farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2014 Cuma

KULİSTEN SAHNEYE

07.11.2014 (Cuma günü) saat 17.00 sularında Çift ve Aile terapisti, aynı zamanda değerli ve kıymetli arkadaşım Salih Hafızoğlu'ndan bir telefon aldım şöyle diyordu: "Hadi Özge bu Pazar senin çekimi yapalım, Pazar sabahı gel Bursa ya :)" Daha öncesinden kendisine programına Aralık ayında katılacağıma dair söz vermiştim ancak tabi biraz heyecanlı hissetsem de olur mu olmaz mı diye kısa bir tereddütten sonra "tamam geliyorum" dedim, iyi ki de gitmişim... Bu Pazar (16.11.2014) saat 10.00 da Olay Tv ekranına bir göz atın derim ;) 

Uzman Psikolog ve Çift &Aile Terapisti Salih Hafızoğlu kendi alanında oldukça donanımlı, araştırmacı ve paylaşmayı kendisine ilke edinmiş saygın meslektaşlarımdan birisidir. Şimdi "körler sağırlar beni ağırlar" gibi olmasın bu nedenle siz en iyisi kendisinin internet sitesine bir göz gezdirin ve kararı kendiniz verin :  http://www.salihhafizoglu.com

Hafızoğlu, Eylül ayında çok anlamlı bir girişimde bulunarak, psikoloji bilimi ile halk arasında sevgi ile yaratılmış bir köprü oluşturdu. Her bireyin yaşamının biricikliğine vurgu yaparak, toplumumuzun farkındalık zeminini genişletmeyi hedefleyen "Kulisten Sahneye" isimini verdiği programın hem editörlüğünü hem de sunuculuğunu başarı ile sürdürmektedir. 

Kulisten Sahneye;


http://m.youtube.com/watch?v=K9TLB4lpqA0



Bilinçdışı zeminden (kulisten), bilince (sahneye) duygulanımların nasıl oluştuğu, bu duygulanımların hikayelerimize olan yansımaları ve bu yansumaların içirisindeki rollerimizin biricikliğini sistematik/ilişkisel bir bakış açısı ile harmanlanan programda bugüne değin; "aile ve okul hayatı", "bağlanma ve aile içi iletişim", "ergenlik ve aile hayatı", "boşanma ve etkileri", "evlilik dışı ilişkiler ve sadakatsizlik", "evlilikte çift uyumu ve çocuklar", "bağımlılık" gibi birbirinden önemli temalara her biri kendi alanında uzman değerli meslektaşlarımızın yorumları izleyici ile buluştu. Kulisten Sahneye her Pazar saat 10.00 da Olay Tv ekranlarında yayınlanmaktadır. Program bölüm videolarını : http://www.olaytv.com.tr/program/kulisten-sahneye-14890 izleyebilirsiniz. 

Kulisten Sahneye programının bu hafta izleyeceğiniz bölümünde (16.11.2014/ saat:10.00)  ise "farkındalık, kendini gerçekleştirme ve değişim" temasını  Salih Hafızoğlu ile birlikte keyiflle irdeledik.  Farkındalık temalı bölümde kısa kısa nelerden bahsetmişiz, bir bakalım:: 

Günümüz insan ırkının tüm sorunlarının zemininde yatan ana nedenlerden birisi birbirlerimizin hayatlarını yemekle meşgul olmamız; diğeri ise: birbirmizin hayatlarını kopyalamakta olduğumuz.

Kısacası fotokopi olmuş yaşamlarımızda; birbirimizin sınırlarını eleştirmemiz bugünkü psiko-sosyo-ekonomik daha doğrusu tüm varoluşsal depremin en önemli tetikleyicisi. Kulisten Sahneye programında da varoluşsal sorunlarımız ile ancak kendi sınırlarımız ile yüzleşerek olduğumuz yerin idrakına vardıktan sonra yaşamın daha akışkan, bolluk-bereket dolu olabileceğini vurguladım. 

VAROLUŞSAL ZEMİNDE BİLİNÇ

** Biliç nerede konumlanmışsa yaşantımız, varoluş hikayemizde bu zeminde kök salmaya ve yeşermeye başlamakta; programın ilk dakikalarında bu hususa dikkatinizi yöneltmeye çabaladım.

"Dışa bakan hayal görür, içe bakan ise uyanır." C. Gustav Jung

** Kendi iç dünyamızda her ne ile meşgul isek, takılmışlıklarımız, zorlandıklarımız-- dış dünyada da bu duygulanımların somut halleri ile yüzleşme sürecimiz oluşmakta, biraz odağı buraya yönelttik. Kuliste her ne var ise sahnede de bu yer/ zemin buluyor. Önce kuliste yüzleşme ve kabul süreçlerini deneyimledikten sonra sahnede kendimizi gerçekleştirebiliriz.

BEDEN NE KADAR ESNEK İSE ZİHİN DE BİR O KADAR ESNEK OLUR, 
ESNEK OMURGA === ESNEK ZİHİN 

** Zihin ile bedenin kavşak noktası:: "NEFES". Nefesin, bizlere kendimizle buluşma-ayrışma sınırlarımızı nasıl gösterdiğini ve nefes ile çalışarak yaşam ile istediğimiz boyut üzerinden iletişim kurabileceğimizden söz ettikten sonra bir de "doğal nefes" egzersizi ile bir farkındalık çalışması yaptık, herberaberce :) 

 PARA PARA PARA/ SAHİP OLMA-------OLMA 

**Para ismini verdiğimiz maddeye gereğinden fazla önem atfettiğimizin ne kadar bilince olduğumuzun altını çizmeye çalıştık. Önemli olan; şimdi ve buradaki ihtiyaçlarımız mı? Yoksa etfamızı kalabalık hale dönüştüren, sahip olma ya ilişkin inançlarımızın zemininde kendimizi özgürce ve sevgiyle dünya gezegenine bırakamayışımızdan kaynaklanıyor olabilir mi, acaba?

"İnsanlık varlığını sürdürmek istiyorsa, düşünme tarzını tamamen değiştirmeli." A.Einstein 

DEĞİŞİM/ DÖNÜŞÜM NASIL OLUR?

Algılarımızı dönüştürerek, algı dönüşümünün ilk basamağı ise; kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmek. Ardından kendimizi sevmeye başlayarak ilermek ile mümkün... Gönül gözü/ Kalp gözü ile görebildiğimiz an zaten Bir liğe çoktan vardık demektir ;) 

Her birimiz  "yaşam-ölüm" oyununda/ hikayesinde gerçekte kim olduğumuzu hatırlamak üzere yolculuğa çıkıyoruz, bu yolculuğumda "Kulisten Sahneye" programı aracılığı ile birçok kişi ile temas zemini oluşturabilmek çok keyifli ve bir o kadar da heyecan verici idi, Pazar günü 10.00 da Olay Tv  de Uzman Psikolog/ Aile ve Çift Terapisti Salih Hafızoğlu'nun sunumu ve paylaşımları ile birlikte Sahnede  görüşmek dileğiyle, sevgiler  ;) 

"Dünya, sergilediği şaşanın ötesini görebilenlerindir, onun bir yalan olduğunu görenler, 
ona ölümcül darbeyi vurmuş olur." R. Waldo Emerson






23 Eylül 2013 Pazartesi

500 Gram Sağlık, 750 Gram Huzur, 1 Kilogram da “iyi” bir Karakter Alabilir Miyim? Ücreti Nedir ?


Işıltılı yazdan kalma bir İstanbul anından herkese merhaba,

Yazının başlığını ilgi çekici bulanlar ve merak edenler biraz  sebat!


20-21-22 Eylül tarihlerinde Santralistanbul,  içsel dünyamıza mükemmel bir keşif yolculuğuna çıkmamıza vesile olan MIND & BODY FESTIVAL e ev sahipliği yaptı. Festivalin temel amacı; sağlıklı olmayı seçen kişilere huzurlu ve dingin bir yaşam hakkında farkındalık oluşturmaktı.
Festival amacına ulaştı mı? Bana göre ‘evet’ ulaştı, sağlıklı yaşam yolunu seçen herkes kendince beynini, ruhunu, bedenini doyurarak ayrıldı festivalden. Hatta tadı damağımda kaldı diyebilirim J

Festivalin ilk gününde; Ray Rizzo’nun “Hafiflik: Dört Şekil” isimli yoga workshop u ile güne başlamayı seçtim. Ray; sadece bir yoga eğitmeni değil aynı zamanda
holistik bir yaşam uzmanı. Yazı yazıyor, hip-hop türünde müzik üretiyor ve aynı zamanda şifa sanatı üzerinde çalışmalar yürütmekte. Daha ne olsun ? J Genç yaşına rağmen, yaşamı özüne sindirmiş, gözlerinden ışıltı yayan olgun bir kişiliğe sahip diyebilirim bi de tabi oldukça yakışıklı.
Ray Rizzo hakkında daha detaylı bilgi için :  http://www.rayrizz.com/home.html

Workshop içeriğini kendisinin özel dizayn ettiği bir çalışma olduğu “Weightlessness Yoga”(hafiflik)  zemininde şekillendirmişti.
Önce “Güneşi Selamlama” serisi ile başladık. Güneş, yaşamın kaynağıdır. Yoga, doğanın içinde özündedir ve doğaya derin bir saygı besler. Yoga çalışmalarında “surya namaskar” güneşe selam anlamına gelmektedir. Zihni ve bedeni gevşetmek, rahatlatmak için 12 yoga pozundan oluşan bir dizidir.
Sonra ise “Jaguar Pençesi” isimli yoga serisine geçiş yaptık, çömelrek ve oturularak yapılan asanalar (yoga duruşları) ile Jaguar ın gücünü ve zerafetini hem bedensel hem de zihinsel olarak deneyimledik.
“Küba Isınması” ile nefes teknikleri sayesinde vücudumuz iyice ısınır ve esnerken derin gevşemeye geçmeye hazırlanıyorduk ki; “Yüzen Dragon” isimli yoga serisi ile yan duruşlu asanalar ile beden ve zihin birliğinin farkındalığını iyice arttırdığımız anda  meditasyon ve derin gevşeme ile “Hafiflik: Dört Şekil” workshop uygulaması sona ererken zihnimde hiçbir şey yokken, eğitmenin güçlü ve şifa dolu enerjisini hissetmemek elde değildi J Fotoğraf sırasında bir süre bekleyerek ayrılmak durumunda kaldım çünkü Sağlıklı Yaşam ve Detoks Uzmanı Gül Kaynak ın sunumu ile “Sağlıklı Beden ve Zihin İçin Detox” workshop u başlamak üzereydi.
“Ay bana bir iyi bir karakter bulun, satın alayım. Diyebiliyor musunuz?” Diyerek başladı sözlerine, Kaynak. Dışsal-nesnel dünya üzerindeki pek çok şeyi “para” karşılığında satın alabilsek de duyguları-düşünceleri ve sağlıklı bir yaşam tarzını-biçimini, iyi-güzel huylu karakterleri satın alamıyoruz ancak oluşturabiliyoruz. Nasıl? Emek vererek, çaba göstererek, akışa güvenerek. İkinci doğum pat diye oluşmuyor ! Sürecin içerisinde akmak, zaman zaman çetin dalgalarla boğuşmakla, her aldığın nefesin farkındalığında tınlamayı başararak oluyor ve kökleniyorsun bu dünya gezegenine, ÖZGE’CE J
Workshop un en önemli anlarından biri, “sevgi” duygusu ile “beslenme” üzerinde ilişkiye dikkat çektiği dakikalardı hiç şüphesiz. Her birimizin “sevgi” ye ihtiyacı var. Hem sevmeye hem de sevilmeye olan ihtiyacımızın yerini bazen besin maddeleri ile giderebiliyoruz. Böylece  bazı yiyecekler en özel anılarımız  ile beynimizde koşullanmış bir şartlanma refleksi oluşturabiliyor. Örneğin, Mc Donalds- Burger King gibi hamburgerciler çocukların doğum günleri için özel doğum günü alanları dizayn ederler mekanlarının bir bölümüne. Çocuk orada en özel anını, tüm sevdikleri ile heyecanla, mutlulukla, sevinçle kutlar. Sonra istediğiniz kadar, çocuğunuza hamburgerin zararlarından bahsedin faydası olmaz. Çünkü beyinde şöyle bir denklem oluşur:  hamburger yemek = mutluluk + heyecan + sevilmek. Şimdi sizler de odaklanın anılarınıza hangi besinler size daha yoğun haz ve mutluluk duyguları veriyor? Şekerlemeler, çikolatalar mı? Şimdi bu besinleri yerken genelde nasıl ortamlarda, kimlerle birlikte ve zihninizin ve duygularınızın odağının nerede olduğunu anımsamaya çalışın. Mesela, ben 4-5 yaşlarında iken, babam her akşam eve kinder surprise yumurta şeklinde çikolatası ile gelirdi. O yumurta şeklindeki çikolata babam demekti o zamanlar. Şimdi çikolatayı neden bu kadar sevdiğim daha net J
Sağlıklı bir beden ve zihin için aldığımız besinlerdeki kalorilerden öte bu besinlerin içerisindeki asit-baz değerleri arasındaki denge oldukça önemli. Evet alkali beslenmeden bahsediyorum, doğru bildiniz. Gül Kaynak’ a göre; vücudumuz alkali olarak yaratılmış. Sağlıklı bir insanın kanının pH ı 7.34-7.45 arasındaki bir dengedir. Kandaki pH oranı 6 olursa ölürüz. 0-14 birimlik bir cetveli gözünüzün önünde canlandırın; pH cetvelinde; 7 nötr iken Ph değeri düştükçe asidite artıyor, yükseldikçe alkali bir yapıda oluyor. Örneğin bir bardak çay ya da bir fincan kahve yaklaşık 2.3 pH değerinde yani asidik. Hayvansal proteinlerin tümü, şekerli gıdaların tümü, alkol ve her türlü ilaç asidik değerler taşırken; raw food –çiğ besinlerin alkali seviyesi oldukça yüksek. En yüksek alkali değere sahip besinler ise; turp, kabak, ıspanak, çiğ badem, karnıbahar,maydanoz ve tüm yeşilliklerde bulunmaktadır.
İçtiğiniz su ise en az 7.5 pH değerine sahip olması gerekiyor. Ve tabi suyu mümkünse cam şişede tüketmek daha sağlıklı.
“BİZLER DOĞADA BİR HAYVANIZ!” diyor Gül Kaynak. Bu nedenle; sağlıklı bir zihne ve bedene sahip olmak istiyorsak tek yapmamız gereken vücudunuza aldığınız asit-alkali dengesini korumak olduğunu anlıyoruz. Peki ya zihnimiz? Asidik ve Alkali Düşünceler ve Duygular yok mu? Mesela “aşk” oldukça alkali bir duygu iken; “endişe-kaygı” oldukça asidik. Stres-öfke—kıskançlık-nefret asidik duygular ve kendimizi daha yorgun-bitkin hissetmemize yol açarken; sevgi-merhamet-affetmek-tevekkül gibi duygular yüksek oranda alkali değere ve öneme sahipler.
Workshop un sonunda; beden-zihin nasıl “bir”se bizler-insanoğlu da doğa ile bir bütün, “bir” olduğu kaldı zihnimde…


Keyifli bir Cuma gününün sonunu Nico Luce un “Yoganın Taosu” ile getirmeye niyet ettim. Nico Luce henüz eğitmen değilmiş, 10 yıldır yoga yapmaktaymış. Asanaların içerisinde tüm zihnin ve bedeninle kalmak bir de bu enerjiyi karşı tarafa aktarabilmek 4-16 aylık bir çalışma ile olmuyor. Kişi önce kendini bulmalı sonra kendi ile bütünleşmeli en sonunda kendini bilince; bir başkasının içindeki ateşi yakacak zirveye ulaşıyorsun. Workshop da daha çok kalça açıcı asanalara odaklanılırken Nico bir yandan da “Tao Te Ching” kitabını okumayı seçmişti. O kitap okurken bize de asanaların isimlerini söylüyordu. Açıkçası beni zorlayıcı bir ders oldu. Hem asanaları yapacaksın odaklanarak şu anın içine beden-zihin-ruh üçlüsünün farkındalığını koruyarak bir de kitabı dinleyeceksin, yok artık :))) Tao ilkelerini duydum ancak dinleyemedim. Zihnimde kalan;
 “Yumuşak sertin, yavaş ise hızlının üstesinden gelir.” Lao Tzu.

Sağlıklı Beden ve Zihin için Detox: 

• Şükretmeyi Arttırın

• Sindirm Sisteminizi Tekrardan Düzenleyin

• Toksin ve Serbest Radikal Alımını Azaltın

• Kendinizi Keşfetme Yolculuğuna Çıkın

• İdeal Hayatınıza Bugün Başlayın

“Bugün hayatınızın geri kalan bölümünün ilk günü.”


Mind & Body 2013 2. Gün Deneyimlediklerim-Gözlemlediklerim devam edecek…

21 Nisan 2013 Pazar

KİŞİSEL TARİHİMİZİ YENİDEN YAZMAK


Metaforik olarak iki çeşit birey barındırırız içimizde;

Bedensel birey: yediklerimizin yararlı olanlarını alıp, zararlı olanlarını dışkı olarak dışarı atıyoruz.

Ruhsal birey:  ruhumuzun sağlığı için de hayal kırıklıklarımızı, üzüntülerimizi dışarı atmamız gerekebilir, bunu da sadece sözel olarak duygularımızı ve düşüncelerimizi söze dökerek ve davranışlarımıza yansıtarak yapabiliriz.


Şimdi rahat bir yere oturun ve sessizce sadece okuyun, yazının içine dalın, zihniniz yolculuğa devam etsin…

Geleceğe doğru uzanan bir yolda yolculuğa çıktığımızı varsayalım. Haydarpaşa garından bir trene bindik, gidiyoruz… Trenin nereye gideceğini bilmiyoruz ama bazı peronlarda inenler ve binenler olacak. Bu trende geçmiş-şimdi-gelecek kavramları var ama biz hangisinde olduğumuzu anlayamıyoruz. 



Günümüze bakacak olursak da geçmiş-şimdi-gelecek kavramlarını anlamdıramadan sürekli geleceğin peşinden yaramaz bir çocuk gibi koşarken şimdi ve burada olmanın farkındalığına ‘an’ ların tadına doyasıya varamıyoruz.



 Biz yolculuğumuza geri dönelim. Çuf çuf çuf bilinmez diyarlara gidiyoruz. Trenin camlarından seyir ettiğiniz manzarayı sizlerin hayal gücüne bırakıyorum. Yolculuğun sonunda olmak istediğiniz ‘ben’ olacaksınız. Nasıl mı olacak? Bu yolculuk sırasında geçmişte yaşadığınız ve sizin benliğinizde korku, endişe, üzüntü duygularını uyandıran ‘anı’ ları nötr hale getireceğiz daha sonra bu anıları siyah-beyaz bir televizyon ekranından seyreder gibi hissedecek ve  kendi ‘anı’larınızın aktörleri ya da aktrisleri olmak yerine seyircisi olacaksınız.

İnsanoğlu var olduğu günden beri hep bir değişim arzusu içerisinde olmuştur. İhtiyaçlarımız doğrultusunda, kendimizi hayatın farklı konumlarında farklı noktalara odaklanarak yaşam sürecimizi sürdürmeye çalışırız. Değişim kaçınılmazdır, hayatta olduğumuz müddetçe düşünce, duygu, davranış ve beden boyutlarında değişime uğrarız. 

Ancak bu değişim döngüsü içerisinde bazen zihnimiz bizlere çeşitli oyunlar oynar. Çok istediğimiz halde bazı davranışlarımızı, düşünce biçimlerimizi ve hislerimizi değiştiremeyiz. Adeta bazı kanallar tıkanmıştır ve su artık gitmiyordur. Su kanallarındaki tıkanmaya neden olan beynimizin ürettiği ‘genelleme’lerdir. Beynimizin genelleme yapma yetisi bizlere atalarımızdan kalan yaklaşık 300.000 yıllık bir mirastır. Beynimizin genelleme yetisi sayesinde şu anda insan ırkı yaşamını devam ettirebiliyor. Bir düşünelim; yıl M.Ö. 3200, ormanda bir ayıdan kaçıyorum. O gün o saniyede beynimin ‘bütün ayılar tehlikelidir’J Ayıdan kaçmak, olumsuz bir anı ve içerisinde korku duygusunu barındırıyor. 
genellemesini yapma yetisi bugün insan neslinin devamı için işlevsel bir genelleme. Durup bir düşüneyim belki o gün o ayı biraz sinirliydi, canı bir şeye sıkkındı şeklinde düşünemezdim

Aynı zamanda korku duygusu, hayatta kalmamıza da hizmet ediyor. Günümüzde ilişkisel boyutta yaşadığımız tüm sorunların, problemlerin temelinde de geçmişten kaydettiğimiz ve bizler farkında olmadan hücrelerimizin derinliklerine işlemiş duygu, düşünce ve davranış kalıplarını kullanıyoruz. Örneğin, beğenilmediğimiz ya da takdir edilmediğimiz bir ortamdan hemen ayrışmak istememizin nedeni dışlanmış/ itilmiş gibi hissetmemiz. Çünkü M.Ö. ki yıllara baktığımızda grup ilişkisinin egemen olduğu bir hayat vardı. Grubun dışında kalmak, beğenilmemek demek oluyordu ve hayatın sonu anlamına gelmekteydi. Şimdi de pek farklı değil sanırım, ne dersiniz? Eşiniz ile, patronunuz ile, çocuklarınız ile yaşadığınız problemleri, hayati bir travma olarak algılayarak, kendimizi savunmaya geçmemizin nedeni nereden kaynaklanıyor acaba?


Bir günde yaklaşık olarak 20.000 yaşantı (AN) görüyoruz, her bir an yaklaşık 2-3 saniye
sürüyor. 


Daha sonra beyin bu anları birleştiriyor ve film şeridi haline getiriyor
ama bu işlemi yaparken sadece olumlu ve olumsuz yaşantıları kaydediyor, nötr yaşantıları çöpe atıyor. Bu nedenle geleceği oluşturmak, kişisel tarihimizi yeniden yazmak bizim elimizde. Gerekli olan sadece olumsuz anıları nötr hale getirerek geçmişi temizlemek.

Şimdi tren yolculuğumuza geri dönelim, duygularınızda, düşüncelerinizde, bedeninizde sizi rahatsız eden bir anıyı zihninize getirmeye çalışın.

Bu anıya bir isim verin.

Bu anının resmi tüm detayları ile gözünüzün önünde olsun, gözlerinizi isterseniz kapayabilirsiniz.

 O anıya geri döndüğünüzde kendiniz ile ilgili negatif düşünceniz/inancınız nedir? Lütfen not edin ve 1-10 arası bir derece verin (10: çok kötü/1: nötr).

 Daha sonra bu tren yolcuğu sona erdiğinde kendinize ne söylemek isterdiniz, kendiniz ile ilgili olumlu bir inanç belirtin, not edin ve bu olumlu inanca bir derece verin(10: çok iyi/1: nötr).

Bu anı zihninizde iken hissettiğiniz duygularınızı ve bu duyguları vücudunuzun neresinde yoğun olarak hissettiğinizi not edin.

Daha sonra örneğin olumlu inancınıza ‘5’ derecesini verdi iseniz, ‘5’ i ‘10’ yapabilmek için neye ya da nelere ihtiyacınız olduğuna odaklanın ve sağ avucunuzu açın. Olumsuz inancınıza ‘7’ verdi iseniz, ‘7’ i ‘1’ yapmak için hangi otomatik düşüncelerin zihninize hakim olduğunu keşfetmeye çalışın. Ne olur ‘1’ olursa onu merak edin, sizi engelleyen düşüncelerinizi sol avucunuzun içine alın. Tren vagonunda ayağa kalkın pencereyi açın, sol avucunuzdakileri fırlatırken, sağ avucunuzu kapayın.



Şu anda gelecekteki ‘ben’ için ne yapılması gerektiğini en iyi siz biliyorsunuz, ihtiyacınız sadece eyleme geçmek, hadi daha ne duruyorsunuz tren bir sonraki perona hareket etti bile çuf çuf çuuuffff...





3 Nisan 2013 Çarşamba

'SİZİN GİBİ BİR İNSAN İLE İLK KEZ KARŞILAŞIYORUM!'

'Sizin gibi bir insan ile ilk kez karşılaşıyorum!' Bu cümleyi yaşamımın son iki aylık evresinde o kadar çok dinlemeye başladım ki şimdi düşünüyorum:
 'Acaba ben dünya gezegeni yerine farklı bir gezegende mi yaşıyorum?'
 
Kendimi şu sıralar fiziksel ve ruhsal olarak çok iyi hissettiğimi söylersem kendime çok büyük bir yalan söylemiş olurum. Son günlerde ismini tam koyamadığım, anlamlandıramadığım duygular hissediyorum özümde. Bu duygularımla buluşamamak da 'çaresizlik' ve 'yalnızlık' duygularını ruhumla özdeşleştiriyor.
 
Evrende var olan tüm enerjilere saygı duyuyorum, bu Özge'nin yaşamındaki en önemli ve temel felsefesi. Bir çiçeğe ne kadar saygı duyuyorsam bir insana da aynı saygıyı gösteriyorum. Bu insan ister 1 yaşında olsun, ister 90 yaşında olsun, aynı saygı, aynı özveri ve aynı hoşgörü ile ilişki kurma yönünde çabalıyorum. Mümkün olduğunca dinlemeye çalışıyorum, duymaya değil; anlamaya çalışıyorum, anlatmaya değil; görmeye çalışıyorum, bakmaya değil; duyumsamaya çalışıyorum, hissetmeye değil; vermeye çalışıyorum, almaya değil.
 
Sanırım çok çalışıyorum ve bir o kadar kendimi iyi ifade edemediğimi duyumsuyorum.
Bu sayfada mümkün olduğunca 'farkındalık' temalı konular işlemeye özen gösterdim. Çünkü inanıyorum ki; önce kendini bilecek insan! Önce kendi bedenini, kendi duygularını, kendi düşünce ve davranışlarını tanıyacak, özümseyecek ki; bir başka dünyayı keşfedebilsin!
 
Dün yaşamış olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum sizlerle, bir bakalım bu iki insanın farkındalık düzeylerine:
 
Özge, bir daire kiralamak için bir emlak ofisine gider ve çok beğendiği dairenin ev sahibi ile tanışmak istediğini ifade eder:
 
Emlak işi yapan yetişkin: 'Valla abla, ben ev sahibi ile konuştum. Kendisi çok yoğun olduğunu hiç vakti olmadığını söyledi. Eğer bu kirayo kabul ediyorsa etsin başka türlü olmaz, dedi. Kira sözleşmesini imzalamaya geldiğimde tanışırız, dedi.'
 
Özge: 'Ev sahibi evini kiralayacak olan kişiyi tanımak için vakit ayırmak istemediğini söyledi, anlıyorum. Ancak ben, ev sahibinin kim olduğunu bilmeden, bir sözleşme düzenlemek istemiyorum. Benim amacım; ev sahibi ile kira ücreti hakkında konuşmak değil, benim amacım ve istediğim evini kiralayacağım kişinin 'kim olduğunu, nasıl bir karaktere-kişilik örgütlenmesine sahip olduğunu görmek, dünya görüşü hakkında fikir elde etmek ve en önemlisi bu evrene ne veriyor bunun hakkında fikir sahibi olmak istiyorum. '
 
Emlak işi yapan yetişkin: 'Ya abla Allah aşkına ne yapcan şimdi sen adamın kim olduğunu? Ben sana söyleyeyim: 'adam 40 lı yaşlarda bir avukat. Babası hakim. Bu bölgede 10 adet dairesi var. Yani anlayacağın varlıklı, zengin bir insan!'
 
Özge: 'Sanırım ihtiyacımı doğru bir şekilde anlatamadım. Ben ev sahibinin NE İŞ YAPTIĞI İLE DEĞİL, NE OLDUĞU İLE İLGİLENİYORUM. Bu kişi İstanbul ilindeki tüm evlerin de sahibi olabilir ve bu beni hiç ilgilendirmez. Çünkü siz bana kişinin sahip olduğu şeyler hakkında bilgi veriyorsunuz, ben ise kişinin kim/ne olduğu ile ilgileniyorum.'
 
Emlak işi yapan yetişkin: 'Abla, sanane adamın nasıl biri olduğundan. 36 yıllık yaşamımda ilk kez senin gibi bir insan ile karşılaşıyorum.'
 
Özge: 'Eğer ben her ay bu kişiye bir ödeme yapacaksam, bu yaptığım ödemenin hangi amaçla kullanılacağını öğrenmek benim en tabi hakkımdır.
 
Emlak işi yapan yetişkin: 'Ablacım, aradım tekrar, tamam dedi. Bugün 15.30 da gelecek ofise, sizin için de uygunsa bekliyorum.'
 
Özge: 'Tamam, geliyorum. Teşekkür ederim.
 
Emlak işi yapan yetişkin: 'Abla, kira sözleşmesinde kefil olarak babanızı mı gösterecek siniz?
 
Özge:' Ben size kira sözleşmesini hazırlayın, şeklinde bir talimat vermedim. Sadece avukat bey ile tanışma talebimi ilettim. Belki de bu tanışmadan sonra bu daireyi tutmaktan vazgeçebilirim.'
 
Emlak işi yapan yetişkin: ' Ya abla ben söyledim avukat bey sözlşeme için geliyor'...
 
Sonrasını sizlerin hayal gücüne bırakıyorum:)  Bu kişiye kendimi doğru bir şekilde anlatamadım. Ve bu kişi benim düşüncelerimi anlayabilmek adına hiç çabalamadı.  Bana söylediği; 'sizin gibi bir insan ile ilk kez karşılaşıyorum'. Bir bilse ben kendisi gibi kaç insan ile karşılaşıyorum bir günde!
 
İşte size 'İLETİŞİM', işte size 'FARKINDALIK' . İletişimsizlik becerisinin en güzel örneklerinden bir tanesini okudunuz. Başından itibaren kafasındaki senaryoya göre hareket eden genel bir insan.
İletişimin temel kuralı: 'ÖNCE DİNLE, ANLAMAYA ÇALIŞ, SONRA ANLAŞILMAK İÇİN ÇABA GÖSTER'.
 
Farkında olan insan; temas ettiği, karşılaştığı her insanın farklı bir dünya görüşü olduğunu bilen ve koşulsuz kabul gösterebilen erdem sahibi insandır.
  •  BENİ İLGİLENDİRMİYOR !
 
Yaşadığımız dünya gezegeninde her birimiz beden kılıfındaki  enerjileriz. Ve bir'iz, bütünüz. Yaşamınızda bugüne kadar temas ettiğiniz her bir enerjiden sorumlusunuz. Yukarıdaki örnekte anlatmak istediğim, para da bir enerjidir. Ve bu enerji ile ne yaptığınız, nereye verdiğiniz vee hatta sonrasında verdiğiniz kişinin bu enerji ile ne yaptığı da sizi ilgilendirir ve bu bağlamda sorumluluk sahibisinizdir. İşte farkında olmak demek budur. Örneğin; sokaktaki bir dilenciye para veriyorsunuz. Duygunuz: merhamet. Zihninizden: 'yardım ettim ve ben iyi bir insanım' imajınızı güçlendiriyorsunuz. Halbuki siz 'iyilik' yapmıyorsunuz, o kişinin mevcut durumuna destek oluyorsunuz, o kişinin dönüşümüne yardımcı olmak yerine mevcut halinle kalması için üzerine para veriyorsunuz!
 
Aman o kadar ince mi düşüneceğiz diyorlar! Evet düşüneceğiz, düşünmek zorundayız. Sorgulayacağız, 'Beni ilgilendirmez!' diyerek birbirimizden öte kendimize ne kadar yabancılaştığımızın ve dünya gezegenini nasıl bir sona sürüklediğimizi farkında mıyız?
 

Sevgiyle :)

14 Aralık 2012 Cuma

ZOR DOSTUM ZOR....:)) ZOR İNSANLAR &ZOR DAVRANIŞLAR



Birkaç dakikalığına kendi iç sesimiz ile hep beraber düşünelim;

İYİ İLİŞKİLERİNİZİ NASIL TANIMLARSINIZ?

* Kendimizi olduğumuz gibi ortaya koyabildiğimiz,

* Yanlış anlaşılmayacağımızı bildiğimiz,

* Karşımızdaki kişiye bir şeyler verebildiğimiz ve aldığımız; karşılıklı olarak ''eğlence'', ''güven'', ve ''açıklık'' temalarının yer aldığı ...

ZOR İLİŞKİLERİ NASIL TANIMLARSINIZ?

* Sürekli aynı ve benzer sorunların yaşandığı,

* Sorunların çözülemediği,

*Sınırlarımızı zorlayan,

* Anlaşılmamış hissettiğimiz,

*Karşımızdakini anlayamadığımız,

* Karşımızdaki kişiye bir şeyler veremediğimizi hissettiğimiz, karşılıklı olarak 'anlaşılmadığımızı' hissettiğimiz...

?? Yukarıda tanımlanan iki ilişki durumunun ortak yanı nedir? Kişilik niteliklerine vurgu yapmaması. Çünkü bir insana ay ne 'sinir' diyorsanız, aslında o kişinin belli bir davranışı ya da belli ifadeleri sizi bu yorumu yapmaya teşvik ediyordur.
O kişinin davranışı sizin çocukluk döneminizde öğrendiğiniz ve 'sinir' olarak adlandırdığınız düşünce kalıbına uygun olduğu için o kişiye 'sinir' diye hitab edersiniz.

Zor kavramının tanımı, kişinin içerisinde bulunduğu zamansal ve mekansal koşullara göre bir diğer deyiş ile kişinin yaşam koşulları ile şekillenir. Zor davranışlar sergileyen insanlar çoğunlukla davranışlarının farkında değildirler. İşlevsel olmayan davranış kalıbını çocukluk çağlarında öğrenmişlerdir. Ve unutulmamalıdır ki; bu davranış kalıbı mutlaka bir amca hizmet ediyor, bir ihtiyacı gidermek için kullanılıyordu.

A kişisinin geçmişte öğrendiği değer yargıları var. Bu değer yargılarına dayanan birtakım düşünceleri, duyguları, bedensel tepkileri var.
 
B kişisinin de geçmişte öğrendiği değer yargıları var. Bu değer yargılarına dayanan birtakım düşünceleri, duyguları ve bedensel tepkileri var.

Bu iki insan birbirleri ile ilişkiyi ''davranış'' düzeyinde yaşamaktadırlar.
Bu nedenle 'zor insan' değil, 'zor' davranışları sergileyen insanlar vardır.

SİZİN 'ZOR' DAVRANIŞLAR SERGİLEYEN İNSANINIZ KİM?

'Zor' davranışlar sergileyen kişiler kimi zaman eşimiz, kimi zaman çocuklarımız, komşularımız, arkadaşlarımız ve iş verenler/ iş arakdaşlarımız olabilir.
Zor davranışlar sergileyen kişiler duygularımıza etki ederek: öfke-umutsuzluk-çaresizlik-yorgunluk-güvensizlik-engellenmişlik-sıkıntı hatta bazen suçluluk duygusunu hissetmemize sebebiyet verirler.

''ZOR'' DAVRANIŞLAR SERGİLEYEN İNSANLAR İLE NASIL İLETİŞİM KURACAĞIZ?

1. İLETİŞİM BOYUTUNU DEĞİŞTİRMEK _ÜÇ ALTIN BASAMAK

a. Tanımla: 'zor' davranışlar sergileyen kişileri nasıl tanımlıyorsunuz? Lütfen birkaç kelime ya da cümle ile ifade halinde yazınız.

____________________________________________________________________________

b. Açıkla: sizce neden bu kişiler 'zor' davranışlar sergiliyor olabilirler?


______________________________________________________________________________

c. Çözüm: 'zor' davranışlar sergileyen kişiler ile 'nasıl' ve 'neden' başa çıkmalıyım?

______________________________________________________________________________


2. KEŞİF AVI

Kim...................................................................................................................................

Kime.................................................................................................................................

Hangi durumda.................................................................................................................

Ne yapıyor........................................................................................................................

Nasıl yapıyor....................................................................................................................

Ne hissediyor (eylemi uygulayan)...................................................................................

Ne hissettiriyor................................................................................................................

Sonuçta ne oluyor............................................................................................................

*** Keşif avında cevabını bulmanız gereken en önemli soru: 'Bu kişi hangi ihtiyacını tatmin etme yönünde davranıyor?'

3. KİŞİSEL FARKINDALIK-KENDİMİZİ TANIMAK

Bu kişi ile iletişim kuramamamın nedeni/leri ne/ler olabilir?

_______________________________________________________________________________

Bu kişi benimle iletişim kurduğunda ne hissediyorum?

_______________________________________________________________________________

Bu kişinin, bu davranışı benim hangi ihtiyacım ile temas etmekte? Ya da etmemekte?

_______________________________________________________________________________

4. MİZAH

Mizah kullanın. Farklılıkları ve benzerlikleri mizah yönünüzü kullanarak tolere edin ve herkesi olduğu gibi kabul edin :))


3 Aralık 2012 Pazartesi

MUTLU OLMAK İSTEYEN ADAM


‘’Senin neyi yapıp neyi yapamayacağını kimsenin söylemesine izin verme. Hayatını seçecek ve yaşayacak olan sensin…’’

Yukarıdaki cümle, Laurent Gounelle’nın ‘Mutlu Olmak İsteyen Adam’ isimli kişisel dönüşüm romanından alıntı yaptığım  ve  en anlamlı bulduğum  mesajlarından birisi yalnızca.




         Laurent Gounelle bir psikiyatr olmasına rağmen, kitabında verdiği mesajlar ile  ‘yaşam koçluğu’ ve ‘kariyer koçluğu’ nun ana temalarını başarılı bir şekilde betimlemiş olduğu söylenebilir.  

Son zamanlarda okuduğum en başarılı, yaratıcı, sizi kendi yaşamınız ve kendi özünüz üzerine düşünmeye akılcı bir şeklide teşvik eden, farkındalığımızı arttırmamıza yardımcı romanlardan birisi, bir diğeri de yine Laurent Gounelle’nın kaleminden olan ‘TANRI DAİMA TEBDIL-I KIYAFET GEZER’ isimli romanı (bu romandan bir sonraki yazıda bahsedeceğim).  

Gelelim ‘‘Mutlu Olmak İsteyen Adam’’ a , kısaca özetleyecek olursak:   Romanın ana karakteri Julian. Julian, yaşamını başkalarının algılarına ve düşüncelerine göre şekillendirirken, kendi özünü bir yerlerde bırakmış, öğretmenlik mesleğini icra eden ve mutlu olmak daha doğrusu kalbinin sesinden yola çıkarak kendini bulmak isteyen meraklı bir adam olarak kısaca betimlenebilir. Julian, tatil için Bali de bulunuyor ve Japon başbakanını ve birçok ünlü ismi tedavi ettiği söylenen meşhur şifacı ile tanışmak istiyor.Ve ünlü şifacı Julian a bir teşhis koyuyor: ‘‘Mutsuz birisiniz siz’’ … Romanın bundan sonraki kısmında şifacı titiz bir terzi ustalığı ile Julian ın korkuları ile temas etmesine verdiği ödevler ile vesile olmakta. Ve sonunda Julian a yaşamımızın, her saniyesinde özgür olduğumuzu, verdiğimiz kararların şu anımızı ve geleceğimizi nasıl biçimlendirdiğini öğretir.

Yaşamın koskoca bir sahne olduğunu düşünelim, belli bir yaşa kadar bu yaşı siz belirlersiniz 6-16-22-35… Ebeveynlerimiz bizde gördükleri ya da olmasını arzu ettikleri nitelik ve özellikleri bizlere yüklerler aynı bir bilgisayara bir program yükler gibi. Ve bizler bu sahnedeki oyunumuzda bizlere yüklenen program dahilinde oynayabiliriz, farklı algılayamadığımız olgular ise karanlıkta kalır. Hani bazen hiçbir neden bulamadığımız halde üzgün, mutsuz, heyecanlı, gergin hissederiz ya.. İşte o anlar bizim programımızda olmayan ve sahnede olması gereken bir şeyler vardır ancak biz onları duygusal düzlemde fark edebiliyor ancak düşünsel düzlemde fark edemiyoruzdur. Bir an gelir ki bunu idrak ederiz; o an ‘ben yaşamımın yaratıcısıyım’ dediğimiz ve tüm yaşam sorumluluğumuzu üstlendiğimiz andır işte o an sahnedeki karanlık, belirsiz yerleri de aydınlatabileceğimiz gerçeği ile yüzleşiriz. Bir seçim yaparız, ikinci doğumumuzu gerçekleştirmek böylelikle kendimizin hem annesi hem babası olmayı öğreniriz, gerçek özümüz ile ancak bu şekilde temas edebiliriz…

Julian da ikinci doğumunu gerçekleştiriyor, hayatını içindeki çocuğun sesini keşfederek dönüşüm kararı alıyor…

Kitaptan güzel bir farkındalık egzersizi: ‘‘Bu akşam öleceğinizi ve bir haftadır bunu bildiğinizi düşünün. Öleceğinizi bildiğinize göre, bu bir hafta içinde yaptığınız şeylerden hangisini/hangilerini yapmış olmayı isterdiniz?

Not: Yaşamdaki en büyük mutluluk nedir biliyor musunuz? Size küçük bir sır vereyim o halde: Hiç kimse kendisini geçmişte ya da gelecekte mutlu edemez. En büyük mutluluk: ciğerleri kapasitesi kadar hava ile doldurarak, bu havayı geri verebilmektir. Nefes alıp verişimiz öğrenilen bir şey değildir. Sadece var olduğumuzun en somut noktasıdır. Kendimiz ile sağlıklı ayrışıp buluştuğumuz sürece mutlu hissederiz, Julian bunu keşfetti peki ya siz?