24 Temmuz 2016 Pazar

“BEN” DEĞİŞECEĞİM DE NE OLACAK?

Dünyada şiddet içeren olaylar bu kadar artmışken, kendi ülkemde, vatanımda sokaklarda her an bir bomba sesi duyacağım endişesi ile yürürken, hayatımızı istatistiksel yönden güçlendirmesi için oluşturduğumuz “ekonomi” adını verdiğimiz sistemi bir canavara dönüştürmüşken, sokakta yürüyen insanlar birbirlerini görmezden gelmek için ellerinden geleni yaparlarken, “ben” kendimi değiştirsem ne olacak söylesene, Vesta?
Yıldız ışığı kadar parlak gözlerini danışanın gözlerinin (gözler ruhun giriş kapılarıdır; gerçekten görebilenler gözlerden tüm ruhun yolculuğunu görürler) ta derinliklerine yönelten Vesta, yüzündeki masum ifade ile tatlı bir şekilde gülümsedi: “lütfen söyler misin; aktardığın bu yaşam deneyimleri sürecinde nasıl hissiyatlar duyumsuyorsun, zihninden hangi düşünceler geçiyor, bedeninde neler oluyor?”
Her an kaygılı hissediyorum. Sürekli olarak endişelerim var. Sanki sonsuz olasılıklar diyarında kendimi kaybetmiş gibiyim. Yaşamdaki rollerim arasında parçalanmış, dağılmış hissediyorum. Belirsizlik de var “ne olacak?, şimdi böyleyse çocuklarımızı daha neler bekliyor?” Yarın televizyonda ve gazetelerde hangi dehşet verici olaya tanık olacağız? İyi bir anne miyim? Gerçekten çocuklarıma yetebiliyor muyum?  Soruları zihnimi tırmalıyor adeta…
Aslında sana özellikle belirtmek istediğim sürekli olarak “yetersiz” hissediyor oluşum. Evet, her ne yaparsam yapayım kendimi yetersiz görüyor ve hissediyorum. Her zaman daha iyisini yapabilirmişim gibi geliyor…
Gerçekte “ben kimim?”, Vesta? Neden bu Dünya adını verdiğimiz gezegende bulunuyorum? Neden bu yaşamı yaşıyorum? İşte bu belirsizlik beni her gün adeta tapınırcasına yaptığım gündelik işlere daha çok bağlanmama sebep oluyor. Çalış, para kazan, arzularını tatmin et, yaşamda üstlendiğin rollerin gereğini yap… Ve ardından gelen yorgunluk hissiyatları…
Sence deliriyor muyum? Bendeki sorun ne olabilir?
Sürekli arıyorum, kendimde kendimi arıyorum ve tek bildiğim çok yorgun olduğum…
Vesta yavaşça gözlerini danışanın bedeni üzerinde gezdirdi: “şu anda burada ‘yorgunluk’ hissini deneyimlemekte misin?
Bilmem pek bir şey hissetmiyorum, sanırım bedensel duyularımın pek farkında değilim.
Pekala kendini “yorgun” hissettiğinde neler yaparsın?
Çay ya da kahve içerim belki bir parça çikolata yerim, televizyon seyrederim.
Vesta derin bir ses tonu ile: içeriden gelen bir hissiyatı, dışarıdaki uyranlar ile gidermeye çalışmanın bugüne değin işlevsel olduğunu sanmıyorum. Bedenin ve zihnin belki de duygularının sana “yorgunluk” sinyali vermesinin nedeni senin kendi merkezine odaklanmanı sağlamaktır. Bir başka deyim ile; dur ve sadece dinlen, biraz uzan, biraz uyu…
Vesta yavaşça ve duru bir biçimde oturduğu zeminden ayrışarak danışanına onunla gelmesini başı ile nazikçe ifade etti ve yeryüzüne köklenen adımlar eşliğinde yeşil ile mavinin seviştiği bahçeye adım attılar.
Vesta: “gökyüzüne bak, ne görüyorsun?” dedi, usulca.
Bulutlar, kuşlar başka birşey yok sanırım. Hava güzel, bilmem daha başka birşey mi görmem gerekiyor?
Vesta, her zamankinden daha derin bir nefes aldı iç dünyasına ve yumuşacık ses tonu  ile ekledi: ‘her an hazır olduğun ile yüzleşirsin. Şu an her ne görüyorsan, görmen gerekeni görmektesin.  Bir an görünen her şey yok olacak ve sadece görenin orada olduğunu fark edeceksin.
Her zaman hatırlamanı isterim ki; ‘Dış dünya, iç dünyanın somut halidir’.  İç dünyamızdaki korku, kaygı, mutluluk, huzur, dinginlik, telaş, endişe her ne ise deneyimlediğimiz dış dünyada bu duygularımların somut formları ile karşılaşırız.
Korkularımız; bilinmeyene yöneliktir. Bilmediğimiz birşeyden dolayı biraz endişe etmek doğaldır. Korkmayı biraz da öğreniyoruz aslına bakarsan; toplum, alien, arkadaşların korkmayı öğretiyor bizlere. Sezgilerimiz ile bağımız çok zayıf ise korku deneyimleri artar. Korku hissettiğinde ilk yapman gereken iç sesin ile bağlantıya geçmektir. İç sesin ile bağlantıya geçtiğinde, korku hissinin sana vermek istediği mesajı algılayabilirsin. Korku hislerinin en temledeki mesajı: şu an düşünmekte olduğun düşüncelerinin ve bugüne değin oluşturduğun inanç sisteminin artık sağlıklı bir şekilde işelevsel olmadığının bir göstergesidir.
Korkular, kaygılar, yorgunluk, yetersizlik, mutluluk, sevgi,aşk ve birçok konu hakkında ilerleyen görüşmelerimizde derinlemesine analizler yapacağız.
Şu an gördüğüm; potansiyelini keşfetmek istiyorsun. Kendine, öz benliğine her yaklaştığında “kaygılı” hissediyorsun ki çünkü bu senin kendin hakkında daha önce bilmediğin birçok veri içeriyor.
Yetersizlik dünya aleminde oluşturulan bir illüzyondur. ‘Sen, bütünü ile tam ve olması gerektiği gibi varoluşunu sürdüren harikulade bir varlıksın.’
Zihninin biraz karıştığını görüyorum, yavaş yavaş tüm parçalar yerine oturacak çünkü meraklı,sorgulayıcı ve en önemlisi kalbin ile temasın devam ediyor, işte bu nedenle “aradığını bulacaksın.”
Öncelikle bu görüşmelerimiz için “niyet” belirlemeni istiyorum. Niyet, eylemleri tezahür ettirir/ gerçekleştirir. İlk adım: ‘niyet’tir. Niyetin doğrultusunda duygular eyleme geçer önce düşüncelerini ardından düşüncelerinin form almasını sağlayan eylemlere dönüşürler.
Niyetin, kalbinden akmalıdır. Yüreğin daima gerçeği söyler. Yapılan son bilimsel araştırmalar dış dünyayı ilk algılayanın kalbimiz olduğunu aktarmaktadır. Kalbimizin kendine ait yaklaşık kırk bin  nöronu ve kendine ait çok gelişmiş bir sisnir sistemi mevcuttur. Dış dünyaya o kadar çok konsantrasyonumuzu yöneltiyoruz ki kalbimizin narin, hassas sesini dinleyemez olduk. Niyetini, ne istediğini-nereye varmak istediğini netleştirmemiz önemli. Çok fazla zihinsel dişlerinle çiğnemeden, yüreğine odaklanarak niyetini belirmeni istiyorum, olur mu?
Niyetim şudur ki; gerçek benliğim ile bütünleşmeyed tam anlamıyla her yönümle değişmeye niyet ediyorum.
“Gerçek benliğim ile bütünleşmeye” niyet ediyorum buraya kadar gerçekçi ancak görüşmemizin en başında : “Ben değişeceğim de ne olacak söyesene, Vesta?” dediğini hatırlıyorum şimdi ise: “her yönün ile değişmeye niyet ediyoum” dediğini işitmekteyim.
Burada değişim & dönüşüm kavramlarından bahsetmemiz yerinde olacak gibi görünüyor. Sözcükleri nasıl kullandığımız çok önemlidir. Çünkü herşey gibi sözcüklerde canlıdır ve yaratım gücüne sahiptirler. Her söz bir büyüdür, anlayacağın…
Değişim dediğimizde; yapmakta olduğumuz şeyleri bırakarak farklı bir yönde başka birşey yapmaya başlamayı algılarız. Bu yol işe yaramadı, başka bir yol deneyeyim dediğimizde; durur gitmekte olduğumuz yoldan vazgeçer ve farklı bir yoldan ilerlemeyi sürdürürüz bu bize gelişim sağlar, farkındalığımız artar. Dönüşüm ise; tamamiyle olanı olduğu gibi kabul ederek, tüm yönlerimizi keşfetmeyi içerir; artısı ve eksisi ile birlikte. Varoluşumuzu olduğu gibi öğrenmemizi içerir ki bu da büyümeyi sağlar.
Şimdi senden bir kez daha niyetini yüksek sesle tekrar etmeni istiyorum.
Niyetim: “gerçek benliğim ile bütünleşmeye ve tam anlamıyla her yönümle dönüşmeye niyet ediyorum.”
Muhteşem şimdi derin bir nefes al ve iş sesin ile niyetini benim gözlerimin içine bakarak birkaç kez iç sesin ile tekrar et lütfen.
Bu niyetin doğrultusunda yolculuğumuza “öz”e yolculuğa başlıyoruz. Yol boyunca verdiğin yanıtları dinlemene destek olma ve niyetin doğrultusunda ilerlemeni sağlayacak soruları sormak böylece iç sesin ile yeniden bağ kurabilmen niyeti ile şimdi ve burada gözlemci zaman zaman da şahit konumunda var olacağım. 
Bugünlük görüşmemize burada bir virgule koyuyorum haftaya görüşmemize değin, niyetini aklına geldikçe farklı ortamlarda ister sesli ister sessiz tekrar etmeni ve bedeninde duyumsadığın hissiyatlara kulak vermeni olabildiğince dinlemeni istiyorum.
Sevgiyle kal…

Devam edecek…

                                                                                             VESTA77
info@vestaakademi.com

15 Mayıs 2016 Pazar

Kızıl Ateş Maymunu = Dönüşümün Gücü

2016 yılının "5" aynı geride bırakmışken, yılın geri kalan süpriz günlerine dair minik ipuçlarının sizlere rehberlik etmesini ister misini?

3 Aralık 2015 tarihinde her yıl olduğu gibi Gahl Sasson ın Cihangir Yoga İstinye de düzenlemiş olduğu "2016 Yılı Astrolojisi/ Dönüşüm Yolculuğuna Hazırlanın" workshop'una katılmıştım. Uzun zaman oldu bir türlü derleyip toparlayıp yazamadım. Kısaca 2016 yılının geri kalanına dair kısa mesajlar vermek istiyorum:

* 2016 yılı; büyük bir dönüşüm yılı. Bu yıl, tüm tezahür ettirdiğiniz eylemler bundan sonraki 10 yılınızı etkiliyor olacak. Evet yanlış duymadınız, bundan sonraki 10 yıl boyunca deneyimleyeceğiniz herşey şu an toprağa ekmekte olduklarınıza bağlı. 

Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Bu yıl ektiklerinize özellikle dikkat edininiz!!!

Bu yılın sözü: "Gerçek irade olduğunda daima bir yol vardır."

*  2016 yılı tam anlamıyla; "Ben kimim?      Dünya gezegeninde neden var oluyorum? sorularının
yanıtları için kendi içsel yolculuğunuza çıkabileceğiniz kendinizi baştan yaratabileceğiniz bir yıl. Kim sizi durdurabilir ki? Sizi bu yıl sadece siz durdurabilirsiniz. Hedeflerinizi belirleyin, geç kalmadınız Mars gezegeni geri hareketini gerçekleştirirken zaten şu an herşey 1. viteste ilerlerken kalben niyet ettiğiniz herşeyi gözden geçirme ve "öz" sesinizin izini sürerek hedef belirleme zamanı !

* 2+0+1+6= 9 Bu yılın rakamı :"9" . Dünya gezegenindeki en büyük rakam ve bir o kadar da sihirli bir rakam. 9 rakamı simya ile ilgilidir. Bu nedenle bu yıl dönüşüm yılı olarak nitelendirilmektedir. Aynı zamanda, "9" rakamı, kehanet, astral boyut, Tanrı'nın sırrı ile de ilişkilendirilen bir rakam olma niteliğini taşımaktadır. 
Öyle ki; şimdi "9" rakamı ile çarpım işlemi yaptığınızda "9" rakamının o sayının enerjisini öldürdüğünü, değiştirdiğini görürsünüz. Ve herhang bir sayıya "9" rakamını eklediğinizde tekrar o sayının yaşama geri geldiğini fark edersiniz. İşte bu sebeple; "9" rakamının öldürme ve yeniden canlandırma özelliği bulunmaktadır. 

* 2016 yılının enerjisi: yaratıcılık ve merak. Bu yıl "ilham" yılı. Herhangi bir yerde (otobüsta, uçakta, yolda yürürken, koşarken aklınıza bir fikir gelirse bunu hemen bir yere not edin ve değerlendirin. Çünkü ilham perileri bu yıl her zamankinden daha fazla bizlerle..

*2016 yılı: kızıl maymunun yılı. Maymun hayvanını nasıl bilirsiniz? 
Enerjik, fazla hareketli, muzip, şakacı, cinsel enerjisi yüksek, zeki, alternatif bakış açıları yaratabilen...Bu yıl çok fazla "ciddi" olmamakta yarar var yoksa zorlanabilirsiniz. Tıpkı bir maymun gibi bir yol işlevsel değilse, farklı bir yol denemeyi tercih edin tabi ki kalbinizin rehberliğinde!!!

*2016 yılında "cesur" olun ve tamamen kendi kişisel çabanız ile yürekten emek vererek gerçekleştirmek istediklerinizi yaşama kazandırın. Hatta Gahl şöyle diyor: "Bu yıl Tanrı ya dua etmek yerine kendine dua et!" :) 

*2016 yılının rengi: KIRMIZI.  Üzerinizde kırmızı bir aksesuar bulundurmaya özen göstermek size iyi gelecektir. 

Form, boşluk; boşluk formdur

Yeni bir yaratım ortaya koyabilmeniz için önce "boşluk" oluşturun. Sonrasında niyet edin. En önemli aşama "niyet" aşaması. Çünkü her zihninizden geçen gerçekleşiyor, farkında mısınız? 

"Cinsel enerjinin " bir başka deyim ile "yaşam enerjimiz"in çok yüksek seviyede olacağı bir yıl deneyimliyoruz, yaşam enerjimizi kendi dönüşümümüz için kullanmaya niyet edelim. 

Astroloji bir yaşam bilimdir. Bütün bir varlığın tüm kainatla uyumu ve sağlıklı olma hali üzerine sembolik bir dil kullanmaktadır. Bir insan varlığı Dünya gezegenine merhaba dediği an gökyüzündeki gezegenlerin konumu, bu gezegenlerin birbiri ile olan etkileşimi o insan varlığının değiştirilemez ancak dönüştürülebilir ruhunun bir portresini bizlere sunmaktadır bu bağlamda doğum haritası, psişenin fotoğrafıdır.

Bütün, parçaların toplamından fazladır

Günümüz insanın yanılgıya düştüğü üzere Güneş gezegenin bulunduğu burç "sizin kim olduğunuzun" göstergesi olamaz. Tüm burçlar doğum haritanızda belirli yaşam alanlarınızda (evler) konumlanmıştır ve ancak doğum haritasındaki tüm veriler analiz edildiğinde sağlıklı veriler elde edilinebilir. Burç olarak tabir edilen semboller her birimizde var olan "psikolojik süreçler"dir. Bu yıl doğum haritanızdaki bulundukları yere göre değerlendirebileceğiniz bazı ipuçları aşağıda yer alıyor. Sadece Güneş gezegeninin yer aldığı burcunuza göre değerlendirmek yerine Örneğin "koç" burcu 10. evinizde yer alıyor olabilir. 10. ev; kariyer ile ilişkilendirilir. Aşağıdaki ipucuna göre; " 2016 yılında iş yaşamında koyun sürüsünden ayrıl ve kendin ol, iş yaşamına katkı sağlayabileceğini düşündüğün projeler için araştırma yap, seyahat et ve deneyimlerini, birikimlerini paylaş" gibi değerlendrimek bütüncül bir yorum sağlayacaktır. 




Koç: şimdi "özgün ol" ma zamanı;  gez-öğren-öğret-paylaş

Boğaşimdi "varoluş potansiyelini keşfet" me zamanı; gölge yönlerin ile yüzleş ve dönüşümünü gerçekleştir.

İkizler: şimdi "yeniliğe yer aç" ma zamanı; kendini sevmeye ve sevilmeye yönelik özgürleştir.

Yengeç: şimdi "yaşam formunu dönüştür"me zamanı; özündeki şifa ile buluş.

Arslan: şimdi "yaratıcılığını besle", sevgiye kendini aç-yenilikler üret-kendin ile buluş.

Başak: şimdi "fiziksel bedenini dönüştür"me zamanı--aile içi iletişimini güçlendir.

Terazi: şimdi "fiziksel-zihinsel-duygusal-ruhsal boyutta detoks" zamanı; meditasyon serüveninde derinleş.

Akrep: şimdi "öz"ünü keşfet" me zamanı; yeteneklerinin farkında ol--çok değerli olduğunu fark et.

Yay: şimdi "büyüme" zamanı; "öz"ünün rehberliğinde Dünya daki misyonunu gerçekleştir.

Oğlak: şimdi "özgürleşme" zamanı; bırakmak istediklerini tümüyle benliğinden özgürleştir--özgün ol.

Kova: şimdi "öz"ünle bağ kurma zamanı--özel yeteneklerini kullan-tutklu ol.

Balık: şimdi "temas" etme zamanı; ilişkilerinle dönüşümünü gerçekleştir.

Hiç şüphesiz ki; astroloji bilimi bir insan varlığının ruhsal eğilimini görmek, kişinin özündeki yaratıcı potansiyeli uyandırmak ve gerçekte kim olduğunu hatırlaması yönünde hangi hususları çözümlemesi, aydınlatması gerektiğinde dair bir yol haritasıdır.

Dönüşümün Gücü Adına 2016 ! :)))


Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu




24 Nisan 2016 Pazar

AYNA AYNA SÖYLE BANA : "BENDEN DAHA GÜZELİ VAR MI BU DÜNYADA?"

"Ayna" ya baktığınızda ne görüyorsunuz? Ayna, size neyi gösteriyor?
Hergün belki birçok kez, aynaya bakarız kendimizi daha iyi görebilmek daha iyi hissedebilmek için?
Peki, aynalar bizlere gerçekte var olanı mı gösteriyorlar? Yoksa, zihnimizdeki bizi mi gösteriyorlar?
Düşüncelerimiz; capcanlı enerjilerdir.
Hz. Mevlana'nın dediği gibi; "Gül düşünürsen güllük, diken düşünürsen dikenlik olursun."
Düşüncelerimiz, yaşamımızı oluşturmaktadır. Nasıl düşünürseniz, birebir düşündüklerinizi yaşarsınız.

Şimdi düşünün ki; elinizde sihirli bir ayna var ve gelecekte olacakları size gösteriyor.
Bu ayna ya ilk yönelteceğiniz soru ne olurdu? İlk aklınıza (60 saniye) gelen her zaman en doğru olandır. Öğrenmek istediğiniz her ne ise, şu anda onu yarattığınızı farkında mısınız? Çünkü yaşamın bütünü "şu an" da tezahür etmektedir/ oluşmaktadır. Geçmiş-şimdi-gelecek; hepsi "şu an" da oluyor, farkında mısınız? :)

Gelecek hakkında gerçek bilgileri sunan sihirli aynaya bir soru yönelttiniz aslında cevap sorunuzun içerinde saklı. Bulabildiniz mi?

Sihirli ayna; bugüne kadar Dünyadaki en güzel kişinin siz olduğunu söylüyordu ancak, şimdi diyor ki: "gelecekte dünyaya gelecek olan yeğenin (kız kardeşinin çocuğu) büyüdüğünde senden daha güzel olacak? "Bu durumda ne yaparsınız? 

Yapımcılığını Joe Roth'un üstlendiği The Huntsman Winter's War (Avcı: Kış Savaşı) filminin kötü kalpli kraliçesi Ravenna (Charlize Theron) kız kardeşi Freya (Emily Blunt)'nın bebeğinin ölmesi için uygun şart ve koşulları yarattı, siz ne yapmayı tercih etmiştiniz? :)

Güzellik; kainatta herşeyde olduğu gibi içten dışa doğru yansıyan bir olgu. İç dünyası güzelliklerle oluşmuş bir insan varlığının dış dünyaya yansıyan yüzünün güzel olmaması Dünyaya sunduğu meziyetlerinin güzellkleri oluşturmaması mümkün değildir.  
Ancak "Avcı: Kış Savaşı'ındaki filmimizde kraliçe Ravenna için güzellik=güç anlamına gelmektedir. Günümüzde de insan varlığı olarak; herşey" olmaya çalıştıkça: "iyi anne, iyi eş, iyi baba, iyi yönetici, iyi işveren, iyi çalışan, vb." sadece "zihin" boyutunda var olmaya çalışan "duygu"ları deneyimleyen bedene ve zihne "dur" der olmadık mı? 
gelmektedir.
Yaşamında "duygu"lara yer vermeyen Ravenna için tek bir gerçeklik vardır: "sahip olmak", materyal formda herşeye "sahip" olmak; günümüz insan varlıkları da yavaş yavaş bu forma doğru hızla ilerlemektedirler. "
Duygularımız ifade bulmadıkça, zihin boyutunda daha fazla var olmaya başlıyoruz bu da bize "kaygılar, korkular, üzüntüler, sıkıntılar, problemler, sorunlar, vb." başlıklı faturalar halinde geri dönüyor. 
Zihinsel boyuttan ayrışmanın en güzel ve en işlevsel yöntemi: "YAVAŞLA" maktır. 
Beden yavaşladığında, zihninizin de yavaşladığını, berraklaştığını görecek ve algılayacaksınız. İşten eve, evden işe koşuşturmalarınız son bulacak. Kalbinizin ritmini dinleyebilmenin, soluk alışverişinizin dokusunu hissedebilmenin ne olduğunu idrak edeceksiniz.

Filmimize geri dönecek olursak; Ravenna kendi gölge yönlerinin izinden gitmeyi tercih ederek kız kardeşi Freya nın bebeğini ölümüne vesile olduktan sonra , Freya nın özündeki gücün olumsuz yönü uyanır ve dokunduğu herşeyi buza dönüştürmeye başlar. Ve Buz Kraliçesi olarak kendine Kuzey topraklarında bir krallık kurar. Krallığına civar topraklardan topladığı küçük çocukları avcıları olmak üzere eğitilip, güçlenmelerine yönelik çalışmalarını sürdürürken, duygularını olabildiğinde iç dünyasının derinliklerine gömer. O da, ablası Ravenna gibi; "sevgi ve aşk" ın olmadığı sadece düşünsel maddi gücün hakim olduğu bir varlığa dönüşmüştür. 

Her birimiz çok güçlüyüz, bir insan varlığı olarak: "sevgi" ile dönüştürebilme gücüne sahibiz. Ancak gücümüzü nasıl ve ne şekilde kullanacağımız bizim irademize bağlıdır. Sevgi; kainattaki en yüksek dalga frekans hızına sahip enerjidir. Gücün öz kaynağı, herşeyin öz kaynağı olan "sevgi"dir.

Filmin ilerleyen sahnelerinde kötü kalpli kraliçe Ravenna nın sihirli aynasının ortadan kaybolmasını ve kız kardeşi Freya nın aynayı bulabilmek adına verdiği çetin mücadeleyi, bu mücadelenin tam ortasındaki "aşk"ın gücüne; Sara (Jessica Chastain) ile Eric (Chris Hemsworth)'in sonsuz sevgisinin tezahür eden tüm zorlukmuş, problemmiş, engelmiş gibi görünen herşeyin nasıl da üstesinden geldiğine şahit oluyoruz. 

Ayna, Freya'nın eline geçtiğinde ve Freya'nın aynanın kenarında yazan sihirli sözcükleri söylemesi üzerine aynanın içinden yeniden bedenlenen Ravenna'nın söylediği harikulade bir söz var: "beden sadece bir araçtır; bir süreliğine varlığımı aynanın içinde devam ettirmiştim." Varoluş sonsuzdur, ölüm; yeniden doğumdur. Ölüm dediğimiz olgu sadece bedeni bırakmaktır ve
bir de tabiki tamamlanmış olan her türlü sürecin bırakılmasıdır. Ebedi varlığımız varoluşunu başka formlarda sürdürmeye devam eder. "Beden sadece bir araçtır" cümlesi filmin en iyi özetiydi doğrusu.

Mevcut bedenimizde var oluşumuzu sürdürdüğümüz "yaşam/hayat" adını verdiğimiz oyunda, beden; zihinsel tezahürlerin somut/maddesel formda tezahürlerini sağlamak için sadece bir araçtır. 

Filmin sonunda ne oluyor? Filmi izlemenizi öneririm :) 
Ancak tahmin edeceğiniz üzere, "sonsuza dek mutlu yaşamayı" seçenler "sonsuza dek mutlu yaşıyorlar..."

Siz yaşamınızda hangi duyguların zemininde yaşamayı tercih ediyorsunuz? 

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com




16 Nisan 2016 Cumartesi

KIRMIZI ÇİÇEK

Dün akşam harikulade eşsiz atmosferi ile ayaklarımı yerden kesen, yüreğimi heyecan ile zıp zıplatan bir ormandaydım :) Bu harikulade ormanda bir çocuk ile tanıştım ismi : "Mowgli", en yakın arkadaşı, yol göstericisi ise "Bagheera" adında siyah bir panter idi. Mowgli, ormanda bir kurt sürü ile kendini keşif yolculuğunu sürdürürken eski bir bitmemiş meselenin baş
kahramanı olan bengal kaplanı "Shere Khan" ile yeniden biraraya gelmesi ile "ev"inden ayrılmak durumu ile yüzleşmek durumunda kalan cesur orman çocuğu yüreğinin rehberliğini dinleyerek Özge'nin "inanç"ın "umut"un "cesaret"in ve en önemlisi "öz-sevgi"nin gücünü bir kez daha hatırlamasına vesile oldu...

Rudyard Kipling'in muhteşem çocuk romanının Disney tarafından beyazperdeye uyarlanışı olan "Orman Çocuğu (The Jungle Book)" izlenirken kalbin gücünün bir kez bir kez daha idrak edilmesine vesile olacak en güzel yapıtlardan biri olduğu kanaatindeyim. 


Mowgli (orman çocuğu), babasının bir bengal kaplanı (Shere Khan) tarafından saldırıya uğrayarak ölmesi sonucu ormanda tek başına kalıyor. Ancak her son bir başlangıca gebedir ki; siyah bir panter (Bagheera) masum çocuğu koruma himayesi altına alarak bir kurt sürüsünün arasında büyüme ve gelişimini tamamlaması için yardımcı oluyor. Yaşam döngümüzde de bizleri;  en "zor","sıkıntılı", "sancılı" dönemlerimizde ışığın daima olduğunu hatırlatmak üzere muhakkak bir "insan", "durum", "olay"  yaşam oyunundaki dönüşümümüzü gerçekleştirmemizi destekler ;)
Mowgli (orman çocuğu) kurt sürüsü ve ormandaki diğer canlı varlıklarla günlerini huzur, mutluluk, neşe, keyif ve merak ile geçirmekte olduğu ve gelişim sürecini yavaş yavaş tamamlama evresinde olduğu an, babasının ölümüne vesile olan bengal kaplanı (Shere Khan) yeniden Mowgli'nin yaşam sahnesinde aniden beliriverir. Bu durumda Mowgli artık "büyüme"k durumundadır.
Büyüme; yaşam döngümüze biraz daha farkındalık ile bakmaya başladığımız ardından yavaş yavaş kendi sınırlarımızın bugüne değin bizleri yetiştiren, gelişimimize destek olan kişiler, toplum ve içerisinde soluk aldığımız kültürel atmosfer tarafından oluşturulduğunun farkında olduğumuz "an" başlar. 

Büyümek demek; sorumluluk (varoluşsal sorumluluk) almaktır. Yaşam döngümüzdeki öğrenilmiş, kalıplaşmış sınırların dışarısına çıkmaya cesaret ederek en karanlık yönlerimiz ile yüzleşmek ve olanı olduğu gibi kabul etmektir...

Mowgli'nin dış dünyayı keşif yolculuğunda daima "güven" adımları ile yürüdüğüne dikkatinizi yöneltmenizi istiyorum. Kalbinin ritmi ile eylemde olan her varlık daima "güven"ir. Mowgli'nin karşısına çıkan "yılan", "maymun", "bengal kaplanı"; Mowgli'nin benliğinin karanlık yönlerinin birer temsili idiler. Yılan; "geçmiş"e ve "geleceğe" yönelik faydasız "merak"ı; maymun; "açgözlülüğü"; kaplan ise"hırs, faydasız ego savunma mekanizmalarını temsil ediyordu. Mowgli ise karşılaştığı her güçlükte önce yüreğinin cesareti ile sevgi ile sadece kendi iç sesinin rehberliğinde eylemlerini gerçekleştirirken desteklendiğini görmekteyiz.  Kalbinin ritmi ile "gerçek"i arayan her varlığın desteklendiği gibi...

Korkularımız, biz onları zihnimiz ile beslediğimiz sürece var olurlar. Dünya gezegeninde "korku" duygusunu denyimlememize vesile olacak hiçbirşey yoktur çünkü yaşam yolumuza çıkan herşey bizim öz-sevgide buluşabilmemiz, "ev"e dönebilmemiz için iyileşmemize vesile olan düzeneklerdir.

Bir "inanç" tohumu tüm Dünyayı etkiler. Mowgli'nin yüreğindeki inanç yolunu aydınlattığı gibi aynı zamanda tüm ormanı nasıl dönüştürdüğünü seyrederken; öz-sevgi, inanç, güven suyundan yapılmış çorba her derdi iyileştiren en baş şifa aracıdır, diyeceksiniz. 

Filmin son sahnelerinde Mowgli'nin bengal kaplanı (Shere Khan)
ile karşı karşıya tek başına kaldığı sahnelerde hiçbir zaman pes etmediğine en zor anında "sakin" kalmayı başararak kalbi ile temasını koruyarak zihnini etkin ve ehil kullanabildiğine şahit oluyoruz.

İşte özümüzdeki asıl "kırmızı çiçek" de bu değil mi zaten? İnsan varlığını diğerlerinden ayıran en önemli niteliği; planlama, muhakeme yapma ve geleceği önceden görebilme yeteneği ancak bu yetenek sadece zihin ile yönetildiğinde "kaos" oluşuyor. Çünkü tüm benliğin efendisi "kalp"tir. Son bilimsel araştırmalar göstermekte ki; "tüm vücudu yöneten "beyin" değil. Dış dünyayı önce kalp algılıyor, kalbin kendine ait hücresel bir sinir ağı var ve %60-65 oranındaki sinir hücreleri dış dünyayı önce kalp vasıtası ile algılıyor ardından "beyin"e sinyal gönderiyor. 

Kalbimizin sesini dinlemeye kendimizi bırakırsak olayları önceden sezebilir ve bu "an"da zihinsel süreçlerimiz ile sakin, yavaş ve uyumlu bir biçimde deneyimlemekte olduğumuz sürece etkin yanıtlar verebiliriz. Tıpkı cesur orman çocuğu Mowgli'nin yaptığı gibi eylem gerçekleştirir ve eylem gerçekleştirdiğimizde çevremizdeki her canlının büyümesine yardımcı oluruz...
Öz-sevgiyle çarpan kalbin ritmi ile eylemde olmayı seçen bir zihin tüm Dünya yı dönüştürebilecek güce sahiptir...

Sizin, "kırmızı çiçeğiniz" ile ilişkiniz nasıl? 

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com



30 Mart 2016 Çarşamba

CİNSEL İSTİSMARIN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Cinsel İstismarın Çocuk Üzerindeki Etkileri


            “Bedenimin en derinlerinde sanki saatli bir bomba var ancak ne zaman, nasıl patlayacağını bilemiyorum. İşte bu bilinmezlik ‘kızgınlık, öfke ve şaşkınlık’ duygularını deneyimlememe vesile oluyor. Sessizce öfkenin girdaplarının izini sürüyorum. Bedenimde gözle görülmeyen ancak ‘öz’ ün gözü ile görülen ve hissedilen izleri silmek sanırım hiçbir zaman mümkün olmayacak…”

Yukarıdaki söylem onbeş yıl önce “cinsel istismar”a maruz kalmış ve şu an evliliğinde “cinsel sorunlar” deneyimlemekte olan bir yetişkinin kendi ruh halini betimlemesinden bir alıntı içermektedir. Bu betimlemeden de anlaşılacağı üzere;  “cinsel istismar” kısa ve uzun vadede sonuçları olan, cinsel istismar mağdurunu ruhsal, sosyal, bilişsel, bedensel gelişim süreçlerini etkileyen hiçbir zaman kolay kolay silinemeyecek acı izler bırakan ciddi bir travmadır (Topçu, 2009, s.165-166).
Literatür genelinde “cinsel istismar”; kişinin gelişim aşamalarına (psikolojik, bedensel, zihinsel), vücudun bütünlüğüne, inanç sistemine ilişkin unsurlar dahilinde yaşamsal bütünlüğüne yönelik bir travma olarak nitelendirilmektedir (Aktepe, 2009; Bulut, 2007; Zara-Page, 2004).  Travmanın “olumsuz” etkilerinin yanı sıra “olumlu” olarak nitelendirilebilecek etkileri de mevcuttur. Örneğin; insanın doğasında var olan adaptasyon yeteneği sayesinde kişi deneyimlediği travmanın ardından kendi gücünün ve kapasitesinin farkına varabilmektedir. Cinsel istismarın etkilerini irdeleyen bazı araştırma istatistiklerine göre; cinsel istismar mağdurlarının ,cinsel istismar deneyimlerini “olumlu” olarak değerlendirdikleri saptanmıştır (Topçu, 2009, s.188). Cinsel istismar deneyiminin kendilerini güçlendirdiğini, yaşamlarına olumlu kazançları olduğunu ifade eden cinsel istismar mağdurları bulunmaktadır (Topçu, 2009, s.188) Bir diğer araştırmada ise, cinsel istismar deneyiminin değerlendirme sürecinin “zaman” faktörüne bağlı olarak değişkenlik gösterebileceğini ortaya koymaktadır. Cinsel istismar deneyiminin hemen ardından, yaşantıladıkları deneyime “olumlu” olarak değerlendiren kişilerin (%38), yetişkinlik dönemlerinde cinsel istismar deneyimlerini “olumsuz” bir yaşantı olarak değerlendirdikleri saptanmıştır (Bulut, 2007).  Bu husustan yola çıkarak; yaşanılan bir travmatik deneyim sonrasında her bireyin aynı tepkileri, aynı zamanda ve aynı devamlılıkta sürdürmeyeceğini göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmasının önemli ölçüde öncelik arz ettiği düşünülmektedir.

Cinsel istismara maruz kalan çocuklar üzerine yapılan çalışmalar sonucunda (Bulut, 2007; Özer ve ark., 2007; Topçu, 2009, s.186; Zara Page, 2004).   ; cinsel istismar deneyiminin çocuk üzerindeki etkilerinin; çocuğun yaşına, cinsiyetine, maruz kalınan cinsel istismar türüne, cinsel istismar uygulayan kişinin istismar yöntemine, cinsel istismarın süresine & şiddetine, cinsel istismarın ardından ailenin ve sosyal çevrenin çocuğa yönelik davranışlarına, cinsel istismar sonrası çocuğa uygulanan muayene yöntemine bağlı olarak farklılık gösterdiği gözlemlenmektedir.

            Cinsel istismarın çocuk üzerindeki psikolojik, sosyal, davranışsal etkilerinin dinamik bir süreç dahilinde irdelenmesini öneren “Travmajenik Dinamik Kuram”a göre (Finkelhor, 1994); cinsel istismarın çocuk üzerindeki etkileri dört ana faktör zemininde açıklamaktadır:

1) Travmatik Cinsel Uyarılma (traumatic sexualisation): çocukluğun erken döneminde deneyimlenen uygun olmayan cinsel deneyim; çocuğun ilerleyen yaş döneminde sağlıksız bir cinsel gelişim ve beraberinde normal olmayan bir cinsel yaşama sebebiyet vermektedir.

2) Damgalama (stigmatization): cinsel istismar olayı sürecinde istismarcı ve olay sonrası çocuğun birincil derece yakınları tarafından çocuğa yönelik “suçlayıcı, aşağılayıcı” mesajlar, çocuğun ilerleyen yaş dönemlerinde suça eğilimli davranışlar geliştirmesine sebebiyet vermektedir.

3) İhanet/ Aldatılma (betrayal of trust): özellikle güvendiği, bildiği, tanıdığı biri tarafından cinsel istismara maruz kalan çocuk kendi benliğine yönelik bağlılık ve güven problemleri ile yüzleşmekle birlikte ilerleyen yaşlarında duygusal bağlanma sorunlarının beraberinde birçok davranışsal problemler (saldırganlık, madde bağımlılığı, öfke vb.)  ile yüzleşmek durumunda kalmaktadır.

4) Güçsüz/ çaresiz hissetme (powerlessness): kendi isteği dışında kontrolsüzce gelişen cinsel istismar deneyimi sonucunda çocuk çaresizlik, korku ve kaygı duygularını deneyimlemektediri. İlerleyen yaş dönemlerinde çocuğun deneyimlediği yoğun kaygı, korku ve çaresizlik deneyimleri kendisine yönelik özyıkım davranışları sergilemesine zemin oluşturmaktadır (Aktepe, 2009; Bulut, 2007; Ovayolu ve ark., 2004;  Polat, 2007, s. 143;  Topçu, 2009, s.168; Zara-Page, 2004).

“Travmajenik Dinamik Kuram” (Finkelhor, 1987), cinsel istismarın çocuk üzerindeki etkilerinin genel profilini aktaran ve eklektik bir zeminde yapılandırılmış  dinamik bir kuram olma niteliği taşımaktadır (Topçu, 2009, s.170). Finkelhor (1987) tarafından geliştirilen “Travmajenik Dinamik Kuram” bizlere cinsel istismarın çocuk üzerindeki ruhsal, sosyal, fiziksel (bedensel), davranışsal etkilerini objektif bir zeminde değerlendirmemize ışık tutmaktadır.

Araştırmalara göre; (Aktepe, 2009; Ovayolu ve ark., 2007; Topçu, 2009, s.171; Zara-Page, 2004) çocukluk çağında cinsel istismara maruz kalmış kişilerin, cinsel istismar sürecini takiben kısa ve uzun soluklu , fiziksel, davranışsal, duygusal, ve sosyal zeminlerde normal yaşam akışını etkileyecek düzeyde semptomlar ile yüzleşme riskine sahip oldukları belirtilmektedir.

Cinsel İstismarın Çocuk Üzerindeki Kısa Süreli Etkileri
            Cinsel istismarın çocuk üzerindeki kısa süreli etkileri genellikle davranışsal semptomlar ile cinsel istismar deneyimini takiben hemen ortaya çıkan ve daha çok istismara uğrayan bireyin yaşına göre değişkenlik gösteren etkiler olarak değerlendirilmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre (Yalçın, 2011); 0-3 yaş grubu cinsel istismara maruz kalan çocuklarda: “tanımadığı kişilere yönelik korku, yeme ve uyku düzenindeki bozukluklar, bedenine başkasının temas etmesine izin vermeme”,
3-6 yaş grubu cinsel istismara maruz kalan çocuklarda: “erken çocukluk dönemi davranışlarını tekrar sergileme (regresyon), istem dışı dışkı kaçırma, mastürbasyon, anneye daha fazla bağımlı olmaya yönelik davranışlar, içe kapanma”,
6-12 yaş grubu cinsel istismara maruz kalan çocuklarda ise: “sosyal olarak yalnızlaşma isteği, okul ya da evden kaçma davranışları, öğrenme bozukluğu, obsesif kompülsif bozukluk, iç dünyasında ve fiziksel/ bedensel olarak hassaslaşma, bir neden olmaksızın ağlama reaksiyonları, huzursuzluk, karın, baş ağrıları gibi somatic ağrılar”,
13-18 yaş grubu cinsel istismara maruz kalan çocuklarda ise: “madde bağımlılık bozukluğu, fobiler, anoreksia nevroza, rastgele cinsel ilişki deneyimleri, öfke nöbetleri, psikoz” gibi davranışsal bağlamda uzun süreli kişilik, duygu-durum bozukluklarını tetikleyici nitelikle davranışsal semptomlar sergiledikleri saptanmıştır.  

Bununla beraber, 3-18 yaş grubu cinsel istismar mağduru kız çocuklarının, cinsel istismar mağduru erkek çocuklarına göre yukarıda belirtilen davranışsal semptomları daha yoğun ve şiddetli bir şekilde deneyimledikleri; okul başarılarında ciddi başarı oranı düşüşleri sergiledikleri; sosyal yaşamdan kendilerini erkek çocuk akranlarına kıyasla daha fazla soyutlayarak, tek başınalık deneyimlerinin arttığı bulgulanmaktadır. Ayrıca cinsel istismar mağduru kız çocukların, erkek çocuklara oranla suç işleme eğiliminin daha yüksek oranda olduğu saptanmıştır. (Bulut, 2007; Topçu, 2009, s.173).  Cinsel istismarın çocuk üzerindeki etkilerini “cinsiyet” faktörüne bağlı olarak yordamlayan bir başka araştırma sonuçlarına göre (Ovayolu ve ark., 2007); cinsel istismar mağduru erkek çocuklarda: agresif/saldırgan davranış döngüleri, uyku bozuklukları ve sosyal çevreden uzaklaşma gibi fiziksel ve davranışsal semptomlar gözlemlenirken; cinsel istismar mağduru kız çocuklarda yoğunlukla öz-kıyım davranışları (vücudu üzerinde sigara söndürme, bileklerini kesme vb.) ve benlik değerinde azalma olduğu bulgulanmaktadır.
            Cinsel istismarın çocuk üzerindeki ilk etkileri ortaya çıkan ; “baş ve karın ağrıları, vajinal yaralar, ısırık ve tırnak izleri, hamilelik, anal ve vajinal bölgede acı, tekrarlayan atipik abdominal ağrılar, cinsel yol ile geçen hastalıklar, uyku ve yemek yeme alışkanlıklarındaki değişkenlik” olarak fiziksel/bedensel boyutta bulgulanmaktadır (Polat, 2001, s.238; Topçu, 2009, s.172; Zara-Page, 2004).
Araştırmalara göre cinsel istismar mağduru çocuklar kısa/ akut süreçte davranışsal tepkiler olarak; regresyon davranışları, bedeni kirli hissettiği nedeni ile sıkça temizlenme isteği, genital bölge ile sürekli oynamak, hayali arkadaşlar edinme, okul başarısında gerileme, sosyal ilişkilerinde geri çekilme/izolasyon, yoğun cinsel davranışlar gösterme (mastürbasyon) davranışlarını gösterdikleri saptanmıştır. Psikolojik/ duygusal tepkiler olarak; korku, öfke, suçluluk, kaygı, utanç, depresyon, post-travmatik stress bozukluğu, dikkat dağınıklığı, benlik değeri üzerinde olumsuz etkiler gibi etkiler bulgulanmıştır (Kara ve ark., 2004; Zara-Page, 2004). 
Cinsel istismara maruz kalan çocuklarda akut süreçte psikolojik ve fiziksel varlıklarına yönelik algıladıkları tehdite yönelik çeşitli savunma mekanizmaları geliştirdikleri ortaya konmaktadır (Aktepe, 2009; Bulut, 2007; Zara-Page, 2004).
Cinsel istismar mağdurlarının en sık kullanıma başvurduğu savunma mekanizması; “dissosiyasyon”dur. Dissosiasyon savunma mekanizmasının çocuğun yaşadığı cinsel istismar olayı ile başa çıkabilmek, bireysel bütünlüğünü (psikolojik, fiziksel, zihinsel ve sosyal boyutlarda) muhafaza edebilmek için koruyucu bir kalkan görevi üstlendiği düşünebilir. Dissosiasyon savunma mekanizması sayesinde, çocuk zaman ve olay arasındaki nedensellik bağlantısını kuramaz, dikkatini konsantre bir şekilde yoğunlaştıramaz çoğunlukla anlamsız ve boş gözler ile çevresindeki uyaranlara yavaşça tepki verir (trans), erken yaş dönemindeki cinsel istismarlarda dissosiasyon belirtisi olarak “hayali arkadaş (lar)” edinme en sık rastlanan dissosiasyon belirtilerinden birisidir (Aktepe, 2009; Bulut, 2007; Topçu, 2009, s.179). Dissosiasyonun yaş faktörü ile korelasyonu belirtilerek (Aktepe, 2009); yaştaki azalma ile dissosiasyon şiddetinin yükseldiği saptanmıştır. . Ergenlik döneminde cinsel istismara maruz kalan kişilerde,  “bastırma” (repression) ve “kişilik bölünmesi (splitting) cinsel istismar sonrasında gözlemlenen diğer savunma mekanizmaları arasında yer almaktadır (Bulut, 2007).
Erken çocukluk döneminde deneyimlenen cinsel istismarın, bağlanma stilleri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Cinsel istismar deneyimi sonucunda çocuğun benlik gelişiminin olumsuz etkilenerek “dezorganize bağlanma” stili geliştirdiği ve bunun sonucunda yetişkinlik döneminde ikili ilişkilerde iletişim ve sosyal uyum sorunları ile yüzleştikleri belirtilmektedir (Aktepe, 2009).

Cinsel İstismarın Çocuk Üzerindeki Uzun Süreli Etkileri
Cinsel istismarın çocuklar üzerindeki uzun süreçteki etkileri, cinsel istismar mağdurunun yetişkin yaş evrelerinde ruhsal (psikolojik), cinsel ve sosyal/ kişiler arası iletişim, etkileşim yaşantı zeminlerinde, kişinin yaşam kalitesini ve uyumunu şiddetli bir şekilde etkileyecek düzeyde ortaya çıkabilmektedir (Bulut, 2007; Ovayolu, ve ark., 2007; Polat, 2009, s.190).
Çocukluk Dönemi Cinsel İstismarın Yetişikin Yaş Evrelerinde Ruhsal Yaşama Etkileri
Araştırmalara göre; çocukluk döneminde cinsel istismar öyküsü bulunan kişilerin, yetişkin yaş evrelerinde  %85-90’inde  “çoğul kişilik bozukuğu” %70-80’inde “borderline kişilik bozukluğu” (sınırda kişilik bozukluğu) saptanmıştır (Ovayolu ve ark., 2007). Çoğul kişilik bozukluğu ile eş zamanlı olarak “depresif bozukluk”, “intihar eğilimleri”, “geçici psikotik nöbetler” de görülmektedir (Polat, 2009, s.203). Araştırmalara göre (Polat, 2009, s. 204); “çoğul kişilik bozukluğu” erken çocukluk döneminde maruz kalınan cinsel istismar deneyimine yönelik geliştirilen dissosiyatif bir tepki olmakla beraber kadınlarda erkeklere oranla daha sıklıkla görülen, çocukluk çağında bulguları tespit edildiği takdirde tedavisi daha etkin bir biçimde gerçekleştirilebilen ve cinsel istismar öyküsü bulunan kişilerde görülme sıklığı en yoğun olan kişilik bozukluğu olarak değerlendirilmektedir.
Sınırda (borderline) kişilik bozukluğu tanısı ile nitelendirilmiş kişilerin öyküsü irdelendiğinde çoğunlukla erken çocukluk dönemi cinsel istismarının kadınlarda daha yoğun görüldüğü bulgulanmaktadır (Polat, 2009, s.208). Sınırda kişilik bozukluğu tanısı almış kişilerin, kendi benlik algılarına yönelik sınırlarının olmayışı, sosyal yaşamda istikrarsız duygulanımlar sergilemelerine sebebiyet vererek kişiler arası sosyal ve cinsel alanlarda yüzeysel düzeyde ilişki kurmalarına olanak tanıyarak, sosyal yalıtıma zemin hazırlamaktadır (Bulut, 2007).

Çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kalan kişilerde; uzun süreçte  depresif bozukluk ve ankisyete (kaygı) bozuklukları en sık bulgulanan duygu-durum bozuklukları arasında yer almaktadır ( Aktepe, 2009; Bulut, 2007; Ovayolu ve ark., 2007; Polat, 2009, s. 194).  Araştırmalara göre (Bulut, 2007); çocukluk çağı cinsel istismara maruz kalan kişilerin “benlik algısı”nın zedelendiği bu bağlamda kendisi ile temasa geçemeyen çocuğun ilerleyen yaş dönemlerinde kendisini sosyal olarak toplumdan yalıtarak kişilerarası ilişkilerinde sorunlar deneyimlediği bulgulanmaktadır. Gelecek, kendi benliği ve toplum için geliştirilen olumsuz düşünce formları ve düşük benlik algısı öz-yıkım (intihar) a sebebiyet verecek ölçüde şiddet eşiği yüksek bir biçimde deneyimlendiği saptanmaktadır (Ovayolu, 2007; Topçu, 2009, s. 196).
            Anksiyete (kaygı) bozuklukları, çocukluk çağı cinsel istismarın uzun soluklu en sık bulgulanan etkilerinden birisi olarak nitelendirilmektedir (Aktepe, 2009; Ovayolu ve ark., 2007; Polat, 2009, s. 198; Zara Page, 2004). Anksiyete bozuklunun temel semptomu “kaygı” duygu durumudur. Kaygı duygu durumu, korku, endişe ve fizyolojik uyarımları kapsamaktadır (Küey, 2008). Örneğin, kaygı bilişsel/zihinsel bir fonksiyondur ve bedende kendisini “bulantı, kalp atışının hızlanması, agresif, tutarsız davranış örüntüleri, kas gerginlikleri” biçiminde gösterebilmektedir (Küey, 2008). Kaygı bozukluklarının, kişinin yaşam kalitesine olan etkisi, kişinin fizyolojik uyarılma eşik düzeyine bağlantılı olarak değişkenlik göstermektedir. Bu bağlamda cinsel istismarın çocuk tarafından algılanış biçimi, bedenin ve zihnin sergileyeceği anksiyete semptomları ile doğrudan bağlantılıdır (Küey, 2008). Çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kalmış kişilerin en yoğun olarak; “kızgınlık, öfke nöbetleri, düşmanlık, uyku bozuklukları, psiko-somatik karın ve pelvik bölgesi ağrıları, bağırsak sistemi rahatsızlıkları, nefes almada güçlük gibi bedensel ve duygusal düzeyde anksiyete semptomları sergiledikleri bulgulanmaktadır (Aktepe, 2009; Bulut, 2007; Ovayolu ve ark., 2007; Polat, 2009,s.198).

Araştırmalara göre (Polat, 2009, s.198); erken çocukluk döneminde deneyimlenen yoğun kaygı duygulanımının “korku” duygusu ile özdeşleşerek yetişkinlik döneminde özellikle kadınlarda cinsel ilişki sorunlarına yol açtığı belirtilmektedir.
Cinsel istismar olayının çocuk üzerindeki etkilerinden birisi de; cinsel istismar yaşantısının hemen ardından (akut dönemde) hem de uzun soluklu süreçte yetişkinlik çağında, anksiyete bozuklukları kapsamında değerlendirilen “travma sonrası stres bozukluğu”dur (Polat, 2009, s. 191). Travma sonrası stres bozukluğu; kaygı duygulanımlarının eşlik ettiği, geçmişte deneyimlenen travmatik olayın tekrar yaşanıyor, tekrar deneyimleniyormuşçasına algılanmasıdır (Küey, 2008). Travmatik olaya ilişkin küçük bir uyaran (koku, ses, renk, doku vb.), olayın düşünce, duygu ve davranışsal boyutlarda beden tarafından adeta tekrar yaşanıyormuşçasına deneyimlenmesine yol açmaktadır (Küey, 2008).
Araştırmacılara göre (Polat, 2009, s. 175); cinsel istismarın şiddetine ve çocuk üzerindeki etkisine bağlı olarak “travma sonrası stress bozukluğu” cinsel istismar mağdurları tarafından yaşantılanmaktadır.
Travma sonrası stres bozukluğu , yaşamın bütünlüğünü tehdit edici olayın neticesinde hemen oluşmaktadır, araştırmalara göre (Polat, 2009, s. 176);  cinsel istismar deneyimi yaşamış 3 yaşındaki çocuklarda travma sonrası stress bozukluğu nitelendirilmektedir.
Araştırmalara göre; travma sonrası stres bozukluğunun en yoğun ve sık biçimde deneyimlenen semptomları cinsel istismar mağdurunun yaşına göre değişkenlik göstermektedir. Küçük yaştaki çocuklarda; “kaçınma davranışları, dissosiyasyon, cinsel oyunlar” ; yetişkinlik döneminde ise, “ kısa süreli amnezi , konsantrasyon güçlükleri, uyku ve yemek yeme bozuklukları, travmatik olayın istemdışı zihinde tekrar canlanması, travma olayını hatırlatan uyaranlardan kaçınma isteği, bilişsel çarpıtmalar, ” gibi semptomların belirtildiği saptanmıştır (Polat, 2009, s.177).
Çocukluk Dönemi Cinsel İstismarın Yetişikin Yaş Evrelerinde Cinsel Yaşama Etkileri
            Araştırmalara göre (Aktepe, 2009); çocukluk döneminde deneyimlenen cinsel istismar olayı, cinselliğe ve cinsel organların işlevselliğine yönelik erken dönemde bir farkındalık kazanımına yol açmaktadır. Erken yaşlarda cinselliği deneyimleyen çocuk, ilerleyen yaşlarında çeşitli cinsel davranış sorunları geliştirebilme , potansiyele sahip olmaktadır (Polat, 2009, s. 216). Yapılan araştırmalara göre ( Aktepe, 2009; Bulut, 2007; Ovayolu ve ark. 2007, Polat, 2009, s. 217); “cinsel kaygı, cinsel soğukluk, cinsellikle ilgili suçluluk, yüksek risk faktörü içeren cinsel ilişkide bulunma veya bulunma isteği, orgazm bozuklukları, cinsel ilişkiye aşırı düşkünlük, cinsel ilişki sırasında kasların istem dışı kasılması (vajinismus), erken boşalma, AIDS, cinsel kimlik değişimi veya cinsel kimlik bunalımı” çocukluk dönemi cinsel istismar sonucu deneyimlenen ve en fazla bulgulanan cinsel davranış sorunları arasında yer almaktadır. Ayrıca cinsel davranış sorunlarının kadınlarda, erkeklere oranla daha sık rastlandığı saptanmıştır (Polat, 2009, s. 217). Özellikle aile içi cinsel istismar deneyimine maruz kalan kız çocuklarının cinsel bozukluk oranlarının daha yüksek oranda olduğu belirtilmektedir (Polat, 2009, s. 217).

            Bazı araştırma sonuçlarına göre (Aktepe, 2009); cinsel istismar mağduru bireylerin cinselliği bir ihtiyaç olarak değerlendirerek haz ve doyum almak için değil de, bir şiddet aracı olarak kullanarak içsel öfkelerini cinsel eylem yolu ile partnerlerine yansıtarak haz ve doyuma ulaştıklarını belirtmektedir.
           
Çocukluk Dönemi Cinsel İstismarın Yetişikin Yaş Evrelerinde Sosyal/ Kişiler Arası Etkileşim Üzerine  Etkileri

            Çocukluk döneminde cinsel istismar mağduru olmuş bireylerin yetişkinlik dönemlerinde sosyal, aile, iş hayatlarında, ikili ilişkilerinde karşılaştıkları sorunların temelini “güven” ve “bağlılık” zemininde meydana gelen hasarların, yaraların oluşturduğu dikkat çekmektedir (Zara Page, 2004). Bu bağlamda yakın ilişkiler kurmakta, duygularını ifade etmekte , diğer insanlara güvenmekte zorluk çeken bireyler sosyal, iş ve aile yaşamlarında kendilerini yeterli ve tatminkar olarak değerlendirmemekle birlikte, sosyo-ekonomik statüleri düşük seviyede yer almaktadır (Topçu, 2009, s. 223). Araştırmalara göre (Topçu, 2009, s. 223); sokakta veyahut sığınma, bakım evlerinde fiziksel, psikolojik ve sosyolojik bağlamlarda bakıma muhtaç özellikle kadın bireylerin erken çocukluk dönemlerinde cinsel istismar öyküsü bulunduğu saptanmıştır.

            Araştırmalara göre (Aktepe, 2009); çocukluk çağında cinsel istismar mağduru bireylerin daha az sayıda arkadaşı olmakla beraber işlevsel, duygusal anlamda doygun ve nitelikli ilişki kuramadıkları saptanmaktadır.  Yetişikinlk döneminde sosyal ilişkilerini iki uçlu boyutta (çok fazla beklentili ve kontrolcü veyahut oldukça ilgisiz ve duyarsız) sürdürme becerisine sahip bireylerin erken çocukluk döneminde cinsel istismar öyküsü bulunduğu bulgulanmaktadır (Aktepe, 2009).

            Cinsel istismarın çocuk üzerindeki iletişim tarzlarını inceleyen araştırma verilerine göre (Bulut, 2007); cinsel istismar mağdurunun, cinsel istismar sonucunda geliştirdiği “düşük benlik algısı”, “güven” duygusundaki zedelenmişilik, “beden algısına yönelik olumsuz inançlar” neticesinde aşırı duyarlı, ikircikli tarzda, ihtiyaçların karşılıklı olarak paylaşılamadığı, güven ve paylaşımdan yoksun iletişim biçimleri geliştirdiği bulgulanmaktadır.
            Özetle; cinsel istismarın çocuk üzerindeki etkileri, istismarı takip eden süreçte ruhsal (psikolojik), bedensel, zihinsel zeminlerde; psiko-somatik bir belirtiden (örn. karın ağrısı), çok daha ciddi ruhsal boyutta bir kişilik bozukluğuna (örn. çoğul kişik bozukluğu) kadar geniş bir spektrum dahilinde değerlendirilmektedir. Ancak, her birey farklı ve eşsizdir, buradan yola çıkarak cinsel istismar mağdurunun deneyimlediği travmaya yönelik vereceği tepkilerin de şekillenmesinde birçok faktörün (yaş, cinsiyet, cinsel istismarın sıklığı-şiddeti-süresi, istismarcının çocuğa verdiği mesaj, ebeveynlerin çocuğa yönelik tepkileri, çocuğun genel mizaç yapısı vb.) yer alabileceğini her daim hatırlamanması gereken en önemli husus olduğu düşünülmektedir.


KAYNAKÇA

Aktepe, E. (2009). Çocukluk Çağı Cinsel İstismarı. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 1, 95-119.
Bulut, S. (2007). Çocuk Cinsel İstismarı Hakkında Bir Derleme. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 3 (28), 139-156.
Kara, B., Biçer, Ü., Gökalp, A. S. (2004). Çocuk İstismarı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, 47, 140-151.
Küey, L. (2008). Introduction to Psychopathology (Psikopatolojiye Giriş Ders Notları). İst. Bilgi Üniversitesi Ders Notları. İstanbul.
Ovayolu, N., Uçan, Ö., Serindağ, S. (2007). Çocuklarda Cinsel İstismar ve Etkileri. Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, 2 (4), 15-22.
Özer, E., Bütün, C., Beyaztaş, F., Engin, A. (2007). Çorum Adli Tıp Şube Müdürlüğü’ne 2006-2007 Yıllarında Başvuran Cinsel İstismar Mağduru Çocuk Olgularının Değerlendirilmesi. Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 29 (2), 51-55.
Polat, O. (2001). Çocuk ve Şiddet. İstanbul: Der Yayınları.
Polat, O. (2007). Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı 1 Tanımlar. Ankara: Seçkin Yayınları.
Topçu, S. (2009). Cinsel İstismar. Ankara: Phoenix Yayınevi.
Yalçın, N. (2011). Türkiye’de Çocuk İstismarı ve Çözüm Önerileri. (Yüksek Lisans Projesi). Beykent Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Zara-Page, A. (2004). Çocuk Cinsel İstismarı: Cinsel İstismara Neden Olan Etkenler ve Cinsel İstismarın Çocuklar Üzerindeki Etkileri. Türk Psikoloji Yazıları, 7 (13), 103-113.