2 Haziran 2013 Pazar

YENİDEN DOĞUŞUN SANCILARI

Ağaçlar; pek çok kültür ve dini inançlarda “yaşam enerjisini” temsil etmektedir. Keltler; evrenle ağaçları eşdeğer olarak görürdü. Ağaçların; doğum-hayat ve yeniden doğma döngüsünü temsil ettiğine inanılırdı.

Türkiye de 10 yıldır yaşanmakta olan doğum sancılarının en şiddetlilerini son 7 gündür her canlı daha şiddetli halde hissetti ve hissetmeye devam ediyor. Olayları biraz daha geniş açıdan değerlendirmenin yerinde olacağını düşünmekteyim.


Türkiye de ve diğer tüm dünya ülkelerinde insan varlığı “yeniden doğuş” aşaması yaşanmakta. Birçok insan varlığı, evrendeki tüm enerjilerle tek bir kaynağa bağlı olduğunu her zamankinden daha güçlü ve kuvvetli hissediyor.  Ye-iç-yat-çocuk doğur-işe git-belli bir inancın getirdiklerini uygula-sev-sevdiğini ifade et-iş üret-yeni projelerde aktif rol al-……vb. Eeee peki “neden”? “Neden bu dünya gezegeninde varım?” “Niçin var oldum?”, “Kimim ben?” gibi varoluşsal soruların yankılandığı bir Yeni Çağ da kökleniyoruz artık. Ve bu enerjilerin dünya gezegenindeki  zeminlerinde kendilerini göstermeleri de farklı biçimlerde, şekillerde kendisini göstermektedir.  

Gelelim Taksim Gezi Parkındaki “özgürlük direnişine”,  bu olay Türkiye de yaşayan insanların ruhsal sağlıklarının harap olduğunun apaçık ortaya konulmasıdır. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre; depresif bozukluk 2020 yılında Dünya genelinde en aygın 3. Ruhsal bozukluk olacaktır. Türkiye de ise hızla yayılan bir veba gibi, şimdiden kalp ve kronik damar hastalıklarının ardından, en çok tanı konan 2. Ruhsal bozukluk olduğunu bilmekteyiz. Depresyonun aslında çok basit bir açılımı var= öfke duygusunu kendine yönlendirme. Kişinin kendi varoluşuna yönelik yoğun “öfke” duygusu hissetmesi ve geleceğe yönelik ve aynı zamanda varoluşuna yönelik anlam atfedememe sürecidir.

Gezi Parkındaki direniş uygulamasının ardından pek çok insan kendi görüşünü ifade ediyor; “Sen böylesin, o şöyle, bu böyle…” (Şimdi Özge’nin de bir duruşu ve görüşü var, şimdi ve burada onu bir kenara koyarak görüşümü bildiriyorum, biraz daha yüksekten kuşbakışı gözlemlemeye çalışıyorum yaşananları şu an).  Dünya üzerinde “mutlak doğru-mutlak yanlış” diye bir şey yok! Dolayısı ile ne kimse haklı, ne de kimse haksız… Ne yapmalı? Bundan sonra nasıl davranılmalı? Bir insan olarak neler yapabiliriz? Gibi soruların sorulması gerekirken; sadece bir tarafı yücelterek-düğer tarafı karalayarak, bir şeyler dönüşür mü? Bir şeyler iyileşir mi? Hayır, hayır, hayır.  Böyle yürümez. Hoşumuza gitmeyen görüşlere “saygı” duymayı öğrenmemiz gerekiyor. Sen öyle düşünüyorsun, arkadaşım bunu görüyorum ve KABUL EDİYORUM ANCAK BEN DE YA DA BİZ DE ……….. ŞEKLİNDE DÜŞÜNÜYORUZ. Biçiminde görüşlerimizi bildirmeyi öğrenmeliyiz. Öğrenebilir miyiz? Evet, öğrenebiliriz, bunu başarabiliriz, bir insan isterse tüm dünya gezegenindeki belirli enerjileri dönüştürebilecek güce ve potansiyele sahibiz.  Bunun özgürce yapılabileceğinin bir örneğini 31Mayıs 2013 de yaşadık! Ancak bunu herkesin yapabilmeyi, uygulamayı öğrenmesi gerekiyor…

Taksim deki “özgürlük direnişine” katılmadım, kendi görüşlerimi belirttim ve bolca meditasyon çalışması yaptım. Neler hissettiğimi ve gördüğümü burada anlatabilecek kelimeler bulamıyorum, çünkü bu duyguları anlatabileceğim kelimeler henüz yok ya da ben bilmiyorum. Niye katılmadım, bu harekete? Çünkü, şunu çok iyi biliyorum ki; “ne ekersen onu biçersin” bu dünya ya ne verirseniz o da size onu verecektir. Şunu hatırlayalım; dünya bizim içimizde var oluyor, dışımızda bir yerde değil! Ben dünyamıza ve insan varlığına şifa vermeyi tercih ettim. Nötr kalabilmek çok zordur ancak başarabilirseniz… Mutlak ile bağlantı kurduğunuzda farkındalık bilinciniz öylesine yükseliyor ki; şu an ne konuşuluyor, ne yapıyor bu insanlar-bir an kopuş yaşıyorsunuz. Neyse kendi deneyimlerimi bir kenara koyacak olursam;  hükümette görev alan her bireyin ve Taksim Gezi Parkındaki tüm vatandaşlarımızın psikolojik destek almaları gerekmektedir. 


“Haydi bakalım, izin verdik çıksınlar parka ne yapacaklar bir görelim.” “ne olursa olsun, oraya kışla yapılacaktır.” Şeklinde ulusuna hitap eden bir yöneticinin çok ciddi psikolojik sağlık sorunları vardır. Ve o yöneticiyi, kendisini yönetmeye dair hak veren insan varlıklarının da eşit ölçüde psikolojik sağlık sorunları vardır, lütfen ruhsal sağlığınızı tedavi ettiriniz.
Ayrıca; söylemler karşısında “vay, sen bunu bize nasıl söylersin, seni diktatör, hadi git seni istemiyoruz, çek git!” diyen insan varlığının da çok ciddi psikolojik sağlık sorunları vardır.

Şunu hatırlayalım; bir şeyi dışlayarak, iterek, ret ederek yok edemezsiniz! Ancak dönüştürebiliriz!  
Nasıl dönüştüreceğiz?
Bir olduğumuzu hatırlayarak, tek bir nefesiz. Bedenlerimiz ölümlü olabilir ancak bizler ölümsüz ruhani varlıklarız.
Nasıl dönüşümü uygulayacağız?
Önce kendimizi bilerek. “KENDİNİ BİL” Sonrasında ise ; “Sevmeyi öğrenerek”, evet koşulsuz kayıtsız önce kendimizi sevmeyi öğreneceğiz sonra da tüm canlıları sevmeyi öğreneceğiz.

SEVGİNİN İYİ EDEMEYECEĞİ HİÇBİR YARA YOKTUR, LÜTFEN YARALANAN RUHLARIMIZI SEVMEYİ TERCİH EDELİM…

Bizler dünya gezegenine sevgiyi oluşturmak için geldik, hatırlayalım...

Sevgiyle,
Özge GENLİK

Uzman Psikolog 

31 Mayıs 2013 Cuma

KENDİMİ KENDİMDE KAYBETTİM (TÜKENMİŞLİK SENDROMU NEDİR?)



Çok severek ve istekle icra ettiğim bir mesleğim olmasına rağmen kendimi son günlerde her zamankinden daha yorgun hissediyorum, bir isteksizlik ve boşluk hissediyorum iç dünyamda. Sanki enerjim tükeniyor gibi, hiçbir şeye yetişemiyorum, zaman ne kadar da çabuk geçmeye başladı, bilemiyorum bana neler oluyor?... Diyorsanız ve bu cümlelere ekleyecek fakat iç dünyanızda henüz anlamlandıramadığınız duygu ve düşünceleriniz var ise; bedeninizden ve ruhunuzdan bir ayrışmanın sonucu olarak karşılaştığınız "stres" olgusuna "tükenmişlik sendromu (burnout) ile yanıt veriyor olabilirsiniz. 

Dünyamız her canlının düşünce ve duyguları tarafından bilinçli ya da henüz bilinçsiz olarak her an dönüşmektedir. 21. yüzyılda, insan varlığının iç dünyasından ziyade dış dünyadaki değişim ve dönüşümlere odaklandığı ve giderek kendinden uzaklaştığı, hızla gelişen teknoloji karşısında ezber-hap bilgiler ile zihnine ve bedenine zarar verdiğini gözlemlemekteyiz. Dış dünyadaki gelişmelere ayak uydurmaya çalışırken "an" da yani "şimdi ve burada" olamıyoruz. Geleceğin endişeleri ve geçmişin pişmanlıkları ile yaşamaya tercih ettikçe bunun bedelini ruhsal ve bedensel olarak ödemekteyiz. 

Psikolojik ve fizyolojik dengenin sağlanamadığı günümüz koşullarında özellikle belirli bir pozisyonda iş üreten kişilerin strese yönelik verdiği cevap "tükenmişlik sendromu (burnout") olarak nitelendirilen kendinden ve çevreden uzaklaşma hali deneyimlenmektedir.

Tükenmişlik sendromu (burnout), ülkemizde son günlerde sıkça gündeme gelmekte olsa da sendromun tanımı ilk kez 1974 yılında klinik psikolog Herbert Freudberger tarafından literatüre kazandırılmıştır. 

Tükenmişlik sendromunun belirtileri arasında; çaresizlik, umutsuzluk, engellenmişlik, uykusuzluk, yalnızlık, sürekli kızgınlık, şüphecilik, kronik ve bölgesel ağrılar ve hayat enerjisinin düşmesi, yer almaktadır (Taylor, 1991).

Tükenmişlik sendromunun belirtileri ise genellikle; çok ağır mesai saatlerinde çalışmak zorunda olan, sürekli"başarılı" olmak için kendi sınırlarını zorlayan, çalıştıkları pozisyonun iş tanımının net olmaması nedeni ile rol karmaşası yaşayan, işi ile karakterini özdeşleştiren, iş yerindeki performansının değerlendirilmeye alınmadığı ve içsel motivasyonu düşük olarak değerlendirilen kişilerde görülme olasılığı   yapılan meta analizler sonucunda değerlendirilmektedir ( Rubino et al., 2009). 

Tükenmişlik sendromu, kişinin duygusal yakıt deposunun boşalması olarak nitelendirilebilir.

Çalışma koşulları ve çevresel koşulların sınırını çizemeyen dolayısı ile kendisini dünya gezegeninde konumlandıramayan halidir; tükenmişlik belirtileri yaşayan insanın durumu.  Tükenmişlik sendromu bir anda ortaya çıkan ve yine bir anda ortadan kaybolacak bir durumsal olay değildir. Tükenmişlik sendromu, belirli bir zaman aralığında ilerleyen yavaş yavaş belirtilerinin şiddeti ve sıklığı artan bir süreçtir (Bunford et al., 2012).

Tükenmişlik sendromu yaşayan kişi, çevresindeki kişilerden ve üretmekte olduğu işten ayrışma-uzaklaşma isteği içerisinde olmaktadır, çünkü kişi hedef belirleyemez ve yaşamına bir anlam yükleyemez hale gelmiştir. Dolayısı ile kendinden ve içerisinde bulunduğu koşullardan beklentisi kalmamıştır.

Tükenmişlik sendromunu deneyimlemekte olan kişi:
 Psiko-terapi seansları ile psikolojik tedavi sürecine dahil olmalıdır. Ayrıca; 
= gevşeme ve doğru nefes tekniklerini bir uzman eşliğinde düzenli uygulaması, 
= ruhsal bedeni ile temasa geçmesini kolaylaştıracak; meditasyon ve yoga çalışmaları uygulaması, 
= düzenli ve sağlıklı beslenme düzeninin yaşamında aktif hale getirmesi,
= düzenli egzersiz ile vücudundaki toksinleri temizlemesi 
= aile bağlarını, manevi bağlarını güçlendirmesi kişinin ruhsal ve fizyolojik yaşamını kısa sürede dengelemesini kolaylaştıracaktır. 



Kaynaklar:

*Bunford., B., Shipp, A., Boss, R., Boss, A., Angermeier, I. (2012). Is Burnout Staatic or Dynamic? A Career Transition Perspective of Employee Burnout Trajectories. Journal of Applied Psychology, Vol:97 (3), 637-650.

* Freudenberger, H. J. (1980). Burn out. New York, Doubleday.

* Kristof-Brown, A. Z., Zimmerman, R., & Johnson, E. C. (2005). Consequences of individuals fit at work. A meta-analysis of person-job, person-organization, person-group, and person-supervisor fit. Personnel Psychology, 58, 281-342.

* Rubino, C., Luksyte, A., Perry, S., Volpone, S. (2009). How Do Stressors Lead to Burnout? The Mediating Role of Motivation. Journal of Occupational Health Psychology, Vol: 14(3), 289-304.

* Taylor, S. (1991). Health Psychology. (2nd edition). New York; Mc GrowHill. 

    
   Özge Genlik
 Uzman Psikolog 


25 Mayıs 2013 Cumartesi

O KABİLE "BENİM"

Bir zamanlar; binlerce yıl barış ve uyum içinde yaşamış bir yerli kabile vardı. Ve günlük rutinleri hep aynıydı. Avcılar, kabileden ayrılıp yola düşer ve döndüklerinde getirdikleri av, kabilenin tüm üyelerine eşit olarak paylaştırılırdı. Yiyecek varken kimse aç kalmazdı. Zayıflar, hastalar ve yaşlılar bile.
Bir gün en yetenekli avcı dedi ki : "Ben en iyi  avcıyım." Payıma düşenden daha çok geyik öldürüyorum. Neden avımı paylaşayım?  O günden sonra, etini yüksek bir dağdaki mağarada depolamaya başladı. Sonra diğer yetenekli avcılar da:"payımıza düşenden daha çok geyik öldürüyoruz. Avımızı kendimize saklamaya hakkımız yok mu?" Dediler. Onlar da etlerini yüksek dağlardaki mağaralarda depolamaya başladı.

Sonra kabilede daha önce hiç olmamış birşey olmaya başladı. Bazıları iyi beslenirken, diğerleri özellikle yaşlılar-zayıflar ve hastalar aç kalmaya başladı. Hatta bu durum o kadar kanıksandı ki; bazıları açlıktan ölürken bazılarının ihtiyaçlarından fazlasına sahip olması normal karşılanır oldu. İ

Daha da tuhafı, kabilenin büyükleri çocuklarına bu biriktirme alışkanlığını yaymalarını öğretmeye başladı.

Bu hikaye geçmişte yaşandığı için değil, şu anda yaşandığı için gerçek. O kabile biziz. O kabile benim...

** "I AM" isimli belgeselin bir bölümünden alıntıdır. Shadyac, T., 2011.

26 Nisan 2013 Cuma

AAAAAAAAAAAAAAAUUUUUUUUUUUUUMMMMMMMMMMMMMM


AAA-UUU-MMM

Üç harften oluşan bir hece size neyi anımsatıyor? AAAAUUUMMM bir ses titreşimidir. Bu ses titreşimi evrenin nabzıdır. Nasıl ki, insan bedenindeki varlığın nabzı var ise ve nefes alıp verirken belirli bir ritimde meydana geliyorsa, evrenin de belli bir titreşimi, nabzı vardır.  Yoga yolunda ilerleyen kişiler evrenin nabzını, sesini idrak edebilecek farkındalığa ulaşarak, illüzyon dünyasından uyanarak Kaynak ile bütünleşebilirler.

YOGA NEDİR?

Yoga, bir Sanskrit kelimesidir. Dilimizde sözcük anlamı ile; “bütünleşmek”, “birleşmek”, “bağlanmak” anlamına gelmektedir.

Hiçbir enerji yoktan var edilemez, var olan bir enerji de yok edilemez.” hipotezi bilim tarafından artık ispatlanmış bir gerçekliktir. Bu bağlamda; insan bedeni, ruhani özü örten bir elb
isedir. Varlık, geçici bir beden değildir. Mevcut hayatımızdaki en önemli amaçlarımızdan biri bunu idrak edebilmektir. Bizler geçici bedenler değil, ölümsüz ruhi varlıklarız !

Orijinal Yoga Sistemi, insan bedenindeki varlığın ölümsüz ruhi varlık olduğunu idrak edebilmesi için bir anahtar, bir keşif yolculuğudur.

Orijinal Yoga Sistemi, beden-zihin-ruh bütünleşmesini sağlayarak, bilinçdışı hal ve ruhi özü deneyimlemek için insanlığa fırsat sunan bir bilimdir.



YOGA EVRENİMİZE NEREDEN GELDİ?

Yoga, evrenin tezahüründen bu yana mevcuttur. Tüm gezegenlerde uygulanmaktadır. Yoganın kökeni bir zamanlar tüm gezegenimizde mevcut olan Ari Urgarlığına ulaşır. Ancak Orijinal Yoga Sistemi, bu uygarlıktan daha da eski ve sonsuzdur. Yoga, varoluş ile ilişkilidir dolayısı ile varoluşun sonsuz ve sınırsız olduğu gibi, yoga bilimi de sonsuz ve sınırsızdır.


“SAĞLIKLI OLMA” KAVRAMI NE DEMEKTİR?
Sağlıklı olmak; düşüncelerimizin-duygularımızın-davranışlarımızın ve tinsel (ruhani öz) boyutlarımızın hepsinin bir simetride yer alarak şimdi ve burada dengeli olma halidir.
Bu boyutlarımızdan birisinin dengesiz olma durumunda kendimizi, “mutsuz, çaresiz, üzgün, öfkeli vb.” hissedebiliriz. Bu tür duygular; “ben başarısız bir insanım, ne kadar zavallıyım, dünya kötü bir yerdir, bu dünyada ne kadar çok kötü insan var, kimse beni anlamıyor vb.” olumsuz ve işlevsel olmayan otomatik düşüncelerin zihnimizde kök salmasına yol açar.
İşlevsel olmayan otomatik düşünceler doğrultusunda kişi inancı doğrultusunda hareket etmeye başlar. Örneğin; “ben başarısız bir insanım” negatif kognisyonunu üreten bir zihne sahip olan kişi, araştırma yapmak, yeni başlangıçlar yapmak gibi eylemlerde bulunmaz, mevcut anda ne yapıyorsa onu yapmayı sürdürür böylece “ben başarısız bir insanım” negatif kognisyonunu güçlendirir, bu kognisyon kişinin “güçsüzlük”ve “çaresizlik” duygularını pekiştirir. Böylelikle kişi bozuk bir plak gibi çalmaya başlar. Kendi potansiyeli ile temas edemez ve kendi yarattığı “mutsuz, neşesiz” dünyanın içine kendisini hapseder.

Şunu her zaman hatırlamalıyız ki; tüm fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarımızın yaratıcıları bizleriz, dolayısı ile bu rahatsızlıkları nasıl var etmeyi başarıyorsak, olumlu bir şekilde dönüştürmeyi de başarabiliriz.

Manevi hazinemiz içimizde, özümüzde mevcuttur, dış dünyada değil. Dış dünya kendi özümüzden yansıyan bir illüzyon dünyasıdır. İç dünyanızı dönüştürür, özünüz ile bağlantı kurar, bütünleşirseniz, dış dünyanızda harikulade farklılıklar, dönüşümler gerçekleşecektir.

ORJINAL YOGA SİSTEMİNİ UYGULAMAK BANA NE KAZANDIRIR?
1.      
   
Fiziksel boyutta: organizmanın tüm sistemleri birbirine bağlanarak uyum içinde çalışır. Böylece bedeninizi farkına varır ve özünüzdeki enerji ile bağlantı kurmayı öğrenirsiniz.
2.      Zihinsel boyutta: düşünceler ve duygular bütünleşir. Zihin berraklaşır, duygular olumlu ve coşkulu hale dönüşür. Enerjiniz ile temas etmeyi ve enerjinizi yönlendirmeyi öğrenirsiniz.
3.  Kişisel düzeyde: beden-ruh-zihin bütünlüğü uyumlu bir şekilde sağlanır. Vücudunuzdaki bulunan potansiyel enerjiyi istediğiniz biçimde eyleme geçirmeyi öğrenirsiniz.
4.    Evrensel düzeyde: bireysel ruh, Evrensel ruh ile birleşerek bütünleşir. Ölümsüz bir varlık olduğunuz bilincine erişirsiniz.

*      
        *Yoga sanatını icra eden her insan, fiziksel ve zihinsel sağlıklı olma halini deneyimler.

*     
        *Orijinal Yoga Sistemini düzenli uygulayarak hem sağlıklı  bir insan olun hem de kaderinizin efendisi    
          olmayı gerçekleştirin...
  


 Orijinal Yoga Sistemi hakkında detaylı bilgi için lütfen bakınız: http://www.yogaakademi.com//http://www.yogaakademi.com/prod/yoga_nedir.php


 Kaynakça:

Manaf, A. (2007). Yoga: Nedir, Ne Değildir?. İstanbul: İnkılap Yayınları.


                                                 

25 Nisan 2013 Perşembe

EMDR NEDİR, NE DEĞİLDİR ?


EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)  NEDİR,

NE DEĞİLDİR ?

 

Şimdi hayal edin,  yaşamınızdaki bazı şeyleri değiştirebilmek için elinizde sihirli bir değnek var!  Her birimizin yaşamında hoşuna gitmeyen ya da işlerin istediği gibi gitmediği birkaç anısı olmuştur. Bir günde yaklaşık olarak 20.000 yaşantı (AN) yaşıyoruz, her bir an yaklaşık 2-3 saniye sürmektedir. Daha sonra beyin bu anları birleştiriyor ve film şeridi haline getiriyor ve bu işlemi yaparken sadece olumlu ve olumsuz yaşantıları kaydediyor, nötr yaşantıları kayıt altına almıyor.

 

Anı Nedir?

Anılarımız beynimizde depolanan bilgilerdir. Bir anının dört boyutu vardır:

1) duygu boyutu; görüntü-ses-koku-doku-tat,

2) düşünce boyutu; mevcut anı yaşarken zihnimizdeki konuşmalar bilinçli ya da bilinçsiz,

3) bedensel duyumlar; o anda bedeninizdeki kasların kasılma şiddeti, kalp ritim hızı, nefes alıp verişteki yoğunluk vb.,

4) inançlar; o anıyı deneyimledikten sonra üzerine yapıştırdığımız etiket olarak düşünebiliriz.

Tüm bu dört boyutu olumsuz yönde etkileyecek bir olay gerçekleştiğinde, yaşadığınız olayın orijinal resmi, olaya dair sesler, düşünceler, duygular ve beden duyumları beynin sinir sisteminde düğüm
oluşturur. Düğüm, terapötik olarak çözülmesi hedeflenen, anı ağlarının merkezinde bulunan biyolojik olarak depolanmış olan deneyimdir. Bu uygun olmayan biçimde depolanan anılar, işlevsel olmayan tepkilerin verilmesi ve kendilik algısının zayıflamasının en temel nedenidir. Şimdiki algılar, var olan anı ağları ile bağlantıda olduğundan, işlevsel olmayan bir biçimde depolanmış olan anılarla beslendiklerinde, uygunsuz bir biçimde yerleşebilirler.

EMDR, (eye movement desensitization and reprocessing) Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme metodolojisi  ile bilgi işleme sistemi açılır ve kilitli kalmış bilgi işlenir. Böylece kişinin olumsuz anısına ilişkin inancı nötr hale getirilerek yerine olumlu bir imajinasyon yerleştirilir.

·         EMDR, göz hareketlerinin uyarılmasına dayanan  bir tekniktir. YANLIŞ

 

ü  Çift yönlü-bilateral uyarım (göz harektleri, dokunma, ses) EMDR’ın unsurlarından sadece biridir. EMDR tüm büyük yaklaşımların farklı açılarını bir araya getiren, birbirinden farklı 8 aşamadan oluşan, entegratif bir tedavi yaklaşımıdır.

 

 

 

·         EMDR, yalnızca geçmişe odaklanan bir yaklaşımdır. YANLIŞ

 

ü  EMDR, metodolojisinde tüm protokoller; geçmiş-şimdiki zaman-gelecek zamana odaklanan üç yönlü bir yaklaşımı içerir.

 

·         EMDR, yalnızca travmatik sorunlar yaşamış kişilerin tedavisinde uygulanır. YANLIŞ

 

ü  Tüm terapiler içinde EMDR ve BDT (bilişsel-davranışçı terapi) en etkin terapiler olarak gösterilmiştir.

ü  EMDR metodolojisi, depresyon-fobi-kronik ağrılar-anksiyete bozuklukları-performans geliştirme(spor-sanat-akademik vbç alanlarda)-bağlanma sorunları-psikosomatik bozukluklar-öğrenme bozukluğu-yas-travma sonrası stres bozukluğu tedavilerinde oldukça etkin sonuçlar alınabildiği ispatlanmıştır.

 
Detaylı bilgi için lütfen bakınız: http://www.emdr-tr.org/
 

Uzm. Psikolog Özge GENLİK

Kaynaklar:

 

Ray, A. L. & Zbik, A. (2001). Cognitive behavioral therapies and beyond. In C. D. Tollison, J. R. Satterhwaite, & J. W. Tollison (Eds.) Practical Pain Management (3rd ed.; pp. 189-208). Philadelphia: Lippincott.

 

Shapiro, F. (2001). Eye Movement Desensitization and Reprocessing: Basic Principles, Protocols, and Procedures (2nd ed. New York: Guilford.

 

Shapiro, F. (2002). (Ed.). EMDR as an integrative psychotherapy approach: Experts of diverse orientations explore the paradigm prism. Washington, DC: American Psychological Association Books.

MAYIN TARLASINDA YÜRÜMEK
(PSİKOLOJİK TRAVMALARIMIZ)

Geçmiş anlarımızdaki olumsuz deneyimlerimiz, kimi zaman geleceğimizdeki hedefler için birer mayını temsil edebilmekte…

Travma Nedir?

Kişinin yaşamında olumsuz/ negatif etki oluşturan olgu ya da olaylar bütününe verilen genel addır. Travma olgusunun en önemli unsurları; yaşam bütünlüğümüze karşı tehdit oluşturması, en sevdiklerimize yönelik tehdit oluşturması ve inanç sistemimize yönelik tehdit oluştur
masıdır.
İnsanoğlu ilk travma deneyimini doğum ile yaşamaktadır, sonrasında insan eliyle ve doğa yolu ile oluşan birçok ‘travma’ deneyimlemekteyiz. Örneğin yaşantınızın herhangi bir döneminde; ‘yalnızlık’- ‘öfke’- ‘mükemmeliyetçilik’-‘sevgi’-‘kontrol’- ‘bağımlılık’-‘yetersizlik’-‘aşırı eleştiri’-‘karamsarlık’ vb. temalarının herhangi birinde sorunlar ile karşılaşmışsanız, yaşantınızda ‘travma’ olgusunu deneyimlemişsiniz demektir.

Hazmedilmemiş Anılar

Hafızamız bir günde 20.000 yaşantı/an deneyimlemekte ve her anın uzun süreli belleğimizdeki yeri 2-3 saniyedir. Sadece olumlu ve olumsuz yaşantılar beynimiz tarafından işlenmektedir. Nötr anılar, beyin tarafından işlenmemektedir. Travmatik anılar ise ‘hazmedilmemiş anı’lardır. Çünkü rahatsız edici bir olay gerçekleştiğinde, bu olayın orijinal resmi, olaya dair sesler, düşünceler, duygular ve beden duyumları sinir sisteminde ve beyinde kilitli kalabilir bu nedenle yaşamımızın herhangi bir döneminde bizim için tehditkar bir uyaran ile daha sonra tekrar karşılaştığımızda alt beynimiz uyaranı tehlike olarak yorumlar ve kontrolü ele geçirir, kortekste oluşan rasyonel düşünceler devre dışı kalmaktadır. Davranışlarımıza  geçmişten gelen veri yön vermektedir.

Hayatınızı Yeniden Çerçeveleyebilirsiniz

Travmatik olaylardan sonra insanoğlunun ne kadar harika bir adaptasyon yeteneği olduğunun farkına varırız. Birçok insan travmatik olaylardan sonra kendi yapabilirliklerinin ve güc
ünün farkına varır. Travmatik olaylar insanlara şimdinin gücünü öğretirler böylelikle kişilerin hayatlarındaki öncelikler değişir, küçük adımlar en büyük başarılarınıza dönüşmeye başlar, diğer insanlar ile daha derin ilişkiler kurmaya başlayabilirsiniz ve en önemlisi kendinizi bütünüyle olduğunuz gibi kabul edersiniz.

! Hatırlanması gereken :

HERKES
              AYNI TEPKİLERİ
                                          AYNI ZAMANDA
                                                                        AYNI DEVAMLILIKTA

                                                                                                             GÖSTERMEZ.




Kaynaklar:




Greenstone, J. L. & Leviton, S. C. (2002). Elements of Crisis Intervention Pacific Grove: CA: Brooks/Cole .


James, R. K. & Gilliland, B. E. (2001). Crisis Intervention Strategies. Belmont, CA: Wadsworth.

HER VAROLUŞ BİR YİTİMİ, HER YİTİM DE BİR VAROLUŞU ÖZÜNDE BARINDIRIR...


Yeryüzünde var olan her canlı türünün nihai eşit olduğu tek olgu; ölümlü olduğu gerçeğidir. Yaşam ile ölüm bir bozuk paranın iki yüzü misali birbiri ile ilintili ve biri olmadan diğeri de var olmayacak şekilde iç içe geçmiş olgulardır.

Her varoluş bir yitimi, her yitim de bir varoluşu özünde barındırmaktadır.

Sevilen bir kişinin ölümünün ardından insanoğlu soyut bağlamda kaybettiği ilişki bağını anlamak ve yeniden yapılandırmak üzere kendisini dinamik bir sürece teslim etmektedir. Kaybı yaşayan kişinin içgörü kazanmasına vesile olabilecek dinamik sürece “yas” denilmektedir.

Yas süreci, sevilen birinin ardından her bireyin kendi öznel içselliğinde deneyimleyeceği çok özel bir süreçtir.
Bu özel sürecin ne kadar süreceği ve bu süreçte meydana gelebilecek değişimler kişiye özgüdür. Ancak yasın doğasını etkileyebilecek bazı faktörler olduğu düşünülmektedir. Yas süreci kaybı yaşayan kişinin ölüm nedenine, yaşına, kaybı yaşayan kişinin kültürel normlarına ve dini inançlarına göre farklı şekillerde yaşanmaktadır.

Yas Tepkileri:
Her insan birini kaybettiğinde çok farklı duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkiler verir. Bu tepkilerin yoğunluğu merhumun ölüm biçimine, merhum ile oluşturulan niteliksel bağın önem derecesine göre değişim göstermektedir.
Fiziksel Tepkiler: kalpte sıkışma hissi, boğazda düğümlenme hissi, ağız kuruluğu, midede yanma yada boşluk duygusu, gürültüye karşı duyarlılık, nefeste darlık.
Düşünsel Tepkiler:  inkar etme-inanamama, halüsinasyonlar, dikkat dağınıklığı, zihinde dağınıklık/ karışıklık, sık sık tekrarlayıcı unutma halleri, rahatsız edici rüyalar.
Duygusal Tepkiler:  şok, üzüntü, öfke, suçluluk, kaygı, korku, yalnızlık, umutsuzluk, çaresizlik, yorgunluk.
Davranışsal Tepkiler: uyku ve yeme bozuklukları, alkol ya da madde kullanımı, sosyal çevreden uzaklaşma, dikkatsiz davranma, merhumu hatırlatan uyaranlardan kaçınma.

Yas Tutma Süreci:

İnkar: Hiçbir şey olmamış gibi davranma, inanmama-gerçekliği ret etme.

Şok:  Kaybın öğrenildiği ilk zamanlarda yaşanmaktadır. Kısa bir süre kişi gerçeği reddeder.

 Pazarlık: Kayıp inkar edilerek geri gelmesi arzu edilir. Ve kişi merhumun döneceğine inanır. kişi kendisine ve çevreye yönelik yoğun bir öfke duygusu duyumsar.

 Depresyon: Suçluluk duygusu ile beraber yoğun üzüntünün eşlik ettiği bir süreçtir. Kişi, ölümü kabullenmiştir. Bu dönemde geleceğe ilişkin kaygı duygusu hissedilir ve bu bağlamda kişinin özel ve iş yaşamı olumsuz etkilenebilir.

Yeniden düzenlenme:  yaşama yönelik yeni bir aydınlanmanın gerçekleştiği, kişinin yaşam enerjisinin arttığı bir süreçtir.

Yaşama devam edebilmek için kaybın gerçekliğini kabullenmek, acıyı yaşamak- yas tutmak ve merhumun olmadığı bir dünyaya uyum sağlamak ve yaşamın diğer alanlarına yatırım yapmak önemlidir.  Kayıp yaşamın doğal bir parçası ve yas bizlerin kayba yönelik deneyimlediğimiz doğal ve olması gereken bir tepkidir.

Yas sürecini daha sağlıklı atlatabilmek için öneriler:
 
   * Sizi iyi dinleyebilecek ve anlaşıldığınızı hissettiğiniz birisiyle konuşun.  Ailenizden birini kaybettiyseniz diğer aile bireylerinden farklı tepkiler gösteriyor olabilirsiniz. Duygularınızı diğer aile üyeleriyle paylaşmak zor olabilir. Onları üzeceğim düşüncesiyle konuşmaktan, paylaşımda bulunmaktan çekinmeyin. Arkadaşlarınızın desteğini talep edin, sosyal yaşamınızı canlı tutmaya çalışın.
 
  *  Yaşadığınız duygu ve düşünceleri paylaşmaya, ifade etmeye özen gösterin. Konuşarak kendinizi ifade etmekte güçlük yaşıyorsanız; yazarak yada resim yolu ile kendinizi ifade etmeye çabalayın. Kendinize yas tutmak için bir süre izin verin, yasın doğal bir süreç olduğunu hatırlayın.
      
 *    Fiziksel ihtiyaçlarınıza (yemek, uyku, bedensel ve ruhsal sağlık) özen göstermeye gayret edin.
       Size iyi gelen davranış ritüellerine katılmaya çabalayın (kitap okumak, açık havada yürüyüş   yapmak,        sevdiğiniz türde müzikler dinlemek vb.).
       
 *   Doğumgünleri, bayramlar ve yıldönümleri gibi özel günler sizin için zor geçebilir, psikolojik olarak kendinizi hazırlayın.
 
 *   Yavaş yavaş okul, iş vb. normal günlük rutininize geri dönmeye çabalayın. Güçlük çektiğinizi hissediyorsanız adım adım bir program oluşturmayı deneyebilirsiniz.

Yas Sürecinde Ne Zaman Psikolojik Danışmanlık Almak Gerekir?
Yas sürecinde, kişinin yeniden yapılanma süreci yaşadığı duygu durumunun şiddetine göre farklılık göstermektedir. Araştırmalara göre; yas sürecinin tamamlanması ortalama iki yıl sürebilmektedir. Ancak bu süreçte; uyku ve beslenme düzenindeki bozulmalar, merhum ile ilgili aklımızdan çıkaramadığımız  düşünceler, yoğun üzüntü ve kaygı gibi duygular, kişinin normal yaşamına devam etmesinde bir engel oluşturuyorsa mutlaka profesyonel bir danışmanlık hizmetine başvurulmalıdır.


Kaynaklar:
American Psychiatric Association (1994). Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders, 4. Baskı (DSM IV), Washington DC: American Psychiatric Association.

Balk, D. (2004). Recovery following bereavement: An examination of the concept. Death Studies, 28, 361-374.

Genlik, Ö. (2012). Grieving Process and Analyses Depression and Anxiety Levels of Bereaved Individuals. Published Master Thesis İstanbul: İstanbul Arel Üniversitesi.

Shapiro,  E. (2008). Whose recovery of what? Relationship and environments promoting grief and growth. Death Studies, 32, 40-58.

Shuchter, S. R., Zisook, S. (1993). The course of normal grief, In M. Stroebe, W. Stroebe, R. Hansson (eds.), Handbook of bereavement: Theory, research, and intervent,on (pp.23-43), New York: Cambridge Unıversıty Press.