27 Ocak 2017 Cuma

2017 YILININ MESAJI : HOROZ GİBİ OLAN BU YIL KAZANIR...

"Son başlangıçtadır, başlangıçta sondadır."

2017 yılı bu yazının yayınlandığı gün (28 Ocak) ve saatte (02.08) bütünüyle bizlerle birlikte akmaktadır...
2017 yılının ana mesajı: kendi özündeki ikilikleri "bir" haline getir ve özündeki sesi dinleyerek tıpkı bir horoz gibi eyleme geç. 2016 yılı kırmızı maymun yılı idi, haylaz maymun epey bir ortalığı karıştırırken aslında bizlere bilindışı mekanizmamızda varoluşunu sürdüren ikilikler ile yüzleştirdi. Ve şimdi sıra bu ikilikleri derleyip toparlayıp kalbimizin analiz süzgeçinden geçirerek bütünleştirmekte ve merkezden doğan odak ile eyleme geçme zamanıdır, hazır mısınız? Bu yıl oturmak yok, kalbiniz ne yapmanız gerektiğini gerçekten biliyor. Kalbinizin sesinin izini sürün ve kırmızı horoz un harekete davet yılına merhaba deyin.

Horoz gibi ötmeye hazır mısınız?

En değerli nitelikleriniz neler? Dünya ailemize ne sunmak istiyorsunuz? Bugüne değin hep hayalini kurduğunuz ancak bir türlü eyleme geçiremediğiniz neler var? Şimdi hayalleriniz ile en değerli niteliklerinizi birleştirerek yüreğinizin isteklerini somutlaştırma zamanıdır. Belki de aklınızda hiçbir şey olmayabilir ancak kalbinizde var, siz gerçeklikte ne yapılmasını gerektiğini biliyorsunuz. 


Evet ve Hayır Ötesinde Buluşalım mı?

2+0+1+7= 10= 1+0 = 1 

1: Birliği temsil eder. Bu yıl yeni başlangıçlar için ve birliği yaymanın yılı. Evet ve Hayır ın ötesinde bir yer var şimdi orada buluşalım ve tıpkı bir takım gibi hareket edelim. Bir takımdaki her bir oyuncu kendi istek ve arzularının peşinden giderse ne olur? Çok seslilik her zaman kaosu bereberinde getirir. Ancak her birey en zemindeki ihtiyaçlarını dinlemeye odaklanırsa ne olur? Birlik, beraberlik olur ve her birey kendine has niteliklerini muhafaza ederek tek bir hedefe doğru odaklanır ve eyleme geçer. İşte 2017 yılı böyle bir yıl, takımını oluşturanlar ve istikrarla sonuçtan ziyade süreçte kalarak her anın hatırlattıklarını görenler bu yıl bir yıldız gibi parlayacaklar...

Güneş-Ay-Çin BİR 

Güneş, Ay, Çin takvimleri uzun bir aradan sonra ilk kez bu yıl birarada aynı zaman dilimini gösteriyorlarmış, tüm bunları nereden biliyorum? Son 3 yıldır Kozmik Gezgin Gahl Sasson ın yeni yıla dair analizlerini sunduğu etkinliğine katılıyorum. Beni tanıyanlar bilirler ki; astrolojiye olan merak ve ilgimi profesyonel mesleğime de adapte ediyorum. Bir doğum haritası psişenin fotoğrafıdır. Her bir gezegen, burç, ev ve gezegenlerin birbiri ile yaptıkları açılar ruhun sonsuz yolculuğunun bir özetini oluşturuyor. Ruhun sonsuz yolculuğuna inanan bir psikolog olarak kişinin ruhani amacı hakkında bilgi edinmek için en çok ay düğümlerinden faydalandığımı söyleyebilirim. Ay bilinçdışımızdır ayrıca bizi besleyen herşeyi, en temel ihtiyaçlarımız ve anne arketipi ile sembolize edilir. 
Danışanlarıma doğum haritası yorumu yapmıyorum zaten bu benim sınırlarımı aşar. Her danışanımın doğum haritasını incelerim ancak edindiğim bilgiler bende gizli kalır. Edindiğim bilgiler ışığında psiko-dönüşüm seanslarıma yön-boyut-form olarak zenginlik katarım. 

1933-1945-1957-1969-1981-1993-2005-2017-2029

Yukarıda belirttiğim tarihlerde nasıl bir süreç deneyimlediğinizi hatırlıyor musunuz? Mesela 2005 yılında İst. Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazanmıştım :)) Benim için oldukça olumlu, heyecanlı, yeni bir başlangıç gerçekleştirdiğim bir yıldı. 1993 yılında ise 7 yaşında idim ve ilkokula başlamıştım :) gördüğünüz gibi heyecanlı ve yeni birşeyler öğrenmeye daha doğrusu zaten var olan bilgileri hatırlama sürecine başlamışım, acaba bu yıl hangi bilgilerin üzerindeki toz perdesini aralayarak gerçekliğe bir adım daha yaklaşacağım:) Şimdi sizler de gözden geçirin bu yılları, bu yıllarda her ne olduysa yine aynı benzer deneyimler, süreçler sizleri bekliyor...

ŞANSLI YIL

Gahl diyor ki: "her birimiz hiçlikten meydana geldik. bir anne adayı ve bir baba adayı ebeveyn olmaya karar verdiler ve sonra bir yumurta-bir sperm ile birleşti ve nasıl oluşmaya başladıysak buna benzer şekilde bu yılda hiç zihninizde olmayan ancak bilinçdışınızda var olan ihtiyaçlar su yüzeyine çıkabilir odaklanın ve birliği oluşturun sonrasını bırakın." 2017, şans perilerinin her an etrafımızda pervane olduğu bir yıl. Aynı zamanda gururun, tutkunun, aşkın, umudun yılı...

ÖZÜMÜZDEKİ HOROZ

Benliğimizin en derinlerinde bir yerlerde biliyoruz ne yapmamız gerektiğini. Hani bazen zihninize bir düşünce düşer ve siz: "yok artık bu kadarı da olmaz, ben bunu yapamam, beceremem, zaten istediğim gibi olur mu ki şimdi boşver sonra hallederim" vb. yapmamak için sürekli Bir Gün Adasına kaçarak bahaneler ile yaşamayı tercih ettiğiniz hayalleriniz, düşleriniz, gerçek olamayacağına kendi kendinizi inandırdıklarınız var ya şimdi silkelenin ve "ben bilirim, yaparım, başarırım" diyerek özünüzdeki melodiye kulak verin. Afrikda horozu kehanet için kullanırlarmış, horoz= geleceği bilmenin bir yolunu sembolize ediyor. Bu yıl her zamankinden daha çok omurganızı esnetin, kalbinizi açın, yaratıcılığınızı sergileyin ve sahneye çıkın aşkla özünüzdeki horozun ötüşünü tüm evrene sonsuz sevginin gücü ile ötün...




ÖZGE GENLİK
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi
www.vestaakademi.com

* Yazıda 27.12.2016 tarihinde Cihangir Yoga da gerçekleşen: "Gahl Sasson ile 2017 Astrolojisi: Horoz'un Eyleme Çağrısı" workshop notlarından yararlanılmıştır.





17 Ocak 2017 Salı

HERŞEYİN BİR SEBEBİ VAR...


Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir...

Yaşam döngümüzde yol alırken hayaller kurar, bu hayallerin üzerine planlar inşa ederiz. Ancak bazen bizim kontrolümüz dışında gelişen psikolojik  depremler sonucu inşa ettiğimiz planlar yerle bir olabilir.

*Kontrolünüz dışında gelişen olay ve durumlara yönelik tepkileriniz nasıl şekilleniyor?
*Belirsizliğe tahammülünüz nasıl?
*Kendi kendinize ne kadar tahammül edebiliyorsunuz?

Dünyamızı kendi öz kaynaklarımızı bilerek yavaş yavaş yok ediyoruz bir gün belki de Dünya gezegeninden başka bir gezegende yeni bir yaşam düzeneği oluşturabiliriz. Bu hızla hiçbir şekilde bilincimizi dönüştürmeye niyet etmeden devam edersek Dünya gezegeninden farklı bir gezegende koloni oluşturmak sadece bilimkurgu filmlerinin senaryosu olmaktan çıkarak gerçekten deneyimleyeceğimiz bir sürece işaret etmekte…

Dünyadaki hayatından vazgeçmek ister misin?

Diyelim ki, Dünya gezegeninden farklı bir gezegende koloni oluşturuluyor ve bu gezegene gidiş süresi 120 yıl. Sizin yaşamsal fonksiyonlarınızı bütünüyle canlı tutacak bir kapsülün içerisinde uyutacaklar ve yeni gezegene varmadan 4 ay önce yeni gezegenin yaşamsal koşullarına uyum sağlayacak birtakım dersleri öğrenmek için uyandırılacaksınız. Siz böyle bir süreci deneyimlemek ister misiniz? Nefesinizi bütünüyle özgür bırakın ve şimdi yeni taze güzel bir nefes alın ve nefesinizi özgür bırakırken göz kapaklarınızı gözlerinizin üzerine doğru yavaş yavaş nefesinizin ritminde kapanmaya davet ederken, zihninizde 120 yıl boyunca bir kapsülün içerisinde uyumayı ve yeni hiç bilmediğiniz bir gezegende var olmayı gözünüzün önünde canlandırın.
*Bu düşünce sizde nasıl duygular uyandırıyor?
*Bedeninizde neler duyumsuyorsunuz?

Morton Tyldum un merceğinden Uzay Yolcuları filmi, bizlere hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, herşeyin nasıl da birbiri ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu muazzam yıldızların eşlik ettiği harika bir serüvende aktarıyor.

Avalon isimli uzay gemisinde 120 yıl sürecek bir yolculuğa baş koymuş 5000 kişi Homestead II adı verilen yeni bir koloni oluşturmak üzere yıldızların arasında hızla yol alırken filmdeki iki ana karakter, Jim Preston (Chris Pratt) ve Aurora Dann (Jennifer Lawrence) ise benliklerinin en derinliklerine doğru bir yolculuğa uzanmaktadırlar.
Filmde uzay gemisi Avalon, bir meteora çarpması sonucunda yara alır ve birtakım teknik donanım arızalarının tetikleyicisi olur. İlk olarak Jim Preston ismindeki yetenekli tamircinin kapsülü Homestead II ye varmalarına 90 yıl kala açılır. Erkenden uyanan Jim, öncelikle deneyimlediği bu kendisine göre talihsiz olayı kabullenmek istemez.  Yetkilelere mesaj iletmeye, kapsülünü onarmaya, mürettebattan birilerini uyandırmaya çalışır ancak tüm sesini duyurma çabaları sonuçsuz kalır. Yeni evine varmasına 90 yıl kala uyanmıştır ve kendisine kendisinden başka yardım edebilecek birisi yoktur. Harikulade olanaklara sahip olan ışıl ışıl uzay gemisinde  yıldızların arasında yaşamı sonlanacaktır, bu kaçınılmaz sona doğru yürürken tek iletişim kurduğu kişi Arthur adındaki samimi android barmendir. Arthur onun duygularını anlayamasa da en azından düşünsel zeminde paylaşımda olabileceği bir yoldaş olmuştur, kendisine.

İLİŞKİLER, YAŞAMIN ÖZÜDÜR...

Dünya gezegenine merhaba demeye hazırlanırken ana rahmindeki ilk duygudaşlığımızı gerçekleştiren organımız bir diğer eşimiz olan plasentamızdır. Dünya gezegenine merhaba dedikten sonra bir bebeğin sadece fizyolojik ihtiyaçları giderilse ve duygusal olarak herhangi bir bağ oluştulmazsa o bebek büyüyemez aynı zamanda gelişemez ve en nihayetinde ölür. Kendimizi ancak bir diğerinin aynasında görür, tanır ve büyümeye-gelişmeye yönelik zemin oluştururuz. Bizleri harekete geçiren duygularımızdır. Duygularımızı anlamlandırabilmemiz için ise daima bir diğerinin varlığına ihtiyacımız vardır. Filme geri dönecek olursak karizmatik ve yetekli tamircimiz Jim tek başınalığa ancak 1 yıl tahammül edebiliyor. Kendi iç sesi ile sürekli diyalog halinde olan Jim in yavaş yavaş kendi öz bakımını dahi bırakarak kendinen adım adım vazgeçisini yaşamdaki varoluş amacını sorgularken bedenini terk etmek istediğini ancak kendisinden vazgeçmeye henüz hazır olmadığı anlara şahit olurken. İçten içe varoluşunun bir nedeni olduğunu ve eğer erken uyanmışsa bunun bir amaca hizmet edeceğine dair inancını gözlemliyoruz. Ve Jim, yaşam sürecini tek başına tamamlamak istemediğine karar vererek güzel yazar Aurora Dunn (Jennifer Lawrence) ın kapsülünü bozarak, kendisini uyandırır.
Aurora, Jim e göre daha hırslı ve inatçı bir karakter örüntüsü sergilerken o da 90 yıl önce uyanmasını şiddetle red eder ancak sonrasında gidilecek, varılacak bir yer olmadığı hissiyatı onun yaşamını yeniden gözden geçirmesine vesile olur.

GİDİLECEK VE VARILACAK BİR YER YOK

Gerçeklikte varacağımız bir son durak olmadığı nihai gerçeğiyle yüzleşen her özgür birey yaşamının her anının kıymetini bilerek ve sevgiyi yaratarak yaşam yolculuğunda ilerler.
Filmdeki cesur ve bilge karakterlerimizin de kendi kontrollerinde olmayan bir olayın gelişmesi beraberinde öncelikle herşeyi red etme yönündeki tepkileri beraberinde getirdi;” hayır bu olamaz, bu benim başıma gelmiş olamaz, herşey benim kontrolümdedir, ben hayatımı yönetirim…”vb. bugüne değin olşuturdukları zihinsel illüzyonlar bir bir buharlaşırken yaşamı olduğu gibi kabul ederek teslimiyeti yıldızların arasında deneyimlediler.
Bizler de bu dünya da çok önemli, değerli ulvi bir görev için var oluyoruz ancak bu görevi çabalayarak, kendimizi olmadığımız birisi gibi olmaya zorlayarak, haddindan fazla kendimizi yorarak ve hırpalayarak gerçekleştiremeyiz. Sadece olanı olduğu gibi kabul ettiğimiz an ışıldamaya başlarız. Sonrasında sadece çabasız eylemler içerisinde o ışığın izini sürmemiz yeterlidir.
Jim ve Aurora cesaret ve sevginin ışığında eşsiz bir takım oluşturdular ve yıldızların arasındaki yolculuklarında yok olmaya sürüklenen uzay gemisini onararak uyanışlarının gerçek sebebini yerine getirdiler.
Varoluşlarını bütünü ile kabul ederek, huzur ile kendilerine kalplerinin ışığında eşsiz bir yaşam yaratmayı seçtiler.

Yaşadığımız her anı sevginin şefkati ile güzelleştirmek bizim seçimimizdir. Nerede olursak olalım daima evimizdeyizdir. Her yer evimiz, yuvamızdır. Mühim olan o anı elinizdeki koşullar dahilinde en muhteşem şekli iledeneyimlemeyi seçmektir.

Siz her an düşüncelerinizle ilmek ilmek bir yaşam deneyimi ördüğünüzün farkında mısınız? Ve oluşturduğunuz mevcut bedeninizdeki yaşam deneyiminizi nasıl deneyimlemeyi seçiyorsunuz? 

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com

29 Aralık 2016 Perşembe

"Ölüm-sevgi-zaman bu 3 şey tüm insanları birbirine bağlar" diyerek iddalı bir konuşma ile başlayan Gizli Güzellik filmi; başarılı, yetenekli ve zeki Howard'ın çok sevdiği biricik kızının ölümünden sonraki yas süreci deneyimlerini aktarıyor. Filmi izlerken şöyle düşündüm;  hikaye ve hikayeyi özetleyen muhteşem başlık nasıl da birbirini muazzam bir şekilde tamamlıyor...

Her yas sürecinin sonunda ortaya çıkan ve tüm süreci taçlandıran gizli bir güzellik 
daima vardır. 

Yaşam döngünüzde kayıp(lar) deneyiminiz oldu mu? Her birimiz kayıplar deneyimliyoruz şu an mesela bu yazıyı okurken saniyeler geçiyor ve bir kayıp deneyimlemekte olduğunuzun farkında mısınız? Her bir "an" ı bir daha o "an"ki gibi deneyimleme şansımız bulunmamakta bu nedenledir ki zaman çok kıymetli bir armağan. Zaman yaşamın kıymetini bilebilmemiz için varoluşunu sürdürürken; ölüm ise yaşamı anlamlandırabilmemiz için bizlere sunulan en özel armağan. Sevgi ise en temel gerçeklik, her birimiz şu anki görebildiğimiz ve hissedebildiğimizin de ötesinde birbirimize sevgi bağları ile sımsıkı bağlıyız. 

"Her birimiz örülmüşüz ilmek ilmek sevginin ipleri ile her zaman var olmak ve 
sevginin rahminde çoğalmak üzere" 

"Türk toplumuda yas süreci" yüksek lisans tezimin konusu idi. Tezimi hazırlarken "ölüm" olgusunu o güne değin ne kadar da az düşündüğümü hiç ölmeyecekmiş gibi zamanımı sarf ettiğimin farkına varmıştım. Ve ölüm hakkında düşünmeye başladıkça yaşamın mucizesi ve varoluşun anlamı daha da belirginleşmeye başladı ve hızla zihnimde beliren sorular: "eğer bir son varsa neden yaşıyoruz?, "ölümden sonra neler oluyor?", "neden ölüm var?", "öleceğimiz anı bilebilir miyiz?"vb.
Ve en önemlisi ölmeden önce ne söylemek istiyorum? Dünyada bulunma amacım nedir? Tüm bu sorular zihnimde atlı karıca misali dönüp dururken yaşamın sonsuzluğuna ilişkin idrak sürecimi de başlattığımın henüz farkında değildim. Her sorunun bir yanıtı vardır. Her soru, cevabını içinde/özünde barındırır. Şimdi hep birlikte deneyelim: bir soru sorun ve bırakın. Hemen yanıtını bulmak için çaba sarf etmek yerine bırakın, cevap tahmin edemeyeceğiniz bir biçimde size sunulur bu nedenle odağınız uyanık olsun. 
Tez danışmanım biricik kızını genç yaşta kaybetmiş bir baba idi. Zamanın acıyı azaltmadığını veya yok etmediğini sadece acıyı  anlamlandırdığını kendisinin hikayesinde deneyimledim. Söz ile ifade etmek kolay ancak yaşamımızda deneyimlediğimiz şeyleri gerçekten biliyoruz. Birçok konu hakkında bilgi, fikir sahibi olabilirsiniz ancak bu bilgi ve fikirler deneyim ile yoğrulduğunda gerçekten bilebilirsiniz. 
Gizli Güzellik filminin ana karakteri Howard ın deneyimlediği gibi filmin başlangıcında gözleri gülen, yaşama sımsıkı bağlı ve ölüm-zaman-sevgi kavramlarının Dünya daki en değerli kavramlar olduğundan söz ederken güçlü bir yüzleşme deneyimliyor. Kızının ölümü, kendisinin gerçekten zaman-ölüm ve sevgiyi bir kez daha sorgulayarak yaşamında henüz farkına varamadığı güzelliği ortaya koyabilmesi için sadece bir vesile. İnsan varlıkları olarak bizler deneyimlediğimiz olaylar ile öğreniyoruz. Ve öğrenmenin özünde mutlak bir acı oluyor. Acı hiç şüphesiz en iyi öğretmenimiz.

     “Acılarımız en değerli yol göstericilerimizdir. Acının içerisine doğru yürüyebilme
 cesareti gösterebildiğimizde dönüşür, kim olduğumuzu hatırlarız.” 

     Öz olarak şunu aktarmak istiyorum, her birimiz birçok şey söylüyoruz lakin söylediğimizi yaşamsal
     olarak deneyimlediğimizde gerçekten öğrenmiş oluyoruz...

     Her yas süreci deneyimine muhakkak "depresyon" semptomu yoldaşlık etmektedir.. Halk arasında "depreyon" tek başına bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanmakta olsa da "depresyon" bir semptomdur ve kaygı bozuklukları, kişilik bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu ile birarada deneyimlenebilmektedir. "Depresyon; bizlere durmamız ve kendi içselliğimizi yeniden dengelememizi, yaşamdan ne istediğimizi netleştirmemiz gerektiğini ve kim olduğumuzu gerçekten hatırlamamız gerektiği "an"ın geldiğini bizlere iletmek amacı ile görevli bir süreç deneyimidir.
      
         "Her bir ruhsal bozukluk; organizmanın var olan sisteme yönelik alarm çağrısı yaparak "denge" haline dönüşme isteğidir.Bir başka deyim ile sinir sisteminin uyarıcıya olan tepkisidir.
    
     Yas sürecinin ne kadar süreceği kişinin kendi içsel dinamiklerine bağlıdır. Acıyı anlamlandırma süreci kişiye özeldir. Yas sürecinde duyguların ifade bulması önemlidir. Bziler çoğu zaman kaybı deneyimleyen kişinin yanında konuşmamaya kayıp ile ilgili çağrışım oluşturabilecek söylem ve eylemlerden kendimizi sakınırız oysa ki tam tersine yaptığım araştırma göstermektedir ki; yaşanmışlıklar ve yaşanamamış/deneyimlenememiş özlemler hakkında duygu ve düşüncelerin ifade bulması sağlıklı bir yas süreci deneyimini birlikte getirmektedir. 
      
      Gizli Güzellik filminde de yas sürecindeki babanın önce kaybı inkar ettiğini, depresyon semptomlarını deneyimlediğini, öfkesini, duyguları ve düşünceleri ile olan pazarlık sürecini ardından gelen kabullenmeyi ve yeniden doğum süreçlerine çok gerçekçi bir şekilde tanık oluyoruz. Ve Howard duygularını dışsallaştırmak adına çok güzel bir teknik kullanıyor: yazmak. Duygularımızı sözel olarak ifade etmeye henüz hazır hissetmediğimiz anlarda yazarak duyguların ifade bulmasını sağlamak oldukça iyi bir terapötik yöntemdir. Ölüm-Zaman ve Sevgi kavramlarına mektuplar yazmak, denemek ister misiniz?
    Şimdi hemen boş bir kağıda birkaç cümle yazmayı deneyimlemek ister misiniz? Ölüm kelimesi ilk hangi kavram ile çağrışım yapıyor? Ya zaman , sizin için zaman ne anlam ifade ediyor. Zamana ne(ler) söylemek istersiniz? Sevgi, tüm varoluşun kaynağına ne söylemek istersiniz? Hadi hep beraber biz de ölüm-zaman-sevgi kavramlarına birer mektup gönderelim ne dersiniz? Emin olun ki; yanıt gelir :) 
     
      Film sürecindeki önemli bir hususa dikkatinizi yöneltmenizi istiyorum. Howard ın değerli arkadaşları ölüm-zaman ve sevgi kavramlarını canlandırmak istediklerinde her biri bir kavram ile biraraya gelirken aslında kendi yaşamlarını da şifalandırmaktaydılar. İhtiyacımız olan şey bizlere koşulsuzca sunulur ve bizler kendimizle uyumlanan frekanstaki kişileri yaşamımıza çekeriz. Hiçbir insan ile tesadüfen yollarımız kesişmez. O insan yaşamımızdaki bir farkındalık oluşturmak amacı ile var olur.  
    Özümüzdeki güzelliği, ışığı ortaya çıkartabilmemiz için yaşam deneyimleri deneyimliyoruz. Yaşam deneyimleri benzer hatta aynı olsa dahi her birimizin yaşam deneyimlerine vereceğimiz yanıt farklı ve biriciktir çünkü her birimizin özündeki gizli güzellik eşsizdir.

S   Sizin özünüzdeki gizli güzelliği ışımak için nasıl bir yaşam deneyimine ihtiyacınız var? 


















SPERM VE YUMURTA HÜCRESİ "BİR"LEŞTİĞİ AN BAŞLAYAN NEDİR?

Bu yıl 16-18 Aralık 2016 tarihinde 5.'si düzenlenen "Anne Bebek Çocuk Fuarı"na 18 Aralık Pazar günü aşağıda gördüğünüz Güneş in muhteşem ışınları ile bizleri selamladığı güzel ve çoşkulu bir günde katıldım, gözlem ve deneyimlerimi aktarmaya çalışacağım...


Keyifli sohbet ve söyleşi programlarının yanı sıra çocuklar ve özümüzdeki çocuk ile temasımızı arttıran etkinlik ve atölye çalışmaları da oldukça renkli ve eğlenceli idi. Susam sokağının unutulmaz karakterleri de yetişkinleri çocukluk yıllarına doğru bir yolculuğa çıkarmakta idi.
İbs fuarının bu yılki teması: "Dönüşüm", Sihirli Yolculuk Dönüşüm. Dönüşüm gerçekten de sihirli muazzam bir yolculuk. Dönüşüm; varlığın "öz"ü ile temas sınırlarını yeniden oluşturacak bir "ol"ma halini temsil eder ve büyümeyi içerir. 
İBS fuarının son gününü sondan başlayarak aktarmak bazı oluşumların nasıl zihnimizde şekil aldıklarını aktarmak adına daha verimli oluyor.

Dr. Bülent Madi: "yumurta ve sperm hücresi birleştiği andan itibaren iletişim başlıyor" diyerek "anne karnından itibaren çocukla iletişim" başlıklı bilgi dolu söyleşisine başladı. Bizlerin çoğu iletişimin sadece sözcükler kanalıt ile oluştuğunu zannetsek de öz iletişim duyguda, hissetmekte başlıyor ve hücresel olarak beden hafızamıza kaydoluyor. Psikologluk mesleğini icra eden biri olarak şunu söyleyebilirim ki; "bir canlı Dünya gezegeninde beden almayı seçerken aynı zamanda ailesini ve ismini de seçmektedir."

Hiçbir şey tesadüf değildir. Yaşam; düşüncelerin sentezinden oluşmuş ölüm-doğum döngüsünde sürekli olarak tezahür eden (oluşan) kendini hatırlama ("öz"e dönüş) yolculuğudur. Bu sihirli yolculuk boyunca seçtiğimiz aile ben i BEN ile buluşturacak ve mevcut potansiyelimi Dünya ya sergileyebilmem için en uygun zemini oluşturacak ailedir. Dr. Madi'nin de aktardığı üzere öğrenme anne karnında başlıyor. Annenin tüm hissiyatlarını duyumsayan fetüs dış dünyaya ilişkin algı zeminini oluşturuyor. Bu bağlamda hamilelik süreci boyunca anne ve baba adaylarının iyi bir ses tonu ile bebekleri ile sürekli iletişim halinde olması güven ve sevgi zeminini güçlendiriyor. Bebek Dünya ya merhaba dedikten sonra ise beyin gelişimi için en önemli merkez: dokunma merkezimizdir. Bebeğinize sevgiyle dokunarak gözlerinin içine bakarak gülümsediğiniz ve şefkatli bir ses tonu ile hitab ettiğiniz zaman beyin gelişimi sağlıklı bir şekilde tamamlanır. Eğer bebeğiniz sürekli kaygı duygusunun kök saldığı bir çevrede gelişme ve büyüme aşamaları sürecinde ise, beyinin hipokampus bölgesi: hafızamızdan sorulu ve limbik sistem= duyularımızın merkezi ile sıkı ilişki içerindedir ancak süreki kaygı duygusunun hissedildiği bir zeminde beynimizin amigdala "savaş-kaç-don" komutlarını beynimize ileten bölgesi aşırı uyraıldığında sürekli salgılanan kortizol: stres hormonu neticesinde hipokampus bölgesi zamanla işlevselliğini yitirebilmektedir. Duygularımızın güvenli bir zeminde ifade bulması sağlıklı bir gelişim ve büyüme için esastır. İfade bulmayan her duygu beden  hafızasında kayıtlı olarak kalacak ve ileride biriken enerjiler kendilerini "hastalık" adını verdiğimiz beden-ruh-zihin birliğinin dağılması olarak göstereceklerdir. 

Bir bebeğin en temek ihtiyacı nedir? Bir bebeğin en temel ihtiyacı "koşulsuz sevgi"dir. İlgisiz ve sevgisiz bir bakım bebeklerde travmalara zemin hazırlar diyen Sevil Yavuz (pedagog & klinik psikolog), bir bebeğin annelik kaygıları nedeni ile en temel ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi bebeklik çağı travmalarını oluşturmakta olduğunu ifade ediyor. Günümüzde kadının çalışma yaşamına yaratıcı potansiyeli ile dahil olması beraberinde; "acaba çocuğuma yeterli bir annelik yapabiliyor muyum?" sorusunu içsel diyaloglarında süreki tekrarlayan anneler bu kaygılarını ister istemez bebeklerine yansıtmaktalar. İlk 3 yıl bir çocuğun varoluş potansiyelinin zemininin oluştuğu yıllardır ve bu 3 yıl birincil derece bakım verenler ile iletişimin sevgi-güven-aşk-teslimiyet duygulanımları üzerine inşa edilmesi sağlıklı bireylerin yaşamda var olabilmeleri için en mühim katalizörlerdir. Amine Kamburoğlu, Merve Tuncer ve Beril Bayındırın konuşmacı olarak yer aldığı "Yeni Nesil Annelik" sohbetinde de yeni nesil annelerinin kaygılarından bahsedilirken genellikle korumacı bir tutum sergiledikleri ifade edildi. Korumacılık rollerinin ise dış etkenlerden kaynaklandığını ifade eden 
değerli anneler, aslında kendi çocukları ile ilişkilerini anlatırlarken kendi içsel dinamiklerinde yer alan kaygı ve korku duygularından bahsetmekteydiler. Bilgi çok değerli bir hazine ancak bilgiyi aktarırken her zaman kendi hikayemizden yola çıkarak ve her daim kalbimizin sesi ile eylemde olmanın öneminin de altını çizen pozitif anneler her çocuğun eşsiz bir hikayesinin olduğunu yanlış-doğru kavramlarının her aile için farlı olabileceğini de belirttiler. Kendi içsel sesimiz en iyi rehberimizdir. Her anne kendi çocukları ile olan ilişkisini hikaye tarzında paylaşabilir ancak bu paylaşımdan yola çıkarak kendi çocuklarımız ile olan ilişkimizi aynı şekilde düzenlemek bir yarar ve fayda sağlamayacaktır çünkü her birey parmak ve nefes izlerimiz kadar eşsiz ve biriciktir.

Her birey kendi özünü bir diğerinin aynasında tanımakta ve bilmektedir. İlk iletişim sperm ve yumurta hücresinin birleştiği an itibari ile başlarken bu bağın sonraki en önemli gelişim ve büyüme basamağını emzirmek oluşturuyor. Doula Esra Erkut ve Pınar Mallı nın "Emzirmek Her Şeydir!" başlıklı sohbet buluşmasında kadınların "doğum anı"na çok fazla dikkatlerini yönelttikleri halbuki anne olmaya niyet ettiğiniz an annelik serüveninizin başladığını ve hamilelik süreci öncesi, hamilelik süreci , doğum süreci ve ardından yeni doğan ile bakım sürecinin de odaklanılması gereken önemli süreçler olduğu önemle vurgulandı. Emzirmek sadece bebeğinizin karnının doymasını sağlamak mıdır?  Emzirmek, anne-bebek arasındaki en özel bağdır. Kaç ay emzirmek daha sağlıklı, daha yararlı? sorusunu hemen hemen her yeni anne sormakta ve sorgulamaktadır. 6 ay ya da 2 yıl, önemli olan annenin iç sesini dinlemesidir diyor Erkut ve Mallı ve ekliyor bebeğiniz ile olan kalpten kalbe iletişiminizi güçlendiren en önemli eylemdir, emzirmek bu bağlamda Emzirmek Her Şeydir!

Bir insan varlığının Dünya gezegenine merhaba demesine vesile olmaya niyet etmek ile başlayan anne ve babalık adaylığı süreci boyunca, anne ve baba adaylarının kendi doğum travmaları ile çalışmaları öncelikle kendi içsel dinamikleri ile buluşmaları da oldukça mühimdir...

Çoşkulu, keyifli, paylaşımcı, sevgi dolu anne, babalar ve anne-baba adayları ile birarada olmak, özlerindeki çocuk ile buluşan ebeveynler görmek ve en önemlisi öğrenmeye açık, bebekleri ve çocukları için daha neler yapabilirim? sorusunu yönelten bireyler ile birarada olduğumuz muhteşem bir fuar deneyimi idi...

Kelebeğee dönüşen tırtılın kozasında ne kadar sevgiyi, umudu, cesareti, şefkati, merhameti ve aşkı deneyimlerse özgürlük uçuşu bir o kadar harikulade bir şölene dönüşebilir. 











KOD ADINIZ ........???

Tüm konsantrasyonunuzu nefesinize yönlendirin ve nefesinizi verirken yavaşça göz kapaklarınızı gözlerinizin üzerine doğru kapanmaya davet edin…Tüm içsel odağınız nefesinizin ritminde olsun.
5-6 yaşlarında olduğunuz döneme doğru bir geçiş yapın. Ve gözlerinizin önünde şöyle bir sahne canlandırın: henüz anlabileceğinizin ötesinde bir nedenden ötürü yaşam deneyiminizi gerçekleştirdiğiniz gezegen istila altında, anneniz ve babanız gözlerinizin önünde eli silahlı adamlar ve robotlar tarafından kuşatılmış durumda, tüm olanlara tanık olurken anneniz gözlerinizin önünde öldürülse , nasıl hissedersiniz? Zihninizden neler geçer?  Bedeniniz size ne (ler) söyler?

İki güç arasındaki umudun ve inancın hikayesi;


Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi uzaya yayılmış bir isyandan daha ziyade ne yapmak istediğimizi özümüzde bildiğimizde hemen ardından özümüzdeki bilgenin ışığında yürümeyi seçtiğimizde rasyonel bir mantığın asla kabul sınırlarında değerlendiremeyeceği herşeyin gerçekleşebileceğini gözler önüne cesursa sunan umudun ve inancın çok güzel bir hikayesini aktarıyor, bizlere.

“Her İsyan Bir Umuda Dayanır”

İyi ve kötü daima var oluyor ve süreki bir devinim halinde… İyiliğe anlam kazandıran onu yaşama bağlayan, kötülüktür ve aynı zamanda kötülüğe anlam kazandıran ve onu yaşama bağlayan, iyiliktir.
Tıpkı analitik psikoterapinin kurucusu Carl Gustav Jung un deyiminde olduğu gibi: “hüzün, mutluluğun şekil değiştirmiş halidir.”
Dünya gezegeni düalite zemininde var olan bir gezegendir dolayısı ile herşey birbirinin zıttı ile var olur. Bu zıtlıklar sarmalında dengeyi bulduğumuzda herşeyin bilgisinin mevcut olduğu “öz”ümüzle buluşuruz. Zihinlerimizde, herşeyin istediğimiz gibi olmasına ilişkin senaryolar üretiriz ve deriz ki “ben bilirim, ben en iyisini biliyorum”. Ben diyebilmek, önceliklerimizi belirleyebilmek adına ve kendimize ilişkin sağlıklı temas sınırları oluşturmak adına her daim işlevseldir. Ancak “ben” in dozu biraz fazla kaçtığında şifa veren bir ilacın fazla tüketiminin zehire dönüşebileceği gibi, kendi kendimizi imha etmek üzere büyük bir istila oluşumuna zemin hazırlıyor olabiliriz. İnsanoğlunun doğasında hükmetme güdüsü vardır ancak insan varlığı düşüncelerini gözlemleyerek, düşüncenin doğasını tanıyayarak ve bilerek kendi düşüncelerine hükmetmeyi tercih etmek yerine dışarıdaki insan varlıklarına hükmekte yönünde gerçekçi olmayan bir yolda yürümeyi tercih etmektedir, şimdilik. Çok sıkça söylediğimiz ve sıkça dinlediğimiz: “hata ben de değil; sen de ,değişsene sen!, gibi.
Rogue One ın uzayın derinliklerindeki heyecan kasırgası içeren sahnelerinde izlerken “güç” kavramının insan doğası ile yakından ilişkisini de gözlemlemekteyiz. Güçlü olmak nedir, size göre?
Güç, kendini bilmektir. Neyi neden yaptığını bilmek ve nasılı nasıl oluşturabileceğini görmektir…


Star Wars Rogue One hikayesinde; imparatorluk mutlak hükümdarlığını sürdürebilmek ve diğer gezegenleri yok edebilecek güçte bir silah yaratıyor “Ölüm Yıldızı” adındaki bu silah  imparatorluğa karşı özgürlüğü ve bağımsızlığı savunan bir bilim adamı tarafından üretiliyor üstelik. Tabi ki özündeki gücü bilen cesur bilge adamı, silahı üretirken içerisinde silahın kendi kendisini imha etmesini sağlayacak bir very kodluyor, eğer bu kodlama aktif hale getirilebilirse silah kendi kendini imha edebiliyor.
Şimdi düşünelim, “Ölüm Yıldızı” silahını her an kendi kendimizi sabote etmek ve placebo güç etkisini deneyimleyebilmek adına her an yaratmıyor muyuz? Gün içerisinde kaç kez kendi kendinize “bu kesinlikle olmaz”, “ben bunu yapamam”, “ya başarılı olamazsam?”vb. cümleler kullandığınıza dair farkındalığınızı yöneltin.  Dışarıda olan biten herşey içimizin bir yansımasından ibarettir. İç dünyamızı düzenleyerek, kendimizi bilme adına adım attığımızda dış dünyadaki ahengi, güzelliği ve düzeni idrak ederiz.

“Ancak herşeyin güçlü olduğu kadar zayıf yönleri de var. İşte o zayıf yönlerimiz özümüzdeki bilgeliği uyandırmak için tetikleyici görevi görürler. Herşey bitti dediğiniz her anın yeni bir başlangıç olduğunu fark edersiniz. Bir an gelir kendinize dair oluşturduğunuz tüm inanç kalıplarınızı yıkmak durumunda kalırsınız çünkü siz bir inancın çok ötesinde varlıklarsınız…
“Ben bunu asla yapmam, yapamam dersiniz….” Ve bir olay veyahut durumun içerisinde buluverirsiniz kendinizi ki en olmaz dedikleriniz ile sınandığınız .Ve yüzleşirsiniz kendinizle, mutlak gücün ışığıyla…

Şimdi yazının başında sorduğum sorulara ilişkin yanıtlanızı gözden geçirin. Özellikle hangi duyguları duyumsarsınız, kısmına odağınızı yönlendirin ve şimdi bu duygunun tam zıddını telaffuz edin. İşte kod adınızı buldunuz…

Kod adı: ___________________________


Kod adı : Savira= ışıltı dolu, parlayan enerji