insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2016 Cumartesi

İKİNCİ ŞANS

*Şans nedir? 
*Kendinizi "şanslı" olarak nitelendirebilmeniz için, neye ihtiyacınız var?
*Mevcut yaşamınızda "şanslı" kadın, "şanslı" erkek olarak nitelendirdiğiniz kimler var? 
*Dünya "şanlı" bir gezegen mi?

Genellikle yaşam döngümüzde "kendi yarattığımız zihinsel imajları" deneyimlediğimizde "ne kadar şanslıyım! Herşey tam da istediğimi gibi oluyor deriz ve yolumuza yüksek bir
motivasyonla, şevkle, aşkla devam ederiz. herşey iyidir, güzeldir, rengarenktir...
Bir de bunun tam tersinin deneyimlendiği senaryolara bakalım: "kendi yarattığınız zihinsel imajların" deneyimlenmemesi halinde, herşey çok kötüdür. Siz ne kadar çaba gösterirseniz gösterin istedikleriniz gerçekleşmiyordur : ne kadar da "şansız" bir insanım ben... :)

Şans; "kendini bil" mektir. Kendi ile buluşmuş, kendini bilen varlık her daim çok şanslıdır. Kendi varoluş potansiyelinin farkında ve bu potansiyeli en yararlı ve en faydalı hallerde nerede, ne zaman, kimlerle kullanabileceğinin farkında olan varlık dengededir, dolasıyı ile çok şanslıdır.

"Kendini bil" menin ilk aşaması: mutlak teslimiyettir. Herşeyin muazzam bir düzen ve denge ahengi ile var olduğuna yürekten inanarak güvenle, aşkla teslim olabilmek. Sonrasında ise gölge yönlerimiz ile yüzleşmek. Her bir varlık "+" ve "-" yönleri ile bir bütündür. "-" yönlerim hiç yok demek bir illüzyon halidir. Her birimizin "-" yönleri vardır. Önemli olan bu "-" yönleri keşfetmeye niyet ederek "+" ve   "-" yönlerin dengelenmesidir. Ben hiç de kıskanç bir insan değilim demek bir illüzyondur. Her insan varlığında "kıskançlık" vardır. Ancak bu niteliğin nasıl değerlendirildiği kişiye özeldir.  Bu niteliği "onda olmasın sadece ben de olsun" deyimi ile diğerine yönelik zarar verme boyutunda kullanmak da mümkün; "benim istediğim yaşam tarzına yakın bir yaşam tarzı var bunu nasıl başarıyor, merak ediyorum" diyerek kıskançlığı merak potansiyeline dönüştürmek de mümkündür. Burada mutlak iradenin ve niyetin gücü önem kazanır. 

Deneyimlediğimiz her olay, her bir ses tınısı, her bir bakış, karşılaştığımız her insan varlığı, zihnimize düşen düşünceler ve duygular, yüreğimizin sesi, tüm hissiyatlarımız bizi bize yakınlaştırmak için var olurlar. Gerçek benliğimizi doğurabilmemiz için. Hiçbir şey şans eseri veya tesadüfen yaşamımızda var olmaz. Herşeyin belirli nedenleri ve bu nedenlerin belirli sonuçları vardır. Tahmin ettiğinizden de öte bir düzeyde birbirimize sımsıkı bağlıyız. Bir insan varlığının neşesi her birimizin neşesi aynı zamanda huzursuzluğu da her birimizin huzursuzluğudur. Birşeyleri dönüştürmek için hep dışarıya bakıyoruz lakin göremiyoruz, hep istiyoruz ki dış koşullar değişsin, karşımızdaki kişi değişsin ve böylece daha"mutlu", daha "huzurlu", daha "şanslı" hissedebileceğimize dair zanlar üretiyoruz zihinlerimizde halbuki kendimiz üzerinde çalışarak dönüştüğümüzde herşeyin de dönüştüğüne şahit oluyoruz hem de Dünya gezegenine sunabileceğimiz en özel ve biricik armağanımızı sunuyoruz KENDİMİZİ tabi ki ÖZ olarak :) 

Daha önce deneyimlediğiniz birtakım olaylar ve sizin bu olaylara yönelik tepkileriniz sonucunda kendinizden uzaklaşmış olabilirsiniz bu süreçte benzer bir olay kapınızı çalar ve siz kapıyı açar hiç de görmek istemediğiniz bir arkadaşınızı kapıda gördüğünüz an gibi hoşnutsuzluk tepkisi verir ve belki de içten içe öfke duygusunu deneyimlersiniz. Ancak bu olay, bu kişi, bu durum bana ne anlatmak istiyor? Mesajı ne olabilir? diye sormaya başladığınızda kapılar bir bir açılıveir. Daha önce yapmak isteyip de yapamadıklarınıza ilişkin kocaman bir şans ayağınıza gelmiştir. Şimdi seçim sizin ya daha önceki deneyiminizdeki gibi yüreğiniz yerine zihninizi dinleyek eyleme geçeceksiniz ya da bu sefer kendi değerleriniz ile bütünleşerek ve kendinizi bilerek şansa kucak mı açacaksınız? 

*Şansın mesajı ne olabilir?
Güven, teslim ol, kalbinin sesine kulak ver, çok değerlisin, çok özelsin, biriciksin... ???????

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi Kurucusu
www.vestaakademi.com






10 Kasım 2016 Perşembe

ARA VE BUL

Gerçekten "neyi" arıyorsunuz? 
Zaman zaman her insan varlığı düşünür: "Bu Dünya gezegenine  neden geldim?" uzun uzun düşünmese bile en azından yaşam sürecinde bir an buna benzer bir varoluş sorusu zihninde belirmiş olsa gerek. Çoğunlukla yoğun "acı" deneyimleri sürecinde ya da bu sürecin hemen ardından düşünmeye başlarız, "ben kimim? burada ne işim var? gerçekten ne istiyorum? Neye ihtiyacım var? vb. "Acı" lar en iyi öğretmenlerimizdir bize bizi hatırlatan ve dönüşümümüzü gerçekleştirmemize vesile olan. 

Dan Brown un "Inferno (Cehennem)" kitabının Ron Howard'ın merceğinden beyazperdeye uyarlanışını film eleştirmenleri tarafından; her ne kadar serinin diğer iki filmi olan Da Vinci'nin Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kadar etkileyici ve başarılı bulunmamış olsa da filmde işlenen temaların benliğimizi sorgulama sürecine yönlendirirsek oldukça başarılı oluruz. 

Dünyanın en büyük sorunu nedir? Kendinize sorun ve yanıtlayın lütfen. 
Sizce bu sorun nasıl çözümlenebilir? 

Filmde yer alan Bertrand Zobrist için "insanlık" bir hastalık ve tedavisi de "cehennem".
Başarılı bio-mühendis, çok büyük bir sorumluluk alarak bu hastalığa bir son vermeye niyet ediyor. Ona göre çözüm Dünya nüfusunu yarıya indirgeyecek bir virüsün yayılması. Ve simgeler, semboller ile şifrelenmiş bir plan oluşturarak kendi canından vazgeçme pahasına eyleme geçiyor. Kendisinin tezine göre; biri eyleme geçmeli yoksa herşey olduğu gibi kalır. Burada bir insanın inancının gücünü gözlemliyoruz. Bir insan varlığı yürekten inandığı herşeye için çaba gösterir ve tüm sonuçların sorumluluğunu üstlenir.

Siz neye yüreğinizle inanıyorsunuz? Ve bu inancınız için neyi/neleri eyleme geçiriyorsunuz? 
Hatırlayın ki; sözcükler yaratıcı potansiyele sahiptir. Sözün gücü ile eyleme geçeriz ve varoluş daima eylemi alkışlar. 

Dünyanın en büyük sorununu bulabildiniz mi? 

Dünya gezegeninin hiçbir sorunu bulunmamaktadır. Herşey olması gerektiği gibi olmaktadır. Burada "sorun" bir algı yanılsamasıdır. Dünya hayatının "sonlu/kısıtlı/belirli bir sürede son bulacağına" inanan insan varlıkları her an zihinsel düzeyde kaos yaratmakta zihinsel düzeyde yaratılan kaos bedensel düzeyde kazalar, hastalıklar vb. olarak deneyimlenmektedir.  Buradan anlamlandırabileceğiniz üzere; cehennem ve cennet bir bilinç boyutudur. Bizler iç dünyamızda düşüncelerimiz ve duygularımız vasıtası ile nasıl bir yer yaratıyorsak gerçek Dünya zemininde bunu deneyimleriz. Evet çok da doğru gitmeyen birşey var ise Zobrist in düşündüğü gibi o da; insan varlıklarının sürekli olarak DIŞARIYI DEĞİŞTİRMEK YÖNÜNDEKİ BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN ARZULARI VE İSTEKLERİDİR. Filmde gördüğümüz üzere Zobrist de dışarıdan bir faktörün tüm çare olduğuna inanmıştır. 
İNANÇ VE NİYET en değerli DÖNÜŞÜM araçlarıdır. Ancak bu inancı ve niyeti KENDİ "ÖZ"ümüze ulaşmak için kullanırsak nasıl olur acaba? 

Kendi algısının bir illüzyon olduğunu fark eden birey aydınlanma sürecinin başlangıcındadır. İkinci adım bugüne kadar öğrenmiş ve beynine kaydetmiş olduğu tüm kayıtları silmesi olacaktır. Üçüncü adım ise sadece kalbinin rehberliğinde ilerlemeye niyet etmektir. Tabi ki bu süreç o kadar kolay değildir. Hele ki bugüne değin öğrenmiş olduğunuz herşeyden vazgeçmek, hiç de kolay değil. Bu süreç "acı" içerir. Ateşin içerisinden geçtiğimizde bir başka deyim ile cehennem de yandıktan sonra cennette var olabilir ki bu bir bilinç dönüşümüdür. Kendi bedenimizi bütünü ile değiştirebiliriz,  sosyal çevremizi-arkadaş çevremizi, işimizi, mesleğimizi herşeyi değiştirebiliriz. Ancak yine biz "biz"izidir. Sonuçta görüntü değişmiş ancak içerik aynıdır. İçerik ancak dönüşebilir tıpkı bir odunun ateşte yanarak küle dönüşmesi gibi...

ARA ve BUL 

İnsan varlığı neyi arıyorsa sonunda onu bulacaktır. Siz neyi arıyorsunuz? 

Filmde ise Zobrist in oluşturduğu planı çözmek simgebilimci  karizmatik profesörümüz Robert Langdon'a bahşediliyor. Langon'ın Flosanra-Venedik-İstanbul üçgenindeki macerasını izlerken başına ne gelirse gelsin hedeflediği yoldan ayrılmamanın, her ne kadar yavaş gidersek gidelim yoldan sapmadığımız sürece başarılı olacağımızı gözlemlemekteyiz. Süreç, sonuçtan her zaman daha değerlidir. Langdon ın usta zekası şifreleri bir bir çözerken bir sonraki adımın belirmesi bizlere şunu hatırlatsın: bir adım atmadan diğer olasılıkları bilemezsin. Bazılarımız sürekli hedef belirler ancak eyleme geçecek motivasyonu bulmakta güçlük çeker. Sonra da istediğim hiçbirşey olmuyor diye hayıflanır durur. Bir adım, çok şey değiştirir. Herşey bir niyet ve bir adım ile başlar. En uzun yolculukların da bir adım ile başladığı gibi...

İZİN VERMEK 

Olaylar bazen çok karışabilir, karmakarışık bir kaosun içerisinde olduğumuzu hissedebiliriz. Böyle anlarda yapmamız gereken: MESAFE ALMAKtır. Ve evrenin zamanına sonrasında Dünya gezegeninin zamanına saygı duymak gerekir. Süreki birşeyin üzerine yoğun çaba, enerji sarf etmek çözüm üretmez aksine olacak olanı geciktirebilir. Halbuki gereken çabayı gösterdikten sonra biraz mesafe almak en güzelidir. En lezzetli çay iyi bir biçimde demlenmiş olanıdır değil mi? 

Öncelikle anahtarı bulmaya niyet edin. İşaretleri takip edin anahtarı bulduğunuz an, yerine yerleştirin, çevirin ve öz potansiyelinizi tüm evren ile buluşmasına izin verin. 
Kendinize verebileceğiniz en büyük armağan "kendinizsiniz"
Kendiniz ile buluşmayı arıyorsanız inanın ki bir an bulacaksınız...

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com