25 Ocak 2013 Cuma
''BAŞARISIZ'' KARNELER OLABİLİR AMA ''BAŞARISIZ'' ÖĞRENCİ OLAMAZ !!!
Bugün karne günü :) Kendi çocukluk ve ergenlik yıllarımdaki karne günlerini anımsıyorum, pek heyecanlı ve sürprizli olmazdı bizim evde karne günleri. Her yıl karnemin yanında ataçlanmış bir de 'takdir belgesi' getirirdim eve, 12 yıl boyunca ... Bu nedenle karne üzerine konuşmalar olmazdı bizim evimizde. Bugün, geçmişe baktığımda tam tersi olsaydı daha mı iyi olurdu acaba? demekten kendimi alamıyorum neden mi?
Karne, üzerinde,o eğitim-öğretim dönemi boyunca aldığınız derslerin isimlerinin ve bu dersleri kavrama va anlama becerinizin rakamlarla ifade edildiği bir kağıttır ya da bir değerlendirme formatıdır.
** Değerlendirme nedir?
Değerlendirme, anlamlandırma demektir. Bir başka deyim ile, algıladığım uyarana yüklediğim anlamdır.
Değerli ebeveynler, çocuğunuzun karmesine baktığınızda; çocuklarınızın bir dönem boyunca öğrendiklerinin sonucunu mu, yoksa ideal ve hayallerinizi mi değerlendiriyorsunuz?
Soru = Baştan aşağı zayıf notlar ile dolu bir karne mi yoksa baştan aşağı en yüksek notlar ile donatılmış bir karne mi 'başarı' nın göstergesidir?
Bu soruya vereceğiniz yanıt, sizin dinamikleriniz ve hayata bakış açınızı değerlendiren değerler sisteminden zemin alır.
Cevap= Bir öğrencinin bir ya da birden fazla dersten zayıf not alması, o öğrencinin ''başarısız bir öğrenci'' olduğunun göstergesi değildir. Bunun diğer kutbunu düşünürsek; her dersinden yüksek notlar almış bir öğrenci de 'başarılı bir öğrenci' olarak nitelendirilemez. Birçok dersinden başarı notu almaya hak kazanmış bir öğrenci; o dersin gereklilikleri ile nasıl başa çıkacağına yönelik uygun stratejiler geliştirmeyi başarmış bir öğrencidir !
Eğitim ve öğretim yıllarını bir süreç olarak algılamalı, çocuklarımıza sonuç odaklı yaklaşmak yerine sürecin içerisinde sorgulamayı ve öğrendiklerini anlamlandırma kabiliyetine erişkin olan bireyler olma yolunda rehber rolü üstlenmeliyiz.
İnsanın kendi kendisini bulmak istemesi demek içe ve dışa yönelik yeni yollar keşfetmek için arayışa çıkması demektir,eğitim ve öğretim beşikten mezara kadar devam eden bir süreçit; okullar ise bu süreçteki duraklardan bir kaçıdır sadece.
Ebeveynlere önerim, çocuklarınızın karnelerini değerlendirirken farklı ve çok boyutlu gözlüklerden bakın, bu süreçte sizlerin de payı olduğunu unutmayın. Çocuğunuzu ya da kendi hedef ve hayallerinizi değil sadece karneyi değerlendirin. Çocuğunuzun başarısız bir karneye sahip olması sizi kötü-değersiz-başarısız bir ebeveyn yapmayacağı gibi; başarılı bir karne de ne sizi ne de çocuğunuzu başarılı bir insan yapmaz !!
* Çocuğunuzun karnesini, arkadaşlarının ya da kardeşlerinin karneleri ile kıyaslamaktan kaçının.
*Çocuğunuza olan güveninizi yansıtın, karne günü duygu sözcükleri her zamankinden biraz daha çok evinizde yankılansın; 'Sen benim için çok özel ve çok değerlisin, karnendeki sonuç ne olursa olsun seni çok seviyor ve sana saygı duyuyorum!!'
*Evde öncelikle çocuğunuzun kendi karnesini değerlendirmesini isteyin. Çocuğunuz kendi karnesinin 'başarısız' olduğunu düşünüyorsa, 'başarısız' olgusunu tanımladığı gibi 'başarılı' olgusunu tanımlaması için teşvik edeci açık uçlu sorular yöneltin. Böylece bir sonraki dönemler için değişimi sağlayabilirsiniz. Değişim olanı kabul etmekle başlar.
* Bu karne NEDEN böyle? Sorusu yerine bu dönem NASIL geçti sorusuna çekirdek aile olarak hep birlikte cevaplar üretmeye çalışın.
*Bir sonraki dönem için hedefler belirleyin ve o hedefe nasıl ulaşabileceğini tartışın, somut bir yol haritası oluşturun.
** Karnede gelen sonuçlar her ne olursa olsun, çocuğunuzu tebrik edin-takdir edin ve ödüllendirin.
Tüm öğrenci arkadaşlarımı bu eğitim-öğretim dönemi boyunca gösterdikleri sabır için kutluyor ve kendilerini anlamlandırmak için çıktıkları keşif gezisinde yeni yollar buldukça zenginleşmelerini diliyorum. Sevgiyle...
Etiketler:
başarı,
çocuk,
EBEVEYN,
karne,
karne günü
2 Ocak 2013 Çarşamba
SEVDİĞİM HİKAYELERDEN BİRİ: YAŞAMAK ÖZGÜRLÜKTÜR !
Bir Zen ustası öğrencisine bir soru sorar. Soru tam olarak
gerektiği gibi cevaplanır. Ertesi gün usta aynı soruyu sorar. Öğrenci ‘Ama bu
soruyu dün cevapladım’ der.
‘Şimdi tekrar soruyorum’ der usta. Öğrenci aynı cevabı verir. ‘Bilmiyorsun!’ der
usta.
‘Ama dün de aynı şekilde cevapladım ve siz başınızla
onayladınız’’ der. ‘’O zaman cevabın doğru olduğunu anladım. Şimdi neden fikir
değiştirdiniz?’
‘’Tekrarlanabilen bir şey senden gelmiyordur’ der usta.
‘Yanıt senin hafızandan geldi, bilincinden değil!’ Gerçekten bilseydin, yanıt
farklı olurdu çünkü çok şey değişti. Ben dün sana bu soruyu soran adam değilim.
Bütün durum farklı; sen de farklısın-------ama cevap aynı!
Cevabı tekrarlayıp tekrarlamadığını görmek için soruyu
tekrar sormam gerekiyordu. Hiçbir şey tekrarlanamaz.
Ne kadar canlıysan o kadar az tekrarlarsın. Ancak bir ölü
tutarlı olabilir. Yaşamak tutarsızlıktır. Yaşamak özgürlüktür, özgürlük tutarlı
olamaz.
Etiketler:
CANLI,
özgürlük,
tutarsızlık,
Zen felsefesi
30 Aralık 2012 Pazar
VAROLUŞUN GÜCÜ ADINA :: 'Pİ'nin YAŞAMI'
İnsanoğlunun hür iradesi ile
kendisini gerçekleştirmek için kalbinin sesine kulak vererek, kendisi ve bütün
adına harikulade bir yaşam oluşturabileceğinin en anlamlı özeti; Pİ’nin
Yaşamında muhteşem bir görsel şölen eşliğinde sinema severler ile buluşuyor…
Pasifik
okyanusunun ortasında bir Bengal kaplanı ile 227 gün geçirmek zorunda kalsanız,
nasıl hissedersiniz? Muhtemelen her birimiz korku duygusunu hissederiz. Korku
duygusunu akıllıca kullanmayı başarabilirsek yaşamsal mücadelemiz için işlevsel
bir araca dönüştürebiliriz tıpkı cesur Pi’nin yaptığı gibi.
Kanadalı
yazar Yann Martel’in 2001’de yayımlanan macera romanı ‘Life of Pi’, Ang Lee nin
usta bakış açısı ile 3 boyutlu olarak beyaz perdeye taşındı. Filmi mutlaka 3 boyutlu izlemenizi öneririm,
hikayenin çoğunluğu okyanusta geçiyor ve okyanus canlılarının ve tabiatın
olağanüstü canlılığı ve huzuru adeta ruhunuza terapi uyguluyor J
Hindistan
da doğmuş ve yetişmiş olan Piscine, inancın ve umudun varoluş mücadelemizdeki
önemini aktarırken, yaşamımızdaki her insanın bizi kendi yaşam amacımıza nasıl
hazırladığını da ustaca satır aralarında anlatmakta. Yaşamımızdaki
sevdiğimiz-sevmediğimiz, inandığımız değerlerimizin bizi biz yapan en değerli
hazineler olduğunu açıkça ifade eden yapıt bana göre 2012 yılının en iyi filmi.
Filmin
ilk yarısında, Piscine’nin Hindistan daki yaşamını izliyoruz. Hayatı öğrenme
yolundaki genç adamın, cesur, istikrarlı, meraklı ve zeki kişilik nitelikleri
hemen göze çarpıyor. Hayatı okuyarak ya da dinleyerek değil, yaşayarak –yaşamı iliklerine
kadar hissetmeyi tercih ediyor. Babasının bir hayvanat bahçesi var fakat işleri
yolunda gitmeyince bahçeyi satarak hayvanlar ile birlikte Kuzey Amerika ya
gitmek üzere bir gemiye biniyorlar. Birkaç gün sonra korkunç şiddetli bir
fırtına meydana geliyor, şimşekleri izlemeyi çok seven Pi, gece uyanarak
güverteye çıkıyor ve gerçek yaşam serüveni belki de o dakikada başlıyor cesur
kalpli Pi için. Sonrası mı? Bir insanın, kendisine olan sevgisi ve inancının
onu nasıl yaşama arzusu ile her şeyin üstesinden gelebileceğinin muazzam görsel
şöleni.Bence muhakkak bundan sonrasını sinemada kendiniz şahitlik edin…
Yaşamda
nefes almayı sürdürebilmek için;
Zihninizden daha çok kalbinizin
sesine kulak verin,
Her yeni gün bir şeyler öğrenin ve paylaşın,
Gerektiği durumlarda savaşın,
Başımıza her ne geliyorsa
olayları etiketlemeden ziyade olduğu gibi kabul edin,
Evrende her şeyin bir enerji
olduğunu her an hatırlayın,
En çaresiz, en karanlık anlarda
dahi daima güçlü bir enerji tarafından desteklendiğimizi bilin,
Nefes aldığımız sürece her anın
bir fırsat olduğunu özümseyin,
İnançlarımızı ve ümitlerimizi
daima
Her ‘an’ a umutla bakın,
Ve belki de en önemlisi SEVGİNİN
GÜCÜNÜ hissedin; bir çiçek, bir insan, bir ağaç, belki de bir kaplan her ne
olursa olsun yüreğinizdeki sevgiyi aktarabileceğiniz bir şey olsun ki hayata
sımsıkı bağlanın ve evreni ışığınızla aydınlatın…
Etiketler:
Ang Lee,
Bengal kaplanı,
Hindistan,
pİ'nİN yaşamı,
sevgi,
varoluş,
Yann Martel,
yaşam
14 Aralık 2012 Cuma
ZOR DOSTUM ZOR....:)) ZOR İNSANLAR &ZOR DAVRANIŞLAR
Birkaç dakikalığına kendi iç sesimiz ile hep beraber düşünelim;
İYİ İLİŞKİLERİNİZİ NASIL TANIMLARSINIZ?
* Kendimizi olduğumuz gibi ortaya koyabildiğimiz,
* Yanlış anlaşılmayacağımızı bildiğimiz,
* Karşımızdaki kişiye bir şeyler verebildiğimiz ve aldığımız; karşılıklı olarak ''eğlence'', ''güven'', ve ''açıklık'' temalarının yer aldığı ...
ZOR İLİŞKİLERİ NASIL TANIMLARSINIZ?
* Sürekli aynı ve benzer sorunların yaşandığı,
* Sorunların çözülemediği,
*Sınırlarımızı zorlayan,
* Anlaşılmamış hissettiğimiz,
*Karşımızdakini anlayamadığımız,
* Karşımızdaki kişiye bir şeyler veremediğimizi hissettiğimiz, karşılıklı olarak 'anlaşılmadığımızı' hissettiğimiz...
?? Yukarıda tanımlanan iki ilişki durumunun ortak yanı nedir? Kişilik niteliklerine vurgu yapmaması. Çünkü bir insana ay ne 'sinir' diyorsanız, aslında o kişinin belli bir davranışı ya da belli ifadeleri sizi bu yorumu yapmaya teşvik ediyordur.
O kişinin davranışı sizin çocukluk döneminizde öğrendiğiniz ve 'sinir' olarak adlandırdığınız düşünce kalıbına uygun olduğu için o kişiye 'sinir' diye hitab edersiniz.
Zor kavramının tanımı, kişinin içerisinde bulunduğu zamansal ve mekansal koşullara göre bir diğer deyiş ile kişinin yaşam koşulları ile şekillenir. Zor davranışlar sergileyen insanlar çoğunlukla davranışlarının farkında değildirler. İşlevsel olmayan davranış kalıbını çocukluk çağlarında öğrenmişlerdir. Ve unutulmamalıdır ki; bu davranış kalıbı mutlaka bir amca hizmet ediyor, bir ihtiyacı gidermek için kullanılıyordu.
A kişisinin geçmişte öğrendiği değer yargıları var. Bu değer yargılarına dayanan birtakım düşünceleri, duyguları, bedensel tepkileri var.
B kişisinin de geçmişte öğrendiği değer yargıları var. Bu değer yargılarına dayanan birtakım düşünceleri, duyguları ve bedensel tepkileri var.
Bu iki insan birbirleri ile ilişkiyi ''davranış'' düzeyinde yaşamaktadırlar.
Bu nedenle 'zor insan' değil, 'zor' davranışları sergileyen insanlar vardır.
SİZİN 'ZOR' DAVRANIŞLAR SERGİLEYEN İNSANINIZ KİM?
'Zor' davranışlar sergileyen kişiler kimi zaman eşimiz, kimi zaman çocuklarımız, komşularımız, arkadaşlarımız ve iş verenler/ iş arakdaşlarımız olabilir.
Zor davranışlar sergileyen kişiler duygularımıza etki ederek: öfke-umutsuzluk-çaresizlik-yorgunluk-güvensizlik-engellenmişlik-sıkıntı hatta bazen suçluluk duygusunu hissetmemize sebebiyet verirler.
''ZOR'' DAVRANIŞLAR SERGİLEYEN İNSANLAR İLE NASIL İLETİŞİM KURACAĞIZ?
1. İLETİŞİM BOYUTUNU DEĞİŞTİRMEK _ÜÇ ALTIN BASAMAK
a. Tanımla: 'zor' davranışlar sergileyen kişileri nasıl tanımlıyorsunuz? Lütfen birkaç kelime ya da cümle ile ifade halinde yazınız.
____________________________________________________________________________
b. Açıkla: sizce neden bu kişiler 'zor' davranışlar sergiliyor olabilirler?
______________________________________________________________________________
c. Çözüm: 'zor' davranışlar sergileyen kişiler ile 'nasıl' ve 'neden' başa çıkmalıyım?
______________________________________________________________________________
2. KEŞİF AVI
Kim...................................................................................................................................
Kime.................................................................................................................................
Hangi durumda.................................................................................................................
Ne yapıyor........................................................................................................................
Nasıl yapıyor....................................................................................................................
Ne hissediyor (eylemi uygulayan)...................................................................................
Ne hissettiriyor................................................................................................................
Sonuçta ne oluyor............................................................................................................
*** Keşif avında cevabını bulmanız gereken en önemli soru: 'Bu kişi hangi ihtiyacını tatmin etme yönünde davranıyor?'
3. KİŞİSEL FARKINDALIK-KENDİMİZİ TANIMAK
Bu kişi ile iletişim kuramamamın nedeni/leri ne/ler olabilir?
_______________________________________________________________________________
Bu kişi benimle iletişim kurduğunda ne hissediyorum?
_______________________________________________________________________________
Bu kişinin, bu davranışı benim hangi ihtiyacım ile temas etmekte? Ya da etmemekte?
_______________________________________________________________________________
4. MİZAH
Mizah kullanın. Farklılıkları ve benzerlikleri mizah yönünüzü kullanarak tolere edin ve herkesi olduğu gibi kabul edin :))
Etiketler:
farkındalık,
iletişim,
mizah,
zor davranışlar,
zor insan
11 Aralık 2012 Salı
DÜŞÜNCELERDE HAPSOLMUŞ VEYA DÜŞÜNCELERDE ÖZGÜRLEŞMİŞ 'BENLİK TANIMI'
Yaşantımda bugüne kadar ebeveynlerim tarafından aydınlatılan zeminimi önce idrak etmeme sonrasında projektörü elime alarak aydınlatılmayan niteliklerimi keşif sürecini başlatan çok değerli hocam Hanna Nita Scherler le beni benliğimin gizli yönleri ile buluşmama vesile olduğu için sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Aşağıda okuyacağınız yazı yaklaşık 20 yıllır Türkiye de Gestalt felsefesi ile ışık tutan bir üstadın kalemindendir. Değerli hocam 2010 yılında Bahçeşehirlilere özel olarak hazırlayıp ücretsiz olarak dağıtımı yapılan ÖZGE'CE isimli dergim için beni kırmayıp bir yazısını bizlerle paylaşmıştı, keyifle okumanız dileğiyle...
Parkta, fırından aldığım taze somunu ufalayıp etrafımı sarmış olan güvercinleri besliyordum. Bir kadının, elinden tutmuş olduğu çocuğa eğilerek ''şu taraftan gidelim, orada ekmek var'' dediğini duydum. ''Ekmek kutsaldır, yere atılmaz, üstüne basılmaz'' gibi değer yargılarından habersiz, anne ve babasının ortasında, çekiştirildiği yöne doğru ilerlerken, kafası arkasına dönük çocuğun, gözlerini güvercinlerden ayıramadığını fark ettim.
Çok küçük yaşlardan başlamak üzere, karşılaştığımız uyaranlardan hangilerine odaklanacağımız ve onlara ne isim vereceğimiz, hangi sıfatları atfedeceğimizi öğrenmeye başlarız. Nelerin ''kaka'' nelerin ''cici'' olduğunun ayırdına varırız.
Evde çoğunlukla ne tür müzik dinlersiniz? Daha çok hangi tür dergi, mecmua, kitaplar evinize girer? Dışarı yemeğe gittiğinizde üç-beş lokanta ile kısıtlı mıdır seçimleriniz yoksa farklı lokantaları dener misiniz? Tatile çıktığınızda heğ aynı bölgeyi ve aynı oteli mi tercih edersiniz? Sabah kalktığınızda o günü nasıl geçireceğinizin ayrıntılı bir planı var mıdır kafanızda yoksa hayatı geldiği şekilde mi yaşarsınız? Bunların ne önemi var diyeceksiniz. Çok önemi var. Çocuk, anne-babanın algılamaları doğrultusunda kendi benlik tanımını yapılandırmaktadır.
Bebeğe bir oyuncak gösterdiğiniz zaman dokunup ağzına götürür. Tadına bakar, koklar, sallar. Gördüğü her şeye ilgi gösterir. Ayırt etmez, reddetmez. Çevresi ile etkileşimde bulundukça 'ben kimim' sorusuna yavaş yavaş yanıt oluşturabilecek verileri toplamaya başlar. Önceleri oyuncaklarının ve annesinin kendisinin uzantıları olduğunu sanarken, edindiği tecrübelerle, fiziksel varlığının içindeki herşeyin kendisi, dışında kalanlarında diğeri olduğu kanısına varır. Kendisi ve çevresi arasına sınır koyar.
İki yaşından itibaren fiziksel varlığının içinde de bölünmeler başlar. Tuvaletini, annenin istediği yer ve zamanda yapmadığı için azarlanır, cezalandırılır. Kendisi için zevk kaynağı olan bedeni, anlayamadığı bir şekilde anne-babası ile çatışmasına neden olur. 'Ben vücudumum' algılamasından, ''benim bir vücudum var'' algılamasına geçiş artık tek kurtuluştur. Ben kimim sorusunun yanıtı ''ben düşüncelerim'' şeklinde gelişerek, zihinle beden arasına sınır koyar.
Çocuk okul çağına yaklaştığında, zihin-beden bölünmüşlüğü şeklindeki benlik tanımı ek bölünmelere gebedir. Doğrular/ yanlışlar, ayıplar, meliler/malılar girer hayatına. Erken yatmalı, ders çalışmalı, en az komşunun oğlu/kızı kadar başarılı olmalı, giysilerini katlamalı, odasını toplamalıdır. Anne babasının sevgisini, kabulünü kaybetmeyi göze alamaz. Dolayısı ile onların istediği şekilde davranmaya başlar. Kabul gören taraflaırnı ''ben'', görmeyen taraflarını da ''benim dışımda'' şeklinde algılamaya başlar.
Özetle, ben kimim sorusuna cevap vermek sınır koymaktır. Bu sınırlar gelişim çağında, kişinin içinde büyüdüğü aile ile etkileşim sonucunda oluşur. Her çocuk kabul görmek, sevilmek, değer verilmek ister. Dolayısı ile, ebeveynleri tarafından kabul göreceğini öğrendiği duygu, düşünce ve davranışları benlik tanımının içinde tutar, bunun dışında kalan her şeyi ben değilim şeklinde tanımlar.
Sınır koymak bir yaşam biçimidir ve kaçınılmazdır. Aldığımız her karar, her davranışımız, her sözümüz bilinçli veya bilinçsiz sınır koymakla ilgilidir. Birbirimizi anlamak, aynı olguya ilişkin tutarlı anlam üretebilmek, tanı koyabilmek için sınır koymak zorundayız. Sınır koymanın hayatı kolaylaştıran bir yanı olduğu kadar sorun üreten bir yanı da vardır. Sorun sınır koymakla değil, koyulan sınırlara işlevlerini aşan anlamlar yüklendiğinde ortaya çıkar. Örneğin; parkta çocuğun güvercinleri izlemesine engel olan yerdeki ekmek kırıntıları değil, anne babanın onlara ilişkin geliştirdiği katı değer yargısıdır.
SINIRLARIN NASIL ÇİZİLDİĞİ, NASIL BİR HAYAT YAŞANACAĞININ BELİRLEYİCİSİDİR
Sınırlar ne kadar geçirgen ve esnek ise yaşam o kadar doğal akışında, doyurucu ve gelişimi destekleyici olacaktır. Sınırlar ne kadar katı ise, zorlanma da o kadar fazla olacaktır.
Örneğin başarının peşinden ne kadar çok koşulursa başarısızlıktan o kadar çok korkulur. Bir şeye ne kadar çok değer verilirse, onun kaybı halinde o kadar çok etkilenir. Sorunlarımızın çoğu katı, geçirgen olmayan sınırlar edinmiş olmamızdan kaynaklanır. Kendimizi, düşüncelerimizin hapsinde tutar, hapsi tanımlayanın ise kendimiz olduğunun farkına varmayız.
Kabul ettiklerimiz ile etmediklerimiz arasında bir sınır oluştururuz. Sınırları sorgulamak pek aklımıza gelmez. Onları mutlakmışlarcasına yaşarız. Sorgulamaya, ancak mevcut sınırlar yaşamımızı desteklemediğinde başlarız. O zaman, benlik tanımımızın dışında tuttuklarımızın, tekrar bizim parçalarımız olarak keşfedilebileceklerini anlarız. Olumluluğun sadece olumsuzlukla birlikte anlam kazandığını algılamaya başlarız.
'Ekmek kırıntılarına basılmaz' değer yargısı, bir yandan çocuğun belirli bir inanç sistemi çerçevesinde yetişmesini sağlarken, diğer yandan çocuğu öğretici bir deneyimden de mahrum etmekte, varoluş alanını kısıtlamaktadır.
Yıllar sonra aynı çocuğu, bir yetişkin olarak, elindeki ekmeği ufalayıp etrafına saçarak güvercinleri beslerken hayal ettim. Benlik tanımının dışında kalması öğretilen bu davranışı tekrar benlik tanımına katması için aradan çok yıl geçmesi gerekiyordu.
Bulmak için önce kaybetmek veya bütünleşmek için önce ayrışmak gerekiyor!...
Doç. Dr. Hanna Nita Scherler
Hanna Nita Scherler kimdir? (kendi kaleminden- iletişim ve Gestalt hakkında bilgi için: http://www.hannascherler.com )
Birey ve çiftlerle danışmanlık, meslekdaşlarıma eğitim ve süpervizyon ve farklı zeminlerden kişilerin oluşturduğu gruplara kişisel gelişim eğitimi sunan, serbest çalışan bir klinik psikoloğum. Aynı zamanda, Bilgi Üniversitesinde sözleşmeli olarak ders veriyorum ve Gestalt Training in Israel programının (önceki Gestalt Institute of Cleveland’ın İsrail’de yılda iki kez düzenlediği eğitim programı) eğitmen kadrosundayım. İstanbul’da da bir Gestalt topluluğu oluşturdum, ve Gestalt temel kavramları ve metodolojisini bir yaşam biçimi olarak öğretmeye devam ediyorum.
1999 yılından beri çok uluslu şirketlere danışmanlık hizmetleri veriyorum. Bu alandaki çalışmalarım performans, geçiş ve dönüşüm alanlarında koçluk ve süreç müdahalesi faaliyetlerini içermektedir.
Boğaziçi Üniversitesinden İş İdaresi-Pazarlama dalında BS derecem, aynı üniversitenin Sosyal ve Klinik Psikoloji dallarından da MA derecelerim var. Bir çocuk ve aile danışmanlık merkezinde yarı-zamanlı çalıştıktan ve iki yıl bir devlet hastanesinde gönüllü hizmet verdikten sonra ABD Santa Barbara’daki Fielding Graduate Üniversitesinde Klinik Psikoloji dalında doktora derecesini aldım. ABD’deki çalışmalarım esnasında Gestalt Institute of Cleveland’da temel Gestalt eğitimimi tamamladım. Aynı zamanda profesyonel gelişimim için psikoterapi ve organizasyon ve sistem geliştirme alanlarında çeşitli mesleki eğitim programlarına katıldım. Lisansüstü çalışmalarımı tamamladıktan sonra 1994-1998 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesinde yardımcı öğretim görevlisi olarak çalıştım. 1994 yılından beri meslekdaşlarıma ve ilgi duyan meslek dışı gruplara çeşitli ulusal ve uluslararası kuruluşlarda alanımla ilgili konferanslar veriyorum.
Uzmanlık alanımı süreç müdahalesi olarak tanımlıyor, klinik psikolog, koç ve fasilitatör olarak işlevimi “değişim katalizörü” olarak açıklıyorum. Süreçlere, mevcut verilerin tümünü değerlendirerek, farkındalık arttırmak ve tekrarlanan kalıpları kırmak amacı ile, yaşantısal boyutta müdahale ediyorum.
Çeşitlilik içeren bir sosyo-kültürel ortamda yetişmenin yanı sıra, kariyerim boyunca farklı kültürlerle, farklı etnik ve dini gruplara mensup bireylerle temas etmem sayesinde esnek bir gerçeklik yaklaşımı ve çok kültürlülük yetkinliğini geliştirme fırsatı buldum. Akademik çalışmalarımın iş idaresi, sosyal psikoloji ve klinik psikoloji gibi farklı alanlardan oluşan özel bileşimi sayesinde, algıladıklarımı yaratıcı ve yapıcı bir biçimde yorumlayıp uygulama becerisi de geliştirdim.
Son yıllarda, Gestalt bakış açısının temelini oluşturan evrensel bilinç kavramına ilgim arttı. Konuya ilişkin çalışmalar sürdürüyorum.
Avrupa Gestalt Terapi Derneği üyesiyim, aynı zamanda, Avrupa Psikologlar Dernekleri Federasyonu (EFPA) tarafından verilen “Psikoterapi Uzmanlığı olan Avrupa Psikologu” unvanını taşımaktayım ve Türkiye’de bu unvanın edinilmesi sürecini yönetmek üzere kurulmuş olan Ulusal Değerlendirme Komitesi üyesiyim.
Etiketler:
Bahçeşehir,
ben kimim?,
benlik tanımı,
Hanna Nita Scherler,
kişisel dönüşüm,
sınırlar
Anne Baba Sizinle Birlikte Uyuyabilir Miyim?
Korku,
kendi benliğimize karşı tehdit edici bir uyarana verdiğimiz tepkidir. Korku,
beynin limbik sisteminin içerisinde yer alan amigdala bölgesini uyarır ve beyne
‘kaç ya da savaş’ komutunu verir. Beyin hızla analiz yapar ve organizma
savaşacak durumda ise vücudumuza adrenalin ve depomin depolanır, kendimizi hiç
olmadığımız kadar güçlü hissederiz. Eğer benliğimizi tehdit edici uyaran, baş
edemeyeceğimiz güçte ya da boyutta ise beynimiz ‘kaç’ mesajını verir.
Okul
öncesi dönem korkuları arasında en sık rastlanan korkular; karanlık, yalnız kalmak, canavar-hayalet
korkuları, hırsız, gök gürültüsü olarak belirlenmiştir.
Okul
öncesi dönem çocuğunun korkularının nedenleri çok çeşitlilik gösterebilir;
beklenmedik korkutucu bir uyaran ile karşılaşmak, klasik şartlanma, kitaplar,
çizgi filmler gibi uyarıcılar çocukta mantıksız irrasyonel korkuların
oluşmasını sağlayabilir.
Örneğin;
asansörde kalan bir çocuk, kendisini hem korkmuş
hem de kaygılı hissetmektedir. Asansörün
karanlık oluşu farkında olmadan çocuğun zihnine yerleşir. Her karanlık
olduğunda çocuk kendisini kaygılı ve korkulu hissederek kendi yatağında yatmak
istememesi klasik koşullanma yolu ile öğrenilmiş bir karanlık korkusudur.
Her
ailenin dikkat etmesi gereken en hassas husus; KORKUYLA
ALAY ETMEMEK olmalıdır. Korku, bir disiplin aracı olarak kullanılmaktan kaçınılmalı ve
korkunun yaşanması engellenmemelidir. Çocuğunuzun korkuları varsa,
korkuları üzerine paylaşımcı bir yaklaşım
sorununuzun üstesinden gelmenize daha kısa sürede yardımcı olacaktır.
Örneğin ; gece korkuları olan ve
kendi yatağında uyumayan bir çocuğu düşünelim.
1.
Adım:
‘uyku vakti ritüelleri’
Her çocuğun bir uyku rutini
yapılandırılmalıdır, herkesin ki, farklı olabilir. Örneğin; ılık bir
banyo-dişlerini fırçalama-pijamalarını giyme- yatağa oturma-kısa bir hikaye ya
da masal-iyi geceler öpücüğü- ebeveynlerine sarılmak-ışığı kapatmak (gece lambası
açık kalabilir)-uyku.
2.
Adım:
‘aşamalı geri çekilme’ --- eğer çocuğunuz sizin ile uyumak için direnç gösteriyorsa’ !
Çocuğunuza iyi geceler diledikten
sonra odasında bulunan bir koltuğa ya da mindere oturun (yatağına en yakın mesafede yer alın). Odada
bulunduğunuz süre içersinde kesinlikle çocuğunuz ile sözlü/
sözsüz ilişki kurmayın. Odada bulunmanızın tek
sebebi çocuğunuzu rahatlatmak ve çocuğunuzun kendisini güvende hissetmesini
sağlamak. Çocuğunuz sizden bir
şey talep ederse ona; ‘ burada olmamın
sebebi senin rahatça uyuyabilmen, tatlım konuşmak istediklerini yarın sabah
konuşacağız, şimdi sessiz olmanı istiyorum’ şeklinde cevap verin. İlerleyen sonraki günlerde çocuğunuzun yatağından giderek
daha uzak bir yere oturun ve oda içerisinde kaldığınız süreyi her gün 2 dak. kısaltın ve sonunda odadan çıkın.
3.
Adım:
‘korku ile baş etme’
– eğer çocuğunuz odasının içerisinde bulunan hayali bir
varlık ya da sesten dolayı sizin ile uyumak istiyorsa!
Okul öncesi çocuklarının hayal
dünyası çok zengindir. Genellikle üç yaşındaki çocuklar kendilerine hayal bir
arkadaş yaratma eğilimi gösterirler.
Hayali
bir canavar ya da hayalet ile baş edebilmenin ilk yolu, çocuğunuzun bu varlığı gördüğünü, hissettiğini kabul
etmenizdir. İkinci olarak
yapmanız gereken; bu
hayaleti, canavarı ya da çocuğunuzun gördüğünü ve hissettiğini anlattığı
yaratığı detaylı olarak tasvir etmesini isteyin hatta mümkünse çizim yolu ile
dışsallaştırmasını sağlayın. Üçüncü olarak, çizim bittikten
sonra çocuğunuz ile
birlikte sakin olan bir mekanda çocuğunuzun çizmiş olduğu ve onu korkutan
varlık üzerine sohbet edin; ‘sence nerede yaşıyor? Onun da ailesi var mıdır?,
En çok neler yapmaktan hoşlanır acaba? Böylece çocuğunuza hayal etmiş ve
onu korkutan varlığın aslında iyi yönleri olabileceğini göstererek çocuğunuzun
durumu özümseyerek kontrol altında tutmasına yardımcı olabilirsiniz.
4.
Adım:
‘ödüllendirme’
Çocuğunuz ile birlikte bir hedef
belirleyin. Örneğin; beş gece tek başına rahat ve huzurlu
bir şekilde uyumayı başardığın takdirde birlikte ne yapmak istersin?
Sorusunu önce çocuğunuza yöneltin sonra da çocuğunuzun aynı soruyu size
yöneltmesini isteyin. ‘beş gece tek başıma rahat ve
huzurlu bir şekilde uyumayı başardığım takdirde birlikte ne yapmak istersin?’
Birkaç tane ödül belirledikten sonra kendi aranızda ilk haftanın ödülünü
belirleyin. Ödüllendirme için ‘yıldız tablosu’ da
kullanabilirsiniz böylece çocuğunuz başarılarını ve başarısızlıklarını somut
bir şekilde gözlemleyebilir. Ve yaratıcılığını kullanması için güzel bir yöntem
oluşturabilirsiniz. Haftanın günlerine isim vermektense, her bir gün için bir
sembol çizmesini isteyebilirsiniz. Kendi başına
uyumayı başardığı günün altına kendi istediği onun için ‘başarı’ yı ifade eden bir
resim çizebilir ya da bir sticker yapıştırabilir.
Etiketler:
gece korkuları,
korku,
okul öncesi dönem çocukları,
ödüllendirme,
uyku ritüeli
10 Aralık 2012 Pazartesi
NASIL SÖYLEMELİ?
Evlilikler sevgi, aşk, dostluk, arzu duygularının yanı
sıra kırgınlıkları, hayal kırıklıklarını da barındırır. Ne zaman ki; ilişkinin
niteliği terazinin olumsuz duyguları kapsayan kısmında ağırlaşmaya başlayınca
var olan denge sarsılır ve kişilerin içsel süreçlerindeki mayınlar patlar.
Bazen ‘boşanma’ süreci, evliliği yürütmekten daha zor
olabilir. Bazen de tıkalı bir kanalı açmak için tek çözüm yolu ‘boşanma’
olabilmektedir.
Hiçbir
boşanma olgusu birbirine benzemez çünkü her aile dinamiği birbirinden
benzersizdir. Örneğin; Ayşe’nin babasının zihinsel süreçlerindeki anlamı ile
Ahmet’in babasının zihinsel süreçlerdeki anlamı birbirinden oldukça farklıdır.
Bu nedenle boşanma evresindeki ebeveynlere çocuğunuza şunları söyleyin, şu ve
benzeri şekillerde davranın gibi birtakım reçeteler vermek doğru olmaz, sadece
seçenekler sunulabilir.
Boşanma
kararınıza çocuğunuzun nasıl tepkiler vereceği, bu tepkilerin ne kadar süreceği
ve ‘boşanma’ olgusunun çocuğunuzun düşüncesinde, duygusunda ve bedeninde nasıl
bir yer bulacağı; ebeveynlerin tutumu ve çocuğun yaşı ile şekillenmektedir.
‘Boşanma’ Kararı Açıklanırken İzlenebilecek Yol
Haritası
·
İki ebeveynin de
birlikte olduğu ve eşit ölçüde konuşabileceği bir düzenekte,
·
Çocuğunuza,
ayrılma kararınızın onunla ilgili değil, kendi kişisel sorunlarınız olduğunu
net bir şekilde belirterek,
·
Boşanmanın
ardındaki süreci aşama aşama güvenli bir zeminde açıklayıcı bir şekilde ifade
ederek; örneğin: evden kim ayrılacak, ne zaman ayrılacak ve ayrılan ebeveyn ile
görüşmeler nasıl, nerede, hangi sıklıklarla devam edeceği mutlaka yanıt
bulmalıdır.
·
Ebeveynler,
evlilik sürecinde birtakım rolleri olduğunu ve bu rollerden birisinin anne-baba
olmak; diğerinin ise eş olmak/ çift olmak olduğunu belirterek; şu anda sadece
‘eş olma/ çift olma’ rollerini sonlandırma kararını aldıkları ve anne-baba
rollerinin devam edeceğini vurgulayarak,
·
Ebeveynler
aktarmak istedikleri cümlelere mutlaka duygularını da ekleyerek ve aynı zamanda
konuşma sürecinde küçük molalar vererek çocuğun da duygularına yer
verilmelidir.
Şu
unutulmamalıdır ki, bir insanın yaşı ister 4 olsun ister 40, her zaman
ebeveynlerini bir arada görmek ister. Bu bağlamda boşanmış ya da boşanma
sürecindeki ebeveynler sadece ‘karı-koca’ lık makamından ayrıldıklarını her
zaman hatırlamalıdırlar. Yaşamları süresince ebeveynlik rolleri sürecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










