15 Nisan 2017 Cumartesi

EVET Mİ? HAYIR MI? YA DA ................

Yarın  da her harikulade muhteşem günde olduğu üzere parıl parıl ışıl ışıl tüm görkem ve  ihtişamı ile Güneş bizleri selamlıyor…

Hiç dikkatle gözlemlediniz mi?... Güneş doğduğu noktanın tam karşısından yani diğer bir deyim ile zıt kutbundan batar. Her ne kadar ihtişamlı olursa olsun her başlangıcın bir sonu olduğunu hatırlatır
bizlere …
Ve bir sonraki gün yeniden yeni bir başlangıç yapar  tüm görkemli ışınları ile selamlar bizleri,  biz biliriz ki en bulutlu kasvetli, karanlık günde dahi Güneş semadaki tahtında oturmaktadır.
Bu eylemi ile Güneş bizlere: her sonun yeni bir başlangıca gebe olduğunu, bizlerin sonsuz ruhani varlıklar olduğu gerçeğinin bir mesajını iletmek istiyor olabilir mi?

Her birimizin bir Güneş tanımı mevcuttur. Örneğin "ben kimim?" Sorusuna vereceğim yanıt benim Güneş algımı yansıtır.
Güneş bizlerin “öz” ünün bir sembolüdür bu bağlamda kişinin varoluşunu nasıl yapılandırdığının ve bilinç düzeyinin  göstergesidir.

Güneş; hakikattir. Hakikatın merkezi kalptir. Kalbin sesi ile buluşmak öz ile temas halinde olmak ve aynı zamanda canlı olmak anlamına gelir.

Şu anki insan varlıklarının birçoğunun bilinç boyutu maddi düzenekte takılı kalmış halde. 
“Öz” e güvenemeyen insanoğlu kendisini edindiği, sahip olduğu mal-mülk-para gibi aslında hiçbir zaman varoluşun doğasında olmayan materyaller ile tanımlamakta ve üstüne üstülük bu materyalleri biriktirmeye meyil etmekte...

Kendi varoluşunu, kendi öz doğasını unutmuş insan varlıklarının Dünya genelinde “depresif bozukluk” tanısı ile tanımlanmaları hiç de tesadüf değil. Aksine  bu durum, çok mutluluk halleri deneyimlenmesi gereken bir odak noktası.

Depresif bozukluk sizi uyandırır ve merkezinize doğru gelmeniz için sizi yavaşlatır hatta bazen durdurur. Kendi öz sesiniz ile buluşabilmeniz için muazzam büyüklükte bir alan açar. Ancak birçoğunuz bugüne değin aydınlanmamış karanlıkta kalmış biricik ışığınızdan korkmayı tercih ettiğinizden “endişe, panik, evham” gibi duygudurumlar ile oradan oraya kökü olmayan bir ağaç misali oradan oraya savrulup duruyorsunuz.  

“Öz”e olan güvensizlik korku hissiyatlarını tetiklemekte bu da insanoğlunu “olmak”tan çok “sahip olmaya” yönlendirmektedir burada tatmin edilmesi gerekerek su yüzüne çıkan temel ihtiyaç: “güven”dir. İnsan kendisini güvende hissetmedikçe dış dünya objelerine tutunma ihtiyacı artmaktadır.

GÜVEN—BIRAK---TESLİMİYET

Bırakabilmek ve güvenle teslim olabilmek bir seçimdir. Bu yönde bir seçim size tüm varoluş potansiyeliniz ile bir olabilmeniz yönünde destekleyici rüzgar rolünü üstlenir.

Bizler şu zamanının kalitesinde var olmayı çoktan seçtik, oyun oynandı ve bitti. 
Şimdi seyr halindeyiz. Dünya gezegeninde beden almayı seçtik, bizleri gerçekten biz olma halimiz ile bütünleştirebilecek en uygun ebeveynleri seçtik, hatta kendimize bir isim dahi seçerek bu güzel mavi gezegende beden aldık.
Ve her an seçimlerimizin sonuçları ile karşılaştıkça yeni seçimler yapıyoruz. 
Halbuki oyunun sonu belli.

SEÇİM

Seçim bir kelimedir. Önemli olan kelimenin vurguladığı bağlantı ve ardındaki manadır...
Hiç kimse anlam veremediği bir seçimin ötesini görememektedir ve seçimler in sadece bir denklemin değişkenleri olduğu her daim hatırlanmalıdır.

Her zaman şifre sözcük :DENGE

Nihai hedef: denklemin eşitliğinin sağlanmasıdır.


Seçim; öz ihityaçlarımız doğrultusunda kalbimizin sesi ile eyleme geçmek ve özgürleşmektir..
O ihtiyacımız tatmin olduğunda yeni bir ihtiyaç tezahür eder ve o ihityaç doğrultusunda seçimlerimizi oluşturur ve sonuçlarına uygun yeni seçimler yaratırız….  bu  şekilde sonsuz döngü varoluşunu sürdürür. Ta ki sistem dengeyi sağlayıncaya dek…

EVET------HAYIR

Sayılı saatler sonra bir seçim yapılıyor biricik kıymeli ülkemizde; iki sözcükten birisinin ardındaki manayı, anlamı, gelişeceğini tasvvur ettiğimiz doğrultuda seçimimizi yapıyoruz ve özgürleşiyoruz.

Bu iki sözcüğün üzerine biraz yoğunlaşmayı tercih  edebilirsiniz özgür ruhani bir varlık olarak bugüne değin “evet”leriniz ve “hayır”larınız nasıl form kazandı, kazanıyor ve kazanacak? Şimdi oturup bunu bu düşüneceksiniz, değil mi hiç olası değil, belki düşünmeyi ve duyumsamayı seçecekler olabilir...

Tabi her iki sözcük de derin anlamlar içeriyor. Her bir birey kendi ihtiyacı doğrultusunda seçimini oluşturarak sonuçları göğüslüyor. Ne de olsa her bir seçim anında diğer tüm olasılıkları elemiş oluyoruz.

Sizce mağlubiyet olacak mı? Kaybeden ya da kazanan?

Birçoğunuz bu soruya bir yanıt veriyorsunuz. Halbuki kazanan ya da kaybeden olmuyor. Mağlubiyeti doğada gören var mı? Hiçbir yaprak ağaçtan düşerken “tüh kaybettim” der mi? Herşeyin bir zaman döngüsü var, insan varlığı da doğada bir hayvan olduğuna göre? Mağlubiyet, kazanmak-kaybetmek ego bilincinin bir yansımasından ibarettir. Sadece olan var olur. En fazla enerji yüklü ihtiyaç kendinisini realitede gerçekleştirir.

Şu an “evet” ya da “hayır” demek çok çok önemli hayati bir karar gibi algılıyor birçoğunuz tarafından çünkü halen evrenle uyum içerisinde değilsiniz zannediyorsunuz ki; bir başkasının kaybı size mutluluk hali hissettirecek ya da tam tersi…

Halbuki gerçekliğin okyanusunda sezginin gücü ile yol almayı seçtiğinizde bir başkasının rüyasını gerçekleştirmenin sizi size yaklaştıran tek yanıt olduğunu idrak ediyorsunuz…

Mutlak BİR in parçalarıyız hiçbirimiz birbirimizden ayrı olmadığımıza göre bir başkasının mutlu olmama hali size nasıl mutluluk hali
deneyimleri tattırabilir ki?

Peki nasıl olacak? Ben hür bir insanım kendi inançlarım, iradem doğrultusunda seçimlerimi yapamayacak mıyım? Dediğinizi dinliyorum.
Tabi ki yapıyorsunuz lakin bir diğerini alt etmek güdüsü ile yola çıktığınızda her birimiz başladığımız noktaya geri dönüyoruz. Yol almak için anahtar kelime “ANLAMAK”…
Anlamak için dinlemek, anlayışla, şefkatle, merhametle yaklaşabilmek.
Seçiminin ardındaki ihtiyacı görebilmek bu ihtiyacın kaynağını anlamak için yaklaşabilmek işte bu şekilde büyürüz…

Şimdi bir seçim yapma zamanı
O seçim sürecinde de gerçek seçim:  tıpkı bir kuğu kuşu gibi yavaş yavaş bilinmeyene doğru yelken açmak olmalı.. Sadece gördüğüne ve algıladığına takılı kalmak yerine görünen ve algılanın ardındakine odağı kalbin gözü ile yöneltmeyi seçmek olmalı…


Doğru ya da yanlış davranmayla ilgili fikirlerin ötesinde bir yer var. Seninle orada buluşacağım.” Mevlana



ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi

www.vestaakademi.com

8 Nisan 2017 Cumartesi

NE OLMAK İSTİYORSA O OLABİLİR...

Pierre Culliford (Peyo) Belçikalı karikatürist, yarattığı Şirinler karakterleri ile her birimizin özündeki Cesur’u, Çalışkan’ı Sakar’ı, Aşçı’yı, Usta’yı, Hayal’ciyi, Uykucu’yu, Tembel’i, Somurtkan’ı, Mühendis’ I ,Güzelliği hayalgücünün dansı ile ortaya başarılı bir şekilde tezahür ettirirken, acaba bizleri kendi özümüzdeki ışık ile buluşturmaya mı niyet etmişti, ne dersiniz?


Şirinler 3 Kayıp Köy’de rengarenk büyülü Dünya nın bu seferki ana macera kahramanı Şirinler Köyünün tek kızı olan güzeller güzeli Şirine…

 
MARİFETİM NEDİR?

Şirine kendini arıyor bu sevgi macerasında, “ben kimim? Benim marifetim nedir acaba? Diye sorarak kendini bulma serüvenine tüm gerçek sevgi dostları ile beraberce bizleri de çoşkuyla davet ediyor…

Şimdi hayal edin bir şapka var, kafanıza koyduğumuz anda sizin bu Dünya gezegenine sunmaya geldiğiniz marifetinizi gösteriveriyor , ne harika bir buluş değil mi?

Keşke böyle bir şapka gerçekten olsa dediğinizi duyar gibiyim, şimdi size büyülü bir sır vereyim ki; böyle bir şapka var ancak dışarıda bir yerde değil, içeride yüreğimizin tam ortasında.

Şirine bu şapkayı denediğinde olağanüstü birşey oluyor tüm enerjiyi kendine doğru çekiyor bilge sarışın minik mavi bireyimiz hayalkırıklığı deneyimliyor ve gerçek bir Şirin olmadığı için kendini asla bulamayacağını gerçekten nasıl bir yeteneği sergilemesi gerektiğini bilemeyeceğini düşünüyor ve derin bir üzüntü hali deneyimliyor. Arkadaşları Sakar, Cesur ve Gözlüklü onun neşesini yerine getirebilmek için harikulade güzellikteki Doğa ya eğlenmeye gidiyorlar.

Bunaldığımız anlarda, yüreğimizin sıkıştığı zaman süreçlerinde Doğa bizlere daima en gerçek yanıtları verir değil mi?

Ve Doğa Ana bizim dört cesur bilge yürek mavi varlıkları bambaşka bir serüvene Şirine nin gerçekte özünde kim olduğunu hatırlama, diğer minik mavi adamlarımızın da sevginin gücünü deneyimleme ve görme süreci başlıyor.

GÜÇLERİN GÜCÜ ADINA

Tabi  “Güçlerin Gücü Adına” diyen değerli büyücümüz Gargamel’ i hatırlayalım. Garga
mel, gücün peşinden hiç vazgeçmeden koşan her ne kadar kaybetse de koşmaya bitip tükenmek bilmeyen bir enerji ile devam eden egomuzun gölge/karanlık yönünü ne kadar güzel betimliyor…



EGO =BEN

Birçoğumuz “ego”nun kötü birşey olduğunu düşünür ve inanırız. Halbuki ego demek “ben” demektir. Ve “ben”in her unsuru 2 kutbu içerir. İyi kötü sayesinde anlam bulur; hüzün, neşe sayesinde anlam bulur; güzel, çirkin sayesinde anlam bulmaktadır. Nihai hedef bu iki kutbu “denge” haline getirmek ve “öz” e doğru yönelerek dönüşümümüzü gerçekleştirmektir. Hatırlayalım; sağlığın şifresi “denge”dir.
Zihinde sıklıkla düzenli olarak tekrarlanan düşünceler inançlara, inançlarda tekrar eden eylemlere, sıklıkla düzenli olarak tekrar edilen eylemler alışkanlıklara ve en nihayetinde de alışkanlıklar yaşam şeklimizi/ hayata bakış açımızı oluşturur. Çoğu insan varlığı buna “kader” der. Halbuki “kader” dediğimiz şey toprağa ektiğimiz tohumun çiçeğidir. Toprağa her ne ekerseniz onu biçersiniz.

Bu sebepten ötürü, farkındalıklı bir bilinç ile hayata bakış açınızı irdeleyerek alışkanlıklarınıza gözlemci olursanız eylemlerinizi “özünüzün ışığında kalbinizin sesinin ritminde tezahür ettirirseniz böylece inançlarınız dönüşür, inançlarınız dönüştüğü an yaşamınız dönüşür ve gerçekten olmanız gerektiği yerde, zamanda, alanda ve boyutta düşünceleriniz ile her an yaratıcının kendisi olduğunuz ışık bilinci ile kendinizin gerçekte kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Seçim kimin?
Engeller mi var?
Engelleri kim, nasıl, ne amaç ile yaratıyor?
Engellerin mimarı ve mühendisi bizzat kendinizsiniz, efendim.
Farkında olalım lütfen.
Ben deli miyim? Neden kendi kendime engel olayım?
Estağfurullah, ayrıca delilik en yaratıcı potansiyellik makamıdır J

Her birimiz ışığımıza yaklaştıkça “korku” hissiyatları deneyimleriz ki, bu çok doğaldır. Doğduğu an herşeyin bilgisini canlı bir şekilde bilen insan varlığı, önce kendisine birincil derecede bakım verenler ardından da toplumdaki diğer insan varlıklarının zaman sürecinde  koşullandırılmış bilinç yapısı nedeni ile
“kendini unuttu”.
Hatırlamaya adım attıkça ardında ne olduğu belirsiz upuzun duvarlar çıkıyor. Tıpkı Şirine ve dört mavi cesur bilge yürek mavi adamımızın Gargamel den canlarını kurtarmaya çalışırken karşılaştıkları upuzun duvar gibi o duvarın en altında minik mavi adamlarımızın geçebileceği kadar küçük bir boyutta açıklık mevcuttu ve dışarıya doğru ışık yayılıyordu, hatırlıyor musunuz?

Ancak gerçek şu ki; bilinmeyen hem ürkütücü, hem de merak uyandırıcıdır,
değil mi?

Kendinizi hem bilmek istersiniz hem de öze bakmak özü görmekten kaçınırsınız.
İşte tam da bu nedenden ötürü insan varlıkları “psiko-terapi” sürecinden kaçınırlar. Bazıları cesurdur başlarlar heves ve heyecan ritimleri eşliğinde ancak sonrasında kendi özlerine yaklaştıkça terapiden “drop-out” dediğimiz; kaçınarak terapiyi bırakma eylemi meydana gelir.
Neden böyle tersine dönüverir birden tüm süreç?



Biraz önce belirttiğim üzere ışığımız ile bütünleşmek ve ışığımızın sorumluluğunu üstlenerek var olmak  pek de hatırladığımız bir süreç olmadığı için ürker ve kaçarız. Halbuki cesaretle karşımıza kendi oluşturduğumuz engelleri fark eder ve onların üstüne doğru ayaklarımızı yere sağlam bir şekilde köklendirerek  zemini hisesede hissed özümseye özümseye yürürsek, filmde izlediğimiz gibi minicik dar bir tünelden ışık huzmelerinin yayıldığını görebiliriz.






Oluşturduğumuz engellerimiz de kalben en çok bağlı olduklarımızdır.
Siz en çok neye kalben bağlı olduğunuzu duyumsuyorsunuz?

Şirinlerimizin en yürekten bağlı olduğu kişi kim? Şirin Baba J

Ve Şirin Baba, bizim  minik mavi adamlarımızı kendi yuvalarından çıkmamalarını isteyerek onları korumak adına minik bir ceza yaptırımı uygular.

Lakin, bilinmeyen merak uyandırıcıdır bir de tabi işin içerisinde Gargamel var ise, ya kayıp köyü Gargamel bulursa ve oradakilere zarar verirse diye içine sinmeyen Şirine, Sakar, Cesur ve Gözlüklü çok sevdikleri ve değer verdikleri Şirin Babanın sözünü dinlemeyerek sonuçta ne olacağını bilmeksizin kendilerini bırakıverdiler bilinmeyen güzellikteki ormana doğru…
Koşulsuzca, sonuçları düşünmeksizin bırakabildiğimiz her an kalbimiz bizlere doğru yönü, doğru zamanı işaret etmektedir.




Kayıp Köy e doğru yol alırken beklenmedik süpriz olaylar tabi ki oldu tıpkı kendimize doğru yol almaya niyet ederek o ilk adımı attığımız an olduğu gibi gerçekten istiyor muyuz? Yoksa istemiyor muyuz? Diyerek yaşam bizleri bir sorgulamaya çekiverir. Sınavlar yaşamın her nefesinde var olurlar…

Nehirdeki salda yol alan sevgili Şirinlerimizin Gargamel ile karşılaştığı an, Gargamel’in  salını nehrin akıntısında kaybeder ve boğulmak üzere iken yardım ister. Bizim sevgi ışıldayan minik mavi adamlarımız Gargamel’e yardım ederler ve onu kendi sallarına alırlar. Gargamel ne yapar peki? Tabi ki onları saldan aşağı atar ve salı kendi himayesine alıverir.

Şimdi bir düşünelim, sizin gücünüzden yaralanmak isteyen niyeti pek de iyi olmayan bir kişiye, o çok zor bir durumda olduğunda yardımcı olur musunuz?
Cevabınızda samimi olun lütfen J
Evet ise cevabınız şu bilinçte olmalısınız: verdiğim daima benimdir. Kendi eylemlerimden ben sorumluyum. Bu farkındalıklı bir bilinç boyutudur.
Hani bir söz vardır, sana taş atana sen ekmek at diye. Neden böyle derler çünkü her birey kendi davranışlarının sonuçları ile karşılaşır ve her diam her birey yaşattığı/deneyimlettiği herşeyi kendisi bizzat yaşar/deneyimler.
O bana kötülük yaptı diyorsanız aslında olumsuz eylem gerçekleştiren bireylerin, kendilerine kötülük yaparak kendi içlerinde olumsuz ve umutsuz olduklarını henüz fark edemiyorsunuz, bir an gelir fark edersiniz.
Her birey kendi içsel dinamiğini dış Dünya ya sunar.

Her birey niyeti doğrultusunda eylemler ile karşılaşır, bizim güzel şirinlerimiz de sallarını Gargamel’e kaptırmış olsalar da yollarından sapmış olsalar da, niyetleri temiz ve iyi olduğu için karşılarına düştükleri tunneled fosforlu tavşanlar çıkıverir, bakın siz şu işe ?








Siz yüreğinizin sesi ile eylemde olduğunuz sürece tüm evren sizi gözetir ve her an yardım
ihtiyacınız olduğunda size rehberlerini koşulsuz sevgi ile gönderir.
Ve en nihayetinde savaşçı ruhlu şirinlerimiz kayıp köye varırlar. İlk başta pek hoş karşılanmasalar da maskeli yüzlerin ardındaki bir sürü kız Şirin, bizim Şirinlerimizi hayrete düşürmüştür.

Bizler içerisinde bulunduğumuz Dünya nın tek olduğu inancı ile eylemde olsak dahi her insan varlığı başlı başına keşfedilecek bir evrendir.

Sadece kız Şirinlerden oluşan Kayıp Köyün rengarenk atmosferi gerçekten izlemeye doyulmacak keyifte, sizi öpen bir çiçek düşünsenize, aslında hem öpen hem biraz döven. Hem severim hem döverim diyen…

Sonra sizi hüüüppp diye içine çeken sonra sizi oyuncak bir top gibi karşısındaki çiçeklere fırlatarak
oyun oynayan çiçekleri canlandırın gözünüzde ve yüreğinizde ne kadar heyecan verici ve eğlenceli değil mi?


Tabi her eğelncenin ardından zorlu bir süreç gelir. Her gözyaşının ardından gelen kahkalar gibi…
Gargamel’in de Kayıp Köy’ü bulması ile Şirine nin Gargamel tarafından kil hamurundan yaratıldığını öğrenen Kayıp Köyün Şirin kızları, Şirine’yi suçlarlar. Gargamel bütün Şirinleri dondurarak, güçlerini kendine aktarmak için şatosuna götürür ancak dondurucu büyüsü Şirine’de işe yaramaz çünkü Şirine gerçek bir Şirin değildr.
İlk başta buna çok içerleyen Şirine kısa sürede tüm gücünü toparlayarak Gargamel’in Şatosuna gider daha önceki şapka deneyiminden bildiği üzere tüm enerjiyi kendisine yönelterek enerjiyi kendi içinde dönüştüren bir niteliğe sahiptir.
Bunu gerçekleştirdiğinde tüm Şirinleri kurtarır ve kendisi başlangıcına kil hamuru haline döner.

Bu sahne “sevginin gücü” nün tüm gösel şölenini yansıtıyor ki; tüm Şirinler el ele tutuşmuşlar geniş bir daire oluşturmuşlar ve ortalarında kil hamuru formundaki Şirine yeryüzünde uzanmakta. Sonra sihirli birşeyler olmaya başlıyor, sevginin gücü Şirine ye yeniden yaşam enerjisi ile can veriyor. İşte bu kadar güzel anlatılabilirdi sevginin gücü. Sevginin Gücü ile yaratamayacağınız, oluşturamayacağınız hiçbir şey yoktur. Herşey Sevgi dir.Sevgi herşeydir.
Bizler, sonsuz Sevginin tezahürleriyiz.

Ve son sahnede Şirin baba şöyle der: “gerçek bir Şirin olduğunu düşünmüyordu ancak aramızdaki en gerçek Şirin oydu.”
Şirine ne olmak istiyorsa o olabilir; işte Şirinenin marifeti buydu. Özündeki sonsuz sevginin yaratıcı potansiyeli ile istediği herşeye dönüşebilir, tıpkı biz insanoğlu gibi, ne dersiniz?


Hadi bakalım; mavi peynir deyin ve Şirinleyelim…

Uğur böceğiniz her soluğunuzda sizlerle olsun...




ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi

www.vestaakademi.com

27 Ocak 2017 Cuma

2017 YILININ MESAJI : HOROZ GİBİ OLAN BU YIL KAZANIR...

"Son başlangıçtadır, başlangıçta sondadır."

2017 yılı bu yazının yayınlandığı gün (28 Ocak) ve saatte (02.08) bütünüyle bizlerle birlikte akmaktadır...
2017 yılının ana mesajı: kendi özündeki ikilikleri "bir" haline getir ve özündeki sesi dinleyerek tıpkı bir horoz gibi eyleme geç. 2016 yılı kırmızı maymun yılı idi, haylaz maymun epey bir ortalığı karıştırırken aslında bizlere bilindışı mekanizmamızda varoluşunu sürdüren ikilikler ile yüzleştirdi. Ve şimdi sıra bu ikilikleri derleyip toparlayıp kalbimizin analiz süzgeçinden geçirerek bütünleştirmekte ve merkezden doğan odak ile eyleme geçme zamanıdır, hazır mısınız? Bu yıl oturmak yok, kalbiniz ne yapmanız gerektiğini gerçekten biliyor. Kalbinizin sesinin izini sürün ve kırmızı horoz un harekete davet yılına merhaba deyin.

Horoz gibi ötmeye hazır mısınız?

En değerli nitelikleriniz neler? Dünya ailemize ne sunmak istiyorsunuz? Bugüne değin hep hayalini kurduğunuz ancak bir türlü eyleme geçiremediğiniz neler var? Şimdi hayalleriniz ile en değerli niteliklerinizi birleştirerek yüreğinizin isteklerini somutlaştırma zamanıdır. Belki de aklınızda hiçbir şey olmayabilir ancak kalbinizde var, siz gerçeklikte ne yapılmasını gerektiğini biliyorsunuz. 


Evet ve Hayır Ötesinde Buluşalım mı?

2+0+1+7= 10= 1+0 = 1 

1: Birliği temsil eder. Bu yıl yeni başlangıçlar için ve birliği yaymanın yılı. Evet ve Hayır ın ötesinde bir yer var şimdi orada buluşalım ve tıpkı bir takım gibi hareket edelim. Bir takımdaki her bir oyuncu kendi istek ve arzularının peşinden giderse ne olur? Çok seslilik her zaman kaosu bereberinde getirir. Ancak her birey en zemindeki ihtiyaçlarını dinlemeye odaklanırsa ne olur? Birlik, beraberlik olur ve her birey kendine has niteliklerini muhafaza ederek tek bir hedefe doğru odaklanır ve eyleme geçer. İşte 2017 yılı böyle bir yıl, takımını oluşturanlar ve istikrarla sonuçtan ziyade süreçte kalarak her anın hatırlattıklarını görenler bu yıl bir yıldız gibi parlayacaklar...

Güneş-Ay-Çin BİR 

Güneş, Ay, Çin takvimleri uzun bir aradan sonra ilk kez bu yıl birarada aynı zaman dilimini gösteriyorlarmış, tüm bunları nereden biliyorum? Son 3 yıldır Kozmik Gezgin Gahl Sasson ın yeni yıla dair analizlerini sunduğu etkinliğine katılıyorum. Beni tanıyanlar bilirler ki; astrolojiye olan merak ve ilgimi profesyonel mesleğime de adapte ediyorum. Bir doğum haritası psişenin fotoğrafıdır. Her bir gezegen, burç, ev ve gezegenlerin birbiri ile yaptıkları açılar ruhun sonsuz yolculuğunun bir özetini oluşturuyor. Ruhun sonsuz yolculuğuna inanan bir psikolog olarak kişinin ruhani amacı hakkında bilgi edinmek için en çok ay düğümlerinden faydalandığımı söyleyebilirim. Ay bilinçdışımızdır ayrıca bizi besleyen herşeyi, en temel ihtiyaçlarımız ve anne arketipi ile sembolize edilir. 
Danışanlarıma doğum haritası yorumu yapmıyorum zaten bu benim sınırlarımı aşar. Her danışanımın doğum haritasını incelerim ancak edindiğim bilgiler bende gizli kalır. Edindiğim bilgiler ışığında psiko-dönüşüm seanslarıma yön-boyut-form olarak zenginlik katarım. 

1933-1945-1957-1969-1981-1993-2005-2017-2029

Yukarıda belirttiğim tarihlerde nasıl bir süreç deneyimlediğinizi hatırlıyor musunuz? Mesela 2005 yılında İst. Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazanmıştım :)) Benim için oldukça olumlu, heyecanlı, yeni bir başlangıç gerçekleştirdiğim bir yıldı. 1993 yılında ise 7 yaşında idim ve ilkokula başlamıştım :) gördüğünüz gibi heyecanlı ve yeni birşeyler öğrenmeye daha doğrusu zaten var olan bilgileri hatırlama sürecine başlamışım, acaba bu yıl hangi bilgilerin üzerindeki toz perdesini aralayarak gerçekliğe bir adım daha yaklaşacağım:) Şimdi sizler de gözden geçirin bu yılları, bu yıllarda her ne olduysa yine aynı benzer deneyimler, süreçler sizleri bekliyor...

ŞANSLI YIL

Gahl diyor ki: "her birimiz hiçlikten meydana geldik. bir anne adayı ve bir baba adayı ebeveyn olmaya karar verdiler ve sonra bir yumurta-bir sperm ile birleşti ve nasıl oluşmaya başladıysak buna benzer şekilde bu yılda hiç zihninizde olmayan ancak bilinçdışınızda var olan ihtiyaçlar su yüzeyine çıkabilir odaklanın ve birliği oluşturun sonrasını bırakın." 2017, şans perilerinin her an etrafımızda pervane olduğu bir yıl. Aynı zamanda gururun, tutkunun, aşkın, umudun yılı...

ÖZÜMÜZDEKİ HOROZ

Benliğimizin en derinlerinde bir yerlerde biliyoruz ne yapmamız gerektiğini. Hani bazen zihninize bir düşünce düşer ve siz: "yok artık bu kadarı da olmaz, ben bunu yapamam, beceremem, zaten istediğim gibi olur mu ki şimdi boşver sonra hallederim" vb. yapmamak için sürekli Bir Gün Adasına kaçarak bahaneler ile yaşamayı tercih ettiğiniz hayalleriniz, düşleriniz, gerçek olamayacağına kendi kendinizi inandırdıklarınız var ya şimdi silkelenin ve "ben bilirim, yaparım, başarırım" diyerek özünüzdeki melodiye kulak verin. Afrikda horozu kehanet için kullanırlarmış, horoz= geleceği bilmenin bir yolunu sembolize ediyor. Bu yıl her zamankinden daha çok omurganızı esnetin, kalbinizi açın, yaratıcılığınızı sergileyin ve sahneye çıkın aşkla özünüzdeki horozun ötüşünü tüm evrene sonsuz sevginin gücü ile ötün...




ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi
www.vestaakademi.com

* Yazıda 27.12.2016 tarihinde Cihangir Yoga da gerçekleşen: "Gahl Sasson ile 2017 Astrolojisi: Horoz'un Eyleme Çağrısı" workshop notlarından yararlanılmıştır.





17 Ocak 2017 Salı

HERŞEYİN BİR SEBEBİ VAR...


Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir...

Yaşam döngümüzde yol alırken hayaller kurar, bu hayallerin üzerine planlar inşa ederiz. Ancak bazen bizim kontrolümüz dışında gelişen psikolojik  depremler sonucu inşa ettiğimiz planlar yerle bir olabilir.

*Kontrolünüz dışında gelişen olay ve durumlara yönelik tepkileriniz nasıl şekilleniyor?
*Belirsizliğe tahammülünüz nasıl?
*Kendi kendinize ne kadar tahammül edebiliyorsunuz?

Dünyamızı kendi öz kaynaklarımızı bilerek yavaş yavaş yok ediyoruz bir gün belki de Dünya gezegeninden başka bir gezegende yeni bir yaşam düzeneği oluşturabiliriz. Bu hızla hiçbir şekilde bilincimizi dönüştürmeye niyet etmeden devam edersek Dünya gezegeninden farklı bir gezegende koloni oluşturmak sadece bilimkurgu filmlerinin senaryosu olmaktan çıkarak gerçekten deneyimleyeceğimiz bir sürece işaret etmekte…

Dünyadaki hayatından vazgeçmek ister misin?

Diyelim ki, Dünya gezegeninden farklı bir gezegende koloni oluşturuluyor ve bu gezegene gidiş süresi 120 yıl. Sizin yaşamsal fonksiyonlarınızı bütünüyle canlı tutacak bir kapsülün içerisinde uyutacaklar ve yeni gezegene varmadan 4 ay önce yeni gezegenin yaşamsal koşullarına uyum sağlayacak birtakım dersleri öğrenmek için uyandırılacaksınız. Siz böyle bir süreci deneyimlemek ister misiniz? Nefesinizi bütünüyle özgür bırakın ve şimdi yeni taze güzel bir nefes alın ve nefesinizi özgür bırakırken göz kapaklarınızı gözlerinizin üzerine doğru yavaş yavaş nefesinizin ritminde kapanmaya davet ederken, zihninizde 120 yıl boyunca bir kapsülün içerisinde uyumayı ve yeni hiç bilmediğiniz bir gezegende var olmayı gözünüzün önünde canlandırın.
*Bu düşünce sizde nasıl duygular uyandırıyor?
*Bedeninizde neler duyumsuyorsunuz?

Morton Tyldum un merceğinden Uzay Yolcuları filmi, bizlere hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, herşeyin nasıl da birbiri ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu muazzam yıldızların eşlik ettiği harika bir serüvende aktarıyor.

Avalon isimli uzay gemisinde 120 yıl sürecek bir yolculuğa baş koymuş 5000 kişi Homestead II adı verilen yeni bir koloni oluşturmak üzere yıldızların arasında hızla yol alırken filmdeki iki ana karakter, Jim Preston (Chris Pratt) ve Aurora Dann (Jennifer Lawrence) ise benliklerinin en derinliklerine doğru bir yolculuğa uzanmaktadırlar.
Filmde uzay gemisi Avalon, bir meteora çarpması sonucunda yara alır ve birtakım teknik donanım arızalarının tetikleyicisi olur. İlk olarak Jim Preston ismindeki yetenekli tamircinin kapsülü Homestead II ye varmalarına 90 yıl kala açılır. Erkenden uyanan Jim, öncelikle deneyimlediği bu kendisine göre talihsiz olayı kabullenmek istemez.  Yetkilelere mesaj iletmeye, kapsülünü onarmaya, mürettebattan birilerini uyandırmaya çalışır ancak tüm sesini duyurma çabaları sonuçsuz kalır. Yeni evine varmasına 90 yıl kala uyanmıştır ve kendisine kendisinden başka yardım edebilecek birisi yoktur. Harikulade olanaklara sahip olan ışıl ışıl uzay gemisinde  yıldızların arasında yaşamı sonlanacaktır, bu kaçınılmaz sona doğru yürürken tek iletişim kurduğu kişi Arthur adındaki samimi android barmendir. Arthur onun duygularını anlayamasa da en azından düşünsel zeminde paylaşımda olabileceği bir yoldaş olmuştur, kendisine.

İLİŞKİLER, YAŞAMIN ÖZÜDÜR...

Dünya gezegenine merhaba demeye hazırlanırken ana rahmindeki ilk duygudaşlığımızı gerçekleştiren organımız bir diğer eşimiz olan plasentamızdır. Dünya gezegenine merhaba dedikten sonra bir bebeğin sadece fizyolojik ihtiyaçları giderilse ve duygusal olarak herhangi bir bağ oluştulmazsa o bebek büyüyemez aynı zamanda gelişemez ve en nihayetinde ölür. Kendimizi ancak bir diğerinin aynasında görür, tanır ve büyümeye-gelişmeye yönelik zemin oluştururuz. Bizleri harekete geçiren duygularımızdır. Duygularımızı anlamlandırabilmemiz için ise daima bir diğerinin varlığına ihtiyacımız vardır. Filme geri dönecek olursak karizmatik ve yetekli tamircimiz Jim tek başınalığa ancak 1 yıl tahammül edebiliyor. Kendi iç sesi ile sürekli diyalog halinde olan Jim in yavaş yavaş kendi öz bakımını dahi bırakarak kendinen adım adım vazgeçisini yaşamdaki varoluş amacını sorgularken bedenini terk etmek istediğini ancak kendisinden vazgeçmeye henüz hazır olmadığı anlara şahit olurken. İçten içe varoluşunun bir nedeni olduğunu ve eğer erken uyanmışsa bunun bir amaca hizmet edeceğine dair inancını gözlemliyoruz. Ve Jim, yaşam sürecini tek başına tamamlamak istemediğine karar vererek güzel yazar Aurora Dunn (Jennifer Lawrence) ın kapsülünü bozarak, kendisini uyandırır.
Aurora, Jim e göre daha hırslı ve inatçı bir karakter örüntüsü sergilerken o da 90 yıl önce uyanmasını şiddetle red eder ancak sonrasında gidilecek, varılacak bir yer olmadığı hissiyatı onun yaşamını yeniden gözden geçirmesine vesile olur.

GİDİLECEK VE VARILACAK BİR YER YOK

Gerçeklikte varacağımız bir son durak olmadığı nihai gerçeğiyle yüzleşen her özgür birey yaşamının her anının kıymetini bilerek ve sevgiyi yaratarak yaşam yolculuğunda ilerler.
Filmdeki cesur ve bilge karakterlerimizin de kendi kontrollerinde olmayan bir olayın gelişmesi beraberinde öncelikle herşeyi red etme yönündeki tepkileri beraberinde getirdi;” hayır bu olamaz, bu benim başıma gelmiş olamaz, herşey benim kontrolümdedir, ben hayatımı yönetirim…”vb. bugüne değin olşuturdukları zihinsel illüzyonlar bir bir buharlaşırken yaşamı olduğu gibi kabul ederek teslimiyeti yıldızların arasında deneyimlediler.
Bizler de bu dünya da çok önemli, değerli ulvi bir görev için var oluyoruz ancak bu görevi çabalayarak, kendimizi olmadığımız birisi gibi olmaya zorlayarak, haddindan fazla kendimizi yorarak ve hırpalayarak gerçekleştiremeyiz. Sadece olanı olduğu gibi kabul ettiğimiz an ışıldamaya başlarız. Sonrasında sadece çabasız eylemler içerisinde o ışığın izini sürmemiz yeterlidir.
Jim ve Aurora cesaret ve sevginin ışığında eşsiz bir takım oluşturdular ve yıldızların arasındaki yolculuklarında yok olmaya sürüklenen uzay gemisini onararak uyanışlarının gerçek sebebini yerine getirdiler.
Varoluşlarını bütünü ile kabul ederek, huzur ile kendilerine kalplerinin ışığında eşsiz bir yaşam yaratmayı seçtiler.

Yaşadığımız her anı sevginin şefkati ile güzelleştirmek bizim seçimimizdir. Nerede olursak olalım daima evimizdeyizdir. Her yer evimiz, yuvamızdır. Mühim olan o anı elinizdeki koşullar dahilinde en muhteşem şekli iledeneyimlemeyi seçmektir.

Siz her an düşüncelerinizle ilmek ilmek bir yaşam deneyimi ördüğünüzün farkında mısınız? Ve oluşturduğunuz mevcut bedeninizdeki yaşam deneyiminizi nasıl deneyimlemeyi seçiyorsunuz? 

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com