anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2018 Çarşamba

SAF FİLTRESİZ GERÇEK

Gerçek nedir, size göre ? Şu anın gerçek bir deneyim olduğunu nasıl ispatlayabilirsiniz? Muhtemelen 5 duyunuz ile algıladığınız verileri sıralayacaksınız. Ya bir illüzyonun içerisinde iseniz? Gerçekten şu an okumakta olduğunuz bu satırların var olduğunu nasıl kanıtlayabilirsiniz? Sadece görmeniz, dokunmanız, işitmeniz, koklamanız ve tadını duyumsamanız yeterli mi? Ya bunların hepsi beyninizin bir oyunu ise? 


 Gerçeklik ile  ancak öz yuvamıza döndüğümüzde bir diğer deyim ile 
kalbimizin gözü ile görmeyi yeniden hatırladığımız an temas edebiliriz. 
Bunun dışındaki her an gerçekliğin bir yansımasını yaratmaya devam ediyoruz. 

Şimdi, ayak tabanlarınız yeryüzü ile buluşurken eş zamanlı olarak kuyruk sokumunuzdan başınızın tepesine değin omurganız dik, esnek ve rahat bir biçimde oturun ve  nefes alışverişlerinize odağınızı yavaş yavaş yöneltirken; 
Ben kimim? sorusunu kendinize  yöneltin. Ve ardından, ilk zihninize düşen imgeye odağınızı yönlendirin, bu sizin mevcut bilinç boyutunuz hakkında birçok veri sunuyor aynı zamanda...


Kendimizi çoğu zaman; yaşımız--cinsiyetimiz--mezun olduğumuz okullar--icra ettiğimiz işler--çocuklarımız--soyismimiz--nerede dünyaya geldiğimiz ile tanımlayarak sınırlamayı tercih ediyoruz oysa ki bunların bizim gerçekte kim olduğumuza ilişin hiçbir anlamı yok iken, bu verilere belirli anlamlar yükleyerek varlığımızı ispat etmeye çalışıyoruz. Halbuki ne de nafile bir çaba  değil mi? :) 




Anlam yüklemeyi seçtiğimiz her an biraraya gelerek bizim kim olduğumuza dair bir hikaye oluşturuyor. Duyularımızdan yola çıkarak algıladığımız herşeye belirli anlamlar yüklüyoruz ve sonrasında bu anlamların her biri, anın içerisinde bir sürece bu süreçlerde birleşerek birer hatıraya dönüşüyor. 

Şimdi derin bir şekilde 3 kez nefes alıp verin ve sonrasında yavaşça göz kapaklarınızın gözlerinizin üzerine örtülmesine izin verin. Şimdi aklınıza gelen ilk hatırayı düşünün. Odaklanın. 

Acaba hatırladığınız hatıra, o olayın/durumun/sürecin deneyimlendiği an ile ne kadar birebir örtüşmekte sizce? Gerçeği mi anımsıyorsunuz? Yoksa zihninizin anımsamasına izin verdiği kadarı ile mi yetiniyorsunuz? 

Bilimsel araştırmalar göstermekte ki; deneyimlediğimiz bir olayı tekrar anımsadığımızda ya da bilinçli olarak zihnimize çağırdığımızda gerçekte olan şudur: o anıya ilişkin nöronlar arasındaki bağ yolları yeniden kurulur ve anınızda kimyasal olarak değişir. Zaman ile anılar değişir onları mevcut sinir sistemimizin yapısına bağlı olarak hatırlayabiliriz. Çünkü beden her daim bizden daha bilgedir ve bizim algılayabileceğimizin ötesinde bir gerçekliği biz hazır olmadan bize sunmaz.

Peki şimdi düşünün ki ; çok ciddi can kaybına mal olan bir trafik kazası gerçekleştirdiniz. Kaza sırasında sizin aracınız, güçlü bir biçimde diğer araca çarptı ve o araçta yer alan küçük bir kız çocuğu vefat etti. Anne ve babası da ağır yaralandı. Siz sağ salim kurtulmayı başarırken sizin yan koltuğunuzda oturmakta olan kardeşiniz de can verdi. Ancak son nefesini vermek üzere iken size birşeyler fısıldamakta idi. Bu anıyı her hafızanıza çağırdığınızda kardeşinizin dudak hareketlerini görüyor ancak bir türlü ne dediğini algılayamıyorsunuz.

Yukarıdaki paragrafta yer alan hikaye Peter Dinklage ın başrolünde yer aldığı "Rememory" isimli filmin senaryosunun bir kısmına ait. Peter Dinklage (Sam Bloom) mütavazı bir yaşam deneyimi sürmekte olan bir minyatür sanatçısıdır. Ölmeden önce kardeşinin ne söylediklerini hatırlamasına yardımcı olabilecek olanın peşinde iz sürerken yolu beyindeki hatıraları olduğu gibi tüm gerçekliği ile saf bir şekilde kaydedebilen bir cihaz geliştiren bilim adamı Gordon Dunn (Martin Donovan) ile kesişir.

HAFIZANIZIN ÖZÜNDEKİLERİ BEYAZ PERDEDE SEYRETMEK İSTER MİSİNİZ? 

Gordon Dunn (Martin Donovan), adeta bir "hafıza sineması" icat etmiştir. Kulaklık biçimindeki bir aleti kafanızın üzerine yerleştiriyorsunuz ve tek yapmanız gereken hatırlamak istediğiniz anı zihninize çağırarak o an"a odaklanmak, hepsi bu. Geri kalanını cihaz sizin gözlerinizden gördüğünüz herşeyi cam ekrana yansıtıyor ve minik bir diske kayıt ediyor. Böylece istediğiniz "an"larınızı tekrar tekrar her
canınız istediğinde saf filtresiz bir geçekliğin kalitesinde izleyebiliyorsunuz, ne harika değil mi? :)


GEÇMİŞ HİÇ ÖLMEZ, O EBEDİ VAROLUŞUN ŞU ANININ ÖZETİDİR...
Ancak her neyi ne kadar anımsıyorsak bunun bir anlamı olmalı değil mi?
Bazı anlar zihnimizde tilkiler gibi dönüp durur sürekli beynimizin etini kemiren sorular üretir.
Bazı anları ise çok istesek de kısıtlı olarak anımsarız. Sizin de var mı böyle anılarınız peşinizi bırakmayan ya da sürekli izini sürdüğünüz belki de her iki tip anı da mevcuttur şu anki yaşam deneyimizde...Bu anıların size nasıl bir mesaj iletmek istiyor olduğunu hiç düşündünüz mü?




İLK SOLUĞUN RİTMİ, MEVCUT YAŞAM DÖNGÜSÜNÜN AHENGİNİ YARATIR...
Örneğin, doğduğunuz an bir insan varlığının Dünya yaşamındaki en kıymetli anıdır ki, o an çok değerli bir hazinedir. Dünya gezegenine nasıl gelmeyi seçti isek yaşamımızda deneyimleyeceğimiz her şey o tonda renk alacaktır.  Lakin biz bu hazineyi pek bilinçli olarak anımsayamayız. Oysa ki; bedenimizin hafızasında her bir salisesi kayıtlıdır. Sinir sistemimiz her anı zihnimizin şu an idrak edemeyeceği kadar detaylı bir şekilde kayıt altında tutmaktadır.
Bazı anlar özellikle travmatik deneyimler içeren anların (güçlü duygulanımlar ile perçinlenmiş her türlü deneyim) bilinçli olarak hatırlanmamasının yegane sebebi organizmanın kendisini koruma isteğidir. Çünkü her hatırladığımızda beynimiz o anı şimdi tekrar deneyimliyormuş gibi algılar ve geçmişte kalan o an da sinir sisteminde ne olmakta ise yine aynı nöron ağları ateşlenir. Bu da travmanın izinin güçlenmesine yol açar. Oysaki geçmişi dönüştürmek mümkün değildir. Yaşanan çoktan seçilmiş bir nedenden ötürü deneyimlenmiş ve sistem denge halini kurmuş ya da kuruyordur...Deneyimlediğimiz bizim gözümüze göre en küçük, en basit anın bile çok kıymetli bir işlevi vardır. Çoğu kez ,zaman adı atfedilmiş, bilge öğretmen bize büyük resmi görmeyi öğretir büyük bir sebatla,  sınırlayarak, kısıtlayarak biraz "acı" deneyimlettirerek yapar bunu ki; iyice öğrenelim ve hep hatırımızda tutalım diye :)
Çoğu zaman insanlar; geçmişi dönüştürerek geleceği yeniden yapılandırabilcekleri illüzyonuna kapılıp gidiverirler...
Gerçek; geçmiş-şimdi-gelecek, şu an'ın realitesinde yaratılıyor. İşte buradan yola çıkılarak tek eyleme geçirilecek olan: olanı olduğu gibi kabul etmektir. İşte bu an dönüşümün ilk adımı atılmış olur. Şu an farklı olarak eyleme geçireceğiniz herşey gelecek dediğiniz alan ve zamanının realitesini değiştirir.
Mutlak kabulün gücü ile teslim olmak ve deneyimlemekte olduğunuz herşeye güvenin ve inancın gücü ile izin vererek, yeniden doğuşunuzu gerçekleştirebilmek sizin ellerinizdedir. Her an bir doğum anı olabilme potansiyelini özünde barındırmaktadır.

KADERİNİZİ SEVİN  ve OLDUĞUNUZ KİŞİ OLUN (Nietzsche)

Nietzsche'ye katılmamak elde değil lakin kaderimizi yazan, çizen ve oynayan bizleriz. Ve sonrasında oyunu oynarken mızıkçılık ederek olduğumuzdan bambaşka biri gibi görünmeye yönelik delice bir sevdaya tutulup kendimizden uzaklaşan ve sonrasında gitgide yabancılaştığımız benliğimize koşar adım yeniden kavuşma arzusu ile yanıp tutuşan varlıklar olarak olanı olduğu gibi kabul etmeyerek hep birşeyleri değiştirir ve kendi istediğimiz doğrultusunda yeni formüller üretmeye çalışırız. Halbuki bu istek nereden geliyor diye sormaya tenezzül etmeden.

Rememory filmine geri dönecek olursak; "hayatlarımız hatıralarımızın toplamıdır" diyen bilim adamı Gordon Dunn  ve eşi  küçük kızını kaybetmiş yas sürecini deneyimlemekte olan acılı ebeveynlerdir. Dunn, kızı ile deneyimlediği mutlu anıları her daim hatırda tutabilmek ve istediğinde izleyebilmek, adına beyindeki tüm anıları ilk deneyimlediği gerçek hali ile kayıt eden bir cihaz geliştirirken belki de tek niyeti kendisi gibi olmakta olanı kabul alanına taşımakta güçlük deneyimleyen bireylere yardımcı olabilmekti, kim bilir? Ürettiği cihazın, kendi ölümüne attığı ilk adım olabileceğini olasılıklar dahilinde değerlendirmediğini var saymak yerinde olacaktır.
Dunn, bu cihazın yaratımı sürecinde bir araştırma grubu ile birlikte çalışır ancak araştırma grubunda yer alan her bireyin yaşamında halüsinasyonlar belirmeye adeta geçmiş hortlamaya başlar bu da araştırma grubunda yer alan bir bireyin kendi canına kast etmesine kadar ileri gitmişken, cihazın piyasaya hızla sürümünün gerçekleşmesini isteyen firma yetkileleri herşeye rağmen süreci hızlandırmışken bir gece aniden Dunn ofisinde ölü bulunur. Bu ölümün gizem perdesini aralayacak olan tabi ki, gerçekleştirdiği kaza sırasında Dunn ın kızının vefatına istemeden de olsa yol açmış minik adam Sam Bloom olacaktır...

SANKOFA MI & ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU MU?

Acılarımız bizleri yeni arayışlara yöneltirken çoğunlukla yoğun acı hissiyatı deneyimlediğimiz anları yok saymaya, bastırmaya veya yön boyut değiştirmeye çalışırken akıl sınırlarını zorlayacak birşeyler icat edebiliriz adeta bir bilim adamı gibi. Ancak şu bir gerçek ki; her ne deneyimleniyor isek bunu biz seçmişizdir, eve yuvaya dönüş yolunu hatırlayabilmek için. Acı, sıkıntı, huzursuzluk, mutsuzluk kaçtıkça büyüyen gölge gibidir. Siz karanlığa kaçtıkça gölgeniz büyür. Işık ile yüzleştiğinizde Güneş e (bilinç) bakmaya cesaretiniz olduğunda hakikati görürsünüz. Aksi takdirde analitik psikoterapinin kurucusu değerli Carl Gustav Jung un dediği gibi: "Bilincinize getirmediğiniz her şey karşınıza kader olarak çıkar."

Şimdi siz seçimizi yapın:
Bir Sankofa kuşu gibi: geleceği ön görebilmek için geçmişe dönmeniz gerektiği inancı ile geçmişin anılarına mı zihninizi konsantre ediyorsunuz?




Yoksa;
Bir Zümrüdüanka kuşu misali; olanı olduğu gibi kabul ederek an geldiğinde acıların içerisinden geçerek yeniden doğmak için cesaretle ölmeye hazır mısınız?



"Girmekten korktuğunuz mağara, aradığınız hazineyi barındırır." 
                                                                                                                                   Joseph Campell




ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com











25 Nisan 2013 Perşembe

EMDR NEDİR, NE DEĞİLDİR ?


EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)  NEDİR,

NE DEĞİLDİR ?

 

Şimdi hayal edin,  yaşamınızdaki bazı şeyleri değiştirebilmek için elinizde sihirli bir değnek var!  Her birimizin yaşamında hoşuna gitmeyen ya da işlerin istediği gibi gitmediği birkaç anısı olmuştur. Bir günde yaklaşık olarak 20.000 yaşantı (AN) yaşıyoruz, her bir an yaklaşık 2-3 saniye sürmektedir. Daha sonra beyin bu anları birleştiriyor ve film şeridi haline getiriyor ve bu işlemi yaparken sadece olumlu ve olumsuz yaşantıları kaydediyor, nötr yaşantıları kayıt altına almıyor.

 

Anı Nedir?

Anılarımız beynimizde depolanan bilgilerdir. Bir anının dört boyutu vardır:

1) duygu boyutu; görüntü-ses-koku-doku-tat,

2) düşünce boyutu; mevcut anı yaşarken zihnimizdeki konuşmalar bilinçli ya da bilinçsiz,

3) bedensel duyumlar; o anda bedeninizdeki kasların kasılma şiddeti, kalp ritim hızı, nefes alıp verişteki yoğunluk vb.,

4) inançlar; o anıyı deneyimledikten sonra üzerine yapıştırdığımız etiket olarak düşünebiliriz.

Tüm bu dört boyutu olumsuz yönde etkileyecek bir olay gerçekleştiğinde, yaşadığınız olayın orijinal resmi, olaya dair sesler, düşünceler, duygular ve beden duyumları beynin sinir sisteminde düğüm
oluşturur. Düğüm, terapötik olarak çözülmesi hedeflenen, anı ağlarının merkezinde bulunan biyolojik olarak depolanmış olan deneyimdir. Bu uygun olmayan biçimde depolanan anılar, işlevsel olmayan tepkilerin verilmesi ve kendilik algısının zayıflamasının en temel nedenidir. Şimdiki algılar, var olan anı ağları ile bağlantıda olduğundan, işlevsel olmayan bir biçimde depolanmış olan anılarla beslendiklerinde, uygunsuz bir biçimde yerleşebilirler.

EMDR, (eye movement desensitization and reprocessing) Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme metodolojisi  ile bilgi işleme sistemi açılır ve kilitli kalmış bilgi işlenir. Böylece kişinin olumsuz anısına ilişkin inancı nötr hale getirilerek yerine olumlu bir imajinasyon yerleştirilir.

·         EMDR, göz hareketlerinin uyarılmasına dayanan  bir tekniktir. YANLIŞ

 

ü  Çift yönlü-bilateral uyarım (göz harektleri, dokunma, ses) EMDR’ın unsurlarından sadece biridir. EMDR tüm büyük yaklaşımların farklı açılarını bir araya getiren, birbirinden farklı 8 aşamadan oluşan, entegratif bir tedavi yaklaşımıdır.

 

 

 

·         EMDR, yalnızca geçmişe odaklanan bir yaklaşımdır. YANLIŞ

 

ü  EMDR, metodolojisinde tüm protokoller; geçmiş-şimdiki zaman-gelecek zamana odaklanan üç yönlü bir yaklaşımı içerir.

 

·         EMDR, yalnızca travmatik sorunlar yaşamış kişilerin tedavisinde uygulanır. YANLIŞ

 

ü  Tüm terapiler içinde EMDR ve BDT (bilişsel-davranışçı terapi) en etkin terapiler olarak gösterilmiştir.

ü  EMDR metodolojisi, depresyon-fobi-kronik ağrılar-anksiyete bozuklukları-performans geliştirme(spor-sanat-akademik vbç alanlarda)-bağlanma sorunları-psikosomatik bozukluklar-öğrenme bozukluğu-yas-travma sonrası stres bozukluğu tedavilerinde oldukça etkin sonuçlar alınabildiği ispatlanmıştır.

 
Detaylı bilgi için lütfen bakınız: http://www.emdr-tr.org/
 

Uzm. Psikolog Özge GENLİK

Kaynaklar:

 

Ray, A. L. & Zbik, A. (2001). Cognitive behavioral therapies and beyond. In C. D. Tollison, J. R. Satterhwaite, & J. W. Tollison (Eds.) Practical Pain Management (3rd ed.; pp. 189-208). Philadelphia: Lippincott.

 

Shapiro, F. (2001). Eye Movement Desensitization and Reprocessing: Basic Principles, Protocols, and Procedures (2nd ed. New York: Guilford.

 

Shapiro, F. (2002). (Ed.). EMDR as an integrative psychotherapy approach: Experts of diverse orientations explore the paradigm prism. Washington, DC: American Psychological Association Books.

MAYIN TARLASINDA YÜRÜMEK
(PSİKOLOJİK TRAVMALARIMIZ)

Geçmiş anlarımızdaki olumsuz deneyimlerimiz, kimi zaman geleceğimizdeki hedefler için birer mayını temsil edebilmekte…

Travma Nedir?

Kişinin yaşamında olumsuz/ negatif etki oluşturan olgu ya da olaylar bütününe verilen genel addır. Travma olgusunun en önemli unsurları; yaşam bütünlüğümüze karşı tehdit oluşturması, en sevdiklerimize yönelik tehdit oluşturması ve inanç sistemimize yönelik tehdit oluştur
masıdır.
İnsanoğlu ilk travma deneyimini doğum ile yaşamaktadır, sonrasında insan eliyle ve doğa yolu ile oluşan birçok ‘travma’ deneyimlemekteyiz. Örneğin yaşantınızın herhangi bir döneminde; ‘yalnızlık’- ‘öfke’- ‘mükemmeliyetçilik’-‘sevgi’-‘kontrol’- ‘bağımlılık’-‘yetersizlik’-‘aşırı eleştiri’-‘karamsarlık’ vb. temalarının herhangi birinde sorunlar ile karşılaşmışsanız, yaşantınızda ‘travma’ olgusunu deneyimlemişsiniz demektir.

Hazmedilmemiş Anılar

Hafızamız bir günde 20.000 yaşantı/an deneyimlemekte ve her anın uzun süreli belleğimizdeki yeri 2-3 saniyedir. Sadece olumlu ve olumsuz yaşantılar beynimiz tarafından işlenmektedir. Nötr anılar, beyin tarafından işlenmemektedir. Travmatik anılar ise ‘hazmedilmemiş anı’lardır. Çünkü rahatsız edici bir olay gerçekleştiğinde, bu olayın orijinal resmi, olaya dair sesler, düşünceler, duygular ve beden duyumları sinir sisteminde ve beyinde kilitli kalabilir bu nedenle yaşamımızın herhangi bir döneminde bizim için tehditkar bir uyaran ile daha sonra tekrar karşılaştığımızda alt beynimiz uyaranı tehlike olarak yorumlar ve kontrolü ele geçirir, kortekste oluşan rasyonel düşünceler devre dışı kalmaktadır. Davranışlarımıza  geçmişten gelen veri yön vermektedir.

Hayatınızı Yeniden Çerçeveleyebilirsiniz

Travmatik olaylardan sonra insanoğlunun ne kadar harika bir adaptasyon yeteneği olduğunun farkına varırız. Birçok insan travmatik olaylardan sonra kendi yapabilirliklerinin ve güc
ünün farkına varır. Travmatik olaylar insanlara şimdinin gücünü öğretirler böylelikle kişilerin hayatlarındaki öncelikler değişir, küçük adımlar en büyük başarılarınıza dönüşmeye başlar, diğer insanlar ile daha derin ilişkiler kurmaya başlayabilirsiniz ve en önemlisi kendinizi bütünüyle olduğunuz gibi kabul edersiniz.

! Hatırlanması gereken :

HERKES
              AYNI TEPKİLERİ
                                          AYNI ZAMANDA
                                                                        AYNI DEVAMLILIKTA

                                                                                                             GÖSTERMEZ.




Kaynaklar:




Greenstone, J. L. & Leviton, S. C. (2002). Elements of Crisis Intervention Pacific Grove: CA: Brooks/Cole .


James, R. K. & Gilliland, B. E. (2001). Crisis Intervention Strategies. Belmont, CA: Wadsworth.