vesta77 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vesta77 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2016 Pazartesi

"HİÇ OL"...



Her varlık, ölüm-doğum döngüsündeki sonsuz yolculuğunda öz düşünce, öz duygu ve öz eylemlerinden sorumludur. Düşünceleri ve duygularını eylemler ile deneyimler. Her insan varlığı eylemlerinin sonucunu görür ve eylemlerinin tam olarak karşılığı kendisine sunulur. Hiçbir yolcunun yolunu bir diğer yolcu bilemez. Bu nedenle bir varlığın yolu ve kendisi için yapacağınız yorum size aittir. Her bir varlık Yaradanın eşsiz parçasıdır. O varlığın yerini hiçbir varlık dolduramaz dolayısı ile herşey “bir”liğe hizmet eder. Siz diğer bir varlığa acı çektirmeyi düşünüyorsanız. Sorun kendinize: kendi benliğimde neyi tam olarak kabul zeminime taşıyamıyorum ki, bu kadar acı çekiyorum?
Birisini cezalandırmak mı istiyorsunuz? Sorun kendinize: bugüne değin içselleştirerek öğrendiğim doğru’ –‘yanlış kavramları ne kadar gerçekliği yansıtıyor. Kendi benliğimi sürekli olarak cezalandırma arzum ve istediğim nereden kökleniyor ve besleniyor?” 

Her bir varlık bir amaca hizmet eder. Sınırlı bir bilinç yapısı parmağıyla işaret ederek bu yanlış”, “bu doğru” der. “Bu böyle olmalı yoksa başka türlü olamaz der.” Bir nevi “Tanrıcılık” oynar. Bilemez ki belki de “kötü” dediği “iyidir”. Veyahut “iyi” dediği “kötü”dür. Ancak bilmediğini bilmediğininin de farkında değildir.

Şu an pek de hoş olmayan olaylar mı var gündemde?  Ne kadar hoş ve muhteşem, bundan daha iyisi nasıl olabilir? Şimdi Dünya daki canlılar kendi zihin yapıları ile yüzleşiyorlar. Yüzleşme, dönüşümezemin hazırlar. Dönüşüm diyorum değişim değil. Bugüne değin “dili ehil” kullanmadığınız için sürekli değişim peşinde enerjilerinizi boş yere harcadınız. Değişim var olan birşeyi farklı bir şekilde yapmaktır. Hergün koşu eyleminde ormada  bulunuyorsunuz, artık sahil kenarında koşmayı tercih ediyorum. Eylem aynı, eylemin form sahası değişti, bu değişimdir. Veyahut elinizde bir kabak var bu kabağı dolma olarka yada mücher olarka pişirebileceğiniz gibi belki de kabak salatası yapmayı tercih edersiniz, kim bilir? Var olandan farkı formlar üretmek bunun adı değişim”dir. Dönüşüm derken; “büyümek”ten bahsediyorum. Olanı oladuğu gibi kabul ederek, tüm olanların, tüm gördüklerinin, tüm işittiklerinin, tüm hissettiklerinin kendi zihninin bir ürünü olduğunu fark etmek dönüşümün ilk adımıdır. İkinci adım bugüne kadar öğrendiğin, doğru-yanlış etiketlerini bir bir soymaktır bedeninden, zihninden ve duygularından ve en önemlisi yüreğinden ki bu son derece acı” vericidir. Acı olmadan “dönüşüm gerçekleşmez. Acı derken; ah, vah diyerek sürekli sancıyan bir yaradan bahsetmiyorum. Nefsini terbiye etmekten söz ediyorum. Kendine şiddet uygulamaktan özgürleşmek acı vericidir. Çünkü sürekli acı bedeninde “kurban” rolündesin. Sorumluluk alarak tüm varoluş potansiyelin ile bütünleşebilmek için benliğinin karanlık yönleri” ile buluşmak bu karanlıkların özündeki aydınlıkları idrak etmek durumundasın ki bu yol acı verir. İşlevsel olmayan düşünsel, duygusal, eylemsel bütün kılıflarından sıyrılmak ve çıplak kalmak
İşte bunun adı dönüşümdür. Benliğini bütünüyle keşfederek, kim olduğunu hatırlamak.
Bugüne değin bizlere hep “en iyisi ol” denildi. Okulda “başarılı olmak gibi çarpık kavramlar benliğin en derinlerine ilmek ilmek işlendi. “Başarılı ve en iyisi ol, tek ol, bir tane ol” , egosal kendini bilmeyen bir zihnin tezahürleri. 
Dünya adını verdiğimiz gezegende can bulan her bir varlık başarılıdır, bir tanedir, en iyisidir. 
Başarılı olmak için çaba harcamaya, efor sarf etmeye gerek yoktur. Adı üstünde başarılı OLmak Sadece kendin OLduğunda her an her nefesinde başarılı OLduğunu görebilirsin. 

Bunun için; iyice köklenmek gerek—bilmek gerek her ne oluyorsa en muhteşemi oluyor ki bu mutlak teslimiyet ile ÖZgüven büyür.
Yaratıcı potansiyeli ortaya koymak gerek-her eşsiz varlığın gerçekleştirmesi gereken çok özel eylemler var, keşif için zaman ve alan tanımak gerek
İradenin gücü, yolda bir sürü çakıl taşı var. Mutlak irade ÖZe güvenerek Yaratıcı potansiyelini ortaya koyar. 
İşte bir adım sonrası BİZ diyebileğin KALP makamına erişirsin. Kalbim gözü ile gördüğünde, tüm varlıklarının acılarını avuçlarında duyumsadığında işte o an zihnindeki “ikilik” son bulur ve “bir” olursun. Hiç OLmak istersin. 
Herkes BİRŞEY olmak uğruna koşarken sen HİÇ OLMAK için herşeyimi feda ederim dersin

Lao Tzu öğrencileriyle seyahat ediyormuş ve yüzlerce oduncunun ağaçları kestiği bir ormana gelmişler. Oraya büyük bir saray inşa edeceklermiş. Neredeyse tüm orman kesilmiş, ama binlerce dalı olan büyük bir ağaç duruyormuş. Öyle büyükmüş ki gölgesinde on bin kişi oturabilirmiş. Lao Tzu, öğrencilerinden tüm orman kesilmişken bu ağacın henüz neden kesilmediğini öğrenmelerini istemiş.
Öğrenciler gidip odunculara sormuşlar: Bu ağacı neden kesmediniz?
Oduncular yanıtlamışlar: Bu ağaç işe yaramaz. Ondan hiçbir şey yapamazsın, çünkü her dal boğumlu. Hiçbir şey düz değil. Sütun yapamazsın. Mobilya yapamazsın. Yakıt olarak kullanamazsın, çünkü dumanı gözler için çok tehlikeli. Seni kör eder. Bu ağaç hiçbir işe yaramaz. Nedeni bu.
Öğrenciler geri dönmüşler. Lao Tzu gülmüş ve şöyle demiş:
Bu ağaç gibi olun. Bu dünyada ayakta kalmak istiyorsanız, bu ağaç gibi olun. İşe yaramaz. O zaman kimse size zarar vermez. Dümdüz olursanız kesilirsiniz, bir başkasının evinde mobilya olursunuz. Güzel olursanız pazarda satılırsınız, bir eşya olursunuz.
Bu ağaç gibi olun tamamen faydasız. O zaman kimse size zarar veremez. Ve siz büyürsünüz, binlerce insan gölgenizde dinlenebilir.
Lao Tzu’nun mantığı seninkinden çok farklıdır.
O “Sonuncu ol”, der. “Dünyada yokmuşsun gibi ilerle. Bilinmezliğini koru. Birinci olmaya çalışma, rekabet etme, değerini kanıtlamaya çalışma. Gerek yok. Faydasız kal ve hayatın keyfini çıkar. 

Elbette pratik olduğu söylenemez. Ama onu anlarsan derin bir katmanda, derinliklerde onun aslında çok pratik olduğunu göreceksin. Çünkü hayat keyfini çıkarmak, kutlamak içindir, bir fayda olmak için değil. Hayat pazardaki bir eşyadan çok şiir gibidir; bir şiir, bir şarkı, bir dans gibi olmalıdır. 
Lao Tzu der ki: “Çok akıllı olmaya çalışırsan, çok faydalı olmaya çalışırsan kullanılırsın. Çok pratik olmaya çalışırsan, o veya bu şekilde kullanılırsın, çünkü Dünya pratik bir insanı rahat bırakmaz. TÜm bu fikirlerden kurtul. Bir şiir, bir çoşku olmak istersen, faydacıllığı unut. Kendine sadık ol.

Belki de neden bahsettiğimi henüz idrak edemiyor olabilirsin bunun için öz olarak: 

Dışarıda baktığın tecavüzlerin sona ermesini istiyorsan önce kendi içindeki tecavüzcüyü ara ve gör. Sonrasında herşey olması gerektiği gibi mükemmel ve tam



Özge Genlik
Uzman Psikolog-Yoga Eğitmeni
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi Kurucusu

www.vestaakademi.com

24 Nisan 2016 Pazar

AYNA AYNA SÖYLE BANA : "BENDEN DAHA GÜZELİ VAR MI BU DÜNYADA?"

"Ayna" ya baktığınızda ne görüyorsunuz? Ayna, size neyi gösteriyor?
Hergün belki birçok kez, aynaya bakarız kendimizi daha iyi görebilmek daha iyi hissedebilmek için?
Peki, aynalar bizlere gerçekte var olanı mı gösteriyorlar? Yoksa, zihnimizdeki bizi mi gösteriyorlar?
Düşüncelerimiz; capcanlı enerjilerdir.
Hz. Mevlana'nın dediği gibi; "Gül düşünürsen güllük, diken düşünürsen dikenlik olursun."
Düşüncelerimiz, yaşamımızı oluşturmaktadır. Nasıl düşünürseniz, birebir düşündüklerinizi yaşarsınız.

Şimdi düşünün ki; elinizde sihirli bir ayna var ve gelecekte olacakları size gösteriyor.
Bu ayna ya ilk yönelteceğiniz soru ne olurdu? İlk aklınıza (60 saniye) gelen her zaman en doğru olandır. Öğrenmek istediğiniz her ne ise, şu anda onu yarattığınızı farkında mısınız? Çünkü yaşamın bütünü "şu an" da tezahür etmektedir/ oluşmaktadır. Geçmiş-şimdi-gelecek; hepsi "şu an" da oluyor, farkında mısınız? :)

Gelecek hakkında gerçek bilgileri sunan sihirli aynaya bir soru yönelttiniz aslında cevap sorunuzun içerinde saklı. Bulabildiniz mi?

Sihirli ayna; bugüne kadar Dünyadaki en güzel kişinin siz olduğunu söylüyordu ancak, şimdi diyor ki: "gelecekte dünyaya gelecek olan yeğenin (kız kardeşinin çocuğu) büyüdüğünde senden daha güzel olacak? "Bu durumda ne yaparsınız? 

Yapımcılığını Joe Roth'un üstlendiği The Huntsman Winter's War (Avcı: Kış Savaşı) filminin kötü kalpli kraliçesi Ravenna (Charlize Theron) kız kardeşi Freya (Emily Blunt)'nın bebeğinin ölmesi için uygun şart ve koşulları yarattı, siz ne yapmayı tercih etmiştiniz? :)

Güzellik; kainatta herşeyde olduğu gibi içten dışa doğru yansıyan bir olgu. İç dünyası güzelliklerle oluşmuş bir insan varlığının dış dünyaya yansıyan yüzünün güzel olmaması Dünyaya sunduğu meziyetlerinin güzellkleri oluşturmaması mümkün değildir.  
Ancak "Avcı: Kış Savaşı'ındaki filmimizde kraliçe Ravenna için güzellik=güç anlamına gelmektedir. Günümüzde de insan varlığı olarak; herşey" olmaya çalıştıkça: "iyi anne, iyi eş, iyi baba, iyi yönetici, iyi işveren, iyi çalışan, vb." sadece "zihin" boyutunda var olmaya çalışan "duygu"ları deneyimleyen bedene ve zihne "dur" der olmadık mı? 
gelmektedir.
Yaşamında "duygu"lara yer vermeyen Ravenna için tek bir gerçeklik vardır: "sahip olmak", materyal formda herşeye "sahip" olmak; günümüz insan varlıkları da yavaş yavaş bu forma doğru hızla ilerlemektedirler. "
Duygularımız ifade bulmadıkça, zihin boyutunda daha fazla var olmaya başlıyoruz bu da bize "kaygılar, korkular, üzüntüler, sıkıntılar, problemler, sorunlar, vb." başlıklı faturalar halinde geri dönüyor. 
Zihinsel boyuttan ayrışmanın en güzel ve en işlevsel yöntemi: "YAVAŞLA" maktır. 
Beden yavaşladığında, zihninizin de yavaşladığını, berraklaştığını görecek ve algılayacaksınız. İşten eve, evden işe koşuşturmalarınız son bulacak. Kalbinizin ritmini dinleyebilmenin, soluk alışverişinizin dokusunu hissedebilmenin ne olduğunu idrak edeceksiniz.

Filmimize geri dönecek olursak; Ravenna kendi gölge yönlerinin izinden gitmeyi tercih ederek kız kardeşi Freya nın bebeğini ölümüne vesile olduktan sonra , Freya nın özündeki gücün olumsuz yönü uyanır ve dokunduğu herşeyi buza dönüştürmeye başlar. Ve Buz Kraliçesi olarak kendine Kuzey topraklarında bir krallık kurar. Krallığına civar topraklardan topladığı küçük çocukları avcıları olmak üzere eğitilip, güçlenmelerine yönelik çalışmalarını sürdürürken, duygularını olabildiğinde iç dünyasının derinliklerine gömer. O da, ablası Ravenna gibi; "sevgi ve aşk" ın olmadığı sadece düşünsel maddi gücün hakim olduğu bir varlığa dönüşmüştür. 

Her birimiz çok güçlüyüz, bir insan varlığı olarak: "sevgi" ile dönüştürebilme gücüne sahibiz. Ancak gücümüzü nasıl ve ne şekilde kullanacağımız bizim irademize bağlıdır. Sevgi; kainattaki en yüksek dalga frekans hızına sahip enerjidir. Gücün öz kaynağı, herşeyin öz kaynağı olan "sevgi"dir.

Filmin ilerleyen sahnelerinde kötü kalpli kraliçe Ravenna nın sihirli aynasının ortadan kaybolmasını ve kız kardeşi Freya nın aynayı bulabilmek adına verdiği çetin mücadeleyi, bu mücadelenin tam ortasındaki "aşk"ın gücüne; Sara (Jessica Chastain) ile Eric (Chris Hemsworth)'in sonsuz sevgisinin tezahür eden tüm zorlukmuş, problemmiş, engelmiş gibi görünen herşeyin nasıl da üstesinden geldiğine şahit oluyoruz. 

Ayna, Freya'nın eline geçtiğinde ve Freya'nın aynanın kenarında yazan sihirli sözcükleri söylemesi üzerine aynanın içinden yeniden bedenlenen Ravenna'nın söylediği harikulade bir söz var: "beden sadece bir araçtır; bir süreliğine varlığımı aynanın içinde devam ettirmiştim." Varoluş sonsuzdur, ölüm; yeniden doğumdur. Ölüm dediğimiz olgu sadece bedeni bırakmaktır ve
bir de tabiki tamamlanmış olan her türlü sürecin bırakılmasıdır. Ebedi varlığımız varoluşunu başka formlarda sürdürmeye devam eder. "Beden sadece bir araçtır" cümlesi filmin en iyi özetiydi doğrusu.

Mevcut bedenimizde var oluşumuzu sürdürdüğümüz "yaşam/hayat" adını verdiğimiz oyunda, beden; zihinsel tezahürlerin somut/maddesel formda tezahürlerini sağlamak için sadece bir araçtır. 

Filmin sonunda ne oluyor? Filmi izlemenizi öneririm :) 
Ancak tahmin edeceğiniz üzere, "sonsuza dek mutlu yaşamayı" seçenler "sonsuza dek mutlu yaşıyorlar..."

Siz yaşamınızda hangi duyguların zemininde yaşamayı tercih ediyorsunuz? 

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com