cesaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cesaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2017 Pazar

ÖZGÜR YÜREK DORU

Trt Çocuk ekranlarının sevilen çizgi filmi Doru; özgür ve büyük yürekli hayranları ile şimdi beyaz perde de buluşuyor...


Haydi bakalım hazır mısınız? Dıgıdık dıgıdık dıgıdık....Doru nun Dünyasına doğru yola çıkıyoruzzz...Arkadaşlık, aile bağları, özgürlük, öz sevgi, cesaret, merak, ebeveyn tutumlarının temalarının ön plana çıktığı film özünde herşeyin nasıl da birşeye vesile olduğunu, yaşam serüvenimizde tesadüfe hiç yer olmadığının herşeyin birbirinin özünde anlam bulduğu bir döngüde var oluşumuzu her an yarattığımızı bizlere cesaret ve özgürlüğün naif dili ile en şık biçimde sevgiyle aktarıyor...

Önce biraz asaletin timsali can dostlarımız atların dünyasına göz atalım mı? sonrasında Doru nun serüvenindeki yolculuğumuza geçiş yapıyoruz...

Binlerce yıldır insanoğlu ile iç içe yan yana yaşayarak insanlığın gelişim sürecinin en önemli şahitleri olan atlar ; hızın -- özgürlüğün --güzelliğin ve asaletin simgesidir.

İlkçağlarda atlar; yaşam gücünü sembolize etmekte imişler.

Beyaz at; spiritüel aydınlanma ve mutluluk halinin timsalidir. 

Yunan mitolojisinde önemli yere sahip beyaz kanatlı atlar nam-ı değer; Pegasus : düşünce hızını ve maneviyatı sembolize etmekte olduğunu biliyor musunuz? 





Sebatın, kararlılığın semboliği bir at olsanız nasıl bir at olursunuz? 

Hızınızın gücünü nasıl eylemler ile tezahür ettirmeyi seçersiniz? 

Özgürlüğü; insanlara nasıl aktarmayı seçersiniz? 

Güzel doğağınızı nasıl tüm kainatla paylaşmayı tercih edersiniz?

Göz alıcı asaletiniz ile var oluşunuzun anlamlılığını, yaşam gücünüzü nasıl tezahür ettirirsiniz? 



"Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde uzak çok uzak diyarlarda Kara at adında kötü mü kötü kendini Dünya nın en hızlı atı sanan bir aygır yaşarmış. En sevdiği şey tüm küçük tayları zincire vuruyormuş..." insanlar diyarından anlattığı masallar ile Doru ve arkadaşlarının keyifli vakitler geçirmelerine vesile olan Çenebaz ın Doru nun yaşamının en anlamlı macerasına atılması için yüreğindeki cesaret alevini ateşlendireceğini kim bilebirlirdi ki?

Doru; Demirkır adındaki bilge sürü lideri önderliğindeki geniş ailesi ile yaşamını mutlu mesut geçirmekte iken; Demirkır bir baba edasıyla ileride Doru nun sürünün lideri olabilmesi için elinden geldiğince emek vermektedir.

Ancak, Demirkır sürüde insanlardan konuşulmasını yasaklamıştır. İnsanlar onların özgürlüğünü kısıtlayan bir engeli temsil etmektedir. Bu nedenle özgür doğada yüreklerindeki sevginin doğası gereği özgür bir şekilde yaşam güçlerini tezahür ettirebilmeleri için insanı hatırlatacak en ufak birşey sürüde gerçekleşmemelidir.

Lakin Çenebaz, bir zamanlar insanlar tarafından ehlileştirilmiş ve yetenekleri geliştirilerek bir yarış atına dönüştürülmüştür. Katıldığı yarışların birinde sakatlanan Hızlı Toynak ı (Çenebaz ın yarışlardaki adı) eski sahipleri özgür doğaya geri bırakmıştır. Çenebaz da Demirkır ın liderliğindeki sürüde yaşamını sürdürmeye devam etmektedir. 

Bir gün Doru, en yakın arkadaşları Alaca ve Karatay ile kendi aralarında bir hız yarışı gerçekleştirdikten hemen sonra Çenebaz ile biraraya gelirler ve ondan insanlar ile ilgili anılarını paylaşmalarını isterler çünkü merak etmektedirler ki Demirkır neden insanlara yönelik bu kadar olumsuz duygular beslemektedir? Çenebaz a göre insanlar son derece dost canlısı, yardımsever varlıklardır. 

YASAKLAR---ENGELLER :: BÜYÜMENİN TOHUMDA VAR OLAN ÖZLERİ

Merak, eylemleri tezahür ettiren en önemli motivatör duygu durumlarından birisidir. Birçok zaman nedenlerini izah etmeden kurallar ve yasaklar koyduğumuzda; karşımızdaki birey konulan yasak ve kuralın ötesini görmek için merakla eylem gerçekleştirir. Tıpkı Demirkır ın insanlar ile ilgili koyduğu yasaklar sürünün genç taylarının bu konunun özündeki nedenini bilme yönünde iştahlarını kabartması gibi. Özellikle 3-6 yaş arasındaki genç yürekleri,  bazı yaş olarak büyük bakım verenleri; yararlı ve güvenli olmayandan korumak amaçlı koyduğu ve nedenini nasılını izah etmediği yasaklar belki de onların büyümesine vesile olacak yaşam deneyimlerini özünde saklıyordur? 

Yaşam sürecimizde mevcut yaşam deneyimlerinde bizlerden yaş olarak büyük kişiler bazen yaşamımızın dümenini kontrol ettikeleri sanı ile eylemler gerçekleştirebilir ve kendi korku, kaygı, endişe gibi hissiyatlarını bizlere yansıtarak kendilerinin güvende olma halini besleyebilirler. Lakin bizler her ne kadar plan yaparsak yapalım; yaşamın bizler için planı daima açık ve nettir. Bazen bu yaşam planını izah ederken acı, üzüntü, hayal kırıklığı gibi duygu durumlarını sıkça deneyimlettirir ki, gerçekte kim olduğumuzu, ne kadar güçlü ve muazzam derecede eşsiz mucizevi bir varlık olduğumuzu hatırlayalım diye... Acı verir ki; hayatı, kendimizi, varoluşumu sorgulayalım diye...
                         
                  Her anın bir amacı, anlattığı bir hikayesi ve hatırlattığı güzellikler vardır...


Doru; Çenebaz ın anlattığı hikayede en çok merak ettiği kişi; babasına ilişkin   bir iz yakalar ve bu izi takip ederek annesine babasının ismini sorar, annesinden aldığı yanıtla, biraz öfke biraz hayal kırıklığı biraz heyecan duygu durumlarının harmanladığı buharın içerisinde kendini bulmaya çalışan  Doru, bir anda kim olmak istediğine karar verir ve Demirkır ın gözlerinin taa derinine  bakarak; "bir gün babam gibi ünlü bir at olmak istiyorum ben, sürünün lideri olmak istemiyorum."kelimeleri öz güven ile dökülüverir dudaklarından...Bunun üzerine Demirkır  ın " sen de paçalı bir atsın yeryüzünün en hızlı atı da olsan insanların gözünde asla değerli olamayacaksın bu boş hayalleri bırak." cümlesi Doru nun yüreğindeki ateşi körükler ve hayallerini gerçekleştirmek niyeti ile 
dört nala koşmaya başlar... Demrikır ın yasak koyduğu bölgeye doğru dört nala koşarken hiçbir şey planlamadan, cesaretin gücü ve odaklandığı tek birşey vardır zihninde ve yüreğinde; özgür olmak...

ÖZGÜRLÜK YÜREĞİN GÜCÜDÜR

Özümüzün  ikametgah merkezi; yüreğimizi dinleyerek kendimize yaklaştığımız kadar özgür olabiliriz. Çoğu zaman dış uyaranların renkli dünyasında kendimizi kaybeder ne kadar çok şeye/maddeye sahip olursak ya da iktidar makamında yer alırsak, lider olursak, en başarılı olursak, çok para kazanırsak, istediğimiz herşeyi yaptıracak güce sahip olursak.... özgür olabileceğimiz yanılgısının sisli bir perde ile zihnimizi örtmesine izin veririz. Halbuki bedenimize bile sahip değil iken özgürlüğe sahip olabilecekmiş olmamızı zannetmemiz harikulade bir ironi değil mi? 
Özgürlük; zihnin sınırlarının aşıldığı an deneyimlenebilir. Bu da kendimizi ne kadar çok keşfetmeye yöneldiğimiz ile doğru orantılıdır. Kendimizi keşfettiğimiz an tüm kainatın bilgisi de bizlere açılır dolayısı ile mutlak özgürlük deneyimlenebilir. 

SUÇ KİMDE? "SUÇ" LU ARAMAK YERİNE "YANLIŞ" OLARAK NİTELENDİRİLEN EYLEMİN ARDINDAKİ MESAJI ARAMAK...

Doru nun sürünün sahasının dışına çıkması ile Seyis kardeşler tarafından at sürüsünün yeri de keşfedilmiş olur ve Doru kendisini suçlamaya başlar; keşke Demirkır ı dinleseydim bunlar hiç olmazdı diye kendi kendine hayıflanmakta iken eş zamanlı olarak Demirkır da kendi kendine: "sürüye yasaklar ve kurallar getirmek yerine herşeyi anlatsa idim bunlar yaşanmazdı." diyerek kendine kızmak ile meşguldur. Peki gerçek şuç kime ait? Kendi kendini suçlayan herkese değil mi? "yanlış" olarak nitelendirdiğimiz herşey "doğru"ya atılan bir adım olabilir mi? Kesinlikle "evett"! 

Söylenen, anlatılan, dikte edilen nasihatlardan öğrenmek yerine, 
birebir tüm hücrelerimiz ile deneyimlediklerimizden hatırlarız...


Doru ve Karatay, sürünün yerini keşfeden seyis ikiz kardeşlerin uzattığı havuçlara kendilerini masumca teslim ederlerken, nereden bileceklerdi ki o havuçların Doru nun babasına kavuşması için atılan ilk adımlar olduğunu...

Bu ilk adımları takiben; Doru, Karatay ve Doru nun annesinin yeniden özgür doğalarına geri
döenbilmek  için verdikleri inancın emeklerini izliyoruz burada aydınlanan en önemli husus: gerçek dostuluğun, öz arkadaşlığın öz niteliklerinin sıcacık bir biçimde aktarılması. Karatay hiçbir nedeni olmamasına rağmen sadece Doru ya olan sevgisinden, saygısından ve en önemlisi inancından dolayı onun peşi sıra giderek özgürlüğünden vazgeçme cesareti gösterir; gerçek dostluk da bu değil midir?








İkiz seyis kardeşler tarafından çiftleğe kapatılan Doru ve Karatay inançlarını daima taptaze tuttukları an çiftlikte yaşamakta olan diğer hayvan kardeşler tarafından da sevgiyle desteklenirler.

Bizler inanç ile tüm odağımızı bir amaca yöneltirsek ve bu amacın çok önemli bir nedeni var ise tüm evren bizim ile sevgiyle işbirliği yapmaya hazır değil midir?

En karanlık, en umutsuz hissedebilecekleri an larda dahi Doru ve Karatay her an çiftlikten nasıl ayrılabileceklerini düşünmeye kendilerini odaklamasalar idi çiftlikten nasıl yeniden özgür doğalarına kavuşabilirerdi? Nitekim birkaç denemede başarılı olamasalar dahi Doru nun annesinin de ikiz seyis kardeşler tarafından yakalanması ile tam çiftlikten özgürleşmişken yeniden geri dönmeleri sevginin gücünün muazzam biçimde gözler önüne sermekte...

Doru nun : "ben Bozkırın oğluyum herşeyi yapabilirim, özgürlük herkesin hakkı" diyerek boyundan yüksekçe tellerin ardına doğru cesaretle atlaması ve bir anda karşısında babasını görmesi... 
"Engel", olarak nitelendirdiğimiz herşeyin ardında bizleri muhteşem güzellikte bir armağan beklediğini ne de güzel aktarıyor mutlaka bu sahneye bilinçli bir farkındalıkla göz atmalısınız...

Belkide  engel =gelen olarak değerlendirmek daha etkin olabilir mi? 
Acaba şimdi gelen ne? 
Her "zorluk" dediğimiz süreçler bizi daha da güçlendiriyor aslında 
sevginin gücünü idrak etmemize vesile olmuyor mu? 

Doru, deneyimleyerek insanların aslında özlerinde çok iyi varlıklar olduğunu ancak insanların aşırı ilgi ve sevgisinin atların özgürlüğünü yitirmesine sebep olduğu kanatine varıyor. 
Yaşayarak, görerek, dokunarak, hissederek, anlamlandırıyor ve en özel ödülüne de kavuşuyor yıllardır çok merak ettiği babasına...
Ve yaşamına kattığı yepyeni deneyimlerin lezzeti ile varoluşsal döngüsüne devam ediyor...
Bir hikaye,  bir söz nelere vesile olabiliyor, değil mi?

Haydi bakalım, merakınızın izini sürmek için kaç bedene daha ihtiyacınız var?  
Şu an bu hikaye ile başlamak için bundan daha iyi ne olabilir? 

*"Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır." 
                                                                                                             Kızılderili Atasözü






ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com















16 Kasım 2016 Çarşamba

BUGÜNE DEĞİN BİLDİĞİN ZANNETTİĞİN HERŞEYİ UNUT



Şimdi hayal edin; Dünya çapında başarılarınızla ün salmış usta bir cerrahsınız. Yaşam sürecinizde herşey olmasını istediğiniz gibi ilerliyor. Tedavisini yürüteceğiniz hastalarınızı dahi siz seçiyorsunuz. Modern ve lüks oldukça gösterişli bir eviniz ve arabanız var. Sosyal ilişkileriniz odukça iyi. Şu an nasıl hissediyorsunuz?
Ve bir gece yaptığınız trafik kazası sonucunda yaşamınız adeta alt üst oluyor. Ellerinizdeki sinir ve bağ dokusu onarılamayacak düzeyde hasar alıyor. Bir daha neşter tutamayacaksınız. Yaşamınızın odak noktası olan işinizi bir daha yapamayacağınız gerçeği ile yüzleşmek nasıl hissettiriyor?

Marvel yapımı Dr. Strange; zeki, mesleğinde usta, başarıları ile sürekli takdir toplayan, modern ve lüks bir yaşam biçimi olan, harika bir cerrah Stephen Vincent Strange. Mesleği, yaşa
mının odak noktası, yaşamında tutunduğu tek şey. Bir gece bir "an" da gelişen trafik kazası sonucu her iki elindeki sinir ve bağ dokuları bir daha eskisi gibi olamayacak bir biçimde yaralanır. Dr. Strange ın yaşamının altının üstüne geldiği an kendine yaklaşması için muazzam bir dönüm noktasıdır. Ancak filmdeki karakterin verdiği tepki gibi biz insan varlıkları da başımıza gelen iyi şeylere pek şükretmez ancak canımızı acıtan birşey meydana geldiğinde de hüsrana kapılıp veryansın etmeye pek bir meyilliyizdir, değil mi? Halbuki "iyi"/ "kötü" zihnin bir yanılsamasıdır. Başımıza gelen herşey bizi büyümeye davet eden tetikleyici bir faktördür sadece. Bu yaşamsal büyüme olaylarını "iyi/kötü" olarak değerlendiren sınırlı zihin yapısıdır. Zihnini aşan birey, herşeye yönelik minnettarlık duyar ve bilir ki her ne meydana geliyorsa, en hayırlısıdır.

Bugüne değin sana kim olduğun ile ilgili ebeveynlerin, akrabaların, dostların, öğretmenlerin, iş arakdaşların, sosyal çevrendeki herkes birşeyler söyledi. Halbuki onlar sadece kendi özlerindeki parçadan bir yansıtma yapmaktalar. Bir insan varlığı özünde olmayan birşeyi dışarı veremez. Dolayısı ile çevrendekilerin sözleri kendi algılarından bir başka deyim ile kendi bilinç düzeylerinden geliyor...
Gerçekte kim olduğunu görmek için bugüne değin bildiğini zannettiğin herşeyi silmen gerekir. 
Kendi ruhunu, kendi bedenini, kendi zihnini tanımaya niyet etmek bu yolculuğun ilk adımı. 
Bizler kendimizi bilme yolculuğuna başlamaya niyet etmezsek, yaşam döngüsü bir zaman diliminde bizleri , yolculuğa pek de hazır olmadığımızı düşündüğümüz, kendimizi ilüzyon dünyasında zihin odaklı bir yaşam deneyimine hapsetmişken, başlatıverir kendimizi bilme serüvenimizi :)

HER "NE"YE SIKI SIKI BAĞLI İSENİZ ONDAN VAZGEÇMEK ZORUNDA KALIRSINIZ

Dünya gezegenine tek başınıza geldiniz ve bu gezegenden yine tek başınıza ayrılacaksınız. 
Yalnız olmak mutlak suretle hiçbir zaman evresinde mümkün değildir. 
Vücudunuzdaki milyarlarca organizma ile varoluşunuzu sürdürürken "yalnız"ım demek biraz ironik olsa gerek??? 
Sadece "tek başınalık" deneyimleri her zaman deneyime açıktır. 
Genellikle en fazla tutunduklarınız ile sınanır ve "kendinizi bilme" serüvenine başlarsınız. 
Ben asla ..........................   olmazsa yaşamımı sürdüremem, dediğiniz her ne varsa belki diliniz söylemese de zihniniz söylüyordur dolayısı ile burası sizin sınav olacağınız ilk bölümdür. 
İkinci bölümde ise; bu yaşamımda en çok gerçeklerştirmek istediğim/olmak istediğim....................................................................................; buradan yaşam sınavınız gelir. 
Eğer herşey kusursuz su gibi akışkan ise aslına bakarsanız bu sizin kendinize varacağınız yol değildir. Kendinize varacağınız yol biraz dikenliktir "acı" deneyimletir. Eğer gerçekleştirmek istediğiniz şey uğruna "acı" deneyimliyorsanız bu sizi, size tanıştıracak yoldur. Acılarınız ile bütünleşin ve "bir" olun. Ancak bu şekilde gölge ve ışık yönlerimizi bütünleştirerek "bir" oluruz. Ve gerçekten bu Dünya gezegeninde nasıl var olduğumuzu idrak edebiliriz. 


KAZALARIMIZI BİZLER YARATIRIZ

Evet kulağa pek hoş gelmiyor. Hatta ben kendi canıma neden, niçin kast edeyim ki, deli miyim ben? Dediğinizi duyar gibi oldum. Kazalarda yara alan, zedelenen beden bölgelerinin bize anlatmak istedikleri mesajlar vardır. Çok fazla anlamın yüklü olduğu, enerji blokajları oluşmuş beden uzuvları genellikle yara alırlar. Bedenin bilge dilini dinlemek gerekir, her an bedeniniz sizin ile iletişim halinde, dinlemeyi tercih ediyor musunuz? Eğer bedenin bilgeliğini sürekli olarak göz ardı etmeyi tercih ederseniz süreki bastırılan görmezden gelinen enerji sonunda kendisini büyük bir olay ile tezahür ettirir ki ; DURUN ve DİNLEmeyi öğrenin diye...

Dr. Strange'in ellerinden yara alması hiç de tesadüfi değil, anlayacağımız üzere :) 
Ellerimiz bedenimizin en önemli uzuvlarından birisidir. Düşünsenize bir gün içerisinde ne kadar çok kullanıyoruz ellerimizi. Ayrıca elerimiz doğrudan kalp (anahata) çakramız (enerji girdabımız) ile bağlantı halindedir. Bu bağlamda şifa parmaklarımızın ucundadır :) Kalp enerji merkezi açık bir insan varlığı ellerinden şifa verme yeteneğine sahiptir. Dr. Strange de parmaklarının sihirli hünerlerini akılcı bir şekilde kullanarak ile hastalarını yaşama döndüren  işinde oldukça başarılı bir cerrah iken bir gecede ellerini kullamaz hale gelir. 
Kahramanımız hemen ellerinin eskisi gibi olabilmesi için arayışa koyulur. Bu arayış onu Tibet'e uzanan bir yolculuğa davet eder. Kamar-Taj da, "kadim kişi" adı verilen bir bilge ile tanışır. Ancak zihnine sıkı sıkıya bağlı olduğundan, kadim kişinin söyledikleri Dr. Strange'e masal gibi gelmektedir.
"ben çakralara, enerjiye inanmam, böyle şeyler çok şaçma" şeklinde düşünen Dr. Strange, Kadim kişinin, egosunu bir zırh gibi kullanan çok bilmiş cerrahımızın fiziksel bedeni ile astral bedenini birbirinden ayırması ile birlikte Dr. Strange ın olasılıklara yönelik algısı boyutu genişler. 

ÖĞRET BANA


Gördüğümüz et-kemik-sinirler-bağ dokulardan oluşan bedenimizin hemen bir üst katmanında eterik beden dediğimiz astral bedenimiz var olur. Bugün bizlerin "hastalık" olarak nitelendirdiği "dengede olmama" dolayısı ile "uyum" sağlayamama hali eterik beden katmanındaki nadi adını verdiğimiz enerjinin aktığı damarlarımıza oluşan blokajların bir sonucudur. Bu blokaj özümüzü dinlemediğimiz için öncelikle bilgelik bedenimizde ardından duygusal bedenimizde sonrasında zihinsel bedenimizde oluşur ve zihnimizde yarattıklarımız eterik bedende tıkanıklara yol açar en sonunda yeterince beslenemeyen organlarımız bize sinyal gönderir: doğru olmayan, yolunda gitmeyen bazı şeyler var" biçiminde bizlere seslenirler...
Şu an mevcut düzenekte o kadar çok zihinsel boyutta var ediyoruz ki kendimizi bu ned
enden ötürü; yukarıda sadece gerçekliğin çok kısa bir bölümünü aktardığım bölüm bile birçoğunuza masal gibi geliyor eminim. 
"Her zihin eğitilebilir ve ruhsal mertebenin en yüksek seviyelerine ulaşabilir" demiştir üstat Patanjali.
İstiskarar sebat, azim, kararlılık, ölçülü olmak ve şiddetten kaçınarak her türlü beceri geliştiriebilir. Çünkü yeni birşey öğrenmiyoruz sadece hatırlıyoruz dolayısı ile düzenli uygulamalar sonucu var olan bilgi açılacaktır. Dr. Strange, ruhsal eğitiminin başlarında oldukça yeteneksiz gibi görünse de asla yılmadı azimle devam etti ve bu yoldaki en önemli unsurları İNANÇ ve CESARET i oldukça iyi vurgulamakta. Cesaret kalpten gelir gerçekten özgüvenli (öz'e güvenen) bir varlık "bir"lik bilincinde titreştiğinden cesaretli ve inançlıdır. Dr. Strange de sonunda özündeki potansiyeli sergilemeyi başarıyor. 

DAİMA BAŞKA BİR YOL MEVCUT

Bir işi icra etmenin binbir tane yolu vardır. Dr. Strange, elleri ile varoluşa destek olurken; geçirdiği kazadan sonra kalbininin sesini dinleyerek ve inancın gücü ile yürüyerek şimdi Dünya gezegeninin varoluşuna destek olmakta. Niyet ettiğimiz şeyi gerçekleştirmenin birden fazla yolu var, belki de seçtiğiniz yol size uygun değildir, bilincin ufku genişlediğinde yeni olasılıkları görmeye başlarız. 


Özünüzdeki sonsuz potansiyeli ortaya çıkarmaya niyet etmeniz dileğiyle...
Daha başka neler mümkün olabilir? 


Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com









4 Eylül 2016 Pazar

DENİZ KABUKLARINI TAKİP ET...


Kayıp Balık Nemo; travmaların dönüştürücü etkisini bizlere hatırlatmıştı, derinlemesine okumak için:  http://oozgegenlik.blogspot.com.tr/2013/04/sansli-yuzgec.html /linkini takip edebilirsiniz.



Kayıp Balık Dori nin ana mesajı ise: yaralarınızı şifaya dönüştürmek sizin elinizde, yeter ki inanın, isteyin ve kalbinizin rehberliğinde yol alın.
Kıssadan hisse; Kayıp Balık Dori; kendini kendinde arayan insanın halini eşsiz inancı ile muazzam bir şekilde izleyici ile buluşturuyor.

Düşünün 10 saniye sonra bütün düşündüklerinizi dolayısı ile söylediklerinizi unutacaksınız, nasıl bir yaşamınız olurdu? Kısa bir süre gözünüzün önüne getirmeye çalışın. …

“--Ailemi kaybettim
--Onları en son ne zaman gördün?
---Unutttum;” masum, çaresiz dialogu ile başlıyor, kısa süreli hafıza kaybı yaşayan mavi , kocaman yürekli Tang balığımız Dori’nin hikayesi.
Koskoca okyanusta ailesini kaybeden Dori’nin ailesini bulmak için çıktığı yolculuğa şahit olurken aslında Dori’nin kendisi ile bütünleşmesine aynı zamanda ona destek olan dostlarının yaşamına kattığı cesaret, inanç ve umuda da tanık oluyoruz.

Okyanus canlılarının birbirinden farkı şekilleri/formları, her birinin kendine has nitelikleri ve  renklerin harmonisinde yüzerek Dori’nin macerasına eşlik ederken Dori’nin “dönüşüm”ü ne kadar güzel anlattığını gözlemledim.


Dönüşüm: görmeyi öğrenmek, varlığımızın (- ve +) tüm yönleri ile olduğu gibi kabullenmek ve varlığımızın kendine has, biricik niteliklerini en verimli şekilde paylaşabilmektir.

Dori; kısa süreli hafızasında sorun yaşadığını ve 10 saniye içerisinde söylediği, yaptığı, düşündüğü herşeyi unuttuğunun bilincinde. Tek unutmadığı şey= herşeyi unuttuğu. İlk adım “farkındalık” ve farkındalığa eşlik eden kabulleniş, teslimiyet. Ardından niyet etmek ve akışa bırakmak, plan yapmaksızın, düşünmeksizin. Sadece niyetiniz doğrultusunda eylemde olmak, kalbinizin ritmi ile; bir olmak = "an" olmak.

 “Planlar ne işe yarar ki, en güzel şeyler tesadüfen olanlardır”

Plan yaparız çünkü herşeyi kontrol altında tutmak isteriz, böylece güvende olduğumuza inandırmışızdır kendimizi. Halbuki nefes aldığın her an güvendesin, seni yaratan senin iyi olmamanı ister mi hiç? Dori’nin zaten plan yapabilme gibi bir şansı yok dolayısıyla her an kalbinin sesini dinliyor ve hemen adım atarak eylemde var oluyor böylelikle bir kapının diğerini açtığını, niyetin yürekten olduğunda bir süreçte yol alarak hedefe ulaştığını görüyoruz, Dori’nin macerasında.


"Daima başka bir yol vardır”

Dori, kendini o kadar iyi biliyor ki ancak kendine rağmen pes etmiyor! Bazen “kusur” olarak nitelendirdiğimiz özelliklerimiz en büyük yardımcımız, şifa kaynağımız olabilirler. Çünkü diğerlerinden farklı olan niteliklerimiz bizi biz yapanlardır. Bu bağlamda kendimizden kaçmak yerine, kendimiz ile buluşmayı tercih ederken (-) yönlerimizi de mercek altına alarak kendimizi (-) (+) kutuplarımızın bütünlüğü içerisinde kabul etmek, yaşamı daima “an” da yaşamımıza destek olur.
Dori de, kısa süreli belleğindeki sorunu, kalbinin sesine kulak vererek cesarete ve umuda dönüştürüyor.
Özellikle karar vermekte güçlük deneyimlediğiniz “an”larda bir durun tam bir nefes alıp verin ve konudan, çevrenizden bir süre uzaklaşarak odağınızı farklı bir yöne çevirin, gerçekten olması gereken, yürekten hissettiğiniz cevap o zaman hemen gelir.


Kurtarma- Rehabilitasyon-Salıverme

Kalbinin izini süren cesur Dori, cesaretin gücü ile parça parça ailesine ve yaşanmışlıklarına dair anılar hatırlamaya başlar. Hatırladıkları onu Kalifornia Deniz Yaşam Enstitüsü’ne kadar getirir.
Burada sürekli kendinen kaçan huysuz ancak bir o kadar da kıvrak bir zekaya sahip Hank adında bir ahtapot ile tanışır, filmin sonlarına doğru izleyeceğiniz üzere; Dori, Hank’in kalıplaşmış işlevsel olmayan düşünce kalıplarını dönüştürerek onun kendisi ile yüzleşmesine ve özündeki bilgeliği uyandırmasına vesile oluyor. Bir de dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer husus; yola çıktığınızda sizi destekleyen birçok varlığın serüveninizin bir bölümüne ortak olacağı ve sizi destekleyeceğidir. İşte asıl “öz”güven budur. Yanınıza sadece kendinizi alarak çıkacağınız yolculuk=’öz’e yolculuk….

Kurtarma: kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Sorun-problem-bir türlü çözemediğinizi düşündüğünüz, hissettiğiniz her ne varsa reddetmek, yok saymak yerine olanı olduğu gibi kabul edin. Kimseyi değiştiremezsiniz, bunu kabul edin. Olaylara, kişilere, durumlara olan bakış açınızı dönüştürmeye niyet edin. Çevrenizde olan herşeyin kendi merceğinizin bir yansıması olduğunu görün. Hislerinize kulak verin, kendinizi dinlemeye ve kendinizi hatırlamaya niyet edin.

Rehabilitasyon: iç sesininiz ile iletişime geçin. Özünüzdeki sesi rahat dinleyebilmek için kendinize sessizlik zamanları hediye edin. Bugüne değin, kendinize dair oluşturduğunuz tüm inanç kalıplarını yok sayın, içinizde yakın bu inançları.Kendinizi keşif yolcuğuna çıkın, yeni birşey öğrenmiyorsunuz sadece kendinizi hatırlıyorsunuz, kaybolduğunuzu hissettiğinizde “korku” duygusunu deneyimlemek yerine “sevgi” duygusunu deneyimlemeyi tercih edin. Kaybolmak, kendi özüne bir adım daha yaklaştığının göstergesidir. Dori olsa ne yapardı? Deniz kabuklarını izlemeye devam ederdi J Siz de yüzmeye devam edin, yaşamaya sadece yaşayın içinizden geldiği gibi, iç sesiniz daima doğru yönü işaret eder. Acı en iyi öğretmendir. Acılarımız bizi dönüştürür. Acılarınızdan kaçmak, onları görmezden gelmek yerine acının içine doğru yürüyün ve sizi dönüştürmesine gerçek benliğinizi hatırlatmasına izin verin.

Salıverme: Şimdi İkinci doğumunuzu gerçekleştirdiniz, tebrikler J Şu an, geriye kalan yaşam “an”larınızı kalbinizin ritmi ile deneyimlemeye hazır mısınız?

Hatırlayın; kaybolduğunuzu hissettiğinizde tek yapmanız gereken şey: en iyi bildiğiniz şeyi yapmaya, “yaşamaya” devam etmek ve kalbinizin sesini dinlemek...

Yüreğinin derinliklerindeki ses, seni gerçek ailenle buluşturur, dinlemeye cesaretin var mı?...



Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com