çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2017 Pazar

ÖZGÜR YÜREK DORU

Trt Çocuk ekranlarının sevilen çizgi filmi Doru; özgür ve büyük yürekli hayranları ile şimdi beyaz perde de buluşuyor...


Haydi bakalım hazır mısınız? Dıgıdık dıgıdık dıgıdık....Doru nun Dünyasına doğru yola çıkıyoruzzz...Arkadaşlık, aile bağları, özgürlük, öz sevgi, cesaret, merak, ebeveyn tutumlarının temalarının ön plana çıktığı film özünde herşeyin nasıl da birşeye vesile olduğunu, yaşam serüvenimizde tesadüfe hiç yer olmadığının herşeyin birbirinin özünde anlam bulduğu bir döngüde var oluşumuzu her an yarattığımızı bizlere cesaret ve özgürlüğün naif dili ile en şık biçimde sevgiyle aktarıyor...

Önce biraz asaletin timsali can dostlarımız atların dünyasına göz atalım mı? sonrasında Doru nun serüvenindeki yolculuğumuza geçiş yapıyoruz...

Binlerce yıldır insanoğlu ile iç içe yan yana yaşayarak insanlığın gelişim sürecinin en önemli şahitleri olan atlar ; hızın -- özgürlüğün --güzelliğin ve asaletin simgesidir.

İlkçağlarda atlar; yaşam gücünü sembolize etmekte imişler.

Beyaz at; spiritüel aydınlanma ve mutluluk halinin timsalidir. 

Yunan mitolojisinde önemli yere sahip beyaz kanatlı atlar nam-ı değer; Pegasus : düşünce hızını ve maneviyatı sembolize etmekte olduğunu biliyor musunuz? 





Sebatın, kararlılığın semboliği bir at olsanız nasıl bir at olursunuz? 

Hızınızın gücünü nasıl eylemler ile tezahür ettirmeyi seçersiniz? 

Özgürlüğü; insanlara nasıl aktarmayı seçersiniz? 

Güzel doğağınızı nasıl tüm kainatla paylaşmayı tercih edersiniz?

Göz alıcı asaletiniz ile var oluşunuzun anlamlılığını, yaşam gücünüzü nasıl tezahür ettirirsiniz? 



"Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde uzak çok uzak diyarlarda Kara at adında kötü mü kötü kendini Dünya nın en hızlı atı sanan bir aygır yaşarmış. En sevdiği şey tüm küçük tayları zincire vuruyormuş..." insanlar diyarından anlattığı masallar ile Doru ve arkadaşlarının keyifli vakitler geçirmelerine vesile olan Çenebaz ın Doru nun yaşamının en anlamlı macerasına atılması için yüreğindeki cesaret alevini ateşlendireceğini kim bilebirlirdi ki?

Doru; Demirkır adındaki bilge sürü lideri önderliğindeki geniş ailesi ile yaşamını mutlu mesut geçirmekte iken; Demirkır bir baba edasıyla ileride Doru nun sürünün lideri olabilmesi için elinden geldiğince emek vermektedir.

Ancak, Demirkır sürüde insanlardan konuşulmasını yasaklamıştır. İnsanlar onların özgürlüğünü kısıtlayan bir engeli temsil etmektedir. Bu nedenle özgür doğada yüreklerindeki sevginin doğası gereği özgür bir şekilde yaşam güçlerini tezahür ettirebilmeleri için insanı hatırlatacak en ufak birşey sürüde gerçekleşmemelidir.

Lakin Çenebaz, bir zamanlar insanlar tarafından ehlileştirilmiş ve yetenekleri geliştirilerek bir yarış atına dönüştürülmüştür. Katıldığı yarışların birinde sakatlanan Hızlı Toynak ı (Çenebaz ın yarışlardaki adı) eski sahipleri özgür doğaya geri bırakmıştır. Çenebaz da Demirkır ın liderliğindeki sürüde yaşamını sürdürmeye devam etmektedir. 

Bir gün Doru, en yakın arkadaşları Alaca ve Karatay ile kendi aralarında bir hız yarışı gerçekleştirdikten hemen sonra Çenebaz ile biraraya gelirler ve ondan insanlar ile ilgili anılarını paylaşmalarını isterler çünkü merak etmektedirler ki Demirkır neden insanlara yönelik bu kadar olumsuz duygular beslemektedir? Çenebaz a göre insanlar son derece dost canlısı, yardımsever varlıklardır. 

YASAKLAR---ENGELLER :: BÜYÜMENİN TOHUMDA VAR OLAN ÖZLERİ

Merak, eylemleri tezahür ettiren en önemli motivatör duygu durumlarından birisidir. Birçok zaman nedenlerini izah etmeden kurallar ve yasaklar koyduğumuzda; karşımızdaki birey konulan yasak ve kuralın ötesini görmek için merakla eylem gerçekleştirir. Tıpkı Demirkır ın insanlar ile ilgili koyduğu yasaklar sürünün genç taylarının bu konunun özündeki nedenini bilme yönünde iştahlarını kabartması gibi. Özellikle 3-6 yaş arasındaki genç yürekleri,  bazı yaş olarak büyük bakım verenleri; yararlı ve güvenli olmayandan korumak amaçlı koyduğu ve nedenini nasılını izah etmediği yasaklar belki de onların büyümesine vesile olacak yaşam deneyimlerini özünde saklıyordur? 

Yaşam sürecimizde mevcut yaşam deneyimlerinde bizlerden yaş olarak büyük kişiler bazen yaşamımızın dümenini kontrol ettikeleri sanı ile eylemler gerçekleştirebilir ve kendi korku, kaygı, endişe gibi hissiyatlarını bizlere yansıtarak kendilerinin güvende olma halini besleyebilirler. Lakin bizler her ne kadar plan yaparsak yapalım; yaşamın bizler için planı daima açık ve nettir. Bazen bu yaşam planını izah ederken acı, üzüntü, hayal kırıklığı gibi duygu durumlarını sıkça deneyimlettirir ki, gerçekte kim olduğumuzu, ne kadar güçlü ve muazzam derecede eşsiz mucizevi bir varlık olduğumuzu hatırlayalım diye... Acı verir ki; hayatı, kendimizi, varoluşumu sorgulayalım diye...
                         
                  Her anın bir amacı, anlattığı bir hikayesi ve hatırlattığı güzellikler vardır...


Doru; Çenebaz ın anlattığı hikayede en çok merak ettiği kişi; babasına ilişkin   bir iz yakalar ve bu izi takip ederek annesine babasının ismini sorar, annesinden aldığı yanıtla, biraz öfke biraz hayal kırıklığı biraz heyecan duygu durumlarının harmanladığı buharın içerisinde kendini bulmaya çalışan  Doru, bir anda kim olmak istediğine karar verir ve Demirkır ın gözlerinin taa derinine  bakarak; "bir gün babam gibi ünlü bir at olmak istiyorum ben, sürünün lideri olmak istemiyorum."kelimeleri öz güven ile dökülüverir dudaklarından...Bunun üzerine Demirkır  ın " sen de paçalı bir atsın yeryüzünün en hızlı atı da olsan insanların gözünde asla değerli olamayacaksın bu boş hayalleri bırak." cümlesi Doru nun yüreğindeki ateşi körükler ve hayallerini gerçekleştirmek niyeti ile 
dört nala koşmaya başlar... Demrikır ın yasak koyduğu bölgeye doğru dört nala koşarken hiçbir şey planlamadan, cesaretin gücü ve odaklandığı tek birşey vardır zihninde ve yüreğinde; özgür olmak...

ÖZGÜRLÜK YÜREĞİN GÜCÜDÜR

Özümüzün  ikametgah merkezi; yüreğimizi dinleyerek kendimize yaklaştığımız kadar özgür olabiliriz. Çoğu zaman dış uyaranların renkli dünyasında kendimizi kaybeder ne kadar çok şeye/maddeye sahip olursak ya da iktidar makamında yer alırsak, lider olursak, en başarılı olursak, çok para kazanırsak, istediğimiz herşeyi yaptıracak güce sahip olursak.... özgür olabileceğimiz yanılgısının sisli bir perde ile zihnimizi örtmesine izin veririz. Halbuki bedenimize bile sahip değil iken özgürlüğe sahip olabilecekmiş olmamızı zannetmemiz harikulade bir ironi değil mi? 
Özgürlük; zihnin sınırlarının aşıldığı an deneyimlenebilir. Bu da kendimizi ne kadar çok keşfetmeye yöneldiğimiz ile doğru orantılıdır. Kendimizi keşfettiğimiz an tüm kainatın bilgisi de bizlere açılır dolayısı ile mutlak özgürlük deneyimlenebilir. 

SUÇ KİMDE? "SUÇ" LU ARAMAK YERİNE "YANLIŞ" OLARAK NİTELENDİRİLEN EYLEMİN ARDINDAKİ MESAJI ARAMAK...

Doru nun sürünün sahasının dışına çıkması ile Seyis kardeşler tarafından at sürüsünün yeri de keşfedilmiş olur ve Doru kendisini suçlamaya başlar; keşke Demirkır ı dinleseydim bunlar hiç olmazdı diye kendi kendine hayıflanmakta iken eş zamanlı olarak Demirkır da kendi kendine: "sürüye yasaklar ve kurallar getirmek yerine herşeyi anlatsa idim bunlar yaşanmazdı." diyerek kendine kızmak ile meşguldur. Peki gerçek şuç kime ait? Kendi kendini suçlayan herkese değil mi? "yanlış" olarak nitelendirdiğimiz herşey "doğru"ya atılan bir adım olabilir mi? Kesinlikle "evett"! 

Söylenen, anlatılan, dikte edilen nasihatlardan öğrenmek yerine, 
birebir tüm hücrelerimiz ile deneyimlediklerimizden hatırlarız...


Doru ve Karatay, sürünün yerini keşfeden seyis ikiz kardeşlerin uzattığı havuçlara kendilerini masumca teslim ederlerken, nereden bileceklerdi ki o havuçların Doru nun babasına kavuşması için atılan ilk adımlar olduğunu...

Bu ilk adımları takiben; Doru, Karatay ve Doru nun annesinin yeniden özgür doğalarına geri
döenbilmek  için verdikleri inancın emeklerini izliyoruz burada aydınlanan en önemli husus: gerçek dostuluğun, öz arkadaşlığın öz niteliklerinin sıcacık bir biçimde aktarılması. Karatay hiçbir nedeni olmamasına rağmen sadece Doru ya olan sevgisinden, saygısından ve en önemlisi inancından dolayı onun peşi sıra giderek özgürlüğünden vazgeçme cesareti gösterir; gerçek dostluk da bu değil midir?








İkiz seyis kardeşler tarafından çiftleğe kapatılan Doru ve Karatay inançlarını daima taptaze tuttukları an çiftlikte yaşamakta olan diğer hayvan kardeşler tarafından da sevgiyle desteklenirler.

Bizler inanç ile tüm odağımızı bir amaca yöneltirsek ve bu amacın çok önemli bir nedeni var ise tüm evren bizim ile sevgiyle işbirliği yapmaya hazır değil midir?

En karanlık, en umutsuz hissedebilecekleri an larda dahi Doru ve Karatay her an çiftlikten nasıl ayrılabileceklerini düşünmeye kendilerini odaklamasalar idi çiftlikten nasıl yeniden özgür doğalarına kavuşabilirerdi? Nitekim birkaç denemede başarılı olamasalar dahi Doru nun annesinin de ikiz seyis kardeşler tarafından yakalanması ile tam çiftlikten özgürleşmişken yeniden geri dönmeleri sevginin gücünün muazzam biçimde gözler önüne sermekte...

Doru nun : "ben Bozkırın oğluyum herşeyi yapabilirim, özgürlük herkesin hakkı" diyerek boyundan yüksekçe tellerin ardına doğru cesaretle atlaması ve bir anda karşısında babasını görmesi... 
"Engel", olarak nitelendirdiğimiz herşeyin ardında bizleri muhteşem güzellikte bir armağan beklediğini ne de güzel aktarıyor mutlaka bu sahneye bilinçli bir farkındalıkla göz atmalısınız...

Belkide  engel =gelen olarak değerlendirmek daha etkin olabilir mi? 
Acaba şimdi gelen ne? 
Her "zorluk" dediğimiz süreçler bizi daha da güçlendiriyor aslında 
sevginin gücünü idrak etmemize vesile olmuyor mu? 

Doru, deneyimleyerek insanların aslında özlerinde çok iyi varlıklar olduğunu ancak insanların aşırı ilgi ve sevgisinin atların özgürlüğünü yitirmesine sebep olduğu kanatine varıyor. 
Yaşayarak, görerek, dokunarak, hissederek, anlamlandırıyor ve en özel ödülüne de kavuşuyor yıllardır çok merak ettiği babasına...
Ve yaşamına kattığı yepyeni deneyimlerin lezzeti ile varoluşsal döngüsüne devam ediyor...
Bir hikaye,  bir söz nelere vesile olabiliyor, değil mi?

Haydi bakalım, merakınızın izini sürmek için kaç bedene daha ihtiyacınız var?  
Şu an bu hikaye ile başlamak için bundan daha iyi ne olabilir? 

*"Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır." 
                                                                                                             Kızılderili Atasözü






ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com















15 Eylül 2013 Pazar

BİR TATLI TELAŞ...

Bir tatlı telaş yaşanıyor bu yıl okula yeni başlayacak olan minik bireylerin yuvalarında ve kalplerinde...

Okula başladığınız günü, okula gittiğiniz ilk sabahı hatırlıyor musunuz? Neler vardı zihninizde, hayal dünyanız nasıl yansıyordu bilincinize? Kalbiniz endişe ile mi yoksa meraklı bir heyecan melodisi ile mi çarpıyordu? Okulda ilk konuştuğunuz arkadaşınız, öğretmeniniz hakkındaki ilk düşünceleriniz... Zamanda yolculuk yaptık birazcık :) Şimdi belki de ailenin en minik bireyi yarın ilk okul deneyimini yaşamak üzere iken onun heyecanının yoldaşı olmaktasınız. Nasıl duygular var ruhunuzda, tadı güzel mi?

Okul, bireyin kendini bilme, kendini keşfetme yolculuğundaki "aile ortamı"ndan sonraki en önemli ikinci duraktır. Çocuğun dünyası bugüne kadar ebeveynlerinin oluşturduğu sınırlar hattında ilerlerken, ilk kez diğerinin dünyasından kendini gözlemleme becerisi ile buluşacak birey nasıl heyecanlı hissetmesin ki? ;) Ancak bazen heyecanın ölçüsü biraz fazla olabiliyor işte bu durumda çocuk daha çok "kaygı" diye nitelendirdiğimiz bilmediği bir şeye anlam atfedememe hissiyatı ile başa çıkmak durumunda kalabiliyor. Böyle bir durumda çocuğunuza nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Çocuğunuzun zihninde "okul" kavramının net bir imajınasyonunu oluşturun. Okul ne demek? Okulda onu neler bekliyor? Okula giderken siz ebeveynleri olarak ondan nasıl davranmasını bekliyorsunuz? Onun okulda olduğu zamanlar siz genel olarak neler yapıyor olacaksınız? Okul yaşamının getireceği güzellikler neler olacak? Vb. Soruların cevaplarını çocuğunuza birlikte bir yetişkin ile sohbet eder gibi konuşun ve çocuğunuzun soru sorması için onu teşvik edin. Tüm detayları aydınlatırsanız, karanlık bir yer kalmaz dolayısı ile kaygı hissi oluşmaz.

Okul yaşamı deneyimleninceye kadar bir çocuğun yaşam merkezini ebeveynlerinin ona davranış ve söylem biçimleri ile şekillenmekteydi. Şimdi ise, paylaşmak-saygılı olmak-kendine ve başkalarına özen göstermek-dinlemek-kendini ifade etmek- kendini kontrol etmek gibi birçok beceri sayesinde kendi özü ile buluşacak olan minik bireylerin halen ebeveynlerinin desteğine ihtiyacı olduğunu hatırlayın ve okul ve aile yaşamını kardeş gibi olgunlaştırmak için:

:) her gün en az 10-15 dak. sessiz bir odada çocuğunuzun yeni pekişen davranışları ve bu davranışların sonuçları ile ilgili sohbet edin.

:) çocuğunuzun her yeni becerisini güzel sözlerle ve heyecanlı bir ses ritmi ile övün.

:) birlikte geleceği planlayın.

:) çocuğunuza saygı duyduğunuzu beden dilinizle ve sözlerinizle ifade edin. Örneğin; çocuğunuzla birlikte dışarıda bir yemek için kendisinden randevu isteyin ;)

:) çocuğunuzun belirli bir davranışı yapmamasını istiyorsanız, "görmezden gelin" //seyircisiz gösteri olmaz//

:) olumlu bir davranış sergilediğinde hemen takdir edin ve sürekli tekrarlayın.

:) içinizden geldiği her an çocuğunuza sarılın, onun çok değerli olduğunu ve onu çok sevdiğinizi
söyleyin // bu eylemi gerçekleştirmek için sebep aramayın//.


*Bu dünyada gerçek barışa ulaşmak istiyorsak, işe çocuklarla başlamalıyız.*  Gandhi

25 Ocak 2013 Cuma

''BAŞARISIZ'' KARNELER OLABİLİR AMA ''BAŞARISIZ'' ÖĞRENCİ OLAMAZ !!!


Bugün karne günü :) Kendi çocukluk ve ergenlik yıllarımdaki karne günlerini anımsıyorum, pek heyecanlı ve sürprizli olmazdı bizim evde karne günleri. Her yıl karnemin yanında ataçlanmış bir de 'takdir belgesi' getirirdim eve, 12 yıl boyunca ... Bu nedenle karne üzerine konuşmalar olmazdı bizim evimizde. Bugün, geçmişe baktığımda tam tersi olsaydı daha mı iyi olurdu acaba? demekten kendimi alamıyorum neden mi?

Karne,  üzerinde,o eğitim-öğretim dönemi boyunca aldığınız derslerin isimlerinin ve bu dersleri kavrama va anlama becerinizin rakamlarla ifade edildiği bir kağıttır ya da bir değerlendirme formatıdır.

** Değerlendirme nedir?

Değerlendirme, anlamlandırma demektir. Bir başka deyim ile, algıladığım uyarana yüklediğim anlamdır.

Değerli ebeveynler, çocuğunuzun karmesine baktığınızda; çocuklarınızın bir dönem boyunca öğrendiklerinin sonucunu mu, yoksa ideal ve hayallerinizi mi değerlendiriyorsunuz?

Soru = Baştan aşağı zayıf notlar ile dolu bir karne mi yoksa baştan aşağı en yüksek notlar ile donatılmış bir karne mi 'başarı' nın göstergesidir?

Bu soruya vereceğiniz yanıt, sizin dinamikleriniz ve hayata bakış açınızı değerlendiren değerler sisteminden zemin alır.

Cevap= Bir öğrencinin bir ya da birden fazla dersten zayıf not alması, o öğrencinin ''başarısız bir öğrenci'' olduğunun göstergesi değildir. Bunun diğer kutbunu düşünürsek; her dersinden yüksek notlar almış bir öğrenci de 'başarılı bir öğrenci' olarak nitelendirilemez. Birçok dersinden başarı notu almaya hak kazanmış bir öğrenci; o dersin gereklilikleri ile nasıl başa çıkacağına yönelik uygun stratejiler geliştirmeyi başarmış bir öğrencidir !

Eğitim ve öğretim yıllarını bir süreç olarak algılamalı, çocuklarımıza sonuç odaklı yaklaşmak yerine sürecin içerisinde sorgulamayı ve öğrendiklerini anlamlandırma kabiliyetine erişkin olan bireyler olma yolunda rehber rolü üstlenmeliyiz.

İnsanın kendi kendisini bulmak istemesi demek içe ve dışa yönelik yeni yollar keşfetmek için arayışa çıkması demektir,eğitim ve öğretim beşikten mezara kadar devam eden bir süreçit; okullar ise bu süreçteki duraklardan bir kaçıdır sadece.

Ebeveynlere önerim, çocuklarınızın karnelerini değerlendirirken farklı ve çok boyutlu gözlüklerden bakın, bu süreçte sizlerin de payı olduğunu unutmayın. Çocuğunuzu ya da kendi hedef ve hayallerinizi değil sadece karneyi değerlendirin. Çocuğunuzun başarısız bir karneye sahip olması sizi kötü-değersiz-başarısız bir ebeveyn yapmayacağı gibi; başarılı bir karne de ne sizi ne de çocuğunuzu başarılı bir insan yapmaz !!


* Çocuğunuzun karnesini, arkadaşlarının ya da kardeşlerinin karneleri ile kıyaslamaktan kaçının.

*Çocuğunuza olan güveninizi yansıtın, karne günü duygu sözcükleri her zamankinden biraz daha çok evinizde yankılansın; 'Sen benim için çok özel ve çok değerlisin, karnendeki sonuç ne olursa olsun seni çok seviyor ve sana saygı duyuyorum!!'

*Evde öncelikle çocuğunuzun kendi karnesini değerlendirmesini isteyin. Çocuğunuz kendi karnesinin 'başarısız' olduğunu düşünüyorsa, 'başarısız' olgusunu tanımladığı gibi 'başarılı' olgusunu tanımlaması için teşvik edeci açık uçlu sorular yöneltin. Böylece bir sonraki dönemler için değişimi sağlayabilirsiniz. Değişim olanı kabul etmekle başlar.

* Bu karne NEDEN böyle? Sorusu yerine bu dönem NASIL geçti sorusuna çekirdek aile olarak hep birlikte cevaplar üretmeye çalışın.

*Bir sonraki dönem için hedefler belirleyin ve o hedefe nasıl ulaşabileceğini tartışın, somut bir yol haritası oluşturun.

** Karnede gelen sonuçlar her ne olursa olsun, çocuğunuzu tebrik edin-takdir edin ve ödüllendirin.

Tüm öğrenci arkadaşlarımı bu eğitim-öğretim dönemi boyunca gösterdikleri sabır için kutluyor ve kendilerini anlamlandırmak için çıktıkları keşif gezisinde yeni yollar buldukça zenginleşmelerini diliyorum. Sevgiyle...

10 Aralık 2012 Pazartesi

NASIL SÖYLEMELİ?


 
 
 
Evlilikler sevgi, aşk, dostluk, arzu duygularının yanı sıra kırgınlıkları, hayal kırıklıklarını da barındırır. Ne zaman ki; ilişkinin niteliği terazinin olumsuz duyguları kapsayan kısmında ağırlaşmaya başlayınca var olan denge sarsılır ve kişilerin içsel süreçlerindeki mayınlar patlar.

Bazen ‘boşanma’ süreci, evliliği yürütmekten daha zor olabilir. Bazen de tıkalı bir kanalı açmak için tek çözüm yolu ‘boşanma’ olabilmektedir.

Hiçbir boşanma olgusu birbirine benzemez çünkü her aile dinamiği birbirinden benzersizdir. Örneğin; Ayşe’nin babasının zihinsel süreçlerindeki anlamı ile Ahmet’in babasının zihinsel süreçlerdeki anlamı birbirinden oldukça farklıdır. Bu nedenle boşanma evresindeki ebeveynlere çocuğunuza şunları söyleyin, şu ve benzeri şekillerde davranın gibi birtakım reçeteler vermek doğru olmaz, sadece seçenekler sunulabilir.

Boşanma kararınıza çocuğunuzun nasıl tepkiler vereceği, bu tepkilerin ne kadar süreceği ve ‘boşanma’ olgusunun çocuğunuzun düşüncesinde, duygusunda ve bedeninde nasıl bir yer bulacağı; ebeveynlerin tutumu ve çocuğun yaşı ile şekillenmektedir.

 

‘Boşanma’  Kararı Açıklanırken İzlenebilecek Yol Haritası

 

·        İki ebeveynin de birlikte olduğu ve eşit ölçüde konuşabileceği bir düzenekte,

·        Çocuğunuza, ayrılma kararınızın onunla ilgili değil, kendi kişisel sorunlarınız olduğunu net bir şekilde belirterek,

·        Boşanmanın ardındaki süreci aşama aşama güvenli bir zeminde açıklayıcı bir şekilde ifade ederek; örneğin: evden kim ayrılacak, ne zaman ayrılacak ve ayrılan ebeveyn ile görüşmeler nasıl, nerede, hangi sıklıklarla devam edeceği mutlaka yanıt bulmalıdır.

·        Ebeveynler, evlilik sürecinde birtakım rolleri olduğunu ve bu rollerden birisinin anne-baba olmak; diğerinin ise eş olmak/ çift olmak olduğunu belirterek; şu anda sadece ‘eş olma/ çift olma’ rollerini sonlandırma kararını aldıkları ve anne-baba rollerinin devam edeceğini vurgulayarak,

·        Ebeveynler aktarmak istedikleri cümlelere mutlaka duygularını da ekleyerek ve aynı zamanda konuşma sürecinde küçük molalar vererek çocuğun da duygularına yer verilmelidir.

 

Şu unutulmamalıdır ki, bir insanın yaşı ister 4 olsun ister 40, her zaman ebeveynlerini bir arada görmek ister. Bu bağlamda boşanmış ya da boşanma sürecindeki ebeveynler sadece ‘karı-koca’ lık makamından ayrıldıklarını her zaman hatırlamalıdırlar. Yaşamları süresince ebeveynlik rolleri sürecek.

ÇOCUKLARIMIZI ANLAYABİLİYOR MUYUZ?


       
         Yaşamın ilk altı yılında bir çocuğun temel amacı ‘inisiyatif’ alabilmektir. Bir başka deyim ile çocuk bir yandan ‘ben kimim? sorusuna yanıt ararken diğer yandan da ‘bağımsız’ hareket edebilmek için çaba sarf eder. Yaşamın ilk yıllarında çocuklarımız genel olarak iki sorunun cevaplarına  yanıt ararlar;  ‘‘1. Dünya yaşanılabilir ve güvenilir bir yer midir?, 2. Ben kimim?’’ Çocuklarımız dünyanın güvenilir bir yer olduğuna karar verdiklerinde kendilerini tanımaya da yavaş yavaş  başlarlar. Çocuklarımızın kendilerini tanımalarına yardımcı olabilmemiz için öncelikle ev sonrasında okul ortamında ‘güvenli’ zemin hazırlayabilirsek;  çocuklar kendilerini  nasıl göreceğini-başkalarının kendi hislerine nasıl tepki vereceğini-hisleri hakkında nasıl düşünmesi gerektiğini-tepkilerinin seçenekleri olduğunu- farklı duygulara sahip olduğunu ve bu farklı duyguların farklı zeminlerde ifade edebileceğini öğrenir.
              Çocuklarımızın kendilerini güvenli sahada ifade edebilmeleri motive etmek için etkili iletişim kurabilmek önemli bir yere sahiptir. Dünyayı anlamlı kılabilmek için ‘iletişim’ temel bir mekanizmadır.












 
Çocuklarla İletişim Nasıl Kurulur?

         Çocuklarla iletişimimizde etkin dinleme metodunu kullanmalıyız. Nedir etkin dinleme? Etkin dinleme;  söylenenlerin barındırdığı duygu durumunun kavranması ve bunun dinleyiciye sözel ve sözel olmayan mesajlarla iletilmesidir. Etkin dinleme çocukların duygularını tanımasına yardımcı olabileceği gibi aynı zamanda duyguların güvenli bir zeminde aktarımına da yardımcı olur. Dilerseniz birkaç alıştırma yapalım:

·        Çocuk: Ayşe benimle bugün hiç oynamadı.

·        Ebeveyn: ???? (siz olsaydınız nasıl bir cevap verirdiniz?) ????

·        Ebeveyn 1: Arkadaşlarınla güzel/ iyi geçinmeyi öğrenmelisin.

·        Ebeveyn 2: O zaman sende oynayacak başka bir arkadaş bul.

 
          Ebeveynlerin tepkilerini çoğaltabiliriz. Ancak 1. Ebeveyn tepkisinden çocuk hayatının sınırlı olduğunu ve hataları hep kendisinde araması gerektiğini öğrenir. Yetişkinlik döneminde mutlu olmayı ve sevmeyi bilir ve kızmaması gerektiğini bunun kötü bir şey olduğunu düşünür ve bu nedenle kızgınlık hissettiğinde nasıl
davranacağını bilemez.  2. Ebeveynin tepkisi karşısında çocuk ebeveynden şu mesajı alır: ‘Beni ebeveynlerim dışında kimse koruyamaz ve anlayamaz, karar vermem gerektiğinde mutlaka ebeveynlerime danışmalıyım.’’ Her iki durumda da çocuğun duygusal ve düşünsel yaşantısı sınırlı bir yapı içerisinde şekillenmektedir.

              Olması gereken ebeveyn tutumu: ‘ sanırım sen biraz Ayşe ye kırılmışsın belki de kızmışsın. Ayşe sence seninle neden oynamak istememiş olabilir, birlikte düşünelim mi?’ Çocuklarımızın duygularına ve düşüncelerine aynalama yaparak yaklaşabilirsek çocuklarımızın dünyalarında bir yer açmış oluruz. Böylece çocuklarımız yaşamlarında her şeyin istedikleri gibi olamayabileceğini deneyimlerken, olumsuz durumlarla nasıl başa çıkabileceklerine dair stratejik düşünme becerisi geliştirirler.