film eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2018 Cumartesi

BAŞLAT...

Güzel tam bir nefes alın, bedeninizin içerisine adım adım süzülen havanın farkındalığı ile eş zamanlı olarak göz kapaklarınızı gözlerinizin üzerine kapanmaya davet ederken zihninizdeki kendinize şimdi '2045 yılındaki Dünya yı deneyimlemekteyim', diye usulca fısıldayın....

Yıl 2045; nasıl bir zeminde var olmaktasınız? Etrafınızdaki manzara nasıl? Neler görüyor, hangi ses tınıları kulaklarınızla buluşuyor, hangi duyumsamaları algılıyorsunuz tüm varolşunuzla, şimdi ve burada?...

Bilge zihin Ernest Cline ın gözlerinden 2045 dünyasını seyre dalarsak pek de iç açıcı bir manzara ile karşılaşmadığımızı görüyoruz lakin zaman ve mekan illüzyonunu usta bir dil ile aktardığı için bu zekaya şapka çıkartmak gerekir doğrusu. Başlat Ready Player One, Cline'ın kaleminden aslında şu anda deneyimlemekte olduğumuz Dünya yı, bir başka deyim ile; bizi bize anlatan, kitabın yayınlandığı tarih itibari ile uzun süre çok satanlar listesinin ilklerinde yer almayı hak etmiş, Dünyanın özündeki kendini arayan insanoğlunun hikayesi...

Bir kitabın özüne sadık kalarak ekrana yansıtmak da ayrı bir zaanattır. Ancak, Steven Spielberg gibi bir deha bu eşsiz eseri bu kadar ahenkli bir biçimde beyaz perde ile buluşturabilir...Her şey nasıl da olması gerektiği gibi oluyor her an, değil mi? 

Kitabı okuyanlar eminim ki, beyaz perdede de aradıklarını  buluyorlar. Lakin kitabı edinip okumanızı öneririm, bazı detaylar vizyona yansıtılmamış hali ile, detaylar her zaman önemlidir...

Burası OASIS Burdan Çıkış Yok

Başlat Ready Player One; 2045 yılında insanlığın bedbaht , kendi gücünü yadsıyan, herşeye boşvermiş, varoluşun anlamını sorgulayı bırakmış halini yansıtıyor. Ancak öyle bir diyar var ki; istediğiniz herşey olabiliyorsunuz, dilediğiniz herşeye sahipsiniz, tüm hayallerin gerçeğe dönüştüğü, 
gidilecek varılacak hiçbir yerin kalmadığı zamanın kalitesinde varoluşun anlam bulduğu tek bir mekan ve zaman var adı: OASIS. 

OASIS, James Halliday in yaratmış olduğu similasyon bir evren. Dünyanın  her hangi bir yerinden oyuna dahil olabiliyor, oyunun içerisinde kendi öz kimliğinizden çok başka bir karaktere bürünebiliyorsunuz. Bu karaktere istediğiniz görünümü, istediğiniz güçleri yüklüyor ve gezegenin farklı varoluş formları ile arkadaşlıklar, dostluklar kurabiliyorsunuz. Aslında her şekilde kendinden başka birşeye benzemek arzusu ile yanıp tutuşan insanoğlunun gerçeğini anlatıyor OASIS. Dünya bir oyun sahnesi, her birimizin farklı yaşam senaryolarında form kazanan başka başka karakterlerimiz var. Ve istediğimiz herşey olabilme gücüne sahibiz, çok farkında olmasak da, özümüz herşeyi biliyor ve hatırlıyor. OASIS, özünde meditatif bir alan ve zaman. Şöyle ki; dış dünya realitesinde odağını kaybetmiş, konsantrasyon ve dikkat dağınıklığına sebebiyet veren herşeyden uzaklaşarak, insanlar burada potansiyelleri ile yüzleşerek aslında "öz" leri ile derin bir bağ kuruyorlar. Bu nedenle, OASIS'i yanlızca simülayon bir dünya olarak nitelendirmek yerine meditatif bir dünya olarak görmeye yönelmek daha gerçekçi olur. OASIS; "öz" den "öz"e doğru bir yolculuk...

James Halliday'i filmin son sahnelerinde OASIS in varisi Wade Watts, nam-ı değer Parzival ile gerçekleştirdiği bir diyalog var. Bu sahnede Halliday, atari oynayan çocukluğunun hemen yanı başında duruyor ve şöyle diyor: "insanlarla bağ kurmakta iletişimde zorlanıyordum, bir aile olmak nedir bilmiyordum..." Bu sahnede geçmiş-şimdi-gelecek zaman boyutlarına aynı anda tanık oluyoruz. Ve zamanın yatay değil, dairesel olduğu gerçeği ile yüzleşiyoruz. Eş zamanlı olarak geçmiş, şimdi ve gelecekte enkarne olmuş kendimizin versiyonunu "an" da deneyimlemekte olduğumuzu özetleyen en can alıcı sahnelerden birisi, bu sahneye konsantrasyonunuzu yöneltmeyi hatırlayın. 

ZAMAN, BİZİM YAŞAMIMIZDIR...

Çocuk formundaki biz hiçbir yere gitmedi o şu an burada var olmaya devam ediyor hani diyorlar ya; "özünüzdeki çocuğu kucaklayın, özünüzdeki çocuğu dinleyin vb...", işte asıl aktarılmak istenen; o saf, herşeyin olabileceğine yüreği ile inanan gerçekliğiniz ile temas etmeniz.  Gelecekteki yaşamımızı da şu an da deneyimlemeye başladık bile...Tahmin edeceğiniz üzere Halliday in ölümünden sonraki  var oluşunun sembolü Parzival...Ve en önemlisi her birimiz birbirimizin ailesiyiz. Her birimiz birbirimizin varoluş döngüsünde muazzam güçlü bir dokunuşa sahibiz. Öz ailemiz ise; yüreğimizin olduğu mekan ve zamandır. Ve öz sevgi yüreğimizin merkezindedir...

GERÇEKLİĞE UYANIŞ.. 

OASIS in yaratıcısı James Halliday, mevcut bedenindeki yaşamına veda ederken, maddi kaynaklarını ve OASIS in tüm kullanım yetkisini kendini bilen özgür bir bireye bırakmak niyeti ile oyunun içerisine bir yumurta gizliyor, yumurtaya uzanan 3 yol, bu 3 yolu açacak 3 adet anahtar mevcut.
3 anahtarı da bulan şanslı özgür birey yumurtayı kazanmaya hak kazanarak Halliday in varisi oluyor...

Hayatın tüm potansiyeli ile ne kadar buluşabildiğimiz, ne kadar özgür bir varoluş formu olduğumuz ile eş zamanlı tezahür etmektedir. Halliday ın OASIS oyunun içerisine gizlediği yumurta; hayat/yaşam potansiyelini bir diğer deyim ile aydınlanmayı, ölümsüzlüğü sembolize etmektedir. Filmde göreceğiniz üzere 2 birbirine dolanık ejderha başının arasında parıl parıl ışıldayan bir altın yumurta. Ejderhalar; yaşamın soluğu, öz gücün sembolüdür. Anahtarlar ise; hem açarlar hem kaparlar. Kilit altında tutmayı seçtiğimiz herşey çok kıymetlidir. Ruhsal potansiyelini uyandırma yolunda ilerleyen her bireyin önüne anahtarlar çıkacaktır. Anahtarları nasıl kullanacağımızı bilen birisine sormak gerekir ki; o tek bilen: yüreğimizdir. 

"An" ile temas edilebilecek tek alan ve zaman: ölüm anıdır. James Halliday in ölümünün hemen ardından, ölüm mesajının yayınlanması ve "gerçekliğe uzanan maceranın başlat" ılması herhalde tesadüfi değil, gerçekten çok keskin bir bilinç seviyesini aktarıyor Ernest Cline...


1.Anahtar : BASİT DÜŞÜN / 
YÜRÜNMEMİŞ OLAN YOLU SEÇ, ADIMLARINI YÜREĞİNİN SESİ İLE TEZAHÜR ETTİR...

James Halliday in ölüm mesajının ardından 5 yıl geçmiş ancak oyunda yer almayı seçmiş kimse henüz ilk anahtarı bulamamıştır. Ta ki bir özgür zihin oyunun kurallarını bizzat bizlerin var ettiğini hatırlayıcaya dek... Parzival, James Halliday in yaşam anlarından oluşan videoları tüm konsantrasyonu ile izlerken; aslında Halliday in hiçbir zaman oyuna kurallar getirmek istemediğini içeren diyaloglarından yola çıkararak herkesin yaptığının tam tersini yapmaya karar verir. 
Bir otomobil yarışı, bu yarışta pek çok engel var. Ancak karşınıza çıkan engeller ile savaşmaya çaba gösterirseniz, enerjinizi olumsuz yönde besleyerek daima yolda olmayı seçersiniz. Siz çaba gösterdikçe önünüze çıkan engeller de eş zamanlı olarak büyüyecektir. Ancak, her birey kendi yaşamının yazarı ve oyuncusu olduğuna göre bir an durup, karşınıza çıkan engellerin tam tersi yönünde hareket ederseniz, istediğiniz noktaya varırsınız. 
Her birimiz bir anne (mekan), ve bir baba (zaman) dan ete kemiğe bürünüyoruz. Nefes aldığımız ilk an Dünyaya doğarken, rahme ölüyoruz. Bundan sonra ise ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz, çevremizdeki kişiler tarafından bizlere aktarılanları "mutlak doğru"lar mış gibi yaşamayı içselleştiriyoruz. Sonra bir gün birşey oluyor ki çoğu zaman "ruhsal bir bunalım" deneyimleri gerçekleşir, ve birşey en derinden fısıldar: "uyan ve kendi yaşamını yaşamaya başla"...
Karmaşık düşünce akımları, karmaşık eylemleri doğurur. Halbuki öz olan daima ortada ışıl ışıl parlamaktadır. Basit düşünmeyi ve tüm kuralları bizzat kendinizin yazdığını hatırlayın ve hiçbir şeyin mutlak geçerliliği olmadığını da zihninize çağırın.


2. ANAHTAR: ATILMAMIŞ ADIMLAR /HİSLERİN İLE EYLEMLERİN EŞ ZAMANLI OLSUN...


Ah şu "keşke" ler... Yapacaktım, söyleyecektim, gerçekleştirecektim....Bizleri alıkoyan ne? 
Yapamayacağımıza ilişkin oluşturduğumuz inanç kalıpları ve şu meşhur " elalem ne der? zihinsel hapishanaesi...Yapamazsak ne olur? En olumlu olmayan senaryonuzda neler var ediyor kendisini? 
Bir düşünün bakalım; ne/neleri gerçekleştiremeyeceğinizi zannediyorsunuz? 

İnsan varlığı yaratma potansiyeline sahip bir varlıktır. Hayal ettiği, düşlediği herşeyi sözleri ile yaratır ve yarattıklarını deneyimler. Şu an her birimiz kendi yarattığımız gerçekliği deneyimliyoruz. Şu an yarattığımız şeyleri beğenmiyor ve değiştirmek istiyorsak zihinsel akımlarımızı nasıl oluşturduğumuza konsantrasyonumuzu yöneltmemiz ilk adım, ikinci adım ise nasıl oluşturduğumuzun kodunu öğrendikten sonra, neleri oluşturmak istediğimize tüm odağımızı yöneltmek, üçüncü adım ise özümüzden gelenleri yaratmak. Dönüşüm gerçekleştirmek için "tanık ol" mayı hatırlamak, tepkisellikten kendimizi özgürleştirmemiz gerekiyor. Olan herşeyi mutlak kabul alanına taşırken "huzur ve dinginlik" melodisinin eşliğinde Dünya nın sunduğu pistte dans etmek...

3. ANAHTAR: YAŞAM BİR OYUN
HEDEF OYUNU KAZANMAK DEĞİL, OYUNUN İÇERİSİNDE VAR OLMAK...

Genellikle içerisine yuvarlandığımız yanılsamalardan birisi de; sanki yaşam bir yerde son bulacak algısı. Bir başka deyim ile; "ölüm"ü bir son gibi görmeyi seçmek. Oysaki ölüm-doğum iç içe; yaşam sonsuz. Ölüm; okyanusun ta kendisi kısa bir süre için doğmayı seçerek okyanusta bir dalga oluşturuyoruz. Halbuki ölüm; yaşamın anlamı ve ölüm anı varoluşun en huzurlu olarak "an"ı tattığı tek varoluş deneyimi. Günlük yaşamın temposunda bunları unutmayı seçerek sanki bir yere varacak gibi hırslarımıza dört elle sarılıveriyoruz ve herşeyi kontrol altında tutmaya çaba göstererek, kendi özümüzden uzaklaştığımızı farkında mısınız? 
Gidilecek, varılacak bir yer, alan, zaman, mekan bulunmamaktadır.
Tek varılacak ve tek gidilecek yer: kendinizsiniz.

Bilgisayar oyunlarını oynarken ki sizi gözünüzün önüne çağırın şimdi. Her can öldüğünde yeni bir can veriliyor ve haydi yeni baştan başla demiyor mu ekranda yazan yazı ? 
Ve her aynı bölümü oynarken yeni birşey keşfetmiyor musunuz? Her oynayışınızda daha iyi hissediyor ve kendinize güveninizin arttığını deneyimlemiyor musunuz? Aynı mekandan geçerken farklı bir hamle gerçekleştirdiğinizde "bu daha iyi" dediğiniz olmuyor mu? 
İşte hayatın özü de bu. Aynı yollardan defalarca geçseniz bile hatırlayacağınız anın özünde sonsuz potansiyel mevcut. Öldüğünüz an yeni her zaman yeni bir can veriliyor, rahat olun ve yolculuğun keyfini çıkarın...





ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com







14 Ocak 2018 Pazar

BİRİ BURAYA AİT DEĞİL, ONU BUL...

Her yeni doğan olağanüstü güzellikteki gün ile birlikte somut forma dönüştürmekte olduğunuz varoluşsal yeteneklerinizi icra etmeye yol alırken  hangi yolu izlemeyi tercih ediyorsunuz?...

Şimdi, ilk paragrafta yönelttiğim soruyu somut Dünya realitesinde  algılamayı seçelim. Sıklıkla rotanızı değiştirir, vasıta aracınızı değiştirir ve yeni güzellikler keşfetmenin gizeminin izini mi sürersiniz yoksa, rutinden yana olup sürekli aynı vasıta ile aynı güzergahta ilerlemeyi tercih ederek her an aynılığın varoluşundaki farklılıklara mı odağınızı yöneltmeyi tercih ediyorsunuz?...


GÜVEN...
Diyelim ki; hergün işyerinize varabilmek için banliyö trenini kullanmayı seçen bir yolcusunuz. Hergün aynı saatte trende var olduğunuz için, trendeki birçok simaya doğal olarak aşinasınız. Tüm istasyonları biliyorsunuz, kompartımanların nasıl göründüğü, dokusu, kokusu bütünüyle hafızanızın en derinlerine işlenmiş. Dolayısıyla banliyö treni artık sizin en güvendiğiniz alanlardan biri haline dönüşüvermiş.  Sahi "güven" nedir? Nedir "güven"mek? "Sana güveniyorum"., "Kendime güveniyorum"., "Sürece güveniyorum"., ... ve benzeri ifadeler ağzımızdan istekle telaffuz edilirken asıl olarak özümüzden ne demeyi seçtiğimizi hiç düşündünüz mü? Hep beraber zihinsel akışımızı "güven" kelimesi üzerine yönlendirelim mi? 

Türk dil kurumu sözlüğüne göre "güven" sözcüğünün anlamları şöyle:

1. "korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat",
2. "yüreklilik, cesaret"

Özge'ce güven; herşeyin varoluşun ardında mükemmel bir matematiksel dehanın resmini her an yaratmakta olduğu bilinci ile teslimiyetle yol almaktır. 

Sizce? güven:..................................................................................................................................

.........................................................................................................................................................

Bir insan varlığı kendi yaradışının güzelliği ile buluştukça özündeki güven ve inanç eş zamanlı olarak çoğalarak maddi düzenekte tezahür eder. Dış dünyada azaldıkça iç dünyasında çoğalır insan... 

Yolcu, bazı anlarda ne kadar "güven" duyumsadığı üzerine sınanmalar deneyimler. Bu anlar genellikle "denge" de olma halimizin sarsıntıya uğradığı zaman süreçlerinde kapımızı tıklatırlar...
Örneğin Yolcu (The Commuter) filminde Liam Neeson ın hayat verdiği sigortacılık mesleğini icra etmekte olan emekli polis memuru Michael McCauley in tam da işten çıkartıldığını öğrendiği gün yüz bin doların sahibi olabileceği esrarengiz bir teklif ile karşı karşıya kalması gibi...
Şimdi kendimizi Michael in gözlerinden Dünya yı yorumlarken vizyonlayalım. İşten çıkartılmışız çok değer verdiğimiz sevgi dolu bir ailemiz var ve onlara henüz işten çıkartıldığımızı söyleyememişiz. Hergün işyerimize gitmek üzere yolculuk etmeyi tercih ettiğimiz banliyö trenine yine biniyoruz, kompartımanların birinde oturacak bir yer seçtikten sonra tam da büyük bir iştah ile kitabımızı okumaya dalacakken, karşımızda hoş, güzel, alımlı, zeki bakışları ile ilgi merak uyandıran bir kadın beliriveriyor ve bizden şu an bu trende aslında buraya ait olmayan bir kişiyi bulmamızı istiyor, üstelik o kişiyi bulmamız karşılığında yüz bin dolar teklif ediyor... Kendinizi nasıl duygular denyimlerken bulursunuz ve yanıtınız ne olur? 

HER SEÇİM YENİ BİR DOĞUM ANIDIR...

Sunulan teklifi kabul etmek ya da etmemek sizin seçiminiz. Ve her seçim bir an doğurur, yepyeni bir yol açar yolcuya...Ve her seçimde kendimize bir adım daha yaklaşırken yeni yolculukta çok şey öğrenme fırsatı yakalarız, en çok da kendimizi hatırlamaya dair...

Her gerçekleşen seçimin yönü, en yoğun olarak tatmin edilmesi gereken ihtiyaca yöneliktir. Para adını verdiğimiz maddeye yönelik ihtiyacınız var ise muhtemelen size sunulan cazip bir teklifi hemen red etmeyi seçmeyeceksinizdir. Michael'ın, merak duygusuna eşlik eden hamleler ile kendisini, kendi aynasında tanıyacağı bir oyun içersinde bulduğu gibi bakalım sizin seçiminiz size neler sunuyor? 

Eğer birşey planlamadığımız, istemediğimiz, ya da bizim kontrolümüz altında gerçekleşmiyorsa; yaşama istediklerimizi sunması için zorlayıcı tutumlar ile yaklaşmayı seçebiliriz, yaşama yönelik olumsuz tutumlar sergileyerek bir diğerini başımıza gelenler için suçlamayı veya yaşama küsmeyi tercih ederek seçim yapmama hakkımızı kullanabiliriz ki seçim yapmamak da bir seçimdir ne de olsa :) Halbuki seçimler çoktan gerçekleşmiş mevcut bedenimizdeki yaşamımızda hatırlamamız gerekenlere dair rota beden almayı seçerken belirlenmiştir. Ancak biz bu bilgiyi birçoğumuz hatırlayamadığımız için; şu an kendi zihinsel dünyamız içerisinde isteklerimiz gerçekleşmediğinde bunun pek de olumlu olmadığını düşünerek iç dünyamızda panik ve korku hissiyatlarını uyandırmayı seçmekteyiz. Ve çoğu zaman boyutunda,  kaybettiklerimizin ardından hemen daha fazla kazanmaya yöneltiyoruz rotayı. Oysa ki; durmak ve sindirmek için kendimize alan ve zaman tanıma yönünde ilerlersek, neden-sonuç döngüsünü daha net görüp algılayabiliriz. Ve hayatın bizlere sunduğu deneyimin,  neyi hatırlatmaya yönelik olduğunu kavrayabiliriz. İşte bu noktada cesaretle, yüreklilikle diğer bir deyim ile öz-e-güven ile yol almak yolcunun yolunu ışır...

Gelelim bizim yolcunun yoluna; Michael merak ile paranın bir kısmını bahsi geçtiği gibi saklandığı yerde bulur ve ardından trende oraya ait olmadığı öne sürülen yolcuyu bulmak için oyuna tam olarak gönülden istemese de dahil olmuş olur. Ve artık ona, kendisinden başka kimse yardım edemeyecektir. Kendi seçiminin sonuçları ile kendisi yüzleşecektir. İlk olarak değer verdiği bir arkdaşının ölümünü izlemek ile yüzleşir sonrasında trende birkaç kişinin daha ölümüne tanıklık etmek durumunda kalır. Seçimlerimizi gerçekleştirdikten sonra sonuçları için mutlak bir teslimiyet bilinci ile ilerlemeyi seçtiğimiz an gerçekten seçim yapmış oluruz ve hayat akar. Seçimimizin sonuçlarını başka insanlara yöneltiyorsak o zaman gerçekte bir seçim gerçekleştirmiş sayılmayız ve yeni baştan bir döngü yaratmış oluruz farkında olarak ya da olmayarak. Hatırlamamız gerekenleri hatırlayıncaya kadar yaşam oyunu yeniden kurar, tam bitti dediğimiz yerden yeniden başlar, yuvaya dönünceye dek...

Filmin sonunda ne gerçekleşiyor sizce? Michael ondan bulunması talep edilen yolcuyu buluyor mu? Ya da oyunu yarıda bırakıp kaçıp gidiyor mu? Siz olsanız nasıl davranmayı seçersiniz? 
Maalesef ki tahmin edeceğiniz üzere kaçıp gitmeyi çok istese de Michael oyunu sonuna kadar sürdürüyor ve en nihayetinde çok güvendiği eski bir meslektaşının kendisine bir oyun oynamakta olduğunu anlıyor. Herşeyi aslında onu çok iyi bilen bir arkadaşı planlamış.
Yaşam oyununda, güvenimizi kazanmış insanlara yönelik kartlarımızı hep açık oynarız. Ailemiz, ailemiz kadar bizi bilen insanlara yönelik derin bir güven duygusu besleriz. Ve bu insanlardan gördüğümüz saadakatsizlik derin yaralar açılmasına vesile olabilir. Lakin bu yaraların da anlatmak istedikleri hikayeler ve her hikayenin sonunda hatırlanacak bir mesaj gizlidir. Olay/durum her ne kadar olumlu ve iyi görünmese de bizim için en iyi gerçekleşebilecek olan ihtimaldir. Her bir yara bizim kendimize açılan kapımızdır, gerçekliğe bir adım daha yaklaşabilmemiz için...
Yolcumuz Michael için deneyimledikleri iyi bir sınanma olsa da sonunda kendi vicadının sesini dinleyerek yol almayı seçiyor. Seçtiğimiz yolda seçimimiz doğrultusunda yeni seçimler yapabilmekte özgürüz ve bunu ancak kalbin sesi ile buluşanlar gerçekleştirebilir. Trende hayatta kalan yolcuların kahramanı olan Michael vicdanın sesini dinleyerek yol almanın her daim aydınlığa çıkacağını gözler önüne bilgelikle sunuyor, özündeki kahramana bir adım daha yaklaşmayı seçerek...

Ya siz? Özünüzdeki kahramana kulak vermeyi seçiyor musunuz? Ait olmayanı buldukça, keşfettikçe ait olana bir adım daha yaklaşmakta iken...




























20 Haziran 2017 Salı

BIRAKACAĞIM "AN"I BEN BELİRLERİM...

Kabiliyet ve yetenekleriniz ölçüsünde en iyi biçimde icra ettiklerinizi düşünün. Ben "en iyiyim" diyor ve bu hususta kimse elime su dökemez diyorsunuz hatta birçok kişi sizin o işin ustası olarak görüyor ve değerlendiriyor. O kadar kendinizden eminsiniz ki, işte o en çok kendinizden emin olduğunuz, ben zaten hep şampiyonum, ikinci kim diye sorduğunuz, an karşınıza sizden daha genç, dinamik, yeteneğini daha hızlı ve etkin bir biçimde sergileyen kendine çok güvenen birisi çıksa neler hisseder ve akabinde nasıl davranırsınız? 


Arabalar serisinin son filmi bizlere; 
"hırs, teslimiyet, dostluk, inanç, potansiyel, öz güven, başarı, motivasyon, şans, farkındalık, yarış, öz potansiyel" temalarında harikulade bir yarış sunuyor; kendini bilme yarışı...




EMEKLİLİĞİN TADINI ÇIKAR :) ŞİMDİ YENİ BİRŞEYLER DENEME ZAMANI

Her yarıştığı piston yarışının yenilmez galibi Şimşek Mc Queen'i, yıllar sonra Jackson Storm adında daha ileri teknolojiye sahip, daha güçlü, daha hızlı yeni nesil bir yarışçı geçmeyi başarıyor ve Mc Queen ile yarış sonrası karşılaştığında gayet alaycı bir tavırla: "Nihayet sizi geçebilmek ne büyük bir zevk bilemezsiniz. Emekliliğinin tadını çıkar, diye eklemeyi de ihmal etmiyor :))) 


Siz,  Şimşek Mc Queen'in yerinde olsanız nasıl davranmayı seçersiniz? Düşünün artık "şampiyon" değilsiniz, televizyon haberlerinde asla eskisi gibi bir yarışçı olamayacağınız ve ne zaman emekli olacağınıza dair sorular yöneltiliyor... Böyle bir vizyon karşısında, olumlu hissiyatlar duyumsamak pek olası gözükmese de Mc Queen gibi azimle yeni birşey denemeliyim mi dersiniz? Yoksa "evet artık oldukça yaş aldım eskisi gibi hızlı değilim diyerek, sizin üzerinize etiketlenmiş mağlubiyeti kabul mü etmeyi seçersiniz? Hangisi, kırmızı mı mavi mi yoksa sarı mı :))

KAZANMAK--------------KAYBETMEK?

Kazanmak ve kaybetmek kavramlarını biraz daha somut bir şekilde tanımlıyor olsanız nasıl kelimeler süzülür zihninizden?
Kazanmak:...........................................................................................................................................
Kaybetmek:..........................................................................................................................................
Her kazanç bir kaybediş; her kaybediş bir kazanç değil midir? Şimdi nefes alın tüm organizma bir kazanç elde ediyor ancak bir sonraki kazanç için önce vermeniz içinize çektiğiniz havayı özgürce bırakmanız gerekmiyor mu? 
Her son dediğimiz yeni bir başlangıca gebedir. Ancak bunu fark edebilmemiz için zaman döngüsünde biraz daha kendi arayışımızı sürdürmemiz gerekebilir...

BAŞARISIZLIKTAN KORKMA, FIRSATIN OLMAMASINDAN KORK!

Yukarıda telaffuz ettiğim cümle filmdeki motivasyon üstadı; Cruz Ramirez'e ait. Ve hiç şüphesiz filmin en anlamlı cümlelerinden birisi.

Yılın en iyi geri dönüş hikayesini herkese kanıtlamak isteyen Mc Queen hırsla kendini geliştirmek üzere çalışmalarına yeni sponsorunun desteği ile başlar. Son teknoloji ile donatılmış simülasyon cihazlarının yer aldığı yepyeni bir alanda yeni yarış için hazırlanan Mc Queen in bir de motivasyon hocası vardır, Cruz Ramirez; genç yarışçılar ile çalışarak onların korkularını yenmelerine vesile olmaktadır. 

Cruz Ramirez, özünde hep hızlı bir yarışçı olmayı hayal etmiş ancak ebeveynleri ona büyük hayaller kurmamasını öğretmiş. Ebeveynlerimizin bizler için söyledikleri sözcükler ne kadar derin izler bırakabiliyor değil mi? Çünkü onlar bizim hayata açılan kapımız dolayı ile öz güven ile dayandığımız daima sıcaklıklarını ve güvenlerini duyumsamak istediğimiz bireyler. Ancak hatırlamalıyız ki ebeveynlerimizin de çocukluk dönemlerinde içselleştirdikleri, özümsedikleri var ve onlar da sadece kendilerini bilebildikleri ölçütte bize ışık olabiliyorlar.

Mc Queen'i olduğu gibi genç yarışçıların "kızgınlık" duygusunu motivatör olarak kullanan, Cruz Ramirez'e şaşmamak gerek aslında oldukça akıllıca; ebeveynlerine yönelik kızgınlığını kendi işinde ve diğerlerini  ilhamla disipline etmek üzere yakıt olarak kullanıyor.
Sizi, hangi duygular motive eder? Özünüzdeki tutkunun alevlenmesini sağlayan motivatör kaynaklarınız nelerdir? 

"Olumsuz herşeyi olumlu şeye dönüştürmek için yakıt olarak kullan" diyen Cruz Ramirez, deneyimlenen herşeyin bir adım daha ileriye gidebilmek için yaratıcı bir güç olduğuna inanıyor. Bu ne kadar da harikulade bir fikir değil mi? Bugünden itibaren bu motivasyon cümlesini bir oyuna dönüştürelim mi? "OLUMSUZ" olarak etiketlediğimiz herşeyi "OLUMLU" ya dönüştürmek için neye ihtiyacımız var? 

Şimdi kendi yaşamlarımızda karşı karşıya kaldığımız güçlük/zorluk/engel dediğimiz olaylara bir göz atalım; tüm "zor" dediğimiz yaşam deneyimleri aslında özümüzdeki varoluş potansiyelimizin ortaya çıkış dalgalarıdır. Dalgalar olmasa nasıl yüzeye çıkmak için emek verebiliriz ki? Dalgalar olmazsa hep okyanusun en derinlerinde yaşam serüvenimizi sürdürürüz lakin harikulade gökyüzünü göremeden ve duyumsayamadan.... Dış dünyada hiçbir olasılığın kalmaması halinde her birimiz içsel kaynaklarımıza özümüzdeki cevhere yöneliriz ve yavaş yavaş gücümüzü fark ederek, gerçekte kim olduğumuzu hatırlarız. Zorluk/güçlük olmasa belki de özümüzdeki gücü hiç keşfedemeyiz? Bu nedenledir ki; engel dediklerimiz aslında bize gitmemiz gereken yönü işaret eden koruyucu/destekleyici meleklerimiz olmasın?? Mesela en-gel kelimesini şu şekilde okumaya ve telaffuz etmeye çalışsak: gel-en = gelen :)

Gelen herşeyi sevgiyle kucaklamaya ve gelenin ardındaki manayı idrak etmeye kendimi açıyorum, desek nasıl olur? 



BEN "HIZ"IM

Yaşam döngünüzde ilerlerken kendinize olan inancınızı körükleyecek motivasyon cümleleriniz var mı? Mesela Mc Queen şöyle diyor: "Hızlıdan da hızlı ben en hızlıyım. Hızlıdan da hızlı süratli, ben "hız"ım. Harika değil mi? 
Bazen tüm yollar kapalı ve karanlık gibi görünebilir, her birimizin "tükendim, yoruldum, artık devam edemeyeceğim vb." dediği an lar var olmuştur. Peki sonrasında bizleri ne/neler harekete geçirir? 

SON BİR ŞANS MI ARIYORSUN EVLAT?


Zihnimizde evirip çevirip bir çıkış yolu göremediğimizde genellikle; geçmişte deneyimlediğimiz ve bedensel hafızamıza işlemiş anılarımıza, kendimizi güçlü, huzurlu, mutlu, iyi hissettiğimiz dostlarımıza, ilham veren hocalarımız ile deneyimlediğimiz günlere doğru yelken açmak isteriz,  diğer bir deyim ile bizim için güvenli zemine geri döneriz.

Mc Queen de kendisini yetiştiren belkide kendisinin kendisi olmasına olanak sağlayan hocası Hudson Hornet nam-ı değer; Dock ile deneyimlediği kendini keşfettiği topraklara geri dönüyor ve tüm dostlarının ve Cruz Ramirez in desteği ile kabulün/teslimiyetin özünden doğan yeni olasılıkların gücüne kendisini teslim ediyor. Artık eskisi gibi hızlı olmadığını ve asla eskisi gibi hızlı olamacağını kabul ettiği an tüm tecrübelerinin ışığından yararlanabileceğini görüyor, Mc Queen. Dostlarının dediği gibi : "boşluk oluştuğunda onu kullan" deyimini idrak ediyor. 


Kendi yaşam döngümüze merceğimizi çevirecek olursak bazen gerçekleri yadsır ateşe doğru inat ile yürürüz sonrasında ise keskin sirke küpüne zarar misali en büyük zarar ziyan kendimize mal etmiş oluruz. Halbuki olması gerekenin gerçekleştiğini bilerek teslim olmayı seçtiğimizde önümüzde duran yeni kapıyı, yeni olasılıkları fark edebiliriz. Hırs; bizlerin varoluşun destekleyen en önemli motivatördür lakin ölçülü kullandığımızda; hırsımız bizi yiyip bitiren bir canavara da dönüşebilir ya da hırsımız iz bırakabilir. Siz hangisini tercih edersiniz? İz bırakmayı mı yoksa bir canavar yaratmayı mı? 
Sağlıklı hırs; rekabet ve işbirliğinin orta paydasında; sevgi, merhamet, empati, şefkat duygularını içermektedir. Ve asıl yarıştığımız kendimizden başkası değildir.Diğerinde bizi rahatsız hissettiren her ne nitelik var ise bu bizim özümüzde var olan bir türlü kabul alanımıza taşıyamadığımız parçamızdır.


BENİM SON ŞANSIM SANA İLK ŞANSINI VEREBİLMEK İÇİN...

Kaybetmek güzeldir, güzelliği yepyeni olasılıkların sihirli doğasında saklıdır. Yeni olasılıkların doğabilmesi için önce kaybettiğimizi kabul etmemiz gerekmektedir, değil mi?
Ve Mc Queen son bir gayret ile dostlarının umudunun gücü ile, özündeki bitip tükenmek bilmeyen ateşin hızı ile yarışa çıkar ve yarış sırasında aslında tüm deneyimlediklerinin nedenini keşfeder, film şerdi misali Cruz Ramirez ile deneyimledikleri gözlerinin önünden akarken artık usta bir yarışçı olmanın vakti geldiğini idrak eder.

Cruz Ramirez i yarışa dahil eden Mc Queen artık onun yol göstericisi en büyük motivatörü olarak yolculuğuna devam edecektir, kim bilir belik de ara ara piston yarışlarında boy göstermeye devam edecektir ne de olsa son şansım dediği yarışı zekasını kullanarak kazanmıştır işte bu nedenle devam etmek de, bırakmak da Mc Queen in kararına bağlıdır.

Bıraktığımız an, yepyeni bir boyutta yarışa devam etmiyor muyuz, sizce?

Büyük bir üstat olabilmek;  kendini geçen bir öğrenci yetiştirmek ile mümkün olabilir...







ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com



















4 Eylül 2016 Pazar

DENİZ KABUKLARINI TAKİP ET...


Kayıp Balık Nemo; travmaların dönüştürücü etkisini bizlere hatırlatmıştı, derinlemesine okumak için:  http://oozgegenlik.blogspot.com.tr/2013/04/sansli-yuzgec.html /linkini takip edebilirsiniz.



Kayıp Balık Dori nin ana mesajı ise: yaralarınızı şifaya dönüştürmek sizin elinizde, yeter ki inanın, isteyin ve kalbinizin rehberliğinde yol alın.
Kıssadan hisse; Kayıp Balık Dori; kendini kendinde arayan insanın halini eşsiz inancı ile muazzam bir şekilde izleyici ile buluşturuyor.

Düşünün 10 saniye sonra bütün düşündüklerinizi dolayısı ile söylediklerinizi unutacaksınız, nasıl bir yaşamınız olurdu? Kısa bir süre gözünüzün önüne getirmeye çalışın. …

“--Ailemi kaybettim
--Onları en son ne zaman gördün?
---Unutttum;” masum, çaresiz dialogu ile başlıyor, kısa süreli hafıza kaybı yaşayan mavi , kocaman yürekli Tang balığımız Dori’nin hikayesi.
Koskoca okyanusta ailesini kaybeden Dori’nin ailesini bulmak için çıktığı yolculuğa şahit olurken aslında Dori’nin kendisi ile bütünleşmesine aynı zamanda ona destek olan dostlarının yaşamına kattığı cesaret, inanç ve umuda da tanık oluyoruz.

Okyanus canlılarının birbirinden farkı şekilleri/formları, her birinin kendine has nitelikleri ve  renklerin harmonisinde yüzerek Dori’nin macerasına eşlik ederken Dori’nin “dönüşüm”ü ne kadar güzel anlattığını gözlemledim.


Dönüşüm: görmeyi öğrenmek, varlığımızın (- ve +) tüm yönleri ile olduğu gibi kabullenmek ve varlığımızın kendine has, biricik niteliklerini en verimli şekilde paylaşabilmektir.

Dori; kısa süreli hafızasında sorun yaşadığını ve 10 saniye içerisinde söylediği, yaptığı, düşündüğü herşeyi unuttuğunun bilincinde. Tek unutmadığı şey= herşeyi unuttuğu. İlk adım “farkındalık” ve farkındalığa eşlik eden kabulleniş, teslimiyet. Ardından niyet etmek ve akışa bırakmak, plan yapmaksızın, düşünmeksizin. Sadece niyetiniz doğrultusunda eylemde olmak, kalbinizin ritmi ile; bir olmak = "an" olmak.

 “Planlar ne işe yarar ki, en güzel şeyler tesadüfen olanlardır”

Plan yaparız çünkü herşeyi kontrol altında tutmak isteriz, böylece güvende olduğumuza inandırmışızdır kendimizi. Halbuki nefes aldığın her an güvendesin, seni yaratan senin iyi olmamanı ister mi hiç? Dori’nin zaten plan yapabilme gibi bir şansı yok dolayısıyla her an kalbinin sesini dinliyor ve hemen adım atarak eylemde var oluyor böylelikle bir kapının diğerini açtığını, niyetin yürekten olduğunda bir süreçte yol alarak hedefe ulaştığını görüyoruz, Dori’nin macerasında.


"Daima başka bir yol vardır”

Dori, kendini o kadar iyi biliyor ki ancak kendine rağmen pes etmiyor! Bazen “kusur” olarak nitelendirdiğimiz özelliklerimiz en büyük yardımcımız, şifa kaynağımız olabilirler. Çünkü diğerlerinden farklı olan niteliklerimiz bizi biz yapanlardır. Bu bağlamda kendimizden kaçmak yerine, kendimiz ile buluşmayı tercih ederken (-) yönlerimizi de mercek altına alarak kendimizi (-) (+) kutuplarımızın bütünlüğü içerisinde kabul etmek, yaşamı daima “an” da yaşamımıza destek olur.
Dori de, kısa süreli belleğindeki sorunu, kalbinin sesine kulak vererek cesarete ve umuda dönüştürüyor.
Özellikle karar vermekte güçlük deneyimlediğiniz “an”larda bir durun tam bir nefes alıp verin ve konudan, çevrenizden bir süre uzaklaşarak odağınızı farklı bir yöne çevirin, gerçekten olması gereken, yürekten hissettiğiniz cevap o zaman hemen gelir.


Kurtarma- Rehabilitasyon-Salıverme

Kalbinin izini süren cesur Dori, cesaretin gücü ile parça parça ailesine ve yaşanmışlıklarına dair anılar hatırlamaya başlar. Hatırladıkları onu Kalifornia Deniz Yaşam Enstitüsü’ne kadar getirir.
Burada sürekli kendinen kaçan huysuz ancak bir o kadar da kıvrak bir zekaya sahip Hank adında bir ahtapot ile tanışır, filmin sonlarına doğru izleyeceğiniz üzere; Dori, Hank’in kalıplaşmış işlevsel olmayan düşünce kalıplarını dönüştürerek onun kendisi ile yüzleşmesine ve özündeki bilgeliği uyandırmasına vesile oluyor. Bir de dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer husus; yola çıktığınızda sizi destekleyen birçok varlığın serüveninizin bir bölümüne ortak olacağı ve sizi destekleyeceğidir. İşte asıl “öz”güven budur. Yanınıza sadece kendinizi alarak çıkacağınız yolculuk=’öz’e yolculuk….

Kurtarma: kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Sorun-problem-bir türlü çözemediğinizi düşündüğünüz, hissettiğiniz her ne varsa reddetmek, yok saymak yerine olanı olduğu gibi kabul edin. Kimseyi değiştiremezsiniz, bunu kabul edin. Olaylara, kişilere, durumlara olan bakış açınızı dönüştürmeye niyet edin. Çevrenizde olan herşeyin kendi merceğinizin bir yansıması olduğunu görün. Hislerinize kulak verin, kendinizi dinlemeye ve kendinizi hatırlamaya niyet edin.

Rehabilitasyon: iç sesininiz ile iletişime geçin. Özünüzdeki sesi rahat dinleyebilmek için kendinize sessizlik zamanları hediye edin. Bugüne değin, kendinize dair oluşturduğunuz tüm inanç kalıplarını yok sayın, içinizde yakın bu inançları.Kendinizi keşif yolcuğuna çıkın, yeni birşey öğrenmiyorsunuz sadece kendinizi hatırlıyorsunuz, kaybolduğunuzu hissettiğinizde “korku” duygusunu deneyimlemek yerine “sevgi” duygusunu deneyimlemeyi tercih edin. Kaybolmak, kendi özüne bir adım daha yaklaştığının göstergesidir. Dori olsa ne yapardı? Deniz kabuklarını izlemeye devam ederdi J Siz de yüzmeye devam edin, yaşamaya sadece yaşayın içinizden geldiği gibi, iç sesiniz daima doğru yönü işaret eder. Acı en iyi öğretmendir. Acılarımız bizi dönüştürür. Acılarınızdan kaçmak, onları görmezden gelmek yerine acının içine doğru yürüyün ve sizi dönüştürmesine gerçek benliğinizi hatırlatmasına izin verin.

Salıverme: Şimdi İkinci doğumunuzu gerçekleştirdiniz, tebrikler J Şu an, geriye kalan yaşam “an”larınızı kalbinizin ritmi ile deneyimlemeye hazır mısınız?

Hatırlayın; kaybolduğunuzu hissettiğinizde tek yapmanız gereken şey: en iyi bildiğiniz şeyi yapmaya, “yaşamaya” devam etmek ve kalbinizin sesini dinlemek...

Yüreğinin derinliklerindeki ses, seni gerçek ailenle buluşturur, dinlemeye cesaretin var mı?...



Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com