vesta 77 akademi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vesta 77 akademi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2016 Pazar

KENDİ "SES"İNİ ARIYOR MUSUN?

Beden-zihin-ruh bütünlüğü kapsamında her yıl,  arayışta olan yolcular ile yolda olan yolcuları sevgi ve bilgelik zemininde buluşturan bir şenlik var, biliyor musunuz? 

Festiva Organizasyon tarafından Naturel Beden, Zihin, Ruh Sağlığı Festivalinin 34. sü İstanbul'da 24-27 Kasım da gerçekleştirildi. 3 yıldır, bu festivale büyük bir zevkle katılmaktayım, benim için birçok kapıyı araladığını söyleyebilirim. Bu yıl sadece Cumartesi (26 Kasım) tüm gün festivale dahil olabildim. (9-11 Aralık tarihlerinde festival İzmir de gerçekleşiyor, bilginize...)

İlk olarak "Bedenin Şifa Kapıları" kitabının yazarı Ebru Demirhan'ın workshopunu deneyimledim. Bedenimiz bizim ile her an nasıl konuşuyor? Eğer bedenimizin bizlere iletmek istediklerini dinlemezsek, fiziksel bedenimizin nasıl hastalık ürettiğini kendi  hikayesi üzerinden anlatarak başladı sözlerine. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını her şeyin bir amaca hizmet ettiğini vurgulayarak. Ve en çok dikkatimi çeken: "şükürler olsun" kelimesini sıkça tekrarlamasıydı ki, oldukça faydalı. Birşeyi ne kadar çok sık tekrarlarsanız muazzam bir dönüşüme yol açarsınız. Ayrıca zihinsel boyutta kabul ediyorum dediğimiz şeyleri aslında yürekten söylemediğimiz için nasıl da bir fark oluşturmadığını çok iyi aktardığını düşünüyorum. zihinsel boyutta "tamam affettim" desek de aslında sözcükler kalpten dökülmediğinde hiçbir şeyin dönüşmediğini aktarırken, her zaman kendimiz ile çalışmamız gerektiğini çok iyi vurguladı doğrusu.Yıllardır kendi mesleki sahamda aktarmaya çalıştığım gibi zihinsel boyutta sadece sözcüklerle kurulu bir düzenekteki psikoterapi seansları ile iyileşme sağlamamakla birlikte dönüşüm de gerçekleşmemektedir. Bir insan varlığının ana rahminde geçirdiği ve biraz daha öncesine bakılarak Dünya gezegenine hangi misyon ile geldiğinin izi sürülmelidir ki; bu da beden-zihin-ruh üçlü dinamiği ile eş zamanlı olarak uygulamalar gerçekleştirmeyi gerektirmektedir. 
Bir an oluyor ki;  her ruh sağlığı danışmanı aynı dili konuşuyor ve gerçek anlamda ruh ile temas ederek çalışmalarını icra ediyor buna yürekten inanıyorum...

Ebru Hanım oldukça içten, samimi, paylaşımları naif idi. Yaşam yolunda ilerlerken soru sormayı daima hatırlayan ve çözüme yönelik eyleme kalbin sesi ile cesurca adım atabilen güçlü bir insan, kendi gözlemimce..."Bedenin Şifa Kapıları" kitabını öneririm oldukça sade, net ve açık. Kitabın en arkasında bir de beden haritası mevcut. Bedenin hangi bölümünün hangi duygu ve düşünce ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Ve sürekli kendinize soru sormayı hatırlayın. Vücudunuzun bir uzvunda "ağrı" hissiyatı mı deneyimleniyor? O uzva sorun: bana neyi hatırlatmak istiyorsun? bana nasıl bir mesaj vermek istiyorsun?" sorun ilk zihninize düşenleri ve ardından bırakın cevaplar en ummadığınız anda gelebilir, her an farkında olun! 

2. Workshop, oldukça ilginçti. Heyecanlı ve bir oldukça titizce, özenle hazırlanılmıştı. "Tibet Ses Çanakları ile Beden, Zihin, Ruh Akordu ve Ses Meditasyonu" sunumu Sırma Belin tarafından gerçekleştrildi. Yakın zaman kadar sürekli bir arayışta olduğunu bir türlü kendi sesini bulamadığını ve annesinin rahatsızlığına çare bulabilmek için çıktığı yolculuğunda ses çanakları ile tanıştığını ve bu çanaklara yönelik inanılmaz bir çekim hissettiğini aktardı, bizlere. Ben ise tabi tahmin edeceğiniz üzere; "kendi sesini bulmak" deyimine odaklanmıştım. Ne kadar güzel ve yalın bir ifade. Her birimiz kendi mesajımızı iletmek için burada köklenmekteyiz lakin önce mesajı vereceğimiz ses frekansını bulmak ve bu frekansa uyumlanmak gerek değil mi? Siz kendi sesiniz ile buluştunuz mu? ya da henüz kendi sesinizi arayış sürecinde misiniz? 
Dr. Emoto'nun su deneyini, çakraların seslerini ve herşeyin bir frekansı,  hücrelerimizin, her organımızın frekansı olduğunduğunu aktaran Belin ses çanakları ile masaj eğitimini Almanya da Peter Hess enstitüsünde tamamlamıştır. Eğer hücrelerimiz ve organlarımız içsel ve dışsal koşullara verdiğimiz yanıtlar neticesinde frekansları bozulursa, biraz akord edilmeleri gerekir. 
Bizleri de mucizevi ses çanakların şifalı ses ritimleri ile özümüze doğru br yolculuğa doğru çıkardı değerli Sırma Hanım. 

Ardı arkasına deneyimlediğim 2 workshopda bir çare bulmak üzere yola çıkan ve kendi sesleri ile buluşan cesur ve bilge kadınların hikayesiydi. Biri oğlu; diğeri annesi için şifa ararken aslında şifacı olduklarını keşfetmişlerdi. Herşey, herşeye nasıl da güzel hizmet ediyor değil mi? 

Ve sahnede; masmavi takım elbisesi, uzun siyah hafif dalgalı saçları ve keskin bakışları ile Uzman Psikolog ve Hipnoterapist Adil Maviş belirdi ardından hızlıca başladı "Kendi Terapistiniz Olun" isimli workshopa. Her bir kelime bir amaca hizmet edilecek şekilde kurgulanmıştı. Benim işim: "sorun çözmek" diye devam etti. Siz kendi mesleğinizi 2-3 kelime ile tanımlasanız ne dersiniz :.........................................Şimdi gözlerinizi kapatın ve sorun olduğunu düşündüğünüz sorunlarınızı zihninizden geçirin diye devam etti. Ve gerçek şu ki; sorunlarınızı sevmiyorsunuz insan sevmediği birşeyi nasıl çözüme kavuşturabilir ki? diye ekledi, Sn. Maviş. Her zaman söylediğim gibi yine tekrarlıyorum: "sorun-problem olarak tabir ettiklerimiz; bizi bize yaklaştıran en kıymetli armağanlarımızdır." Özetle: herşeyin yaratıcısı biziz. Sorun-problem-hastalık-kaza vb. bunların her birini bizzat kendimiz oluşturuyoruz. Ne zaman? Kendimizden/Özümüzden uzaklaştığımızda. Yakınlaşmak için ne gereki? Tek kelime : SEVGİ. Kendinize sorun: "sorunlarımı/problemlerimi sevmek için neye ihtiyacım var?" Verdiğiniz yanıtn aslında sizde var olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız... Workshopun sonunda Adil Bey bir de "meditasyon" deneyimletti. Hergün 5 dakika uygulayacağınız meditasyon şifa, fayda gibi kelimeler yazmayacağım. Uygulayın ve hissedin, lütfen....

Dördüncü workshop kuantum ile ilişkili idi. Bedenden başladık-zihin ile devam ederken morfik rezonansın ortasında buluverdim kendimi. "Bütünsel Enerjetik Dönüşüm" isimli sunumu ile Başak Yüksel Yıldırım sahnede adeta şifa dağıttı. Teorik bilgiye fazla yer açmadan. En önemli vurgusu kalbin kendine ait enerji ağı olduğunu ve beyinden yaklaşık 6000 kat daha güçlü olduğunu aktardı :) 
Önce tüm bilgi kalbe gelir ve kalpten mesajlar beyine iletilir. Kalp, benliğin merkezidir. 
Daha sonra bir alan açtı ve fiziksel ya da duygusal bir sorunu olan kişileri davet etti. Sorunun ne olduğunun pek bir önemi yoktu. Benzer sorunu deneyimleyenler oturdukları yerde hiçbirşey yapmaksızın iyi hissettiler. Bu da bizlere bir kez daha kendi gücümüzü hatırlatsın ki; bir bireyin dönüşümü Dünya için en değerli ve en büyük armağandır. Sizin dönüşümünüzle birlikte birçok insan varlığı da dönüşüyor eş zamanlı olarak. Zannedersem atom altı seviyede güçlü bir çalışma gerçekleştiriyor. Ne yaptığını kesin olarak aktarmayı tercih etmedi. Ancak öncelikle bugün birçoğumuzun bildiği NLP metotları ile problem/sorun u dışsallaştırdı, katılımcıdan bir şekle benzetmesini, bir renk vermesini ardından vücudunun neresinde deneyimlediğini sordu. Buraya kadar herşey bildiğim teknikler sonrasında ellerini kullanarak yaptıkları çok anladığımı söylemeyeceğim, sorduk ancak çalışmaya odaklanmamızı rica etti. Demek ki anlamak için daha zaman var :) 

Ve katıldığım son workshop: bugün aradığımız herşeyin öz çözümü Dr. Evelina Ivanova'dan geldi. 
"Dişiliğin Sırrı Hayatın Sırrıdır" . Şu an Dünya dişil enerji titreşiminde dolayısı ile gezegenimizi beslemek için yavaşlamamız, herşeyden zevk alarak eylemde "ol"ma deneyimlerini tezahür ettireceğimiz zamanlar deneyimliyoruz. Evelina bir aile terapisti aynı zamanda bir seksolog ve "Dişil Enerji" eğitimleri düzenliyormuş diyor ki: "gerçek kadın neşe ve ışık saçan mutlu bir kadındır"
Sahnede parıldayan dişil enerjisi yoğun bir kadın gördük. Türkçe lisanı çok iyi olmamasına karşın oldukça sempatik hali ile sevgi dolu bir deneyimdi. Evelina bizlere "mandala dans" da deneyimlettirdi, bu da kendisinin yeni projesiymiş. Her bir bedende "dişil" ve "eril" enerji mevcuttur. Dişil enerji almak ve olmak; Eril enerji vermek ve yapmak ile ilişkilidir. Bir kadın bedeninde dişil enerjiyi uyandırmak için öncelikle her yaptığınız şeyden zevk ve haz alın çoşkulu olun diyor Ivanova ve ekliyor koşulsuz sevin. 

Günün Özeti: 

Şifa özümüzde kendi sesimiz ile buluştuğumuzda sorun/problem olarak nitelendirdiğimiz şeyler için şükrediyoruz ve o an koşulsuz sevgiyi alıyor ve koşulsuzca veriyoruz...




Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com









21 Kasım 2016 Pazartesi

"HİÇ OL"...



Her varlık, ölüm-doğum döngüsündeki sonsuz yolculuğunda öz düşünce, öz duygu ve öz eylemlerinden sorumludur. Düşünceleri ve duygularını eylemler ile deneyimler. Her insan varlığı eylemlerinin sonucunu görür ve eylemlerinin tam olarak karşılığı kendisine sunulur. Hiçbir yolcunun yolunu bir diğer yolcu bilemez. Bu nedenle bir varlığın yolu ve kendisi için yapacağınız yorum size aittir. Her bir varlık Yaradanın eşsiz parçasıdır. O varlığın yerini hiçbir varlık dolduramaz dolayısı ile herşey “bir”liğe hizmet eder. Siz diğer bir varlığa acı çektirmeyi düşünüyorsanız. Sorun kendinize: kendi benliğimde neyi tam olarak kabul zeminime taşıyamıyorum ki, bu kadar acı çekiyorum?
Birisini cezalandırmak mı istiyorsunuz? Sorun kendinize: bugüne değin içselleştirerek öğrendiğim doğru’ –‘yanlış kavramları ne kadar gerçekliği yansıtıyor. Kendi benliğimi sürekli olarak cezalandırma arzum ve istediğim nereden kökleniyor ve besleniyor?” 

Her bir varlık bir amaca hizmet eder. Sınırlı bir bilinç yapısı parmağıyla işaret ederek bu yanlış”, “bu doğru” der. “Bu böyle olmalı yoksa başka türlü olamaz der.” Bir nevi “Tanrıcılık” oynar. Bilemez ki belki de “kötü” dediği “iyidir”. Veyahut “iyi” dediği “kötü”dür. Ancak bilmediğini bilmediğininin de farkında değildir.

Şu an pek de hoş olmayan olaylar mı var gündemde?  Ne kadar hoş ve muhteşem, bundan daha iyisi nasıl olabilir? Şimdi Dünya daki canlılar kendi zihin yapıları ile yüzleşiyorlar. Yüzleşme, dönüşümezemin hazırlar. Dönüşüm diyorum değişim değil. Bugüne değin “dili ehil” kullanmadığınız için sürekli değişim peşinde enerjilerinizi boş yere harcadınız. Değişim var olan birşeyi farklı bir şekilde yapmaktır. Hergün koşu eyleminde ormada  bulunuyorsunuz, artık sahil kenarında koşmayı tercih ediyorum. Eylem aynı, eylemin form sahası değişti, bu değişimdir. Veyahut elinizde bir kabak var bu kabağı dolma olarka yada mücher olarka pişirebileceğiniz gibi belki de kabak salatası yapmayı tercih edersiniz, kim bilir? Var olandan farkı formlar üretmek bunun adı değişim”dir. Dönüşüm derken; “büyümek”ten bahsediyorum. Olanı oladuğu gibi kabul ederek, tüm olanların, tüm gördüklerinin, tüm işittiklerinin, tüm hissettiklerinin kendi zihninin bir ürünü olduğunu fark etmek dönüşümün ilk adımıdır. İkinci adım bugüne kadar öğrendiğin, doğru-yanlış etiketlerini bir bir soymaktır bedeninden, zihninden ve duygularından ve en önemlisi yüreğinden ki bu son derece acı” vericidir. Acı olmadan “dönüşüm gerçekleşmez. Acı derken; ah, vah diyerek sürekli sancıyan bir yaradan bahsetmiyorum. Nefsini terbiye etmekten söz ediyorum. Kendine şiddet uygulamaktan özgürleşmek acı vericidir. Çünkü sürekli acı bedeninde “kurban” rolündesin. Sorumluluk alarak tüm varoluş potansiyelin ile bütünleşebilmek için benliğinin karanlık yönleri” ile buluşmak bu karanlıkların özündeki aydınlıkları idrak etmek durumundasın ki bu yol acı verir. İşlevsel olmayan düşünsel, duygusal, eylemsel bütün kılıflarından sıyrılmak ve çıplak kalmak
İşte bunun adı dönüşümdür. Benliğini bütünüyle keşfederek, kim olduğunu hatırlamak.
Bugüne değin bizlere hep “en iyisi ol” denildi. Okulda “başarılı olmak gibi çarpık kavramlar benliğin en derinlerine ilmek ilmek işlendi. “Başarılı ve en iyisi ol, tek ol, bir tane ol” , egosal kendini bilmeyen bir zihnin tezahürleri. 
Dünya adını verdiğimiz gezegende can bulan her bir varlık başarılıdır, bir tanedir, en iyisidir. 
Başarılı olmak için çaba harcamaya, efor sarf etmeye gerek yoktur. Adı üstünde başarılı OLmak Sadece kendin OLduğunda her an her nefesinde başarılı OLduğunu görebilirsin. 

Bunun için; iyice köklenmek gerek—bilmek gerek her ne oluyorsa en muhteşemi oluyor ki bu mutlak teslimiyet ile ÖZgüven büyür.
Yaratıcı potansiyeli ortaya koymak gerek-her eşsiz varlığın gerçekleştirmesi gereken çok özel eylemler var, keşif için zaman ve alan tanımak gerek
İradenin gücü, yolda bir sürü çakıl taşı var. Mutlak irade ÖZe güvenerek Yaratıcı potansiyelini ortaya koyar. 
İşte bir adım sonrası BİZ diyebileğin KALP makamına erişirsin. Kalbim gözü ile gördüğünde, tüm varlıklarının acılarını avuçlarında duyumsadığında işte o an zihnindeki “ikilik” son bulur ve “bir” olursun. Hiç OLmak istersin. 
Herkes BİRŞEY olmak uğruna koşarken sen HİÇ OLMAK için herşeyimi feda ederim dersin

Lao Tzu öğrencileriyle seyahat ediyormuş ve yüzlerce oduncunun ağaçları kestiği bir ormana gelmişler. Oraya büyük bir saray inşa edeceklermiş. Neredeyse tüm orman kesilmiş, ama binlerce dalı olan büyük bir ağaç duruyormuş. Öyle büyükmüş ki gölgesinde on bin kişi oturabilirmiş. Lao Tzu, öğrencilerinden tüm orman kesilmişken bu ağacın henüz neden kesilmediğini öğrenmelerini istemiş.
Öğrenciler gidip odunculara sormuşlar: Bu ağacı neden kesmediniz?
Oduncular yanıtlamışlar: Bu ağaç işe yaramaz. Ondan hiçbir şey yapamazsın, çünkü her dal boğumlu. Hiçbir şey düz değil. Sütun yapamazsın. Mobilya yapamazsın. Yakıt olarak kullanamazsın, çünkü dumanı gözler için çok tehlikeli. Seni kör eder. Bu ağaç hiçbir işe yaramaz. Nedeni bu.
Öğrenciler geri dönmüşler. Lao Tzu gülmüş ve şöyle demiş:
Bu ağaç gibi olun. Bu dünyada ayakta kalmak istiyorsanız, bu ağaç gibi olun. İşe yaramaz. O zaman kimse size zarar vermez. Dümdüz olursanız kesilirsiniz, bir başkasının evinde mobilya olursunuz. Güzel olursanız pazarda satılırsınız, bir eşya olursunuz.
Bu ağaç gibi olun tamamen faydasız. O zaman kimse size zarar veremez. Ve siz büyürsünüz, binlerce insan gölgenizde dinlenebilir.
Lao Tzu’nun mantığı seninkinden çok farklıdır.
O “Sonuncu ol”, der. “Dünyada yokmuşsun gibi ilerle. Bilinmezliğini koru. Birinci olmaya çalışma, rekabet etme, değerini kanıtlamaya çalışma. Gerek yok. Faydasız kal ve hayatın keyfini çıkar. 

Elbette pratik olduğu söylenemez. Ama onu anlarsan derin bir katmanda, derinliklerde onun aslında çok pratik olduğunu göreceksin. Çünkü hayat keyfini çıkarmak, kutlamak içindir, bir fayda olmak için değil. Hayat pazardaki bir eşyadan çok şiir gibidir; bir şiir, bir şarkı, bir dans gibi olmalıdır. 
Lao Tzu der ki: “Çok akıllı olmaya çalışırsan, çok faydalı olmaya çalışırsan kullanılırsın. Çok pratik olmaya çalışırsan, o veya bu şekilde kullanılırsın, çünkü Dünya pratik bir insanı rahat bırakmaz. TÜm bu fikirlerden kurtul. Bir şiir, bir çoşku olmak istersen, faydacıllığı unut. Kendine sadık ol.

Belki de neden bahsettiğimi henüz idrak edemiyor olabilirsin bunun için öz olarak: 

Dışarıda baktığın tecavüzlerin sona ermesini istiyorsan önce kendi içindeki tecavüzcüyü ara ve gör. Sonrasında herşey olması gerektiği gibi mükemmel ve tam



Özge Genlik
Uzman Psikolog-Yoga Eğitmeni
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi Kurucusu

www.vestaakademi.com