depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2013 Perşembe

EMDR NEDİR, NE DEĞİLDİR ?


EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)  NEDİR,

NE DEĞİLDİR ?

 

Şimdi hayal edin,  yaşamınızdaki bazı şeyleri değiştirebilmek için elinizde sihirli bir değnek var!  Her birimizin yaşamında hoşuna gitmeyen ya da işlerin istediği gibi gitmediği birkaç anısı olmuştur. Bir günde yaklaşık olarak 20.000 yaşantı (AN) yaşıyoruz, her bir an yaklaşık 2-3 saniye sürmektedir. Daha sonra beyin bu anları birleştiriyor ve film şeridi haline getiriyor ve bu işlemi yaparken sadece olumlu ve olumsuz yaşantıları kaydediyor, nötr yaşantıları kayıt altına almıyor.

 

Anı Nedir?

Anılarımız beynimizde depolanan bilgilerdir. Bir anının dört boyutu vardır:

1) duygu boyutu; görüntü-ses-koku-doku-tat,

2) düşünce boyutu; mevcut anı yaşarken zihnimizdeki konuşmalar bilinçli ya da bilinçsiz,

3) bedensel duyumlar; o anda bedeninizdeki kasların kasılma şiddeti, kalp ritim hızı, nefes alıp verişteki yoğunluk vb.,

4) inançlar; o anıyı deneyimledikten sonra üzerine yapıştırdığımız etiket olarak düşünebiliriz.

Tüm bu dört boyutu olumsuz yönde etkileyecek bir olay gerçekleştiğinde, yaşadığınız olayın orijinal resmi, olaya dair sesler, düşünceler, duygular ve beden duyumları beynin sinir sisteminde düğüm
oluşturur. Düğüm, terapötik olarak çözülmesi hedeflenen, anı ağlarının merkezinde bulunan biyolojik olarak depolanmış olan deneyimdir. Bu uygun olmayan biçimde depolanan anılar, işlevsel olmayan tepkilerin verilmesi ve kendilik algısının zayıflamasının en temel nedenidir. Şimdiki algılar, var olan anı ağları ile bağlantıda olduğundan, işlevsel olmayan bir biçimde depolanmış olan anılarla beslendiklerinde, uygunsuz bir biçimde yerleşebilirler.

EMDR, (eye movement desensitization and reprocessing) Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme metodolojisi  ile bilgi işleme sistemi açılır ve kilitli kalmış bilgi işlenir. Böylece kişinin olumsuz anısına ilişkin inancı nötr hale getirilerek yerine olumlu bir imajinasyon yerleştirilir.

·         EMDR, göz hareketlerinin uyarılmasına dayanan  bir tekniktir. YANLIŞ

 

ü  Çift yönlü-bilateral uyarım (göz harektleri, dokunma, ses) EMDR’ın unsurlarından sadece biridir. EMDR tüm büyük yaklaşımların farklı açılarını bir araya getiren, birbirinden farklı 8 aşamadan oluşan, entegratif bir tedavi yaklaşımıdır.

 

 

 

·         EMDR, yalnızca geçmişe odaklanan bir yaklaşımdır. YANLIŞ

 

ü  EMDR, metodolojisinde tüm protokoller; geçmiş-şimdiki zaman-gelecek zamana odaklanan üç yönlü bir yaklaşımı içerir.

 

·         EMDR, yalnızca travmatik sorunlar yaşamış kişilerin tedavisinde uygulanır. YANLIŞ

 

ü  Tüm terapiler içinde EMDR ve BDT (bilişsel-davranışçı terapi) en etkin terapiler olarak gösterilmiştir.

ü  EMDR metodolojisi, depresyon-fobi-kronik ağrılar-anksiyete bozuklukları-performans geliştirme(spor-sanat-akademik vbç alanlarda)-bağlanma sorunları-psikosomatik bozukluklar-öğrenme bozukluğu-yas-travma sonrası stres bozukluğu tedavilerinde oldukça etkin sonuçlar alınabildiği ispatlanmıştır.

 
Detaylı bilgi için lütfen bakınız: http://www.emdr-tr.org/
 

Uzm. Psikolog Özge GENLİK

Kaynaklar:

 

Ray, A. L. & Zbik, A. (2001). Cognitive behavioral therapies and beyond. In C. D. Tollison, J. R. Satterhwaite, & J. W. Tollison (Eds.) Practical Pain Management (3rd ed.; pp. 189-208). Philadelphia: Lippincott.

 

Shapiro, F. (2001). Eye Movement Desensitization and Reprocessing: Basic Principles, Protocols, and Procedures (2nd ed. New York: Guilford.

 

Shapiro, F. (2002). (Ed.). EMDR as an integrative psychotherapy approach: Experts of diverse orientations explore the paradigm prism. Washington, DC: American Psychological Association Books.

HER VAROLUŞ BİR YİTİMİ, HER YİTİM DE BİR VAROLUŞU ÖZÜNDE BARINDIRIR...


Yeryüzünde var olan her canlı türünün nihai eşit olduğu tek olgu; ölümlü olduğu gerçeğidir. Yaşam ile ölüm bir bozuk paranın iki yüzü misali birbiri ile ilintili ve biri olmadan diğeri de var olmayacak şekilde iç içe geçmiş olgulardır.

Her varoluş bir yitimi, her yitim de bir varoluşu özünde barındırmaktadır.

Sevilen bir kişinin ölümünün ardından insanoğlu soyut bağlamda kaybettiği ilişki bağını anlamak ve yeniden yapılandırmak üzere kendisini dinamik bir sürece teslim etmektedir. Kaybı yaşayan kişinin içgörü kazanmasına vesile olabilecek dinamik sürece “yas” denilmektedir.

Yas süreci, sevilen birinin ardından her bireyin kendi öznel içselliğinde deneyimleyeceği çok özel bir süreçtir.
Bu özel sürecin ne kadar süreceği ve bu süreçte meydana gelebilecek değişimler kişiye özgüdür. Ancak yasın doğasını etkileyebilecek bazı faktörler olduğu düşünülmektedir. Yas süreci kaybı yaşayan kişinin ölüm nedenine, yaşına, kaybı yaşayan kişinin kültürel normlarına ve dini inançlarına göre farklı şekillerde yaşanmaktadır.

Yas Tepkileri:
Her insan birini kaybettiğinde çok farklı duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkiler verir. Bu tepkilerin yoğunluğu merhumun ölüm biçimine, merhum ile oluşturulan niteliksel bağın önem derecesine göre değişim göstermektedir.
Fiziksel Tepkiler: kalpte sıkışma hissi, boğazda düğümlenme hissi, ağız kuruluğu, midede yanma yada boşluk duygusu, gürültüye karşı duyarlılık, nefeste darlık.
Düşünsel Tepkiler:  inkar etme-inanamama, halüsinasyonlar, dikkat dağınıklığı, zihinde dağınıklık/ karışıklık, sık sık tekrarlayıcı unutma halleri, rahatsız edici rüyalar.
Duygusal Tepkiler:  şok, üzüntü, öfke, suçluluk, kaygı, korku, yalnızlık, umutsuzluk, çaresizlik, yorgunluk.
Davranışsal Tepkiler: uyku ve yeme bozuklukları, alkol ya da madde kullanımı, sosyal çevreden uzaklaşma, dikkatsiz davranma, merhumu hatırlatan uyaranlardan kaçınma.

Yas Tutma Süreci:

İnkar: Hiçbir şey olmamış gibi davranma, inanmama-gerçekliği ret etme.

Şok:  Kaybın öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanmaktadır. Kısa bir süre kişi gerçeği reddeder.

 Pazarlık: Kayıp inkar edilerek geri gelmesi arzu edilir. Ve kişi merhumun döneceğine inanır. kişi kendisine ve çevreye yönelik yoğun bir öfke duygusu duyumsar.

 Depresyon: Suçluluk duygusu ile beraber yoğun üzüntünün eşlik ettiği bir süreçtir. Kişi, ölümü kabullenmiştir. Bu dönemde geleceğe ilişkin kaygı duygusu hissedilir ve bu bağlamda kişinin özel ve iş yaşamı olumsuz etkilenebilir.

Yeniden düzenlenme:  yaşama yönelik yeni bir aydınlanmanın gerçekleştiği, kişinin yaşam enerjisinin arttığı bir süreçtir.

Yaşama devam edebilmek için kaybın gerçekliğini kabullenmek, acıyı yaşamak- yas tutmak ve merhumun olmadığı bir dünyaya uyum sağlamak ve yaşamın diğer alanlarına yatırım yapmak önemlidir.  Kayıp yaşamın doğal bir parçası ve yas bizlerin kayba yönelik deneyimlediğimiz doğal ve olması gereken bir tepkidir.

Yas sürecini daha sağlıklı atlatabilmek için öneriler:
 
   * Sizi iyi dinleyebilecek ve anlaşıldığınızı hissettiğiniz birisiyle konuşun.  Ailenizden birini kaybettiyseniz diğer aile bireylerinden farklı tepkiler gösteriyor olabilirsiniz. Duygularınızı diğer aile üyeleriyle paylaşmak zor olabilir. Onları üzeceğim düşüncesiyle konuşmaktan, paylaşımda bulunmaktan çekinmeyin. Arkadaşlarınızın desteğini talep edin, sosyal yaşamınızı canlı tutmaya çalışın.
 
  *  Yaşadığınız duygu ve düşünceleri paylaşmaya, ifade etmeye özen gösterin. Konuşarak kendinizi ifade etmekte güçlük yaşıyorsanız; yazarak yada resim yolu ile kendinizi ifade etmeye çabalayın. Kendinize yas tutmak için bir süre izin verin, yasın doğal bir süreç olduğunu hatırlayın.
      
 *    Fiziksel ihtiyaçlarınıza (yemek, uyku, bedensel ve ruhsal sağlık) özen göstermeye gayret edin.
       Size iyi gelen davranış ritüellerine katılmaya çabalayın (kitap okumak, açık havada yürüyüş   yapmak,        sevdiğiniz türde müzikler dinlemek vb.).
       
 *   Doğumgünleri, bayramlar ve yıldönümleri gibi özel günler sizin için zor geçebilir, psikolojik olarak kendinizi hazırlayın.
 
 *   Yavaş yavaş okul, iş vb. normal günlük rutininize geri dönmeye çabalayın. Güçlük çektiğinizi hissediyorsanız adım adım bir program oluşturmayı deneyebilirsiniz.

Yas Sürecinde Ne Zaman Psikolojik Danışmanlık Almak Gerekir?
Yas sürecinde, kişinin yeniden yapılanma süreci yaşadığı duygu durumunun şiddetine göre farklılık göstermektedir. Araştırmalara göre; yas sürecinin tamamlanması ortalama iki yıl sürebilmektedir. Ancak bu süreçte; uyku ve beslenme düzenindeki bozulmalar, merhum ile ilgili aklımızdan çıkaramadığımız  düşünceler, yoğun üzüntü ve kaygı gibi duygular, kişinin normal yaşamına devam etmesinde bir engel oluşturuyorsa mutlaka profesyonel bir danışmanlık hizmetine başvurulmalıdır.


Kaynaklar:
American Psychiatric Association (1994). Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders, 4. Baskı (DSM IV), Washington DC: American Psychiatric Association.

Balk, D. (2004). Recovery following bereavement: An examination of the concept. Death Studies, 28, 361-374.

Genlik, Ö. (2012). Grieving Process and Analyses Depression and Anxiety Levels of Bereaved Individuals. Published Master Thesis İstanbul: İstanbul Arel Üniversitesi.

Shapiro,  E. (2008). Whose recovery of what? Relationship and environments promoting grief and growth. Death Studies, 32, 40-58.

Shuchter, S. R., Zisook, S. (1993). The course of normal grief, In M. Stroebe, W. Stroebe, R. Hansson (eds.), Handbook of bereavement: Theory, research, and intervent,on (pp.23-43), New York: Cambridge Unıversıty Press. 

6 Aralık 2012 Perşembe

O SES : STRES


21. yüzyılın insanının yeni sloganı: zamanım yok, hiçbir şeye yetişemiyorum! Doğrusu kendimizi; fiziksel-duygusal-davranışsal yapı taşlarımızı tanımaya vakit ayırmak yerine teknolojinin bize sunduğu cep telefonlarını, mini bilgisayarlarını, yeni bilgisayar programlarını anlayabilmek uğruna ne kadar zaman harcıyoruz? Bilgisayarlar ve diğer teknoloji ürünleri bilişsel faaliyetlerimizi hızlandırırken acaba bedenimizi duyuyor muyuz?

Endüstri toplumunun ve Batı tarzı yaşama biçiminin insanları getirip bıraktığı yer;

                                               ‘ALMAK’

                                  ‘DAHA ÇOK ALMAK’

                              ‘DAHA ÇOK SAHİP OLMAK’

Endüstrileşme ve modern teknoloji, sadece eski ihtiyaçlarımızı karşılayıp, hayatı bizler için kolaylaştırmakla kalmamış aynı zamanda, eğer varlıklarından haberdar olmazsak hiçbir zaman ihtiyaç duymayacağımız bir sürü ürünü elde etmek için çalışmak zorunda kalmamıza vesile olmuştur. 

Gerçek şudur ki: İnsan bedeni, çalışarak gelişen ve performansını arttıran tek araçtır. Bizler bedenlerimizi çalıştırmıyoruz, bedenlerimiz zihinlerimizin içine hapsolmuş durumda. Zihin-bedenlerde yaşamıyor muyuz? Hal böyle olunca örneğin; metabolizma hızımız azalıyor, kilo alma eğiliminde artışlar meydana geliyor. Sonra istediğimiz gibi görünmediğimiz için hayıflanıyoruz, sosyal paylaşımlarımız azalıyor….Kapı çalıyor kim o: Ben DEPRESYON J

Yeri gelmişken depresif bozukluğun iyileşme sürecinde öncelikle bedensel yapılandırmalardan başlamanın daha işlevsel olduğu araştırmalar tarafından ispatlanmıştır. Doğada açık hava yürüyüşleri yapmak depresif bozukluğun bir numaralı antidepresanıdır.

Çağımızın altın problemi: STRES olgusuna geri dönelim:


  • Stres nedir?

Organizmanın bütünselliğini korumak amacı ile kendisine yönelik tehditkar uyarana yönelik verdiği tepkidir. Stres duygusunu hissedebilmemiz için öncelikle meydana gelen durumun, olayın fizyolojik-duygusal-zihinsel boyutlatın birinde ya da hepsinde kişinin bilincinde tehditkar olması gerekmektedir. Bu bağlamda ‘stres’ bir savunma mekanizması olarak da değerlendirilebilir. 

Hani çoğu zaman trafikte iken yolda yoğunluk meydana geldiğinde ya da yetişmemiz gereken bir yere geç kaldığımızda ‘strese girdim’ deriz. Halbuki stres duygusunu yaşamamıza neden olan bizlerin bu olaylara yüklediği anlamlardır. 
Yetişmeniz yere geç kaldığınızda ne olacak? Bu soruya vereceğiniz yanıt/lar stres olgusunu tanımlar, bir başka deyim ile stres geleceği olumsuz düşleme ile bağdaşmaktadır.

  •   Organizma stres olgusunu deneyimlediğinde bedensel ve psikolojik düzlemde ne gibi değişiklikler olmaktadır?



}  Tehdit karşısında organizma hayatını sürdürme amacına yönelik bir dizi faaliyette bulunur:

1) Depolanmış yağ ve şeker kana karışır,

2) Solunum sayısı artar,

3) Kanda alyuvarlar artar,                            

4) Kan basıncı yükselir,

5) Kan pıhtılaşma mekanizması harekete geçer,

6) Kas gerilimi artar,

7)Sindirim yavaşlar veya durur,

8) Gözbebekleri büyür,

9) Bütün duyumlar artar,

10)Hipofiz bezi uyarılır.


}  Stres karşısında psikolojik değişiklikler ise kişiye özgü, biriciktir. 
Stres onu zihninde taşıyan kişiye aittir. Dolayısı ile geçmiş yaşantılarımız, hayata bakış açımız,
inanç sistemlerimiz, ihtiyaçlarımız, kaynaklarımızın farkındalığı, karşılaştığımız olay ve
durumlara yönelik tepkilerimizi belirleyici temel etkenlerden bazılarıdır.  

  •    Stresten korunmak için stres aşısı olalım mı?


1)      Kendimizi tanıyalım ( değerlerim, inançlarım, güçlü yönlerim, bedensel duyumlarım, yaşama amacım)

2)      Güvenli yer egzersizi yapalım. Yaşamımızı bir zaman çizgisi üzerinde gözden geçirelim ve en mutlu, en huzurlu, en umutlu olduğumuz bir anı zihnimizde tüm detayları ile canlandıralım, bunu her gün bir detay ekleyerek 21 gün üzerinde çalışalım.

3)  Her gün en az 15 dakikayı kendimize ayıralım ve nefes egzersizleri yapalım, nefesimizi izleyelim.

4)    Her gün kendimizi ne kadar sevdiğimizi sözel ya da yazı dili ile ifade edelim. 

   Örneğin her gün şöyle bir cümle tamamlamaya çalışalım: 
   Kendimi çok seviyorum çünkü........................................................................................................

5)      Beden ve zihin bütünselliğimizi güçlendirmek için her gün meditasyon yapalım.


Şimdi yazının sonuna kadar okuyanlar ‘Eeee, tamam biz zaten bunları biliyoruz diyorsanız’ Ben de size diyorum ki; ‘Bir şeyi bilmen için bunu uygulaman gerekir, eğer bir şeyi bilip de uygulamıyorsanız, o şeyi bilmiyorsunuz demektir !’