yas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2016 Perşembe

"Ölüm-sevgi-zaman bu 3 şey tüm insanları birbirine bağlar" diyerek iddalı bir konuşma ile başlayan Gizli Güzellik filmi; başarılı, yetenekli ve zeki Howard'ın çok sevdiği biricik kızının ölümünden sonraki yas süreci deneyimlerini aktarıyor. Filmi izlerken şöyle düşündüm;  hikaye ve hikayeyi özetleyen muhteşem başlık nasıl da birbirini muazzam bir şekilde tamamlıyor...

Her yas sürecinin sonunda ortaya çıkan ve tüm süreci taçlandıran gizli bir güzellik 
daima vardır. 

Yaşam döngünüzde kayıp(lar) deneyiminiz oldu mu? Her birimiz kayıplar deneyimliyoruz şu an mesela bu yazıyı okurken saniyeler geçiyor ve bir kayıp deneyimlemekte olduğunuzun farkında mısınız? Her bir "an" ı bir daha o "an"ki gibi deneyimleme şansımız bulunmamakta bu nedenledir ki zaman çok kıymetli bir armağan. Zaman yaşamın kıymetini bilebilmemiz için varoluşunu sürdürürken; ölüm ise yaşamı anlamlandırabilmemiz için bizlere sunulan en özel armağan. Sevgi ise en temel gerçeklik, her birimiz şu anki görebildiğimiz ve hissedebildiğimizin de ötesinde birbirimize sevgi bağları ile sımsıkı bağlıyız. 

"Her birimiz örülmüşüz ilmek ilmek sevginin ipleri ile her zaman var olmak ve 
sevginin rahminde çoğalmak üzere" 

"Türk toplumuda yas süreci" yüksek lisans tezimin konusu idi. Tezimi hazırlarken "ölüm" olgusunu o güne değin ne kadar da az düşündüğümü hiç ölmeyecekmiş gibi zamanımı sarf ettiğimin farkına varmıştım. Ve ölüm hakkında düşünmeye başladıkça yaşamın mucizesi ve varoluşun anlamı daha da belirginleşmeye başladı ve hızla zihnimde beliren sorular: "eğer bir son varsa neden yaşıyoruz?, "ölümden sonra neler oluyor?", "neden ölüm var?", "öleceğimiz anı bilebilir miyiz?"vb.
Ve en önemlisi ölmeden önce ne söylemek istiyorum? Dünyada bulunma amacım nedir? Tüm bu sorular zihnimde atlı karıca misali dönüp dururken yaşamın sonsuzluğuna ilişkin idrak sürecimi de başlattığımın henüz farkında değildim. Her sorunun bir yanıtı vardır. Her soru, cevabını içinde/özünde barındırır. Şimdi hep birlikte deneyelim: bir soru sorun ve bırakın. Hemen yanıtını bulmak için çaba sarf etmek yerine bırakın, cevap tahmin edemeyeceğiniz bir biçimde size sunulur bu nedenle odağınız uyanık olsun. 
Tez danışmanım biricik kızını genç yaşta kaybetmiş bir baba idi. Zamanın acıyı azaltmadığını veya yok etmediğini sadece acıyı  anlamlandırdığını kendisinin hikayesinde deneyimledim. Söz ile ifade etmek kolay ancak yaşamımızda deneyimlediğimiz şeyleri gerçekten biliyoruz. Birçok konu hakkında bilgi, fikir sahibi olabilirsiniz ancak bu bilgi ve fikirler deneyim ile yoğrulduğunda gerçekten bilebilirsiniz. 
Gizli Güzellik filminin ana karakteri Howard ın deneyimlediği gibi filmin başlangıcında gözleri gülen, yaşama sımsıkı bağlı ve ölüm-zaman-sevgi kavramlarının Dünya daki en değerli kavramlar olduğundan söz ederken güçlü bir yüzleşme deneyimliyor. Kızının ölümü, kendisinin gerçekten zaman-ölüm ve sevgiyi bir kez daha sorgulayarak yaşamında henüz farkına varamadığı güzelliği ortaya koyabilmesi için sadece bir vesile. İnsan varlıkları olarak bizler deneyimlediğimiz olaylar ile öğreniyoruz. Ve öğrenmenin özünde mutlak bir acı oluyor. Acı hiç şüphesiz en iyi öğretmenimiz.

     “Acılarımız en değerli yol göstericilerimizdir. Acının içerisine doğru yürüyebilme
 cesareti gösterebildiğimizde dönüşür, kim olduğumuzu hatırlarız.” 

     Öz olarak şunu aktarmak istiyorum, her birimiz birçok şey söylüyoruz lakin söylediğimizi yaşamsal
     olarak deneyimlediğimizde gerçekten öğrenmiş oluyoruz...

     Her yas süreci deneyimine muhakkak "depresyon" semptomu yoldaşlık etmektedir.. Halk arasında "depreyon" tek başına bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanmakta olsa da "depresyon" bir semptomdur ve kaygı bozuklukları, kişilik bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu ile birarada deneyimlenebilmektedir. "Depresyon; bizlere durmamız ve kendi içselliğimizi yeniden dengelememizi, yaşamdan ne istediğimizi netleştirmemiz gerektiğini ve kim olduğumuzu gerçekten hatırlamamız gerektiği "an"ın geldiğini bizlere iletmek amacı ile görevli bir süreç deneyimidir.
      
         "Her bir ruhsal bozukluk; organizmanın var olan sisteme yönelik alarm çağrısı yaparak "denge" haline dönüşme isteğidir.Bir başka deyim ile sinir sisteminin uyarıcıya olan tepkisidir.
    
     Yas sürecinin ne kadar süreceği kişinin kendi içsel dinamiklerine bağlıdır. Acıyı anlamlandırma süreci kişiye özeldir. Yas sürecinde duyguların ifade bulması önemlidir. Bziler çoğu zaman kaybı deneyimleyen kişinin yanında konuşmamaya kayıp ile ilgili çağrışım oluşturabilecek söylem ve eylemlerden kendimizi sakınırız oysa ki tam tersine yaptığım araştırma göstermektedir ki; yaşanmışlıklar ve yaşanamamış/deneyimlenememiş özlemler hakkında duygu ve düşüncelerin ifade bulması sağlıklı bir yas süreci deneyimini birlikte getirmektedir. 
      
      Gizli Güzellik filminde de yas sürecindeki babanın önce kaybı inkar ettiğini, depresyon semptomlarını deneyimlediğini, öfkesini, duyguları ve düşünceleri ile olan pazarlık sürecini ardından gelen kabullenmeyi ve yeniden doğum süreçlerine çok gerçekçi bir şekilde tanık oluyoruz. Ve Howard duygularını dışsallaştırmak adına çok güzel bir teknik kullanıyor: yazmak. Duygularımızı sözel olarak ifade etmeye henüz hazır hissetmediğimiz anlarda yazarak duyguların ifade bulmasını sağlamak oldukça iyi bir terapötik yöntemdir. Ölüm-Zaman ve Sevgi kavramlarına mektuplar yazmak, denemek ister misiniz?
    Şimdi hemen boş bir kağıda birkaç cümle yazmayı deneyimlemek ister misiniz? Ölüm kelimesi ilk hangi kavram ile çağrışım yapıyor? Ya zaman , sizin için zaman ne anlam ifade ediyor. Zamana ne(ler) söylemek istersiniz? Sevgi, tüm varoluşun kaynağına ne söylemek istersiniz? Hadi hep beraber biz de ölüm-zaman-sevgi kavramlarına birer mektup gönderelim ne dersiniz? Emin olun ki; yanıt gelir :) 
     
      Film sürecindeki önemli bir hususa dikkatinizi yöneltmenizi istiyorum. Howard ın değerli arkadaşları ölüm-zaman ve sevgi kavramlarını canlandırmak istediklerinde her biri bir kavram ile biraraya gelirken aslında kendi yaşamlarını da şifalandırmaktaydılar. İhtiyacımız olan şey bizlere koşulsuzca sunulur ve bizler kendimizle uyumlanan frekanstaki kişileri yaşamımıza çekeriz. Hiçbir insan ile tesadüfen yollarımız kesişmez. O insan yaşamımızdaki bir farkındalık oluşturmak amacı ile var olur.  
    Özümüzdeki güzelliği, ışığı ortaya çıkartabilmemiz için yaşam deneyimleri deneyimliyoruz. Yaşam deneyimleri benzer hatta aynı olsa dahi her birimizin yaşam deneyimlerine vereceğimiz yanıt farklı ve biriciktir çünkü her birimizin özündeki gizli güzellik eşsizdir.

S   Sizin özünüzdeki gizli güzelliği ışımak için nasıl bir yaşam deneyimine ihtiyacınız var? 


















17 Mayıs 2014 Cumartesi

YAS MEDİTASYONU


Kişinin ölümünün ardından, kaybın enerjisinin dönüştürüleceği aktif-dinamik süreç “yas”  olarak nitelendirilmektedir.  

Yaşamda her an bir şey kaybetmekte, yitirmekteyiz. Derin bir nefes alın ve şimdi tutun. Ne kadar nefesinizi tutabilirsiniz? 5 dakika -10 dakika-15 dakika??? En nihayetinde bırakmak zorunda kalacaksınız. Her şeyi ruhumuz hariç bir an bırakmak durumunda kalacağız.

Her ne yaşarsak yaşayalım ve deneyimleyelim, bedenimiz tüm deneyimlediklerimizin kaydını tutmaktadır. Zihinsel bir müdahale ile zihninizdeki birtakım travmaları iyileştirebilirsiniz. Peki ya bedeninizin enerji katmanlarında oluşan yara izlerini nasıl iyileştireceksiniz? 

Yas, kızgınlık/öfke, kaygı  gibi duygular birçok hastalığın yapı taşlarından yalnızca bir kaçıdır. Bu ve benzeri duygu durumlarını deneyimlediğimiz zaman yapabileceğimiz belki de en önemli şey; bu duyguları dönüştürmektir. İçselliğimize yapacağımız yolculukta kullanacağımız aracımız ise “meditasyon” dur.


  • YAS SÜRECİ NDE UYGULAYABİLECEĞİNİZ
                  “ İÇE DÖNÜŞ MEDİTASYONU**

UYGULAMA:

  • Kuyruk sokumundan başın tepesine değin uzun, dik bir omurga ile yerde bir minder üzerinde bağdaş kurarak ya da sandalye üzerinde her iki bacağınız birbirine paralel olacak şekilde (bacaklarınızı kalça mesafesinde açık tutunuz) rahat ve esnek bir şekilde oturunuz. Ve tüm dikkatinizi nefesinize yönlendiriniz.
  • Gözleriniz açık konumda olsun.
  • Burnunuzdan derin bir nefes alarak akciğerlerinizin (alt-orta-üst) bölümlerini tam olarak aktif hale getirin ve eş zamanlı olarak (Şekil-A) yı uygulayınız.
  • Şekil--A:::: Her iki kol dirsekten bükülü ve alt kollar bacaklar hizasında yeryüzüne paralel olacak şekilde konumlandırınız ve ellerin parmakları bir arada olacak şekilde avuç içleri gökyüzüne bakacak şekilde hizalandırınız.


                                                                                   Şekil-A


  • Şekil --B:::: Nefes verirken ağzınızı açınız ve dilinizi dışarı çıkarınız ( nefes verirken ağzınızı  dilinizin geçebileceği kadar açın ve dilinizi olabildiğince dışarı doğru çıkartın; bu çok önemlidir çünkü bilin dışı süreç aktif olmakla birlikte yas süreci nin dönüşümü hızlanmaktadır). Ve  eş zamanlı olarak her iki kolu dirsekten bükerek iç kollar üst bedene bakacak, dirsekler bacaklar ile paralel hizada olacak şekilde konumlandırınız . Avuç içleri bedene dönük ve her iki omuzu hizalayacak şekilde hafif bir “V” konumunda olsun.



                                                                     Şekil-B




  • Nefes alırken, dilinizi ağzının içine doğru çekin ve ağzınızı kapatın, derin bir nefes alarak Şekil-A konumuna geri dönünüz. Nefes verirken Şekil—B yi uygulayınız.


  •                Şekil-A







  •                                                                                                                                                                                                                                                                                                   




  •                                                                                                       Şekil-B

  • Bu şekilde 7 dakika boyunca uygulamanıza aktif bir şekilde nefes alıp vererek devam ederken; gözlerinizi açık tutarak sabit bir noktaya odaklanınız. İsteğe ve o anki ihtiyaca göre; size iyi geldiğine inandığınız rahatlatıcı hafif meditatif nitelikte bir müzik eşliğinde uygulamanızı yapılandırabilirsiniz.
  • 7. Dakikanın sonunda, derin bir nefes alın ve nefesinizi tutun. Dilinizin ucunu kıvırarak üst damağınıza bastırabildiğiniz en sert şekilde 20 saniye üst damağınıza baskı uygulayınız.  Ardından burnunuzda nefesinizi vererek, bu uygulamayı 2 kez daha tekrarlayınız. Toplamda 3 kez 20 saniye boyunca nefesinizi tutarak, dilinizin ucu ile üst damağınıza baskı uygulayarak, meditasyonunuzu tamamlayınız.  

Özge Genlik

Uzman Psikolog / Yoga Eğitmeni 


** Shannahoff-Khalsa, D. (2006). Kundalini Yoga Meditation: Techniques Specific for Psychiatric Disorders, Couples Therapy, and Personal Growth. W.W. Norton & Company. New York: London.

15 Mayıs 2014 Perşembe

“UYKUDAN UYANMA ZAMANI” TÜRK kÜLTÜRÜNDE "YAS" SÜRECİ-2




YAS;   ölümünün ardından, kaybın enerjisinin dönüştürüleceği aktif-dinamik süreç ise “yas” olarak nitelendirilmektedir.

Her varlık nasıl eşsiz ise;  YAS SÜRECİ DE HER BİR VARLIK İÇİN “BİRİCİK” “EŞSİZ” “ÖZEL” bir süreçtir.

Kaybedilen bir “eş”, “baba”, “çocuk”…. Olabilir. Ancak sadece bu kadar ile kısıtlı değildir. O kişiye atfedilen anlam yas sürecinin en önemli dinamiğini oluşturmaktadır.

Eş, baba, çocuk ; kayıp yaşamakta olan yas sürecinde olan kişi için ne anlama gelmektedir?  İşte yas süreci bu anlamın/anlamların dönüştüğü bir süreçtir.

Soma daki maden kazasında ölen işçilerinin her birimizin yaşamlarında bir anlamı var. Şimdi bu anlam üzerine çalışma zamanıdır.

Yas, bir patoloji değildir. Yas; kişinin kendi varlığı ile bulutluğu en özel süreçlerden yalnızca birisidir.

Yas, derin bir kederdir, Öyle ki; uykularınız düzensizleşir, yemek yemek sadece hayatta kalabilmek için gerçekleştirilen bir eylem haline dönüşür, sürekli ağlamak istersiniz ya da gözyaşları boğazınızda bir düğüm oluşturur, konuşamazsınız, konuşsanız da kimsenin sizi anlayamayacağını düşünürsünüz, tüm dünya önünüze serilse artık hiçbir şeyin bir anlamı kalmamıştır. Anlatmak, haykırmak istersiniz fakat o kadar derin bir acıdır ki; bu acıyı ancak derin bir sessizlik anlatabilir bazen….

İşte bu nedenlerdir ki; derin acılar yaşamış insanlar hayata hep gülümseyen insanlardır.  En çok gülen ve diğer insanları her daim hayata karşı gülmeye teşvik eden insanlardır çünkü artık onlar perdenin arkasındaki gerçekliği görebilenlerdir. Dünya hayatının bir oyundan ibaret olduğunun bilince olan ender insanlardandır. 

Bu açıdan yas süreci, aydınlanmayı da beraberinde getirmektedir.  Yas süreci uykudan uyanma sürecidir.

Soma da yaşanan olaylara bir de bu açıdan bakalım; “Soma da yaşanan maden kazası ve yaşamlarını yitiren insanlar, bizlere ne anlatmak istediler? “  Siz bu olaydan ne öğrendiniz?

Bu ve benzeri soruları sorun kendinize, yanıtlar gelecek. Dünya gezegeni hızla bir dönüşüm sürecine girmiş bulunmaktadır. Daha da karanlık bir süreç yaşacağız. Çok daha derin acılara gebe şu anda Dünya, bunu her aldığım nefeste hissediyorum, gözlerimi her kapadığımda görüyorum. Ya sizler??

Sizler de en derinlerde bir yerlerde biliyorsunuz, hızla sona doğru gidiyoruz. Peki ne için? Yeni bir başlangıç yapmak için.

Işık, karanlıktan her zaman çok daha güçlüdür. Bu nedenle hiçbir şeyi karartmayın, aksine aydınlatın, her yer ışık olsun…

Dünya üzerindeki hiçbir frekans “SEVGİ” DEN daha hızlı titreşmemektedir.

Sevgi de bir olun, bunun için ışığa yürüyün, aydınlatın önce kendinizi.

Önce kendiniz ile buluşun, bırakın diğerlerinin ne dediklerini,  “ben kimim? sorusunun cevabını bulmak zorundasınız. Tabi illüzyondan çıkmak gerçeklikle temas etmek istiyorsanız!

Kendiniz ile buluştuğunuzda zaten “sen-ben” in olmadığını göreceksiniz.

İnanıyorum ki , bir gün bir an her varlık görecek….

 

Sevgiyle,

Özge Genlik


ŞU AN NEREDEYİZ? TÜRK KÜLTÜRÜNDE “YAS” SÜRECİ -1


11 Nisan 2014 tarihinde Bursa da gerçekleştirilen 18. Ulusal Psikoloji Kongresinde, kültürümüzde nasıl “yas” tuttuğumuza ilişkin sözel bir bildiri sunumu gerçekleştirmiştim.

Sunuma başlamadan önce salonda yer alanların biliş seviyesini tespit etmek ve ona uygun konuşmamı şimdi ve burada zemininde yapılandırabilmek amacı ile bir soru yönelttim.

Soru şu idi:

A) “Şu anda burada kimler ölümlü birer varlık   olduğunun düşünmekte ve algılamakta?

B) Şu anda kimler burada ölümsüz birer ruhani varlık olduğunun bilincinde?

Salonda sunumumu dinlemek üzere bulunan kişilerin yaklaşık %85’i ; ÖLÜMLÜ bir varlık olduklarını düşünmekte ve sadece bir kez dünyaya geldiklerini, belirli bir yaşa geldiklerinde öleceklerini ve yaşamın son bulacağını düşündüklerini ve bu düşünceye inandıklarını belittiler.

O an hissettiğim duygular sırası ile ::: “şok”,-- “üzüntü”- “kaygı” .        Çünkü Ulusal bir kongrede sunum yapıyorum bu şu demek oluyor; dinleyicilerin hepsi psikoloji alanında kendilerini ifade edici çalışmalar üretmekte.. çok uzatmayacağım ancak yaşamın sadece bir ömür ile sınırlı olduğunu düşünen bir psikolog karşısındaki danışanını nereye kadar taşıyabilir sorusunun cevabını kendi içselliğimde halen aramaktayım. Belki başka bir yazımda bu konuya biraz daha açıklık getiririm.

 

Konuşmamı sürdürürken şunu söyledim::: “Türk milleti genel olarak ‘geçmiş odaklı’ düşünen ve analizlerini geçmiş zemininde şekillendiren bir biliş yapısına sahiptir.  Bugün bu dediğimin ne anlama geldiği daha açık ve net sanırım...

Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşamakta olan her vatandaş KRİZLER/ TRAVMALAR yolu ile DEĞİŞİM ve DÖNÜŞÜM geçirmektedir. Yani ACI yolu ile öğrenmeye programlanmış zihin yapıları mevcuttur.

Peki SEVGİ yolu ile öğrenmek mümkün değil mi? Elbette mümkün. Nasıl?  Tüm varlılar kendi sorumluluklarını üstlenerek önce sağlıklı bir şekilde “BEN” DEMEYİ idrak ederse ardından “BİR” liğe giden yolda bir adım atabilir.

Sorumlukların sürekli “suçlama” yolu ile diğer bir anlamda kendi içselliğinizdeki “olumsuz/kötü” ben’i bir başkasının benliğinde aynalayarak konuşmaktan, düşünmekten, hissetmekten özgürleştiğimizde çok yol kat edeceğiz, çok…


Sevgiyle,
Özge Genlik
Uzman Psikolog

25 Nisan 2013 Perşembe

EMDR NEDİR, NE DEĞİLDİR ?


EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)  NEDİR,

NE DEĞİLDİR ?

 

Şimdi hayal edin,  yaşamınızdaki bazı şeyleri değiştirebilmek için elinizde sihirli bir değnek var!  Her birimizin yaşamında hoşuna gitmeyen ya da işlerin istediği gibi gitmediği birkaç anısı olmuştur. Bir günde yaklaşık olarak 20.000 yaşantı (AN) yaşıyoruz, her bir an yaklaşık 2-3 saniye sürmektedir. Daha sonra beyin bu anları birleştiriyor ve film şeridi haline getiriyor ve bu işlemi yaparken sadece olumlu ve olumsuz yaşantıları kaydediyor, nötr yaşantıları kayıt altına almıyor.

 

Anı Nedir?

Anılarımız beynimizde depolanan bilgilerdir. Bir anının dört boyutu vardır:

1) duygu boyutu; görüntü-ses-koku-doku-tat,

2) düşünce boyutu; mevcut anı yaşarken zihnimizdeki konuşmalar bilinçli ya da bilinçsiz,

3) bedensel duyumlar; o anda bedeninizdeki kasların kasılma şiddeti, kalp ritim hızı, nefes alıp verişteki yoğunluk vb.,

4) inançlar; o anıyı deneyimledikten sonra üzerine yapıştırdığımız etiket olarak düşünebiliriz.

Tüm bu dört boyutu olumsuz yönde etkileyecek bir olay gerçekleştiğinde, yaşadığınız olayın orijinal resmi, olaya dair sesler, düşünceler, duygular ve beden duyumları beynin sinir sisteminde düğüm
oluşturur. Düğüm, terapötik olarak çözülmesi hedeflenen, anı ağlarının merkezinde bulunan biyolojik olarak depolanmış olan deneyimdir. Bu uygun olmayan biçimde depolanan anılar, işlevsel olmayan tepkilerin verilmesi ve kendilik algısının zayıflamasının en temel nedenidir. Şimdiki algılar, var olan anı ağları ile bağlantıda olduğundan, işlevsel olmayan bir biçimde depolanmış olan anılarla beslendiklerinde, uygunsuz bir biçimde yerleşebilirler.

EMDR, (eye movement desensitization and reprocessing) Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme metodolojisi  ile bilgi işleme sistemi açılır ve kilitli kalmış bilgi işlenir. Böylece kişinin olumsuz anısına ilişkin inancı nötr hale getirilerek yerine olumlu bir imajinasyon yerleştirilir.

·         EMDR, göz hareketlerinin uyarılmasına dayanan  bir tekniktir. YANLIŞ

 

ü  Çift yönlü-bilateral uyarım (göz harektleri, dokunma, ses) EMDR’ın unsurlarından sadece biridir. EMDR tüm büyük yaklaşımların farklı açılarını bir araya getiren, birbirinden farklı 8 aşamadan oluşan, entegratif bir tedavi yaklaşımıdır.

 

 

 

·         EMDR, yalnızca geçmişe odaklanan bir yaklaşımdır. YANLIŞ

 

ü  EMDR, metodolojisinde tüm protokoller; geçmiş-şimdiki zaman-gelecek zamana odaklanan üç yönlü bir yaklaşımı içerir.

 

·         EMDR, yalnızca travmatik sorunlar yaşamış kişilerin tedavisinde uygulanır. YANLIŞ

 

ü  Tüm terapiler içinde EMDR ve BDT (bilişsel-davranışçı terapi) en etkin terapiler olarak gösterilmiştir.

ü  EMDR metodolojisi, depresyon-fobi-kronik ağrılar-anksiyete bozuklukları-performans geliştirme(spor-sanat-akademik vbç alanlarda)-bağlanma sorunları-psikosomatik bozukluklar-öğrenme bozukluğu-yas-travma sonrası stres bozukluğu tedavilerinde oldukça etkin sonuçlar alınabildiği ispatlanmıştır.

 
Detaylı bilgi için lütfen bakınız: http://www.emdr-tr.org/
 

Uzm. Psikolog Özge GENLİK

Kaynaklar:

 

Ray, A. L. & Zbik, A. (2001). Cognitive behavioral therapies and beyond. In C. D. Tollison, J. R. Satterhwaite, & J. W. Tollison (Eds.) Practical Pain Management (3rd ed.; pp. 189-208). Philadelphia: Lippincott.

 

Shapiro, F. (2001). Eye Movement Desensitization and Reprocessing: Basic Principles, Protocols, and Procedures (2nd ed. New York: Guilford.

 

Shapiro, F. (2002). (Ed.). EMDR as an integrative psychotherapy approach: Experts of diverse orientations explore the paradigm prism. Washington, DC: American Psychological Association Books.

HER VAROLUŞ BİR YİTİMİ, HER YİTİM DE BİR VAROLUŞU ÖZÜNDE BARINDIRIR...


Yeryüzünde var olan her canlı türünün nihai eşit olduğu tek olgu; ölümlü olduğu gerçeğidir. Yaşam ile ölüm bir bozuk paranın iki yüzü misali birbiri ile ilintili ve biri olmadan diğeri de var olmayacak şekilde iç içe geçmiş olgulardır.

Her varoluş bir yitimi, her yitim de bir varoluşu özünde barındırmaktadır.

Sevilen bir kişinin ölümünün ardından insanoğlu soyut bağlamda kaybettiği ilişki bağını anlamak ve yeniden yapılandırmak üzere kendisini dinamik bir sürece teslim etmektedir. Kaybı yaşayan kişinin içgörü kazanmasına vesile olabilecek dinamik sürece “yas” denilmektedir.

Yas süreci, sevilen birinin ardından her bireyin kendi öznel içselliğinde deneyimleyeceği çok özel bir süreçtir.
Bu özel sürecin ne kadar süreceği ve bu süreçte meydana gelebilecek değişimler kişiye özgüdür. Ancak yasın doğasını etkileyebilecek bazı faktörler olduğu düşünülmektedir. Yas süreci kaybı yaşayan kişinin ölüm nedenine, yaşına, kaybı yaşayan kişinin kültürel normlarına ve dini inançlarına göre farklı şekillerde yaşanmaktadır.

Yas Tepkileri:
Her insan birini kaybettiğinde çok farklı duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkiler verir. Bu tepkilerin yoğunluğu merhumun ölüm biçimine, merhum ile oluşturulan niteliksel bağın önem derecesine göre değişim göstermektedir.
Fiziksel Tepkiler: kalpte sıkışma hissi, boğazda düğümlenme hissi, ağız kuruluğu, midede yanma yada boşluk duygusu, gürültüye karşı duyarlılık, nefeste darlık.
Düşünsel Tepkiler:  inkar etme-inanamama, halüsinasyonlar, dikkat dağınıklığı, zihinde dağınıklık/ karışıklık, sık sık tekrarlayıcı unutma halleri, rahatsız edici rüyalar.
Duygusal Tepkiler:  şok, üzüntü, öfke, suçluluk, kaygı, korku, yalnızlık, umutsuzluk, çaresizlik, yorgunluk.
Davranışsal Tepkiler: uyku ve yeme bozuklukları, alkol ya da madde kullanımı, sosyal çevreden uzaklaşma, dikkatsiz davranma, merhumu hatırlatan uyaranlardan kaçınma.

Yas Tutma Süreci:

İnkar: Hiçbir şey olmamış gibi davranma, inanmama-gerçekliği ret etme.

Şok:  Kaybın öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanmaktadır. Kısa bir süre kişi gerçeği reddeder.

 Pazarlık: Kayıp inkar edilerek geri gelmesi arzu edilir. Ve kişi merhumun döneceğine inanır. kişi kendisine ve çevreye yönelik yoğun bir öfke duygusu duyumsar.

 Depresyon: Suçluluk duygusu ile beraber yoğun üzüntünün eşlik ettiği bir süreçtir. Kişi, ölümü kabullenmiştir. Bu dönemde geleceğe ilişkin kaygı duygusu hissedilir ve bu bağlamda kişinin özel ve iş yaşamı olumsuz etkilenebilir.

Yeniden düzenlenme:  yaşama yönelik yeni bir aydınlanmanın gerçekleştiği, kişinin yaşam enerjisinin arttığı bir süreçtir.

Yaşama devam edebilmek için kaybın gerçekliğini kabullenmek, acıyı yaşamak- yas tutmak ve merhumun olmadığı bir dünyaya uyum sağlamak ve yaşamın diğer alanlarına yatırım yapmak önemlidir.  Kayıp yaşamın doğal bir parçası ve yas bizlerin kayba yönelik deneyimlediğimiz doğal ve olması gereken bir tepkidir.

Yas sürecini daha sağlıklı atlatabilmek için öneriler:
 
   * Sizi iyi dinleyebilecek ve anlaşıldığınızı hissettiğiniz birisiyle konuşun.  Ailenizden birini kaybettiyseniz diğer aile bireylerinden farklı tepkiler gösteriyor olabilirsiniz. Duygularınızı diğer aile üyeleriyle paylaşmak zor olabilir. Onları üzeceğim düşüncesiyle konuşmaktan, paylaşımda bulunmaktan çekinmeyin. Arkadaşlarınızın desteğini talep edin, sosyal yaşamınızı canlı tutmaya çalışın.
 
  *  Yaşadığınız duygu ve düşünceleri paylaşmaya, ifade etmeye özen gösterin. Konuşarak kendinizi ifade etmekte güçlük yaşıyorsanız; yazarak yada resim yolu ile kendinizi ifade etmeye çabalayın. Kendinize yas tutmak için bir süre izin verin, yasın doğal bir süreç olduğunu hatırlayın.
      
 *    Fiziksel ihtiyaçlarınıza (yemek, uyku, bedensel ve ruhsal sağlık) özen göstermeye gayret edin.
       Size iyi gelen davranış ritüellerine katılmaya çabalayın (kitap okumak, açık havada yürüyüş   yapmak,        sevdiğiniz türde müzikler dinlemek vb.).
       
 *   Doğumgünleri, bayramlar ve yıldönümleri gibi özel günler sizin için zor geçebilir, psikolojik olarak kendinizi hazırlayın.
 
 *   Yavaş yavaş okul, iş vb. normal günlük rutininize geri dönmeye çabalayın. Güçlük çektiğinizi hissediyorsanız adım adım bir program oluşturmayı deneyebilirsiniz.

Yas Sürecinde Ne Zaman Psikolojik Danışmanlık Almak Gerekir?
Yas sürecinde, kişinin yeniden yapılanma süreci yaşadığı duygu durumunun şiddetine göre farklılık göstermektedir. Araştırmalara göre; yas sürecinin tamamlanması ortalama iki yıl sürebilmektedir. Ancak bu süreçte; uyku ve beslenme düzenindeki bozulmalar, merhum ile ilgili aklımızdan çıkaramadığımız  düşünceler, yoğun üzüntü ve kaygı gibi duygular, kişinin normal yaşamına devam etmesinde bir engel oluşturuyorsa mutlaka profesyonel bir danışmanlık hizmetine başvurulmalıdır.


Kaynaklar:
American Psychiatric Association (1994). Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders, 4. Baskı (DSM IV), Washington DC: American Psychiatric Association.

Balk, D. (2004). Recovery following bereavement: An examination of the concept. Death Studies, 28, 361-374.

Genlik, Ö. (2012). Grieving Process and Analyses Depression and Anxiety Levels of Bereaved Individuals. Published Master Thesis İstanbul: İstanbul Arel Üniversitesi.

Shapiro,  E. (2008). Whose recovery of what? Relationship and environments promoting grief and growth. Death Studies, 32, 40-58.

Shuchter, S. R., Zisook, S. (1993). The course of normal grief, In M. Stroebe, W. Stroebe, R. Hansson (eds.), Handbook of bereavement: Theory, research, and intervent,on (pp.23-43), New York: Cambridge Unıversıty Press.