düşüveririz: “ben bu konuda en iyiyim…” kelimeleri sızıverir dudaklarımızın arasından. Halbuki bu kelimeyi telaffuz etmek ile ışıyabilme potansiyeline muktedir olduğumuz bir kapıyı sıkı sıkı kapatır bir de üzerine kilit vururuz.İşte o an çok şanslı olanlar, hayatın özünden bir ışık yansıması ile karşılaşır ve o ışık; herkes “a” derken, “b” deme cesaretini sergiler, genellikle o sürüden ayrılan cesur olanlar pek bi görmezden gelinse ve sevilmeseler de, sizi neyi/nasıl gerçekleştirdiğini bilmeksizin kendi merkezinden uzakta olanların bir diğer deyim ile sürekli alkışlayanların aksine size takkenizi önünüze koyarak düşünmeye davet edenler, sizi bütünü ile kendinizle buluşmaya davet edenler sizin öz gücünüzü görerek bunun ortaya çıkabilmesi adına destek verenlerdir, görüyor musunuz? Bu süreç biraz “acı” duyumsamaya açık olacaktır hatırlayalım ki hiçbir doğum “acı” olmaksızın gerçekleşemez. 
Ve belki de bütün bu yazının ana mesajı şöyle özetlenebilir; o varoluşumuzdaki  en iyi ile buluşabilmek adına yürünecek tek bir yol vardır: yüreğimizdeki öz mutlak adaleti gerçekliğe tezahür ettirmemiz gerektiğini hatırlamak!

31 Ocak 2018 Çarşamba

SAF FİLTRESİZ GERÇEK

Gerçek nedir, size göre ? Şu anın gerçek bir deneyim olduğunu nasıl ispatlayabilirsiniz? Muhtemelen 5 duyunuz ile algıladığınız verileri sıralayacaksınız. Ya bir illüzyonun içerisinde iseniz? Gerçekten şu an okumakta olduğunuz bu satırların var olduğunu nasıl kanıtlayabilirsiniz? Sadece görmeniz, dokunmanız, işitmeniz, koklamanız ve tadını duyumsamanız yeterli mi? Ya bunların hepsi beyninizin bir oyunu ise? 


 Gerçeklik ile  ancak öz yuvamıza döndüğümüzde bir diğer deyim ile 
kalbimizin gözü ile görmeyi yeniden hatırladığımız an temas edebiliriz. 
Bunun dışındaki her an gerçekliğin bir yansımasını yaratmaya devam ediyoruz. 

Şimdi, ayak tabanlarınız yeryüzü ile buluşurken eş zamanlı olarak kuyruk sokumunuzdan başınızın tepesine değin omurganız dik, esnek ve rahat bir biçimde oturun ve  nefes alışverişlerinize odağınızı yavaş yavaş yöneltirken; 
Ben kimim? sorusunu kendinize  yöneltin. Ve ardından, ilk zihninize düşen imgeye odağınızı yönlendirin, bu sizin mevcut bilinç boyutunuz hakkında birçok veri sunuyor aynı zamanda...


Kendimizi çoğu zaman; yaşımız--cinsiyetimiz--mezun olduğumuz okullar--icra ettiğimiz işler--çocuklarımız--soyismimiz--nerede dünyaya geldiğimiz ile tanımlayarak sınırlamayı tercih ediyoruz oysa ki bunların bizim gerçekte kim olduğumuza ilişin hiçbir anlamı yok iken, bu verilere belirli anlamlar yükleyerek varlığımızı ispat etmeye çalışıyoruz. Halbuki ne de nafile bir çaba  değil mi? :) 




Anlam yüklemeyi seçtiğimiz her an biraraya gelerek bizim kim olduğumuza dair bir hikaye oluşturuyor. Duyularımızdan yola çıkarak algıladığımız herşeye belirli anlamlar yüklüyoruz ve sonrasında bu anlamların her biri, anın içerisinde bir sürece bu süreçlerde birleşerek birer hatıraya dönüşüyor. 

Şimdi derin bir şekilde 3 kez nefes alıp verin ve sonrasında yavaşça göz kapaklarınızın gözlerinizin üzerine örtülmesine izin verin. Şimdi aklınıza gelen ilk hatırayı düşünün. Odaklanın. 

Acaba hatırladığınız hatıra, o olayın/durumun/sürecin deneyimlendiği an ile ne kadar birebir örtüşmekte sizce? Gerçeği mi anımsıyorsunuz? Yoksa zihninizin anımsamasına izin verdiği kadarı ile mi yetiniyorsunuz? 

Bilimsel araştırmalar göstermekte ki; deneyimlediğimiz bir olayı tekrar anımsadığımızda ya da bilinçli olarak zihnimize çağırdığımızda gerçekte olan şudur: o anıya ilişkin nöronlar arasındaki bağ yolları yeniden kurulur ve anınızda kimyasal olarak değişir. Zaman ile anılar değişir onları mevcut sinir sistemimizin yapısına bağlı olarak hatırlayabiliriz. Çünkü beden her daim bizden daha bilgedir ve bizim algılayabileceğimizin ötesinde bir gerçekliği biz hazır olmadan bize sunmaz.

Peki şimdi düşünün ki ; çok ciddi can kaybına mal olan bir trafik kazası gerçekleştirdiniz. Kaza sırasında sizin aracınız, güçlü bir biçimde diğer araca çarptı ve o araçta yer alan küçük bir kız çocuğu vefat etti. Anne ve babası da ağır yaralandı. Siz sağ salim kurtulmayı başarırken sizin yan koltuğunuzda oturmakta olan kardeşiniz de can verdi. Ancak son nefesini vermek üzere iken size birşeyler fısıldamakta idi. Bu anıyı her hafızanıza çağırdığınızda kardeşinizin dudak hareketlerini görüyor ancak bir türlü ne dediğini algılayamıyorsunuz.

Yukarıdaki paragrafta yer alan hikaye Peter Dinklage ın başrolünde yer aldığı "Rememory" isimli filmin senaryosunun bir kısmına ait. Peter Dinklage (Sam Bloom) mütavazı bir yaşam deneyimi sürmekte olan bir minyatür sanatçısıdır. Ölmeden önce kardeşinin ne söylediklerini hatırlamasına yardımcı olabilecek olanın peşinde iz sürerken yolu beyindeki hatıraları olduğu gibi tüm gerçekliği ile saf bir şekilde kaydedebilen bir cihaz geliştiren bilim adamı Gordon Dunn (Martin Donovan) ile kesişir.

HAFIZANIZIN ÖZÜNDEKİLERİ BEYAZ PERDEDE SEYRETMEK İSTER MİSİNİZ? 

Gordon Dunn (Martin Donovan), adeta bir "hafıza sineması" icat etmiştir. Kulaklık biçimindeki bir aleti kafanızın üzerine yerleştiriyorsunuz ve tek yapmanız gereken hatırlamak istediğiniz anı zihninize çağırarak o an"a odaklanmak, hepsi bu. Geri kalanını cihaz sizin gözlerinizden gördüğünüz herşeyi cam ekrana yansıtıyor ve minik bir diske kayıt ediyor. Böylece istediğiniz "an"larınızı tekrar tekrar her
canınız istediğinde saf filtresiz bir geçekliğin kalitesinde izleyebiliyorsunuz, ne harika değil mi? :)


GEÇMİŞ HİÇ ÖLMEZ, O EBEDİ VAROLUŞUN ŞU ANININ ÖZETİDİR...
Ancak her neyi ne kadar anımsıyorsak bunun bir anlamı olmalı değil mi?
Bazı anlar zihnimizde tilkiler gibi dönüp durur sürekli beynimizin etini kemiren sorular üretir.
Bazı anları ise çok istesek de kısıtlı olarak anımsarız. Sizin de var mı böyle anılarınız peşinizi bırakmayan ya da sürekli izini sürdüğünüz belki de her iki tip anı da mevcuttur şu anki yaşam deneyimizde...Bu anıların size nasıl bir mesaj iletmek istiyor olduğunu hiç düşündünüz mü?




İLK SOLUĞUN RİTMİ, MEVCUT YAŞAM DÖNGÜSÜNÜN AHENGİNİ YARATIR...
Örneğin, doğduğunuz an bir insan varlığının Dünya yaşamındaki en kıymetli anıdır ki, o an çok değerli bir hazinedir. Dünya gezegenine nasıl gelmeyi seçti isek yaşamımızda deneyimleyeceğimiz her şey o tonda renk alacaktır.  Lakin biz bu hazineyi pek bilinçli olarak anımsayamayız. Oysa ki; bedenimizin hafızasında her bir salisesi kayıtlıdır. Sinir sistemimiz her anı zihnimizin şu an idrak edemeyeceği kadar detaylı bir şekilde kayıt altında tutmaktadır.
Bazı anlar özellikle travmatik deneyimler içeren anların (güçlü duygulanımlar ile perçinlenmiş her türlü deneyim) bilinçli olarak hatırlanmamasının yegane sebebi organizmanın kendisini koruma isteğidir. Çünkü her hatırladığımızda beynimiz o anı şimdi tekrar deneyimliyormuş gibi algılar ve geçmişte kalan o an da sinir sisteminde ne olmakta ise yine aynı nöron ağları ateşlenir. Bu da travmanın izinin güçlenmesine yol açar. Oysaki geçmişi dönüştürmek mümkün değildir. Yaşanan çoktan seçilmiş bir nedenden ötürü deneyimlenmiş ve sistem denge halini kurmuş ya da kuruyordur...Deneyimlediğimiz bizim gözümüze göre en küçük, en basit anın bile çok kıymetli bir işlevi vardır. Çoğu kez ,zaman adı atfedilmiş, bilge öğretmen bize büyük resmi görmeyi öğretir büyük bir sebatla,  sınırlayarak, kısıtlayarak biraz "acı" deneyimlettirerek yapar bunu ki; iyice öğrenelim ve hep hatırımızda tutalım diye :)
Çoğu zaman insanlar; geçmişi dönüştürerek geleceği yeniden yapılandırabilcekleri illüzyonuna kapılıp gidiverirler...
Gerçek; geçmiş-şimdi-gelecek, şu an'ın realitesinde yaratılıyor. İşte buradan yola çıkılarak tek eyleme geçirilecek olan: olanı olduğu gibi kabul etmektir. İşte bu an dönüşümün ilk adımı atılmış olur. Şu an farklı olarak eyleme geçireceğiniz herşey gelecek dediğiniz alan ve zamanının realitesini değiştirir.
Mutlak kabulün gücü ile teslim olmak ve deneyimlemekte olduğunuz herşeye güvenin ve inancın gücü ile izin vererek, yeniden doğuşunuzu gerçekleştirebilmek sizin ellerinizdedir. Her an bir doğum anı olabilme potansiyelini özünde barındırmaktadır.

KADERİNİZİ SEVİN  ve OLDUĞUNUZ KİŞİ OLUN (Nietzsche)

Nietzsche'ye katılmamak elde değil lakin kaderimizi yazan, çizen ve oynayan bizleriz. Ve sonrasında oyunu oynarken mızıkçılık ederek olduğumuzdan bambaşka biri gibi görünmeye yönelik delice bir sevdaya tutulup kendimizden uzaklaşan ve sonrasında gitgide yabancılaştığımız benliğimize koşar adım yeniden kavuşma arzusu ile yanıp tutuşan varlıklar olarak olanı olduğu gibi kabul etmeyerek hep birşeyleri değiştirir ve kendi istediğimiz doğrultusunda yeni formüller üretmeye çalışırız. Halbuki bu istek nereden geliyor diye sormaya tenezzül etmeden.

Rememory filmine geri dönecek olursak; "hayatlarımız hatıralarımızın toplamıdır" diyen bilim adamı Gordon Dunn  ve eşi  küçük kızını kaybetmiş yas sürecini deneyimlemekte olan acılı ebeveynlerdir. Dunn, kızı ile deneyimlediği mutlu anıları her daim hatırda tutabilmek ve istediğinde izleyebilmek, adına beyindeki tüm anıları ilk deneyimlediği gerçek hali ile kayıt eden bir cihaz geliştirirken belki de tek niyeti kendisi gibi olmakta olanı kabul alanına taşımakta güçlük deneyimleyen bireylere yardımcı olabilmekti, kim bilir? Ürettiği cihazın, kendi ölümüne attığı ilk adım olabileceğini olasılıklar dahilinde değerlendirmediğini var saymak yerinde olacaktır.
Dunn, bu cihazın yaratımı sürecinde bir araştırma grubu ile birlikte çalışır ancak araştırma grubunda yer alan her bireyin yaşamında halüsinasyonlar belirmeye adeta geçmiş hortlamaya başlar bu da araştırma grubunda yer alan bir bireyin kendi canına kast etmesine kadar ileri gitmişken, cihazın piyasaya hızla sürümünün gerçekleşmesini isteyen firma yetkileleri herşeye rağmen süreci hızlandırmışken bir gece aniden Dunn ofisinde ölü bulunur. Bu ölümün gizem perdesini aralayacak olan tabi ki, gerçekleştirdiği kaza sırasında Dunn ın kızının vefatına istemeden de olsa yol açmış minik adam Sam Bloom olacaktır...

SANKOFA MI & ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU MU?

Acılarımız bizleri yeni arayışlara yöneltirken çoğunlukla yoğun acı hissiyatı deneyimlediğimiz anları yok saymaya, bastırmaya veya yön boyut değiştirmeye çalışırken akıl sınırlarını zorlayacak birşeyler icat edebiliriz adeta bir bilim adamı gibi. Ancak şu bir gerçek ki; her ne deneyimleniyor isek bunu biz seçmişizdir, eve yuvaya dönüş yolunu hatırlayabilmek için. Acı, sıkıntı, huzursuzluk, mutsuzluk kaçtıkça büyüyen gölge gibidir. Siz karanlığa kaçtıkça gölgeniz büyür. Işık ile yüzleştiğinizde Güneş e (bilinç) bakmaya cesaretiniz olduğunda hakikati görürsünüz. Aksi takdirde analitik psikoterapinin kurucusu değerli Carl Gustav Jung un dediği gibi: "Bilincinize getirmediğiniz her şey karşınıza kader olarak çıkar."

Şimdi siz seçimizi yapın:
Bir Sankofa kuşu gibi: geleceği ön görebilmek için geçmişe dönmeniz gerektiği inancı ile geçmişin anılarına mı zihninizi konsantre ediyorsunuz?




Yoksa;
Bir Zümrüdüanka kuşu misali; olanı olduğu gibi kabul ederek an geldiğinde acıların içerisinden geçerek yeniden doğmak için cesaretle ölmeye hazır mısınız?



"Girmekten korktuğunuz mağara, aradığınız hazineyi barındırır." 
                                                                                                                                   Joseph Campell




ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com











22 Ocak 2018 Pazartesi

HATIRLA BENİ




Saygı ve sevginin tılsımlı bağı ile bağlı olduğunuz geniş bir aileye mensup olduğunuzu hayal edin belki de mevcut bedeninizdeki yaşam sürecinizde böyle bir aileye mensup olma şansına sahip olmuş iseniz, aile dinamiklerinize odağınızı yöneltin... 

Sizin ailenizin nesiller boyu süregelen en biricik niteliği ne? 
Ailenizin bir sembolü olsa bu ne olur? 



Her ailenin özünde nesilden nesile aktarılan tılsımlı öğretiler vardır ki;  vakti zamanı geldiğinde tıpkı Pandoranın Kutusu nun açılması gibi kan bağınıza özgü nitelikler cesur bir aile bireyi tarafından yeryüzüne topraklanıverir... Miguel in mensup bulunduğu biricik ailesinin de kendilerine özgü niteliklerinin başında; ilişkilerindeki özveri, atalarını saygı ve sevginin huzurunda her daim onurlandırmaları, öz sevgiyi şefkat ile dillendirmeleri, iletişim kurma biçimlerindeki şeffaflık,  bunlardan sadece birkaçı ... 

Atalarından  miras alınan öğretilere oldukça kıymet yüklenen Rivera ailesinde, müziğin "m" sini dile getirmeye görün ki; anneanneniz birden elinde terliği ile
,  sanki sizi büyük bir canavardan korumayan çalışır gibi, burnunuzun dibinde bitiveriyor siz Miguel in yerinde olsanız hangi duyguları deneyimlersiniz?



EN BÜYÜK TUTKULARIMIZ, EN BÜYÜK YAŞAM SINAVLARIMIZI 
VERECEĞİMİZ DÖNEMEÇLERİ SEMBOLİZE EDER...

Her canlı yaşam gücünü;  farklı biçimlerde, formlarda, farklı bir titreşim frekansı ile tezahür eder. Öz yuvamız kalbimizin ikametgah yeridir ve kalbimiz ile bağlı olduğumuz bizi biz yapan özel niteliklerimiz mevcuttur. Birliğin bizim vasıtamız ile dillendirmek istediği bir melodi vardır. Ve tüm yaşam süreci boyunca deneyimlediklerimizin yegane hedefi o melodiyi tüm kainat ile paylaşmamız, yuvamıza sevgiyle geri dönebilmemiz üzerine kurgulanmıştır.


Sizin kalbinizin ateşi nerede tutku ile alevleniyor? Vestanızın nabzı nerede aşkla atıyor?
Yuvaya dönüş yolculuğunuzda sizin meledinizin ahengi nasıl? 


 En büyük tutkunuz "müzik" ise? Ve hayranı olduğunuz bir zamanların ünlü müzisyeni Ernesto de la Cruz gibi olabilmenin  gece-gündüz hayali ile soluk alıp vermekte iseniz... Lakin çok değerli aileniz mutlak bir tutumla sizi mütemadiyen müzik tutkunuzdn vazgeçirmeye yönünde çaba gösteriyor ise?Siz de yüce gönüllü Miguel gibi lanetlendiğinizi zihninizden geçirmeyi seçer misiniz?


İFADE BULMAMIŞ HER GERÇEKLİK HER ZAMAN KENDİNE 
YENİ BİR ZEMİN YARATIR VE KAHRAMANINI SEÇER

Nerede yasaklar, sırlar, mevcut ise bizi özümüzün derinliklere ulaştıracak bilgi de orada ışımaktadır.

Bazı ailelerin dinamiklerinde sürekli olarak zincirleme bir reaksiyon gibi çeşitli bedensel-zihinsel-davranışsal dengede olma halinden uzak semptomların, sendromların, rahatsızlıkların tekrar ettiğini görürüz. Burada tekar eden bir hastalık olabileceği gibi dargınlıklar, kızgınlıklar da olabilir ki; bunlar bizim gerçekte kim olduğumuza dair  çok önemli veriler sunmektadır. Yeter ki birazcık araştırmacı şapkalarımızı takmayı hatırlayarak kalbimizin ışığında merakla iz sürmeyi bilelim...

Yaşam gücü daima derin bir tutkuyla tamamlanmayı arzularken, yeni nesilden bir kahraman seçer. Psikiyatrist Naasson Muanyandamutsa bu konu ile ilgili;  "bu beklenen bir olgudur, söylenmemiş herşey sonrakilere aktarılmıştır." demektedir. Ve Dr. David Sack şu şekilde eklemektedir ki; "travmanın geçmişten uzanarak yeni bir kurban seçme gücü vardır. Ebeveynin travması çocuğun travması haline gelir ve çocuğun davranışsal ve duygusal problemleri ebeveynin durumunu aynalamaktadır." 

Atalarımız daima bizlerledir, nitekim onlar sistemde bizlerin var olabilmesi için alan yaratmış kişilerdir. Geçmiş daima şu andadır ve şu andaki geleceği oluşturmaktadır. Sistemde gerçekleştireceğiniz bir parçacık değişim, büyük dönüşümün kapısını aralıyıverir.

YARATICI MERAK 

Meraklı ve azimli Miguel ailesine derin bir sevgi bağı ile bağlı olsa da gerçek yuvasına doğru yelken açma yönünde seçimini yaptığında, ışığa giden bir yol uzanıveriyor önünde, ailesi tarafından tam da müzik yarışmasına katılıp kendini ispatlama arzusu ile yanıp tutuşurken anneannesi tarafından
gitarı kırılsa da yoluna azimle devam ediyor ve böylece azimle emekle ilerlemeyi seçtiği için kapı mucivezi turuncu ışıkla Miguel e aralanıyor...

Büyük babası zannettiği Ernesto de la Cruz un gitarını aldığı anda diğer aleme Ölüler Diyarına geçiş yapıyor. Psikiyatrist Norman Doidge der ki: "psikoterapi, genellikle hayaletlerimizi atalarımıza dönüştürmekle ilgilidir." Atalarımızın tüm yeteneklerini DNA mızın sonsuz kaydında taşımaktayız, bu yeteneklerimizi ortaya çıkartan ise duygu frekansımız olan RNA mızdır. Aile ağacımızda nesiller boyu tekralayan paternleri dönüştürmek bizim elimizdedir.. Bunu ancak, kalbimizle görerek mutlak bir kabulün gücü ile şefkatin zemininde zihnimizi terbiye ederek gerçekleştirebiliriz. En çok zihinde kendisini tekrarlayan sözler ve görüntüler gerçekliği yaratır. Bilinçdışımız ile kuracağımız dialogda bilinçli farkındalık zemininde olabilirsek travmalarımızı şifalandırır ve gelecek nesile neyi miras bırakmayı seçiyorsak bunu gerçekleştirebiliriz. Kanadalı nöropsikolog Donald Hebb; "birlikte ateşlenen nöronların birlikte bağlandığını" ispatlamıştır. Bu nedenle birşeyi sürekli tekrar olmadan tekrar ettiğimizde sinir sistemimiz yeniden yapılanır ve yeni oluşan nöral yollar sürekli tekrar ile güçlenerek yeni bir gerçeklik yaratır. 


ŞANSINI YAKALA


Ve Ölüler Diyarındaki Miquel, ailesinin diğer üyeleri ile buluşur. Büyükannesi Coco nun annesi onu hemen eve göndermek niyeti ile eyleme geçse de; Miquel in lanetin özündeki ışığı ortaya çıkarması için daha zamana ihtiyacı vardır. Ölüler Diyarından geri dönmenin tek şartı aile bireyinden birisinin rızasının alınmasıdır. Büyükanne; ona eve dönmesini müziği tamamen yaşamından çıkartması koşulunu öne sürer ancak Miquel yaşam diyarına döner dönmez eline gitarı alarak yeniden ölüler diyarına geçiş yapar ve büyükbabası zannettiği Ernesto de la Cruz u bulmaya, onun son şansı olduğuna inanır. İnacının yoldaşlığı ile ilerlerken Hektor Rivera ile karşılaşır. Hektor, yolunda ilerlemesi için ona yardımcı olurken  büyük aile sırrını ortaya çıkmasına adım adım yaklaşmaktadırlar.
Büyükbabasının gerçekte Ernesto de la Cruz olmadığı aslında gerçek büyükbabasının Cruz un tüm şarkılarının yazarı ve bestecisi olan Hektor olduğunu ve  bizzat Ernesto de la Cruz tarafından zehirlenerek öldürüldüğü gerçeğini ortaya çıkartmayı başaran Miquel o an varoluşsal mucizesinin şansını da idrak etmiştir...



Şimdi Ölüler Diyarına geçme şansınız olsa, hangi aile bireyini daha yakından tanımak ister, nasıl sorular sormak istersiniz? Haydi o zaman şimdi kendi şansınızı yakalamanız için, sizi  Ölüler Diyarına gönderiyoruz merak etmeyin orada ruhların yolculuklarına yardımcı olan ruh rehberleriniz (Alebrije) olacak. Sizin ruh rehberiniz neye benziyor? Rengarenk tüyleri olan bir köpek mi, bir ejderha mı? Belki de kanatları olan bir kaplandır?...


Siz, kendi şansınızı nasıl tanımlıyorsunuz? 
Belki de en büyük şans ete kemiğe bürünerek bu mucizevi Dünya gezegeninde soluk alıp vermektir,
 ne dersiniz? 


GERÇEK ÖLÜM UNUTULMAKTIR

Latin Amerikalıların Kasım ayında 3 gün boyunca kutladığı Ölüler Bayramının özel bir anlamı var. Onların inanışına göre; asıl ölüm artık anılarının paylaşılmadığında gerçekleşiyor. Ölüler bayramı boyunca ölüler ile yaşayanlar arasında özel bir bağ kurulduğuna inanıyorlar ve süreç boyunca yemekler, şarkılar, anılar, hatıralar paylaşılıyor. Ölen kişilerin mezarlarına özel objeler götürülüyor. 
Yaşamın her nefesinin hakkını vererek eylemde olmanın önemi vurgulanırken atalarımızı her daim onurlandırmamızın gerekliliği vurgulanıyor. Ne de olsa onlar olmasa idi bizler de var olamazdık.

Siz fiziksel beden realitesinden ayrıldğınızda, nasıl anımsanmak istersiniz? 
Ardınızda bıraktığınız sevdikleriniz sizin için neler söylerler, onların hikayelerinde nasıl yer alıyorsunuz? 
Sizi siz yapan tüm niteliklerinizin söyleme geleceği bir hikayeniz var mı?


Miquel, varoluş amacını gerçekleştirİyor peki ya siz?
Neyi tamamlamak üzere Dünya da benden almayı seçtiğinizi bulabildiniz mi?
Ailenizin biricik sembolünü keşfetmek buna yardımcı olabilir.Bunun için yüreğinizin derinliklerine uzanmanız yeterli size kadife çiçeğinin yumuşaklığında ışıklı bir yolculuk deneyimi dileriz...





SEVGİNİN GÜCÜ ADINA VESTA 77

















16 Temmuz 2017 Pazar

EVE DÖNÜŞ


KADER AĞLARINI ÖRÜYOR...


Şu an bulunduğunuz zeminde bir örümcek tam yanıbaşınızda, ne yaparsınız?
Bedeninizde neler duyumsuyorsunuz şu an?
Şimdi zihninizden neler geçiyor?
Ve gerçekleştiriyor olduğunuz eylem..............................................................

Örümcekler, masumca sebatla adeta sihirli kabileyeti ile ağlarını ören, kozmik yaratılışın en eşsiz canlıları...

Bir mucize gerçekleşiyor ve yanıbaşınızdaki örümcek şimdi sizi ısırıyor eş zamanlı olarak size olağanüstü yetenekler bahşediyor. Şimdi bu örümceğe ilişkin duygularınızda / hissiyatlarınızda bir değişim gerçekleşiyor mu?
Bir anda çok güçlü bir süper kahraman oluverdiniz :)
Bir kahraman olarak en önemli niteliğiniz nedir? Uçabiliyor musunuz? Dokunduğunuz herşeyi istediğiniz şeye dönüştürme gücünüz var mı? Duvarların üzerinde yürüyebiliyor musunuz?
Vücudunuzu istediğiniz forma dönüştürebiliyor musunuz hem fiziksel hem de ruhsal olarak; biçim değiştirerek başka bir bireyin yerine geçebiliyor musunuz?...
Ben süper bir kahramanım ve beni en iyi niteleyen özelliğim.......................................................cümleyi tamamlarken ilk zihninize gelenleri özgürce ifade edin, bir süre sonra fark edeceksiniz ki zaten bir insan varlığı olarak tahmin ettiğinizin ötesinde süper bir gücünüz zaten hali hazırda mevcut: yaratım gücü. Sizler herşeyi yaratma potansiyeline sahip eşsiz sonsuz ruhani varlıklarsınız, hatılıyorsunuz değil mi? :)

Şimdi çok değerli uğurlu örümceğin size bahşettiği süper niteliklere geri dönelim; mesela ağ örebiliyorsunuz, ve en anlamlısı yarattığınız her ağ bir hikaye anlatıyor, her an yaratmayı seçtiğiniz kaderinizin hikayesini, hıımmm sizin ki nasıl bir hikaye; tatlı mı, acı mı, ekşi mi yoksa birazcık tuzlu mu? Belki de her bir tadın ağzınızda dengeli dağılmayı seçtiği eşsiz bir taddır, kim bilir?
Her bir ördüğünüz ağ bir sembol yaratıyorsa, nasıl bir sembol yaratmayı seçersiniz? Haydi biraz gözünüzün önünde canlardırın eşsiz ağınız tüm evrene bir mesaj veriyor. Bu mesaj:/şu an varoluşumun hikayesinin ana mesajı:  .....................................................................................................



BÜYÜK BİR GÜÇ BERABERİNDE BÜYÜK BİR SORUMLULUK GETİRİR 

(Örümcek Adamın varoluş hikayesinin ana mesajı)

Örümcek adamın özgün yaratıcısı Stan Lee; ilk kez  örümcek formundaki süper kahramanını tanıttığında yapımcısından duyduğu ilk cümlenin: "örümcekleri kimse sevmez ki..." olduğunu biliyor musunuz?

Emek verdiğiniz, yaratıcı potansiyelinizin tezahüründe oluşturduğunuz herşeye öncelikle kendi yüreğiniz ile inandıktan sonra hayallerinizin gerçeğe dönüşmemesi için herhangi bir neden var oluşunu sürdüremez.
Örümcek Adam : Eve Dönüş filminde de aynı yaratıcısı Stan Lee gibi inandığı yolda her ne olursa olsun öz sesini dinleyerek ilerleyen genç, cesur, sebatkar ve bizlerin zihinlerine çok önemli mesajıları ilmek ilmek ören bir Peter Parker var karşımızda;   bizlere denemekten hiç çekinmemiz aynı zamanda hiç vazgeçmememiz gerekliliğini hatırlatıyor. Hiç risk alınmamış bir yaşam hiç yaşanmamış bir yaşamdır dercesine defalarca üstlendiği görevleri eline yüzüne bulaştırsa da herşeyi yoluna koyabileceği inancından bir zerre dahi kaybetmeden sürekli olarak yolda olan bir Örümcek Adam ile Eve Dönüş yolculuğumuza azim  ve cesaret yoldaşlarımız ile bereberce çıkıyoruz...

Her ne kadar filmdeki aksiyon sahneleri, Peter Parker ın yaşı, filmin yavaş akışı olumlu olmayan bir takım eleştiri kıskaçlarına takılmış olsa da önemli olan görünenin ardındaki görebilmektir, değil mi?
Filmin özündeki mesaj oldukça değerli:  Deneyimlerimiz bizi biz yapandır. Deneyimlerimiz yolu ile özümüzdeki sonsuz güç potansiyeli eşsiz sesini varoluşun melodisine dahil eder. Hiç iz olmayan bir yolda yolculuğa çıkmaya niyet ettiğimizde mutlak kabul ve teslimiyetin gücünden beslenir ve akışta var olarak sağlıklı olma = denge halini deneyimleyebiliriz.


EVE DÖNÜŞ

Bir eviniz var mı? 
Bu soru zihninizde ilk belirdiği an ne(ler) duyumsuyorsunuz? 
Belki de çoktan evet bir evim var kelimeleri birbiri ile ağ kurarak inceden inceye yayılıverdi dudaklarınızın arasından... belki de birden fazla eviniz olduğunu söylemekte zihniniz... :))

Halbuki her birimizin sadece 1 adet evi var, değil mi? O da: "öz" evimiz = kaynağımız...

Gerçekte ev neresi? Eviniz neresi? Ve hangi amaca hizmet ediyor?


Ev-rahim-sığınak-mağara: geçmişin geleceğe dönüştüğü zemin. Özgür eşsiz insan varlığının sonsuz potansiyelinin fiziksel olarak doğmasına destek sunan, özgün bir sanat eserinin doğumuna vesile olan alan ve zamandır. 

Hayat adını vermeyi seçtiğimiz; ölüm-doğum döngüsünde tezahür eden kendini hatırlama yolculuğunda eve geri dönüş için tek bir hamle gerekiyor o da; "keşfederek özü hatırlamak"...

Her birimiz "bir" olduğumuza göre mutlak "BİR"in farklı yansımaları olduğumuza göre belki de ilk adım bu yanılsamalar dünyasının idrakıdır, ne dersiniz? 

Herşey olmak, en iyisi olmak yerine sadece 
kendin olabilen kendini bulduğun an 
eve dönüş kapısı aralanıverir...

Doğduğumuz an; kim olduğumuzu, neden-niçin-nasıl Dünya adı verilen minik mavi güzel, ışık gezegenimizde beden almayı seçtiğimizi bildiğimiz andır. Yaş aldıkça bilinç boyutumuzun üzerine bir sis perdesi iniverir ağır ağır... Özellikle çocukluk çağlarımızda herşeyi yapabileceğimizi söyleriz, korkusuzca cesurca, "bana hiçbir şey olmaz" dercesine eylemlerimizi tezahür ettiririz.  Halen özümüzdeki güç ile temas halinde olduğumuzdandır, bu "içimizden, geldiği gibi" eylemde olma hallerimiz. Ergenlik çağlarımıza geldiğimizde halen özümüzdeki sonsuz güç ile temas halindeyizdir lakin artık şöyle bir söylem bir çoğumuzun zihnini esir almıştır: "en iyisi olmak", bize birincil dereceden bakım veren kişiler, akrabalarımız, arkadaşlarımız, sosyal çevremizdeki kişiler tarafından "en iyisi ol" söylem ağına yakalınıveririz, çok az kişi "sadece kendin ol" diyecektir. Ergenlik çağlarından yetişkin dönemine geldiğimizde çoktan kim olduğumuzu unutuvermişizdir, özümüzde gerçekleştirmemiz gerekenler yerine başka başka hiç gerçekleştirmemiz gerekenleri eyleme dönüştürdüğümüzde ise bir kaos yaratır sonra da "niye hep bunlar benim başıma geliyor?", "bir türlü istediğimi yapamıyorum!" vb. kelimelerinden oluşan cümle dizileri ile hayıflanır dururken hayatı da sevimli olmayan, keyifli olmayan bir sürece dönüştürürüz, sanki kendi hayatımız yerine bir başkası tarafından yaratılarak bizlere dayatılmış bir süreç gibi nitelendiririz hayat döngümüzü...

Her bir düşünce, her bir duygu, her bir duygulanım ile ilmek ilmek ördüğümüz, bizzat kendi özümüzü keşfetmek için yarattığımız biricik hayat sürecimizde;  olan ile var oluşun tüm zerreciklerini duyumsamayı seçmek yerine kendimizi kanıtlamak, kendimiz dışında herşey olabilmek adına muazzam bir mücadele veririz. Bizler bizim dışımızda var olan birşeye yönelik mücadele verdiğimizi zannetsek de asıl büyük mücadeleyi sadece kendi kendimize yönelik vermekteyizdir. Her birimizin bildiği üzere bir diğeri sadece bizi bize yansıtan bir aynadan ibarettir. Baktığımız her yerde gördüklerimiz; özümüzde var olan nitelikten başka hiçbirşey değildir. Gördüğümüz, tattığımız, kokladığımız, duyduğumuz, hissettiğimiz herşey sadece beynimizdeki algılardan ibarettir...

KOSTÜMSÜZ BİR "HİÇ" İSEN KOSTÜM SENİN HİÇ OLMAMALI


Bizlere kim olduğumuz sorulduğunda, kendimizi anlatırken genellikle ürettiğimiz yaptığımız alan ile ilgili bir diğer deyim ile mesleğimizi söyleyiveririz hemencecik. Ben mühendisim, ben müzisyenim, ben yoga eğitmeniyim, ben inşaat mühendisiyim, ben dolula yım, ben avukatım, ben doğum psikoloğuyum, ben mimarım.... Zamanın bir zerresinde muhakkak kendimizi bu şekilde nitelendirmeyi seçmişizdir. Ya da belki de anneyim, babayım, dedeyim, ablayım,amcayım, teyzeyim vb. diyerek kendimizi nitelendirmeyi seçiyoruzdur bir başka deyim ile yaşam sahnemizdeki rollerimiz ile... Roller ve üretmeyi seçtiklerimiz bizleri ne kadar tanımlayabilir? Ya bedenimiz-ırkımız-dinimiz-cinsiyetimiz-dilimiz-dinimiz....yeterli mi kim olduğumuzu tanımlamamız için?

Her birimizin üzerinde giymekten son derece keyif almakta olduğu birçok niteliğe sahip bir kostüm var, kimimiz bu kostümün tüm özelliklerini kullanabiliyor, kimimiz  henüz sınırlı özelliklerini kullanabilme yetisine muktedir... 

Görmek, dinlemek, duyumsamak, hissetmek, koklamak, tatmak gibi duyularımızın ötesi mevcut her birimizin özünde ve bu duyuları anlamlandırabilmek, yönlendirebilmek ve seçtiğimiz boyut ve formlarda  gerçekliği yaratmak her bir eşsiz insan varlıklarına bahşedilmiş varoluşsal bir armağan.
Peki siz nasıl kullanmayı seçiyorsunuz bu özel armağanınızı? Bu özel armağınızı etkin bir biçimde kullanmayı seçerek "Eve Dönüş" yolunu keşfediyor musunuz?




"Örümcek Adam: Eve Dönüş" filminde genç oyuncu Peter Parker bizlere eve dönüşümüzü sürekli olarak yolda olmayı başardığımız an gerçekleşebileceğini "kendine inancın" büyüsünü sindire sindire aktarıyor...

Dünya gezegenindeki iyi ve doğru olmayan herşeyi iyi, doğru, dürüst ve adil forma dönüştürmek. Haksız yere eyleme geçen herkesi olduğu yeri hatırlatmak; genç ve cesur Örümcek Adamımızın üstlendiği misyonlardan birkaçı sadece. Sorumlulukları büyük eş zamanlı olarak gücünün büyüklüğü gibi...

Sizler, Dünya gezegenin adil, mutlu, huzurlu, besleyen ve büyüten gücünün her bir varlığa ulaşabilmesi için ne gibi misyonlar üstlenmeyi ve bu misyonların gerekliliklerini nasıl yerine getirmeyi tercih ediyorsunuz?

Öncelikle yapabileceğinize inanıyor olmalısınız? İnancın ışığı eve dönüş yolunu ışıtır...
İnancın ardından cesaretle gelen ilk adım ancak bu ilk adıma muhakkak "cesaret" eşlik etmeli ki yüreğin ateşi körüklensin...
Ateş; dönüşümü gerçekleştireceği için eve dönüş yolunun zemininde muhakkak biraz teslimiyet olmalı: herşeyin olduğu gibi kabulü...
Kabulün gücü ile iradenin gücü işbirliği halde çalıştığında mutlak azmin güçlü adımları ile daima her koşulda yüreğinizdeki melodinin harikulade eşsiz senfonisi dinlemeyi seçtiğinizde; melodi ile eylemleriniz uyumun gücünü oluşturduğunda  eve ulaşabiliriz...






ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com

































20 Haziran 2017 Salı

BIRAKACAĞIM "AN"I BEN BELİRLERİM...

Kabiliyet ve yetenekleriniz ölçüsünde en iyi biçimde icra ettiklerinizi düşünün. Ben "en iyiyim" diyor ve bu hususta kimse elime su dökemez diyorsunuz hatta birçok kişi sizin o işin ustası olarak görüyor ve değerlendiriyor. O kadar kendinizden eminsiniz ki, işte o en çok kendinizden emin olduğunuz, ben zaten hep şampiyonum, ikinci kim diye sorduğunuz, an karşınıza sizden daha genç, dinamik, yeteneğini daha hızlı ve etkin bir biçimde sergileyen kendine çok güvenen birisi çıksa neler hisseder ve akabinde nasıl davranırsınız? 


Arabalar serisinin son filmi bizlere; 
"hırs, teslimiyet, dostluk, inanç, potansiyel, öz güven, başarı, motivasyon, şans, farkındalık, yarış, öz potansiyel" temalarında harikulade bir yarış sunuyor; kendini bilme yarışı...




EMEKLİLİĞİN TADINI ÇIKAR :) ŞİMDİ YENİ BİRŞEYLER DENEME ZAMANI

Her yarıştığı piston yarışının yenilmez galibi Şimşek Mc Queen'i, yıllar sonra Jackson Storm adında daha ileri teknolojiye sahip, daha güçlü, daha hızlı yeni nesil bir yarışçı geçmeyi başarıyor ve Mc Queen ile yarış sonrası karşılaştığında gayet alaycı bir tavırla: "Nihayet sizi geçebilmek ne büyük bir zevk bilemezsiniz. Emekliliğinin tadını çıkar, diye eklemeyi de ihmal etmiyor :))) 


Siz,  Şimşek Mc Queen'in yerinde olsanız nasıl davranmayı seçersiniz? Düşünün artık "şampiyon" değilsiniz, televizyon haberlerinde asla eskisi gibi bir yarışçı olamayacağınız ve ne zaman emekli olacağınıza dair sorular yöneltiliyor... Böyle bir vizyon karşısında, olumlu hissiyatlar duyumsamak pek olası gözükmese de Mc Queen gibi azimle yeni birşey denemeliyim mi dersiniz? Yoksa "evet artık oldukça yaş aldım eskisi gibi hızlı değilim diyerek, sizin üzerinize etiketlenmiş mağlubiyeti kabul mü etmeyi seçersiniz? Hangisi, kırmızı mı mavi mi yoksa sarı mı :))

KAZANMAK--------------KAYBETMEK?

Kazanmak ve kaybetmek kavramlarını biraz daha somut bir şekilde tanımlıyor olsanız nasıl kelimeler süzülür zihninizden?
Kazanmak:...........................................................................................................................................
Kaybetmek:..........................................................................................................................................
Her kazanç bir kaybediş; her kaybediş bir kazanç değil midir? Şimdi nefes alın tüm organizma bir kazanç elde ediyor ancak bir sonraki kazanç için önce vermeniz içinize çektiğiniz havayı özgürce bırakmanız gerekmiyor mu? 
Her son dediğimiz yeni bir başlangıca gebedir. Ancak bunu fark edebilmemiz için zaman döngüsünde biraz daha kendi arayışımızı sürdürmemiz gerekebilir...

BAŞARISIZLIKTAN KORKMA, FIRSATIN OLMAMASINDAN KORK!

Yukarıda telaffuz ettiğim cümle filmdeki motivasyon üstadı; Cruz Ramirez'e ait. Ve hiç şüphesiz filmin en anlamlı cümlelerinden birisi.

Yılın en iyi geri dönüş hikayesini herkese kanıtlamak isteyen Mc Queen hırsla kendini geliştirmek üzere çalışmalarına yeni sponsorunun desteği ile başlar. Son teknoloji ile donatılmış simülasyon cihazlarının yer aldığı yepyeni bir alanda yeni yarış için hazırlanan Mc Queen in bir de motivasyon hocası vardır, Cruz Ramirez; genç yarışçılar ile çalışarak onların korkularını yenmelerine vesile olmaktadır. 

Cruz Ramirez, özünde hep hızlı bir yarışçı olmayı hayal etmiş ancak ebeveynleri ona büyük hayaller kurmamasını öğretmiş. Ebeveynlerimizin bizler için söyledikleri sözcükler ne kadar derin izler bırakabiliyor değil mi? Çünkü onlar bizim hayata açılan kapımız dolayı ile öz güven ile dayandığımız daima sıcaklıklarını ve güvenlerini duyumsamak istediğimiz bireyler. Ancak hatırlamalıyız ki ebeveynlerimizin de çocukluk dönemlerinde içselleştirdikleri, özümsedikleri var ve onlar da sadece kendilerini bilebildikleri ölçütte bize ışık olabiliyorlar.

Mc Queen'i olduğu gibi genç yarışçıların "kızgınlık" duygusunu motivatör olarak kullanan, Cruz Ramirez'e şaşmamak gerek aslında oldukça akıllıca; ebeveynlerine yönelik kızgınlığını kendi işinde ve diğerlerini  ilhamla disipline etmek üzere yakıt olarak kullanıyor.
Sizi, hangi duygular motive eder? Özünüzdeki tutkunun alevlenmesini sağlayan motivatör kaynaklarınız nelerdir? 

"Olumsuz herşeyi olumlu şeye dönüştürmek için yakıt olarak kullan" diyen Cruz Ramirez, deneyimlenen herşeyin bir adım daha ileriye gidebilmek için yaratıcı bir güç olduğuna inanıyor. Bu ne kadar da harikulade bir fikir değil mi? Bugünden itibaren bu motivasyon cümlesini bir oyuna dönüştürelim mi? "OLUMSUZ" olarak etiketlediğimiz herşeyi "OLUMLU" ya dönüştürmek için neye ihtiyacımız var? 

Şimdi kendi yaşamlarımızda karşı karşıya kaldığımız güçlük/zorluk/engel dediğimiz olaylara bir göz atalım; tüm "zor" dediğimiz yaşam deneyimleri aslında özümüzdeki varoluş potansiyelimizin ortaya çıkış dalgalarıdır. Dalgalar olmasa nasıl yüzeye çıkmak için emek verebiliriz ki? Dalgalar olmazsa hep okyanusun en derinlerinde yaşam serüvenimizi sürdürürüz lakin harikulade gökyüzünü göremeden ve duyumsayamadan.... Dış dünyada hiçbir olasılığın kalmaması halinde her birimiz içsel kaynaklarımıza özümüzdeki cevhere yöneliriz ve yavaş yavaş gücümüzü fark ederek, gerçekte kim olduğumuzu hatırlarız. Zorluk/güçlük olmasa belki de özümüzdeki gücü hiç keşfedemeyiz? Bu nedenledir ki; engel dediklerimiz aslında bize gitmemiz gereken yönü işaret eden koruyucu/destekleyici meleklerimiz olmasın?? Mesela en-gel kelimesini şu şekilde okumaya ve telaffuz etmeye çalışsak: gel-en = gelen :)

Gelen herşeyi sevgiyle kucaklamaya ve gelenin ardındaki manayı idrak etmeye kendimi açıyorum, desek nasıl olur? 



BEN "HIZ"IM

Yaşam döngünüzde ilerlerken kendinize olan inancınızı körükleyecek motivasyon cümleleriniz var mı? Mesela Mc Queen şöyle diyor: "Hızlıdan da hızlı ben en hızlıyım. Hızlıdan da hızlı süratli, ben "hız"ım. Harika değil mi? 
Bazen tüm yollar kapalı ve karanlık gibi görünebilir, her birimizin "tükendim, yoruldum, artık devam edemeyeceğim vb." dediği an lar var olmuştur. Peki sonrasında bizleri ne/neler harekete geçirir? 

SON BİR ŞANS MI ARIYORSUN EVLAT?


Zihnimizde evirip çevirip bir çıkış yolu göremediğimizde genellikle; geçmişte deneyimlediğimiz ve bedensel hafızamıza işlemiş anılarımıza, kendimizi güçlü, huzurlu, mutlu, iyi hissettiğimiz dostlarımıza, ilham veren hocalarımız ile deneyimlediğimiz günlere doğru yelken açmak isteriz,  diğer bir deyim ile bizim için güvenli zemine geri döneriz.

Mc Queen de kendisini yetiştiren belkide kendisinin kendisi olmasına olanak sağlayan hocası Hudson Hornet nam-ı değer; Dock ile deneyimlediği kendini keşfettiği topraklara geri dönüyor ve tüm dostlarının ve Cruz Ramirez in desteği ile kabulün/teslimiyetin özünden doğan yeni olasılıkların gücüne kendisini teslim ediyor. Artık eskisi gibi hızlı olmadığını ve asla eskisi gibi hızlı olamacağını kabul ettiği an tüm tecrübelerinin ışığından yararlanabileceğini görüyor, Mc Queen. Dostlarının dediği gibi : "boşluk oluştuğunda onu kullan" deyimini idrak ediyor. 


Kendi yaşam döngümüze merceğimizi çevirecek olursak bazen gerçekleri yadsır ateşe doğru inat ile yürürüz sonrasında ise keskin sirke küpüne zarar misali en büyük zarar ziyan kendimize mal etmiş oluruz. Halbuki olması gerekenin gerçekleştiğini bilerek teslim olmayı seçtiğimizde önümüzde duran yeni kapıyı, yeni olasılıkları fark edebiliriz. Hırs; bizlerin varoluşun destekleyen en önemli motivatördür lakin ölçülü kullandığımızda; hırsımız bizi yiyip bitiren bir canavara da dönüşebilir ya da hırsımız iz bırakabilir. Siz hangisini tercih edersiniz? İz bırakmayı mı yoksa bir canavar yaratmayı mı? 
Sağlıklı hırs; rekabet ve işbirliğinin orta paydasında; sevgi, merhamet, empati, şefkat duygularını içermektedir. Ve asıl yarıştığımız kendimizden başkası değildir.Diğerinde bizi rahatsız hissettiren her ne nitelik var ise bu bizim özümüzde var olan bir türlü kabul alanımıza taşıyamadığımız parçamızdır.


BENİM SON ŞANSIM SANA İLK ŞANSINI VEREBİLMEK İÇİN...

Kaybetmek güzeldir, güzelliği yepyeni olasılıkların sihirli doğasında saklıdır. Yeni olasılıkların doğabilmesi için önce kaybettiğimizi kabul etmemiz gerekmektedir, değil mi?
Ve Mc Queen son bir gayret ile dostlarının umudunun gücü ile, özündeki bitip tükenmek bilmeyen ateşin hızı ile yarışa çıkar ve yarış sırasında aslında tüm deneyimlediklerinin nedenini keşfeder, film şerdi misali Cruz Ramirez ile deneyimledikleri gözlerinin önünden akarken artık usta bir yarışçı olmanın vakti geldiğini idrak eder.

Cruz Ramirez i yarışa dahil eden Mc Queen artık onun yol göstericisi en büyük motivatörü olarak yolculuğuna devam edecektir, kim bilir belik de ara ara piston yarışlarında boy göstermeye devam edecektir ne de olsa son şansım dediği yarışı zekasını kullanarak kazanmıştır işte bu nedenle devam etmek de, bırakmak da Mc Queen in kararına bağlıdır.

Bıraktığımız an, yepyeni bir boyutta yarışa devam etmiyor muyuz, sizce?

Büyük bir üstat olabilmek;  kendini geçen bir öğrenci yetiştirmek ile mümkün olabilir...







ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com



















29 Nisan 2017 Cumartesi

OKYANUS SENİ SEÇTİ

"Başlangıçta sadece okyanus vardı, ta ki Te Fiti ortaya çıkana kadar, onun kalbi benzeri olmayan bir güce sahipti. Tek başına bu hayatı oluşturabilirdi ancak Te Fiti bu gücü Dünya ile paylaştı. Ama zamanla, kimileri Te Fiti nin kalbine göz koydu sandılar ki ona sahip olurlarsa o benzersiz yaratma gücü de onların olacaktı. Ve bir gün içlerinden en gözü kara olanı kalbi almak için uçsuz bucaksız okyanusu geçti. O bir yarı Tanrıydı. Rüzgarın ve Denizlerin Efendisi. O bir savaşçıydı. O bir hilekardı, sihirli balık oltasının gücünü kullanarak vücudunun şeklini değiştirebiliyordu, onun adı Maui idi.... Ama kalbi olmadan Te Fiti parçalanmaya başladı ve korkunç bir karanlığın doğmasına sebep oldu. Toprak ve Ateşin kötü ruhu Te Ka, Maui kaçarken onu yakaladı ve onu yaraladı. Maui nin sihirli oltasu ve Te Fiti nin kalbi okyanusta kaybolup gitti. Ancak adanın dışına çıkacak bir kişi Te Fiti nin kalbini bulacak Mauli ile buluşarak okyanusu geçecek ve böylece Te Fiti nin kalbini yerine koyarak hepimizi kurtaracak...." cümleleri ile başlıyor Moana nın yüreğimizi ısıtan ve bize kendimizi hatırlamamız yönünde ışık tutan sevgi dolu hikayesi...

Yeşil ve Mavinin aşk kokan tutkulu dansını büyülenmiş birşekilde bizlere yansıtırken; İnancın, Sevginin, Dönüşümün Gücünü kalben aktaran Moana nın hikayesi,  beyaz perdeden sonra şimdi ailce istediğimiz ortamda izleyebileceğimiz dvd olarak yayınlanmakta... 
7'den 77'ye her bireyin muhakkak izlemesini öneriyorum, her birey kendinden bir parça ile bütünleşecek bu filmde çünkü Moana aslında kendi gücünü unutan insanlığın hikayesini büyülü sahneler ile aktarıyor.

GELECEKTE NE OLACAK?

Minik bedeninde Moana korkusuzca sahilde minik adımlarını merakla, güvenle, cesaretle atarken okyanus her bir adımda ona yeni bir deniz kabuğu gösteriyor... İnsanoğlu hep geleceği merak etmiştir, acaba ne olacak hemen hemen her birmizin sorduğu soruların başında gelir. Halbuki minik bir bedene sahip iken eylemlerimizi gerçekleştirirken hiç düşünür müyüz acaba şimdi ne olacak diye? Tam tersine hiç düşünmeksizin CANIMIZ NEYİ İSTİYORSA daha doğrusu CANIMIZ NEYİ ÇEKİYORSA onu gerçekleştiririz. Ve arkadan bir ses duyulur: "dur yapma düşersin; dur öyle olmaz böyle yapılır; dur şimdi değil sonra söylersin.....vb. Bu gibi sesler öylesine siner ki benliğimize bir süre sonra tanıdık bir koku gibi gelir tıpkı sigara tüketen bir kişinin bir süre sonra sigara dumanına ilişkin hassaiyetini kaybetmesi gibi. Bizler de zamanla kalbimizin sesine olan hassasiyetimizi kaybederiz zihnimizin sisli iklimine kaptırıveririz kendimizi. Ancak özümüzdeki ses hiç susmaz o dinlemesini seçenler için daima açıktır. Yol; adım atmaya cesareti olana tüm kalbi ile açılır. 


Moana büyürken babasının sert ve katı kurallarını anlayamakta ve öfke hissetmektedir. Onun özgür ruhu adanın dışına çıkmak yeni şeyler keşfetmek isterken babası mütemadiyen "hayır adadın dışı tehlikelerle dolu, kimse bu adadan dışarı adımını atmayacak." söylemlerini dinlerken kendi yüreğinin sesini dinlemeyi daima hatırlar. Burada Moana nın babasının bir zamanlar okyanusa açıldığı ve arkadaşını kaybetmek durumunda olduğu gerçeği ile yüzleşen Moana babasını bir nebze anlamaya başlıyor. Babası kurtaramadığı arkadaşı yerine şimdi kızını kurtarmaya çalışmaktadır. Travmatik izler yıllarca kuşaklar boyu izlerini sürdürürler. Birşeye yönelik korku duygusu hissettiğimizde mutlaka pandoranın kutusunun içerisinde olumlu olmayan ve anlamlandırılmayı bekleyen bir dizi durum ve olay, yaşanmışlık mevcuttur. Ve bu yaşanmışlıkların keşfedilmeyi bekleyen çok derin anlamları mevcuttur.
Her birimiz Dünya gezegeninde beden almayı seçerken anne ve babalarımızı seçtik. Anne ve babalarımız gerçekte kim olduğumuzu bizlere yansıtacak en değerli rehberler. Bazen bizi sınırlamaya çalışacaklar, bu sınırlamalar çoğunlukla, onların yaşam döngülerinde deneyimledikleri ya da zihinlerinde tasavvur ettikleri  travmatik anılarından gelir. Bizlerde ebeveynlerimizin koydukları sınırları daima test ederiz. Sınırlar ne kadar katı ise onları yıkma isteğimiz de o denli güçlü olur. Özünde buradaki hedefimiz bu katı sınırların ardındaki asıl nedeni görebilmeye yönelik merakımızdır. Eğer bu merakımızın izini sürerek ilerlersek cevapları buluruz.

Moana da yüreğinin bilgi sesi ile ilerleyerek okyanusa ilk açıldığında dev dalgalar onu yutuyor ve kendisini başladığı yerde buluveriyor. Bazen ilk denememizde olumlu sonuçlar yakalayamayabiliriz lakin bir sonraki deneme için tecrübe kazanmış oluruz. Bazılarımız bu noktada hemen pes ederler; "ne yapalım denedim ama olmadı." der bir daha denemeye cesaret etmezler. Halbuki başarı ancak yüreğimizdeki ateşin ışığı ile yol almayı sürdürme inancını her dem taze tuttuğumuzda tüm Evren bizimle iş birliği yapar. 



CEVAPLAR SORDUĞUMUZ SORULARDA SAKLIDIR

Moana ilk okyanusa açılma denemesi olumlu sonuçlanmayınca büyükannesi ile aralarında bir diyalog yaşanır. Bu diyalogda bazen kalbimizin bizlere fısıldadığı şeylerin çok gerçekçi algılayamayacağımızı ve biri tarafından onaya ve desteğe ihtiyacımız olabileceği gerçeği ile yüzleşiyoruz. Evet, bazen bir soru sorarız bu sorunun cevabı her sorunun cevabının hemen verildiği gibi hemen kulağımıza fısıldanır ancak ışığımızın o kadar parlak olabileceğine inanabilmek için bir desteğe ihtiyaç duyabiliriz. Bu destek daima vardır, rehberlerimiz bazen bir insanın ağzındaki cümleler bazen yolda yürürken aniden önümüzde beliriveren bir salyangoz bazen de aniden kulağımıza gelen bir müzik tınısında olabilir. Tüm kainat bizimle diama sembolik bir dil ile iletişim halindedir. 

İÇERİ GİR VE ÖĞREN

"Gelecekte nasıl biri olacağım?" bu Moana nın sorusu. Sizlerin merak ettiği soru hangisi? Büyükannesi Moana yı içerisi kapkaranlık bir mağaranın önüne getirir ve şöyle devam eder: "içeri gir, davulu çal ve cevabı öğren." 
Sorların cevabını dışarıda oluşturduğumuz düzeneklerde araştırmaya öylesine alıştık ki; içimize bakmak zor gelir oldu. Halbuki tüm cevaplar karanlığın özündeki ışıkta gizli. Tüm cesaretimizle karanlığa doğru ilerlersek ve kalbimizin gözü ile görmeye niyet ederek kalbimizin kapısını çalarsak hakikat ile yüzleşiriz. 

HAZİNEN GEÇMİŞİNDE SAKLI

Bizler atalarımızdan devr aldığımız hazinemizi önce keşfetmek sonrasında bu hazinenin ihtişamını tüm dünya ile paylaşmak üzere bu güzel gezegende bulunmaktayız. Karanlık mağaranın içine doğru yol almayı göze aldığımızda yol boyunca karşılaşacağımız lütuflar bizleri hayrete düşürebilir tıpkı Moana nın karanlık mağradan apaydınlık bir şekilde "biz eskiden gezginmişiz, biz eskiden gezginmişiz..." hayrıkışları ile çıkışı gibi. Sizleri de geçmişinize dair edineceğiniz bilgiler sevinçten havaya uçurabilme potansiyeline sahiptir. 

Moana nın büyükannesi bizlere yaşamın sonsuz olduğunu ve her ne olursa olsun tüm sevdiklerimiz ile bağımızın farklı formlarda sonsuza değin sürdüğünün en güzel örneğini bizlere aktarmakta...
Moana nın büyükannesi mevcut bedenindeki hayatına veda ederken, Moana da Maui yi bulmak üzere yola koyuluyor. 

Maui yi ikna etmekte zorlanan Moana nın sonunda her birimizin bir hassa noktası, yumuşak karnı olduğu gibi, Maui nin de tadir edilmek, övülmek yönündeki hassasiyetinden yararlanarak onu birlikte yolculuk yapmaya ikna ediyor. Bu sahneler oldukça eğlenceli :) 


NEREDE OLDUĞUNU BİLİRSEN, NEREYE GİDECEĞİNİ DE BİLİRSİN

Yukarıdaki cümle filmde Maui nin sarf ettiği en anlamlı cümlelerden birisi hiç şüphesiz ki; "akıntı sıcak ise dümdüz devam edeceksin." kendini rahat, ılımlı, su gibi akarken hissettiğimizde doğru yoldayız demektir. Yüreğinin yolunda ilerlerken, kalbin sevginin ateşi ile çarpar ve deneyimlediğin hafif bir heyecan içerisindeki dinginlik halleri olur, işte bu zamanlar bilmeliyiz ki kendimize doğru ilerlediğimiz yolda doğru rotadayız. 

NE KADAR İZİN VERİRSEN SANA O KADAR YAKLAŞABİLİRİM

Maui annesi ve babası tarafından red edilerek okyanusa bırakılan ve okyanusta Tanrılar tarafından büyütülen bir çocukluk dönemi deneyimlemiş. Sevmek, sevilmek, güvenmek konusunda hassaiyetleri var. Bazen yaralarımızı kimse görmesin, kimse duymasın diye daha çok kapatmaya çalışırken farklı yaralar açabiliriz yüreğimizde. Halbuki bir diğerinin bizi tamamlamak, bize yardımcı olmak için burada bulunduğunu idrak ettiğimiz ve kendimizi ancak bütünüyle bir diğerinin aynasında kucaklayabileceğimizi kalben keşfettiğimizde özgürce okyanusun kollarına bırakıvereceğiz kendimizi değil mi? Belki de aradığınız şifa bir başkasının parmaklarının ucundadır...
Kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimiz an açılmaya başlarız ve bir diğeri ancak bu zaman bize dokunabilir.

............................OLMADAN BEN BİR HİÇİM

Yukarıda yer alan cümledeki boşluğu siz doldurun. Bazen bir kişiye, bazen bir neseneye, bazen mesleki ünvanlarımıza, bazen ailemizin soyadına..... vb. tutunuruz. 
Şimdi bulunduğunuz ortama şöyle bir göz gezdirin, derin bir nefes alın, nefesinizi verirken gözlerinizi kapatın. Ve bir an adınızı da dahil bugüne kadar deneyimlediğiniz hiçbir şeyi hatırlamadığınızı zihninizde canlandırın, lütfen. 
O zaman size sorsam: "Gerçekte siz kimsiniz?" diye yanıtınız ne olur? ...........................................
Moana filminde Maui karakterinin biçim değiştimesine vesile olan sihirli bir oltası var. Bu olta sayesinde istediği her şekle girebiliyor. Ancak Te Ka ile ilk yüzleşmelerinde oltası zarar gören Maui, Moana yı Te Fiti ye olan yolculuklarında tek başına bırakıyor. 

Bizlerin sihirli oltası sizce ne olabilir? Belki de dilimizdir; dilimizden dökülen dönüşüm gücüne sahip sihirli sözcüklerimizin her biri yaratım gücüne sahip ancak bizler sözcükler olmadan da kendimizi keşfedebiliriz değil mi?

Yolculuğunda tek başına kalan Moana, önce cesaret ve inancın gücü ile yola devam etmeye niyet etse de bir an pes etme noktasına geldiğinde yine büyükannesi beliriveriyor ve ona çok az kaldığını müjdeliyor. Tıpkı doğum gibi ışığa en yakın olduğumuz an en karanlık olan anlardır. O karanlığa birazcık daha tahammül edebilirsek aydınlığa kavuşuruz. 

Yürekten bir niyetimiz olduğunda ve bu niyet doğrultusunda ilk adımımızı attığımız an tüm evren bizimle birlikte iş birliği halinde olur bazen istemediğimiz canımızı yakan olay ve durumlar ile karşılaşsak da bir süre sonra bu deneyimlerimizin ardındaki planı görebiliriz. Yeter ki yol boyunca yüreğimizdeki inancın ışığına sadık kalalım. 

GERÇEKTE SEN KİMSİN

Hayatımızın en önemli anlarında daima tek başımıza var oluruz. Doğarken ve ölürken. Yanı başımızda rehberlerimiz her zaman bizlerledir bizler onları mevcut gözlerimiz ile görmesek de kalbimiz ile görür ve hissederiz. Ufak ilham parçaları fısıldarlar bizlere, "hadi devam et..., yapabilirsin...." inançla bir süre tek başımıza yol aldığımızda bir bakarız bizi destekleyenler perdenin arkasından çıkarak yeniden bize destek olmaya devam ederler. Moana da Te Fiti nin kalbini yerine yerleştirmek üzere tek başına inançla azimle ilerlediğinde onu yarı yolda bırakan Maui tüm kalbi ile destek vermek üzere Moana nın yanında yer aldığını görüyoruz. 
Ve bir bakar ki; Te Fiti yerinde yok; çünkü kalbi yerinden söklen Te Fiti; acımasız alev saçan Te Ka ya dönüşmüştür. Tıpkı bizler gibi; kalbimiz yerine sadece zihnin gözü ile ilerleyen insanoğlu en çok kendine ardından tüm Dünya ya olumsuz deneyimler yaşatmaktadır. 
Son sahnede Moana nın Te Ka ile yüzleşmesi ve ona sevginin gücü ile dokunması çok etkileyeci bir sahne. Ne kadar olumsuz bir durum olursa olsun sevgiye hayır diyebilecek bir güç Dünya tezahüründe bulunmamaktadır.

Her birimiz Sevgi nin kaynağından var oluyoruz. Sevgi; tüm kainattaki en güçlü duygudur. 




"Her birimiz örülmüşüz ilmek ilmek sevginin ipleri ile her zaman var olmak ve 
sevginin rahminde çoğalmak üzere"

ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com