10 Aralık 2012 Pazartesi

NASIL SÖYLEMELİ?


 
 
 
Evlilikler sevgi, aşk, dostluk, arzu duygularının yanı sıra kırgınlıkları, hayal kırıklıklarını da barındırır. Ne zaman ki; ilişkinin niteliği terazinin olumsuz duyguları kapsayan kısmında ağırlaşmaya başlayınca var olan denge sarsılır ve kişilerin içsel süreçlerindeki mayınlar patlar.

Bazen ‘boşanma’ süreci, evliliği yürütmekten daha zor olabilir. Bazen de tıkalı bir kanalı açmak için tek çözüm yolu ‘boşanma’ olabilmektedir.

Hiçbir boşanma olgusu birbirine benzemez çünkü her aile dinamiği birbirinden benzersizdir. Örneğin; Ayşe’nin babasının zihinsel süreçlerindeki anlamı ile Ahmet’in babasının zihinsel süreçlerdeki anlamı birbirinden oldukça farklıdır. Bu nedenle boşanma evresindeki ebeveynlere çocuğunuza şunları söyleyin, şu ve benzeri şekillerde davranın gibi birtakım reçeteler vermek doğru olmaz, sadece seçenekler sunulabilir.

Boşanma kararınıza çocuğunuzun nasıl tepkiler vereceği, bu tepkilerin ne kadar süreceği ve ‘boşanma’ olgusunun çocuğunuzun düşüncesinde, duygusunda ve bedeninde nasıl bir yer bulacağı; ebeveynlerin tutumu ve çocuğun yaşı ile şekillenmektedir.

 

‘Boşanma’  Kararı Açıklanırken İzlenebilecek Yol Haritası

 

·        İki ebeveynin de birlikte olduğu ve eşit ölçüde konuşabileceği bir düzenekte,

·        Çocuğunuza, ayrılma kararınızın onunla ilgili değil, kendi kişisel sorunlarınız olduğunu net bir şekilde belirterek,

·        Boşanmanın ardındaki süreci aşama aşama güvenli bir zeminde açıklayıcı bir şekilde ifade ederek; örneğin: evden kim ayrılacak, ne zaman ayrılacak ve ayrılan ebeveyn ile görüşmeler nasıl, nerede, hangi sıklıklarla devam edeceği mutlaka yanıt bulmalıdır.

·        Ebeveynler, evlilik sürecinde birtakım rolleri olduğunu ve bu rollerden birisinin anne-baba olmak; diğerinin ise eş olmak/ çift olmak olduğunu belirterek; şu anda sadece ‘eş olma/ çift olma’ rollerini sonlandırma kararını aldıkları ve anne-baba rollerinin devam edeceğini vurgulayarak,

·        Ebeveynler aktarmak istedikleri cümlelere mutlaka duygularını da ekleyerek ve aynı zamanda konuşma sürecinde küçük molalar vererek çocuğun da duygularına yer verilmelidir.

 

Şu unutulmamalıdır ki, bir insanın yaşı ister 4 olsun ister 40, her zaman ebeveynlerini bir arada görmek ister. Bu bağlamda boşanmış ya da boşanma sürecindeki ebeveynler sadece ‘karı-koca’ lık makamından ayrıldıklarını her zaman hatırlamalıdırlar. Yaşamları süresince ebeveynlik rolleri sürecek.

ÇOCUKLARIMIZI ANLAYABİLİYOR MUYUZ?


       
         Yaşamın ilk altı yılında bir çocuğun temel amacı ‘inisiyatif’ alabilmektir. Bir başka deyim ile çocuk bir yandan ‘ben kimim? sorusuna yanıt ararken diğer yandan da ‘bağımsız’ hareket edebilmek için çaba sarf eder. Yaşamın ilk yıllarında çocuklarımız genel olarak iki sorunun cevaplarına  yanıt ararlar;  ‘‘1. Dünya yaşanılabilir ve güvenilir bir yer midir?, 2. Ben kimim?’’ Çocuklarımız dünyanın güvenilir bir yer olduğuna karar verdiklerinde kendilerini tanımaya da yavaş yavaş  başlarlar. Çocuklarımızın kendilerini tanımalarına yardımcı olabilmemiz için öncelikle ev sonrasında okul ortamında ‘güvenli’ zemin hazırlayabilirsek;  çocuklar kendilerini  nasıl göreceğini-başkalarının kendi hislerine nasıl tepki vereceğini-hisleri hakkında nasıl düşünmesi gerektiğini-tepkilerinin seçenekleri olduğunu- farklı duygulara sahip olduğunu ve bu farklı duyguların farklı zeminlerde ifade edebileceğini öğrenir.
              Çocuklarımızın kendilerini güvenli sahada ifade edebilmeleri motive etmek için etkili iletişim kurabilmek önemli bir yere sahiptir. Dünyayı anlamlı kılabilmek için ‘iletişim’ temel bir mekanizmadır.












 
Çocuklarla İletişim Nasıl Kurulur?

         Çocuklarla iletişimimizde etkin dinleme metodunu kullanmalıyız. Nedir etkin dinleme? Etkin dinleme;  söylenenlerin barındırdığı duygu durumunun kavranması ve bunun dinleyiciye sözel ve sözel olmayan mesajlarla iletilmesidir. Etkin dinleme çocukların duygularını tanımasına yardımcı olabileceği gibi aynı zamanda duyguların güvenli bir zeminde aktarımına da yardımcı olur. Dilerseniz birkaç alıştırma yapalım:

·        Çocuk: Ayşe benimle bugün hiç oynamadı.

·        Ebeveyn: ???? (siz olsaydınız nasıl bir cevap verirdiniz?) ????

·        Ebeveyn 1: Arkadaşlarınla güzel/ iyi geçinmeyi öğrenmelisin.

·        Ebeveyn 2: O zaman sende oynayacak başka bir arkadaş bul.

 
          Ebeveynlerin tepkilerini çoğaltabiliriz. Ancak 1. Ebeveyn tepkisinden çocuk hayatının sınırlı olduğunu ve hataları hep kendisinde araması gerektiğini öğrenir. Yetişkinlik döneminde mutlu olmayı ve sevmeyi bilir ve kızmaması gerektiğini bunun kötü bir şey olduğunu düşünür ve bu nedenle kızgınlık hissettiğinde nasıl
davranacağını bilemez.  2. Ebeveynin tepkisi karşısında çocuk ebeveynden şu mesajı alır: ‘Beni ebeveynlerim dışında kimse koruyamaz ve anlayamaz, karar vermem gerektiğinde mutlaka ebeveynlerime danışmalıyım.’’ Her iki durumda da çocuğun duygusal ve düşünsel yaşantısı sınırlı bir yapı içerisinde şekillenmektedir.

              Olması gereken ebeveyn tutumu: ‘ sanırım sen biraz Ayşe ye kırılmışsın belki de kızmışsın. Ayşe sence seninle neden oynamak istememiş olabilir, birlikte düşünelim mi?’ Çocuklarımızın duygularına ve düşüncelerine aynalama yaparak yaklaşabilirsek çocuklarımızın dünyalarında bir yer açmış oluruz. Böylece çocuklarımız yaşamlarında her şeyin istedikleri gibi olamayabileceğini deneyimlerken, olumsuz durumlarla nasıl başa çıkabileceklerine dair stratejik düşünme becerisi geliştirirler.



6 Aralık 2012 Perşembe

2012 yılında yer aldığım projelerden biri: 88 KADIN 8 AŞK

 

      Uzm. Psikolog Tarık Solmuş'un editörlüğünü yaptığı projede yer almak benim için büyük keyifti. Genellikle meraklı ve bilinenin arkasındakini çözmeye azimli bir kişilik donanımım var, bu nedenle bu projenin bütününü okuduğumda, işte nasıl da parçalar bütünü oluşturuyor sorusunun somut idrakına erişiyorsunuz.

     Tarık Bey proje için 88 kadın ile tek tek elektronik ortamda haberleşti, hiç birimizin birbirinden haberi yoktu taaaa ki proje kitap formatına gelinceye kadar. 88 kadın 8 aşk öyküsü yazacaktı, ama nasıl? Her bir öykü için 11 kadın yüreğini kalemine döktü. Yalnız öykünün tamamını bilmiyorsunuz! Bir sabah sıra bana geldiğinde benden önceki arkadaşımın yazdığı satırları okuyabiliyordum ancak sonra onun kaldığı yerden öyküyü devam ettirdim. Benden sonraki arkadaşımızda sadece benim yazdığımı görebildi.... Böylelikle mozaik tamamlandı.

      Halen bu kitabı okumamışsanız, gönül rahatlığı ile alın ve okuyun derim. Çünkü hiç sıkılmıyorsunuz 88 beyinden çıkmış bir kitabı pardon Tarık Bey i de eklersek 88+1=89 kişinin beyninden, kalbinden yaratılmış bir kitabı okumak herkese nasip olmaz !

Kitabı internet üzerinden = http://www.dr.com.tr/Kitap/88-Kadin-8-Ask/Tarik-Solmus/Egitim-Basvuru/Aile-Cocuk/Kadin-Erkek-Iliskisi/urunno=0000000413682  adresinden temin edebilirsiniz.


Kitabın önsözünü ve kitapta yer alan kişileri merak ediyorsanız isimlerini = http://www.tariksolmus.org/ adresinden okuyabilirsiniz.

O SES : STRES


21. yüzyılın insanının yeni sloganı: zamanım yok, hiçbir şeye yetişemiyorum! Doğrusu kendimizi; fiziksel-duygusal-davranışsal yapı taşlarımızı tanımaya vakit ayırmak yerine teknolojinin bize sunduğu cep telefonlarını, mini bilgisayarlarını, yeni bilgisayar programlarını anlayabilmek uğruna ne kadar zaman harcıyoruz? Bilgisayarlar ve diğer teknoloji ürünleri bilişsel faaliyetlerimizi hızlandırırken acaba bedenimizi duyuyor muyuz?

Endüstri toplumunun ve Batı tarzı yaşama biçiminin insanları getirip bıraktığı yer;

                                               ‘ALMAK’

                                  ‘DAHA ÇOK ALMAK’

                              ‘DAHA ÇOK SAHİP OLMAK’

Endüstrileşme ve modern teknoloji, sadece eski ihtiyaçlarımızı karşılayıp, hayatı bizler için kolaylaştırmakla kalmamış aynı zamanda, eğer varlıklarından haberdar olmazsak hiçbir zaman ihtiyaç duymayacağımız bir sürü ürünü elde etmek için çalışmak zorunda kalmamıza vesile olmuştur. 

Gerçek şudur ki: İnsan bedeni, çalışarak gelişen ve performansını arttıran tek araçtır. Bizler bedenlerimizi çalıştırmıyoruz, bedenlerimiz zihinlerimizin içine hapsolmuş durumda. Zihin-bedenlerde yaşamıyor muyuz? Hal böyle olunca örneğin; metabolizma hızımız azalıyor, kilo alma eğiliminde artışlar meydana geliyor. Sonra istediğimiz gibi görünmediğimiz için hayıflanıyoruz, sosyal paylaşımlarımız azalıyor….Kapı çalıyor kim o: Ben DEPRESYON J

Yeri gelmişken depresif bozukluğun iyileşme sürecinde öncelikle bedensel yapılandırmalardan başlamanın daha işlevsel olduğu araştırmalar tarafından ispatlanmıştır. Doğada açık hava yürüyüşleri yapmak depresif bozukluğun bir numaralı antidepresanıdır.

Çağımızın altın problemi: STRES olgusuna geri dönelim:


  • Stres nedir?

Organizmanın bütünselliğini korumak amacı ile kendisine yönelik tehditkar uyarana yönelik verdiği tepkidir. Stres duygusunu hissedebilmemiz için öncelikle meydana gelen durumun, olayın fizyolojik-duygusal-zihinsel boyutlatın birinde ya da hepsinde kişinin bilincinde tehditkar olması gerekmektedir. Bu bağlamda ‘stres’ bir savunma mekanizması olarak da değerlendirilebilir. 

Hani çoğu zaman trafikte iken yolda yoğunluk meydana geldiğinde ya da yetişmemiz gereken bir yere geç kaldığımızda ‘strese girdim’ deriz. Halbuki stres duygusunu yaşamamıza neden olan bizlerin bu olaylara yüklediği anlamlardır. 
Yetişmeniz yere geç kaldığınızda ne olacak? Bu soruya vereceğiniz yanıt/lar stres olgusunu tanımlar, bir başka deyim ile stres geleceği olumsuz düşleme ile bağdaşmaktadır.

  •   Organizma stres olgusunu deneyimlediğinde bedensel ve psikolojik düzlemde ne gibi değişiklikler olmaktadır?



}  Tehdit karşısında organizma hayatını sürdürme amacına yönelik bir dizi faaliyette bulunur:

1) Depolanmış yağ ve şeker kana karışır,

2) Solunum sayısı artar,

3) Kanda alyuvarlar artar,                            

4) Kan basıncı yükselir,

5) Kan pıhtılaşma mekanizması harekete geçer,

6) Kas gerilimi artar,

7)Sindirim yavaşlar veya durur,

8) Gözbebekleri büyür,

9) Bütün duyumlar artar,

10)Hipofiz bezi uyarılır.


}  Stres karşısında psikolojik değişiklikler ise kişiye özgü, biriciktir. 
Stres onu zihninde taşıyan kişiye aittir. Dolayısı ile geçmiş yaşantılarımız, hayata bakış açımız,
inanç sistemlerimiz, ihtiyaçlarımız, kaynaklarımızın farkındalığı, karşılaştığımız olay ve
durumlara yönelik tepkilerimizi belirleyici temel etkenlerden bazılarıdır.  

  •    Stresten korunmak için stres aşısı olalım mı?


1)      Kendimizi tanıyalım ( değerlerim, inançlarım, güçlü yönlerim, bedensel duyumlarım, yaşama amacım)

2)      Güvenli yer egzersizi yapalım. Yaşamımızı bir zaman çizgisi üzerinde gözden geçirelim ve en mutlu, en huzurlu, en umutlu olduğumuz bir anı zihnimizde tüm detayları ile canlandıralım, bunu her gün bir detay ekleyerek 21 gün üzerinde çalışalım.

3)  Her gün en az 15 dakikayı kendimize ayıralım ve nefes egzersizleri yapalım, nefesimizi izleyelim.

4)    Her gün kendimizi ne kadar sevdiğimizi sözel ya da yazı dili ile ifade edelim. 

   Örneğin her gün şöyle bir cümle tamamlamaya çalışalım: 
   Kendimi çok seviyorum çünkü........................................................................................................

5)      Beden ve zihin bütünselliğimizi güçlendirmek için her gün meditasyon yapalım.


Şimdi yazının sonuna kadar okuyanlar ‘Eeee, tamam biz zaten bunları biliyoruz diyorsanız’ Ben de size diyorum ki; ‘Bir şeyi bilmen için bunu uygulaman gerekir, eğer bir şeyi bilip de uygulamıyorsanız, o şeyi bilmiyorsunuz demektir !’


3 Aralık 2012 Pazartesi

SUSAM SOKAĞI ORKESTRASININ SESİ: ÇALIŞIRSAK HİÇBİR ŞEY İMKANSIZ DEĞİLDİR!!


Susam sokağının sevimli karakterleri,; minik kış, kurabiye canavarı, kırpık, edi ile büdü ‘Susam Sokağı Live ’ isimli gösterisi ile Aralık ayında çocuklar ve içindeki çocuk ile halen temas halinde olan ebeveynler ile buluştu.

2 Aralık Pazar günkü gösteride bazı gözlemler yapma fırsatım oldu. İşte gözlemlerimden bazıları:

Gösterinin ana mesajı=  ÇALIŞIRSAK HİÇBİR ŞEY İMKANSIZ DEĞİLDİR!

         Gösterinin ilk yarısında ‘hadi şarkı yapalım’ dedik beraberce. Sırası ile sayılar, harfler sonra alfabedeki tüm harfler ile şarkı yaptık J 1990 lı yıllarda izlediğim Susam Sokağında buldum bir anda kendimi. Özellikle 3-6 yaş çocuklarının bilişsel ve sosyal gelişimine ne kadar önemli katkılarda bulunduğunu daha gelişmiş bir bilinçle izlemek farklı bir deneyimdi benim için. Kurallara uymakta zorluk çeken, hatta zaman zaman kavgacı ve hırçın olabilen ben merkezci okul öncesi çağı çocukları bol renkli dans gösterileri ile  Susam sokağı karakterleri  tarafından adete hipnotize edildiler J 

         İkinci yarıda ise Emmo, bir orkestra kurmak istiyordu ancak orkestradaki enstrümanlar ne olacaktı? Hepimiz ayaklarımızı yere vurduk, sonra ellerimizle tempo tuttuk J Hep beraber olursak ne kadar anlamlı şeyler üretebiliyoruz böyle! Sonra kurabiye canavarı kurabiye kutusunu sallamaya başladı. Edi nin minik oyuncak ördeği, Büdü nün kuşu… Harika bir orkestra oluşuverdi!
 

         İkinci bölümün en önemli ana fikri; kendimizden yola çıkarak, çözümler üretebilmekti. Her birimizin birbirinden ayrı biricik özellikleri var ve bu özelliğimizi yaşamımızın her alanında kullanarak fark yaratabiliriz! En çok sevdiğimiz, tutku ile yaptığımız, içimizde heyecan duygusunun uyandığı her ne ise o olmayı başarabilirsek, diğer canlılara ışık olabiliriz…

         Eve döndüğümde hem kendi niteliklerim hem de bugüne kadar çalıştığım, konuştuğum, paylaştığım insanların niteliklerini düşündüm düşündüm düşündüm… Sonra şöyle dedim bir orkestra kurmak istesem kimi hangi niteliği ile seçerdim, orkestram hangi şarkıyı söylerdi? Ve izleyicilere ne gibi duygular hissettirirdi? Peki ya sizin orkestranız kimlerden oluşuyor, hangi şarkıları söylüyorsunuz?

MUTLU OLMAK İSTEYEN ADAM


‘’Senin neyi yapıp neyi yapamayacağını kimsenin söylemesine izin verme. Hayatını seçecek ve yaşayacak olan sensin…’’

Yukarıdaki cümle, Laurent Gounelle’nın ‘Mutlu Olmak İsteyen Adam’ isimli kişisel dönüşüm romanından alıntı yaptığım  ve  en anlamlı bulduğum  mesajlarından birisi yalnızca.




         Laurent Gounelle bir psikiyatr olmasına rağmen, kitabında verdiği mesajlar ile  ‘yaşam koçluğu’ ve ‘kariyer koçluğu’ nun ana temalarını başarılı bir şekilde betimlemiş olduğu söylenebilir.  

Son zamanlarda okuduğum en başarılı, yaratıcı, sizi kendi yaşamınız ve kendi özünüz üzerine düşünmeye akılcı bir şeklide teşvik eden, farkındalığımızı arttırmamıza yardımcı romanlardan birisi, bir diğeri de yine Laurent Gounelle’nın kaleminden olan ‘TANRI DAİMA TEBDIL-I KIYAFET GEZER’ isimli romanı (bu romandan bir sonraki yazıda bahsedeceğim).  

Gelelim ‘‘Mutlu Olmak İsteyen Adam’’ a , kısaca özetleyecek olursak:   Romanın ana karakteri Julian. Julian, yaşamını başkalarının algılarına ve düşüncelerine göre şekillendirirken, kendi özünü bir yerlerde bırakmış, öğretmenlik mesleğini icra eden ve mutlu olmak daha doğrusu kalbinin sesinden yola çıkarak kendini bulmak isteyen meraklı bir adam olarak kısaca betimlenebilir. Julian, tatil için Bali de bulunuyor ve Japon başbakanını ve birçok ünlü ismi tedavi ettiği söylenen meşhur şifacı ile tanışmak istiyor.Ve ünlü şifacı Julian a bir teşhis koyuyor: ‘‘Mutsuz birisiniz siz’’ … Romanın bundan sonraki kısmında şifacı titiz bir terzi ustalığı ile Julian ın korkuları ile temas etmesine verdiği ödevler ile vesile olmakta. Ve sonunda Julian a yaşamımızın, her saniyesinde özgür olduğumuzu, verdiğimiz kararların şu anımızı ve geleceğimizi nasıl biçimlendirdiğini öğretir.

Yaşamın koskoca bir sahne olduğunu düşünelim, belli bir yaşa kadar bu yaşı siz belirlersiniz 6-16-22-35… Ebeveynlerimiz bizde gördükleri ya da olmasını arzu ettikleri nitelik ve özellikleri bizlere yüklerler aynı bir bilgisayara bir program yükler gibi. Ve bizler bu sahnedeki oyunumuzda bizlere yüklenen program dahilinde oynayabiliriz, farklı algılayamadığımız olgular ise karanlıkta kalır. Hani bazen hiçbir neden bulamadığımız halde üzgün, mutsuz, heyecanlı, gergin hissederiz ya.. İşte o anlar bizim programımızda olmayan ve sahnede olması gereken bir şeyler vardır ancak biz onları duygusal düzlemde fark edebiliyor ancak düşünsel düzlemde fark edemiyoruzdur. Bir an gelir ki bunu idrak ederiz; o an ‘ben yaşamımın yaratıcısıyım’ dediğimiz ve tüm yaşam sorumluluğumuzu üstlendiğimiz andır işte o an sahnedeki karanlık, belirsiz yerleri de aydınlatabileceğimiz gerçeği ile yüzleşiriz. Bir seçim yaparız, ikinci doğumumuzu gerçekleştirmek böylelikle kendimizin hem annesi hem babası olmayı öğreniriz, gerçek özümüz ile ancak bu şekilde temas edebiliriz…

Julian da ikinci doğumunu gerçekleştiriyor, hayatını içindeki çocuğun sesini keşfederek dönüşüm kararı alıyor…

Kitaptan güzel bir farkındalık egzersizi: ‘‘Bu akşam öleceğinizi ve bir haftadır bunu bildiğinizi düşünün. Öleceğinizi bildiğinize göre, bu bir hafta içinde yaptığınız şeylerden hangisini/hangilerini yapmış olmayı isterdiniz?

Not: Yaşamdaki en büyük mutluluk nedir biliyor musunuz? Size küçük bir sır vereyim o halde: Hiç kimse kendisini geçmişte ya da gelecekte mutlu edemez. En büyük mutluluk: ciğerleri kapasitesi kadar hava ile doldurarak, bu havayı geri verebilmektir. Nefes alıp verişimiz öğrenilen bir şey değildir. Sadece var olduğumuzun en somut noktasıdır. Kendimiz ile sağlıklı ayrışıp buluştuğumuz sürece mutlu hissederiz, Julian bunu keşfetti peki ya siz?

1 Aralık 2012 Cumartesi

BÜYÜLÜ PARMAK

Roald Dahl’ın sihirli yüreğinden çocuklarımıza ‘empati kurabilme’ yeteneğini nasıl oluşturabiliriz diyen ebeveynler için ‘BÜYÜLÜ PARMAK’ kitabı biçilmiş kaftan gibi …

            ‘Büyülü Parmak’; sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun,  yaşamındaki hoşnutsuzluklara karşı büyülü parmağını kullanarak insanlara nasıl güzel dersler verdiğini konu alıyor. Küçük kız komşularının avcılık yaparak ördek ve geyik avlamasından son derece hoşnutsuzdur ve büyülü parmağı direkt harekete geçerek komşularını birer kuşa dönüştürür. Kuşa dönüşen komşularının evini ise ördekler ele geçirir. Sonra ne mi olur? Evde av tüfeklerini bulan ördekler, gökyüzündeki kuşları avlamaya çıkar. İşte o zaman kuş halindeki komşular, canlı varlıklara nasıl zarar verdikleri bilincine varırlar ve avladıkları hayvanların nasıl hissettiklerini birebir deneyimleme fırsatı bulurlar…

Yaşamımızda bizlerde küçük kız gibi ‘büyülü parmak’ lara sahibiz, aslında büyülü sözcüklere sahibiz, peki kullanıyor muyuz ?

 

Sevgiyle…

 

* Roald Dahl kimdir?

Charlie nın Çikolata fabrikası ile zihinlerimizde yer eden ustayı daha yakından tanıyabilmek için http://www.roalddahl.com/ adresini ziyaraet edebilirsiniz, bence mutlaka bir bakın çoook eğlenceli bir site :))