4 Ocak 2015 Pazar

"ÖZ'Ü BİL" ME MACERASI: DEPRESYON





Yaşamın sonsuz enginliğinde bir an gelir içsel bir alarm sesi sizi uyanmaya , daha doğrusu “Sizi siz olmaya davet eder.” “Kalk, uyan ve kendin ol, kendini bil” biçiminde konuşurken sizlere biraz “acı” verebilir. Çünkü “acı” Dünya gezegenindeki en bilge öğretmendir. “Acı” nın olduğu yerde “dönüşüm” başlamaktadır.

“ACI”LARINIZA SAHİP ÇIKIN, SEVİN VE İZLERİNİ TAKİP EDİN BÖYLELİKLE IŞIĞA ULAŞABİLİRSİNİZ…

Depresyon sizi sonsuz varoluş okyanusundaki  gerçekte olan kendiniz bir başka deyim ile “öz” ünüz ile buluşmaya götürecek bir sandaldır. Koskoca okyanusta kendinizi buluncaya kadar küçük bir sandal ile seyahat etmek ne kadar keyifli ve heyecanlı bir yolculuk olur değil mi?
Ancak çoğu insan bu keyifli ve adrenalini yüksek yolculuktan ürker. Bu ürperişin belki de korku ve kaygı duygulanımlarının ana kaynağı “zihin”dir. Korku ve kaygı ismi verilen duygular Dünya Gezegenin nabzında yer almamaktadır sadece zihnin bir illüzyonundan ibarettirler.
“Dünya Gezegeni nin nabzı sadece ve sadece “sevgi” duygusu ile çarpar.”

Sevgi frekansı ile uyumlu ahenkli bir şekilde var olduğunuz sürece “depresyon” ismi verilen ruhsal bozukluğu deneyimleme riskiniz asla gerçekleşmez.

BATI BİLİMİNE GÖRE “DEPRESYON” BOZUKLUĞU

Günümüz Batı bilimi, “depresyon” bozukluğunu çeşitli kriterlere ayırarak incelemektedir. Bu kriterleri değerlendirirken doğru tanı koyabilmek adına danışan kişinin yaşam öyküsü, metabolik dengesi/sağlığı, yaşam kalitesi (uyku-beslenme-hareket yaşantısı) ve yaşamın sunduğu olgular ile başa çıkabilme stratejileri bir bütün olarak değerlendirilir.

Yaşamın bizlere sunduğu durumlar, olaylar ve olgulara her birimiz kendi biricikliğimiz zeminde yanıtlar sunarız. Örneğin bir “boşanma” olgusu ile karşılaştığımızda  üzüntü, hayal kırıklığı, endişe, öfke, gibi duyguları kısa ya da uzun bir süre deneyimleyebiliriz. Uyku, iştah düzenimiz olağanın dışında seyredebilir. Bir süre tek başına kalma ihtiyacımız ortaya konabilir ve “intihar” düşünceleri zihinde yerleşiyor olabilir. Kendimizi yorgun, isteksiz, hüzünlü hissedebiliriz. Buraya kadar yazdığım ve belirtmiş olduğum her bir kelime bir “semptom”dur. Bu semptomların her biri bir araya gelerek “sendrom” oluşturur ve “2 haftadan” daha uzun bir sure bu “sendrom” tablosu günlük rutini oldukça aksatacak şekilde yaşamınızda var oluyor ise buna “depresyon bozukluğu” ismi verilir.
Ruhsal rahatsızlıkların açıklamalarının ve tanı kriterlerinin yer aldığı “DSM-5” isimli Amerikan psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan yayına göre; depresyon türleri:
1   
     1) Yıkıcı Duygudurumu Düzenleyememe Bozukluğu
2                   2)Yeğin (Majör) Depresyon Bozukluğu
3                       3)Süregiden Depresyon Bozukluğu (Distimi)
                                             4)Aybaşı Öncesi (Premenstrüel) Disfori Bozukluğu
5                                                                       5)Maddenin/İlacın Yol Açtığı Depresyon Bozukluğu

Bunların her birini tek tek açıklamayacağım çünkü varoluşsal bir varlığın kutu kutu maddesel bir cansız varlık gibi incelenmesini doğru bulmuyorum. Ayrıca arkasında yaklaşık 100 milyar dolarlık bir yatırımın bulunduğu bir ilaç sektörünün bulunduğu bir gezegende yaşadığımızıda vurgulamak isterim.

DEPRESYON BOZUKLUĞUNUN SAĞALTIM SÜRECİNDE
“BATI” &”DOĞU” YAKLAŞIMLARI
Bu bağlamda; Batı bilimi=== depresyon bozukluğunu tedavi etmeye yönelik farmokoterapi (ilaç tedavisi) ve psikoterapi (zihnin yeniden yapılandırılma, farkındalık zeminin genişletme süreci) gibi yöntem bilimleri tercih ederek zehirli meyva veren bir ağacın yalnızca dallarını budamayı tercih eder.
Doğu bilimi=== depresyon bozukluğunu bir araç olarak kullanarak kişinin özündeki cevheri parlatma yolunu seçer ve kökten bir iyileşme sürecini destekleyici yöntemleri kullanır.

        Depresyon bozukluğunun, Batı bilimi ile Doğu Bilimini biraz birbirine yaklaştıran tek husus: Nörotransmiterler düzeyindeki artış veya azalış oranlarının depresyon bozukluğunda önemli rol oynadığıdır. Ancak son yapılan araştırmalar da göstermektedir ki; depresif bozukluğun oluşumunda yeri olan “serotonin” in yalnızca %5 lik bir bölümü beyinde salgılanıyor geri kalan %95 lik bölüm mide ve bağırsaklarda sentezleniyor. Bağırsaklar bizim 2. beynimizdir hatta beyinden daha karmaşık bir nöron ağı ile donatılmıştır.

New York’taki Columbia Üniversitesi’nde görevli nörobilimci, anatomi ve hücre biyolojisi uzmanı Prof. Dr. Michael Gershon, 1998 yılında “The Second Brain” adlı kitabı yayımladı. Yazarın çığır açan bu kitabına göre; karnımızda, ikinci bir beyin bulunuyor. İkinci beyin, asıl beynin bir kopyası. Hücre tipleri, etken maddeler ve reseptörleri aynı. Karın bölgesinde, bu kadar çok sinir hücresinin bulunması, bilim adamlarını, bu organı araştırmaya yönlendirdi.

Karnımızdaki beyin, serotonin gibi, ruh halimizi belirleyen nörotransmitterleri üretiyor ve psiko-aktif maddelere tepki veriyor. Karın, özerk çalışmaktadır. Karınbeyninin, beyne gönderdiği sinyaller, beyinden alınandan daha fazladır. Karın, hastalanıp, kendine özgü nevrozlar geliştirebiliyor.  Karın, hissediyor, düşünüyor ve hatırlıyor. Sezgisel kararlarımızı, bu içsesi dinleyerek alıyoruz…”

Depresyon Bozukluğunun (Bütüncül yaklaşım düzeyinde /Doğu +Batı) ana nedenlerini özetleyecek olursak:

ð   ÖZ’E DUYULAN GÜVEN EKSİKLİĞİ
ð   AŞIRI BİRİKTİRME
ð   GERÇEKLİKTE KİM OLDUĞUMUZU UNUTMUŞ OLMAMIZ
ð   AŞIRI HIZLI OLMA HALİ
ð   HAREKETSİZ YAŞAM
ð   DENGELİ BESLENME SİSTEMİNİN YETERSİZLİĞİ
ð   YAŞAMA ANLAM KATMADAKİ İSTEKSİZLİK
ð   ZİHİNSEL SÜREÇLERİ ANLAMDIRAMAMAK
ð   NEFES İLE BULUŞAMAMAK

o   Dengeli ve sağlıklı bir yaşam “an” da var olabilme sanatıdır. 
Bu sanatı icra edebilmek için;

Zihinsel ve maddi düzeydeki fazlalıklarımızdan kurtulalım. Kullanmadığımız eşyalarımızı ara sıra gözden geçirdiğimiz gibi duygu ve düşünce gardıroplarımızı da temiz ve düzenli tutmaya özen gösterelim.

Önce kendimizi bağışlayalım her birimiz zaman zaman değer ve inançlarımıza uygun olmayan davranış örüntüleri sergileyebiliriz bunu her daim hatırlayalım ancak bu uygunsuzlukları düzeltmek için de her daim ikincil bir şans sunulur. İkincil şansları fark etmek için gönül gözünüzü açık tutun.

Dokunun, önce kendinize sarılın öpün kendinizi. Sonra bir ağaca, kediye, köpeğe, bebeğe, arkadaşınıza,, dostlarınıza, ebeveynlerinize sarılın, kucaklayın.

Paylaşın, iç dünyanızı sıklıkla size dinlemeye vakit ayırmaya tercih eden kişiler ile konuşun. Kendiniz ile yüzleşmeler yapın, kendinize randevu verin geçin aynanın karşısına yaşadıklarınızı değerlendirme toplantısı yapın. Bunları eyleme koymayı tercih etmiyorsanız; kağıda dökün  tüm içsel yüzleşmelerinizi bembeyaz veya rengarenk kağıtlar üzerine kelimelerin veyahut renkli boyaların dilinden aktarın.

Yavaşlayın, yaşam sonsuz bir serüven. Sizler beden kıyafeti giymiş ölümsüz ruhani varlıklarsınız, bunu şu an  hatırlamıyor ve göremiyor olmanız bu gerçekliği değiştirmez !!! Bu sebeple yaşamın her anında birşeyler öğrenmeye çabalayın, her bir insanın sizi size yansıtan bir ayna olduğunu hatırlayın.
Anlam katın; her gününüze bir anlam verin. Bunun için tablolar yapın o güne bir isim verin örneğin bugün günlerden “süpriz” günü olsun. Hem kendinizi hem de çevrenizdeki diğer insanları şaşırtacak eylemleri hayata geçirin, cesaretli olun.

Alma-Verme Dengesini iyi kurun. Yaşam düzeneği denge zemininde biçim/form alıyor. Her daim dengeli olmaya özen gösterin. Beslenme biçiminiz, uyku biçiminiz, düşünceleriniz, eylemleriniz, ağzınızdan dökülen kelimeler yerinde zamanında ve ölçülü olsun. Yaşama ne sunarsanız ancak o kadar alabileceğinizi hatırlayın. Portakal ağacı tohumu ektiyseniz, ağacınız size portakal meyvesini sunar, elma meyvesini değil. J

Kabul edin; yaşamın sunduklarını ve kendinizi olduğunuz gibi kabul edin ve şükredin. Herşey her zaman tam da olması gibi olması gerektiği zamanda meydana geliyordur. Boşvermek yada üzerinde zihinsel oyunlar türetmek yerine olayların ardındaki bütün görmeye çalışın. Bu deneyimlediğim olay/durum bana ne anlatıyor, beni “ne” ile yüzleşmeye davet ediyor? Biçiminde yaşamınıza ve size anlam katıcı “merak” duygusu içeren anlam arayışlarında olun.

Hayat bir oyun bu oyun sürecinde birden fazla rolünüz oluyor. Roller geçici ancak özünüz mutlak ebediyete kadar sizlerle oluyor bu nedenle bir an önce kim olduğunuzu bilin. Ve harekete geçin, biricikliğinizi ışıl ışıl yansıtın öyle bir yansıtın ki bir görenin yaşamına anlam katsın onun da yüreğinde bir ışık yaksın.



2015 yılı, kendimizi bilmek ve kendimiz ile buluşmak için ışık dolu bir yıl hadi şimdi şu an eyleme/ harekete davet ediyorum sizleri hareket edin, evren daima hareketi alkışlar. Hareket omurganızı esnetir ve esnek bir omurga sağlık demektir. Omurganız ne kadar esnek olursa, zihniniz de o ölçüde esnek olur ve yaşam kalitenizi kendiniz belirlersiniz.

Depresyon bozukluğu  ile ilgili görüşlerimi bildirdiğim yayını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

http://olaytv.web.tv/video/kulisten-sahneye-04012015__jgcit48p5sy


ÖZ

14 Kasım 2014 Cuma

KULİSTEN SAHNEYE

07.11.2014 (Cuma günü) saat 17.00 sularında Çift ve Aile terapisti, aynı zamanda değerli ve kıymetli arkadaşım Salih Hafızoğlu'ndan bir telefon aldım şöyle diyordu: "Hadi Özge bu Pazar senin çekimi yapalım, Pazar sabahı gel Bursa ya :)" Daha öncesinden kendisine programına Aralık ayında katılacağıma dair söz vermiştim ancak tabi biraz heyecanlı hissetsem de olur mu olmaz mı diye kısa bir tereddütten sonra "tamam geliyorum" dedim, iyi ki de gitmişim... Bu Pazar (16.11.2014) saat 10.00 da Olay Tv ekranına bir göz atın derim ;) 

Uzman Psikolog ve Çift &Aile Terapisti Salih Hafızoğlu kendi alanında oldukça donanımlı, araştırmacı ve paylaşmayı kendisine ilke edinmiş saygın meslektaşlarımdan birisidir. Şimdi "körler sağırlar beni ağırlar" gibi olmasın bu nedenle siz en iyisi kendisinin internet sitesine bir göz gezdirin ve kararı kendiniz verin :  http://www.salihhafizoglu.com

Hafızoğlu, Eylül ayında çok anlamlı bir girişimde bulunarak, psikoloji bilimi ile halk arasında sevgi ile yaratılmış bir köprü oluşturdu. Her bireyin yaşamının biricikliğine vurgu yaparak, toplumumuzun farkındalık zeminini genişletmeyi hedefleyen "Kulisten Sahneye" isimini verdiği programın hem editörlüğünü hem de sunuculuğunu başarı ile sürdürmektedir. 

Kulisten Sahneye;


http://m.youtube.com/watch?v=K9TLB4lpqA0



Bilinçdışı zeminden (kulisten), bilince (sahneye) duygulanımların nasıl oluştuğu, bu duygulanımların hikayelerimize olan yansımaları ve bu yansumaların içirisindeki rollerimizin biricikliğini sistematik/ilişkisel bir bakış açısı ile harmanlanan programda bugüne değin; "aile ve okul hayatı", "bağlanma ve aile içi iletişim", "ergenlik ve aile hayatı", "boşanma ve etkileri", "evlilik dışı ilişkiler ve sadakatsizlik", "evlilikte çift uyumu ve çocuklar", "bağımlılık" gibi birbirinden önemli temalara her biri kendi alanında uzman değerli meslektaşlarımızın yorumları izleyici ile buluştu. Kulisten Sahneye her Pazar saat 10.00 da Olay Tv ekranlarında yayınlanmaktadır. Program bölüm videolarını : http://www.olaytv.com.tr/program/kulisten-sahneye-14890 izleyebilirsiniz. 

Kulisten Sahneye programının bu hafta izleyeceğiniz bölümünde (16.11.2014/ saat:10.00)  ise "farkındalık, kendini gerçekleştirme ve değişim" temasını  Salih Hafızoğlu ile birlikte keyiflle irdeledik.  Farkındalık temalı bölümde kısa kısa nelerden bahsetmişiz, bir bakalım:: 

Günümüz insan ırkının tüm sorunlarının zemininde yatan ana nedenlerden birisi birbirlerimizin hayatlarını yemekle meşgul olmamız; diğeri ise: birbirmizin hayatlarını kopyalamakta olduğumuz.

Kısacası fotokopi olmuş yaşamlarımızda; birbirimizin sınırlarını eleştirmemiz bugünkü psiko-sosyo-ekonomik daha doğrusu tüm varoluşsal depremin en önemli tetikleyicisi. Kulisten Sahneye programında da varoluşsal sorunlarımız ile ancak kendi sınırlarımız ile yüzleşerek olduğumuz yerin idrakına vardıktan sonra yaşamın daha akışkan, bolluk-bereket dolu olabileceğini vurguladım. 

VAROLUŞSAL ZEMİNDE BİLİNÇ

** Biliç nerede konumlanmışsa yaşantımız, varoluş hikayemizde bu zeminde kök salmaya ve yeşermeye başlamakta; programın ilk dakikalarında bu hususa dikkatinizi yöneltmeye çabaladım.

"Dışa bakan hayal görür, içe bakan ise uyanır." C. Gustav Jung

** Kendi iç dünyamızda her ne ile meşgul isek, takılmışlıklarımız, zorlandıklarımız-- dış dünyada da bu duygulanımların somut halleri ile yüzleşme sürecimiz oluşmakta, biraz odağı buraya yönelttik. Kuliste her ne var ise sahnede de bu yer/ zemin buluyor. Önce kuliste yüzleşme ve kabul süreçlerini deneyimledikten sonra sahnede kendimizi gerçekleştirebiliriz.

BEDEN NE KADAR ESNEK İSE ZİHİN DE BİR O KADAR ESNEK OLUR, 
ESNEK OMURGA === ESNEK ZİHİN 

** Zihin ile bedenin kavşak noktası:: "NEFES". Nefesin, bizlere kendimizle buluşma-ayrışma sınırlarımızı nasıl gösterdiğini ve nefes ile çalışarak yaşam ile istediğimiz boyut üzerinden iletişim kurabileceğimizden söz ettikten sonra bir de "doğal nefes" egzersizi ile bir farkındalık çalışması yaptık, herberaberce :) 

 PARA PARA PARA/ SAHİP OLMA-------OLMA 

**Para ismini verdiğimiz maddeye gereğinden fazla önem atfettiğimizin ne kadar bilince olduğumuzun altını çizmeye çalıştık. Önemli olan; şimdi ve buradaki ihtiyaçlarımız mı? Yoksa etfamızı kalabalık hale dönüştüren, sahip olma ya ilişkin inançlarımızın zemininde kendimizi özgürce ve sevgiyle dünya gezegenine bırakamayışımızdan kaynaklanıyor olabilir mi, acaba?

"İnsanlık varlığını sürdürmek istiyorsa, düşünme tarzını tamamen değiştirmeli." A.Einstein 

DEĞİŞİM/ DÖNÜŞÜM NASIL OLUR?

Algılarımızı dönüştürerek, algı dönüşümünün ilk basamağı ise; kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmek. Ardından kendimizi sevmeye başlayarak ilermek ile mümkün... Gönül gözü/ Kalp gözü ile görebildiğimiz an zaten Bir liğe çoktan vardık demektir ;) 

Her birimiz  "yaşam-ölüm" oyununda/ hikayesinde gerçekte kim olduğumuzu hatırlamak üzere yolculuğa çıkıyoruz, bu yolculuğumda "Kulisten Sahneye" programı aracılığı ile birçok kişi ile temas zemini oluşturabilmek çok keyifli ve bir o kadar da heyecan verici idi, Pazar günü 10.00 da Olay Tv  de Uzman Psikolog/ Aile ve Çift Terapisti Salih Hafızoğlu'nun sunumu ve paylaşımları ile birlikte Sahnede  görüşmek dileğiyle, sevgiler  ;) 

"Dünya, sergilediği şaşanın ötesini görebilenlerindir, onun bir yalan olduğunu görenler, 
ona ölümcül darbeyi vurmuş olur." R. Waldo Emerson






2 Haziran 2014 Pazartesi

GERÇEK AŞK ÖPÜCÜĞÜ... :)

Yaşlı Kızılderili reisi, kabilenin gençlerini ve küçüklerini toplayıp, onlara yaşamla ilgili basit bir öykü anlatır:

"Her insanın içinde iki tane kurt yaşar ve bu kurtlar arasında bitmek bilmeyen, korkunç bir savaş vardır.
Bu kurtlardan bir tanesi; korkuyu-öfkeyi-kıskançlığı-üzüntüyü-pişmanlığı-aç gözlülüğü-kibiri-kendine acımayı-suçluluğu-küskünlüğü-yalanları-üstünlük taslamayı temsil eder.
Diğeri ise; huzuru-sevgiyi-umudu-paylaşmayı-cömertliği-alçak gönüllülüğü- nezaketi- yardım severliği- dostluğu-anlayışı-merhameti ve inancı temsil eder."

Gençlerden biri sorar: "Peki hangisi kazanacak?"

Bilge Reis yanıtlar: "Hangisini beslerseniz o..."

Malefiz namı değer, "Uyuyan Güzel" masalından tanıdığımız güzeller güzeli saf masum prensese lanetli büyü yapan kötü peri... Peki "neden/niçin" kötü davranışlarda bulunuruz? 

Herkesin özü sevgi ise, her birimiz Yaradan ın en eşsiz ve özel parçalarından ibaret isek; neden kötü sözler söylemeyi, kötü eylemlerde bulunmayı tercih ederiz? Yanıt : "canımız yandığında, alma-verme arasında dengesizlikler yaşadığımızda, iyi niyetimiz süistimal edildiğinde.. .Ve bu anlarda her birimiz çok insani olarak; "öfke--- kızgınlık--hayal kırıklığı-- üzüntü vb. duygular ile yüzleşiriz. İşte tam da bu olumsuz duygular ile mücadele ederken bir seçim yaparız; ya öfkemizi olduğu gibi intikam almak yolunda biçimlendiririz ya da öfkemizin kaynağına doğru bir araştırmaya bir yolculuğa çıkarız. 


Malefiz filminin genel olarak üç ana teması olduğunu düşünüyorum:

1) Her şey neden-sonuç bağlamındaki yaşamsal döngüde hayat bulur ve şekillenir.
2) Her iyinin özünde bir kötü, her kötünün özünde de bir iyi vardır.Önemli olan; "hangisini seçeceğinizdir."
3) Herşeyin özü "sevgi" dir. Ve her şey ama her şey "öz kaynaktaki sevgi"ile buluşmaya yönelik planlanmıştır. 




 Film,  Malefiz'in gençlik yıllarından hatta orta çocukluk döneminden başlıyor. Olağanüstü güzellikteki doğa, konuşan, hareket eden canlı ağaçlar, periler, elfler ve daha bir sürü ismini bilmediğim ilginç şekilleri olan ve rengarenk varlıklarla süslü rengarek Moors topraklarında yaşayan güzeller güzeli ve iyilikler iyisi bir peri Malefiz. Bir gün Moors topraklarına bir insan varlığı çıkageliyor amacı Moors topraklarının tam karşısında yer alan kraliyet makamında güçlü bir şekilde var olabilmek olan Stefan ile Malefiz in sevgi dansını izliyoruz bir süre. Sonrasında insanlığın "açgözlülük", "hırs" "iktidar olma arzusu" ve "intikam" dansına geçerken, "iyi ve kötü" nün birbirinden ayrı değil aksine birbiri içerisinde var olduğu açıkça gözler önüne başarılı bir şekilde serilmektedir. 

Malefiz, Stefan ı çok seviyor, tüm kalbi ile.. Lakin insanoğlu için "sevgi" yi idrak edebilmek bazen zor olabiliyor. "en iyi ben olmalıyım", "en mükemmel ben olmalıyım" vb. düşünce zincirleri kalbimizi sarıp sarmalarken düşüncelerimizin hapishanesinde yıllarca zindan hayatı yaşayarak sonrasında ise "iyi", "aydınlık" olana yönelmek için her zaman bir fırsat varken hep karanlık tarafta kalmayı tercih etmenin sonuçlarını filmde Stefan karakteri vasıtası ile izliyoruz. 

Malefiz ise, yaşadığı ihanete ve bedeninden ve ruhundan bir parçasının alınmasına yönelik olarak korkunç bir intikam alarak Stefan ın kızı Aurora  yı lanetlese de;    

                                                      

"İyi ve temiz bir kalp zaman zaman yolunu kaybetse de her zaman ışığa yönelir" misali Aurora yı bebekliğinden itibaren koruyıp gözeten Malefiz, derinden bir sevgi bağı ile bağlanıyor güzel prensese. 

GERÇEK AŞK ÖPÜCÜĞÜ 
Ve " gerçek aşk öpücüğü".  Halk arasında yaygın bir inanış vardır o da şu iki; "AŞK sadece kadın-erkek arasında yaşanabilecek bir hissiyat olarak adlandırılır. Halbuki gerçek AŞK bizi canından bile çok seven ve her an koruyup gözeten bir varlıkla olan iletişimimizdir. Bu kişi illa sevgilimiz, erkek/kadın arkadaşımız ya da eşimiz olacak diye bir sözleşme bulunmamaktadır :)) 

Hiç bilmediği, tanımadığı bir ruha lanetli bir büyü yapan Malefiz'in o ruhu tanıdıkça, deneyimlediği pişmanlığı ve sonunda yine en samimi ve içten duyguları ile yaptığını nasıl da olumlu yönde dönüştürdüğünü verdiği "aşk öpücüğü" ile tanık olduk. 

Malefiz in bu uyarlamasını çok beğendim, harika kanatları, zarif, yüreği aşk ile çarpan müthiş bir iyilik perisi...

Sizin de olağanüstü güzellikte  kanatlarınız ve sihirli güçleniz olsa bunları nasıl kullanmak istersiniz?... 

27 Mayıs 2014 Salı

HAYALLERİNİZ GERÇEĞE DÖNÜŞSÜN


Mandalalar konusundaki ilk yazımı geçen sene yaz ayında kendimce kulaktan kulağa aktarılan bilgilerden öğrenebildiğim kadarını aktarmıştım. Ancak geçtiğimiz günlerde Gülben Aykaç Gönülden in kurucusu ve aynı zamanda yaratıcısı olduğu "Mandala" isimli kurumunda Mandala nın teorik ve pratik düzeylerini içeren bir eğitim atölyesini tamamladım ve "Mandala" konulu yazımı edindiğim bilgilerin ışığında yeniden derleme kararı aldım. 


Mandala kelime anlamı olarak; manda: enerji/öz; la:tutan kap. Enerjiyi/özü tutan kap anlamında kullanılan Sanskritçe bir sözcüktür.** Mandala ların ilk ortaya çıkış zamanları en az 5000 yıl öncesine kadar dayanmaktadır. İlk çağlarda insanlar, mağara duvarlarına niyetlerini belirtmek için çizerlermiş mandalaları, Osmanlı döneminde padişahların kaftanlarına da işlenen mandala motifleri mevcutmuş. 

Niyetlerimiz, bu niyetlerden açığa çıkan enerji frekansları gerçekliğimizi her an yaratmaktadır. İnsan dediğimiz varlık diğer tüm varlık türlerinden farklı olarak "yaratma" kudretine sahip tek varlıktır. Bu bakımdan insan varlığının düşünce gücü tezahür ettirme potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda mandala çalışmalarını somut hale dönüştürülmüş bir meditasyon çalışması olarak da değerlendirmemiz mümkündür.  İçte her ne var oluyor ise, dış dünyada da bunu görebilir ve duyumsayabiliriz.



Ülkemizde ve Batı kültüründe gülen yüz ikonlarını sıklıkla kullanmaktayız, belki de bilinçsiz olarak ancak bu andan itibaren bilinçli olarak "mandala" kullandığınızı  fark etmiş olmalısınız...


Günümüzde sıkça uygulanan “dövme” ler de birer mandala niteliği taşımaktadır. Çünkü, “dövme” yaptırırken ; özünüzden dilediğiniz bir niyet vardır, o şeklin, sembolün size hatırlatmasını istediği bir anlam vardır. Bu anlamı sıkça zihne tekrar tekrar hatırlatmak için, zihne çapalamak için kullandığımız belirli semboller de mandala niteliği taşımaktadır. 



Genel olarak bir mandala çizimi 2 çeşitte şekillenebilmektedir: 
1) Kurallı Çizim, (kurallı çizim de kendi içerisinde 5'e ayrılmaktadır: kendini sorgulama--temizleme--iyileştirme--tezahür--hayat planı)**

2) Arınma Çizimi.

Herhangi bir mandala çalışmasına başlamadan önce “Arınma Çizimi” yapmanız önerilmektedir. Yeni bir eve taşındığınızda ilk yapacağınız işin “temizlik”  olması gibi, öncelikle iç dünyanızı arındırın, ardından yeniyi güvenli, sağlam bir zemine inşa edin.

Şimdi sizlerle beraber bir “mandala” çalışması gerçekleştirelim.



Sessiz, sakin, kendiniz ile bütünleşebileceğiniz , kendinizi bütünü ile rahat ve güvende hissettiğiniz bir ortamda kendinizi konumlandırın lütfen.
İhtiyacınız olanlar: birkaç adet beyaz dosya kağıdı ya da resim kağıtları, boya kalemleri(keçeli, pastel, kuru boyalar kullanabilirisiniz, kendiniz ile baş başa hissedebileceğiniz bir ortam. Belki kendi zevkinize göre seçeceğiniz bir melodi, size göre rahat ve dinlendirici aromalı bir tütsü vb. 

Öncelikle “Arınma Çizimi” gerçekleştireceğimiz için; iç sesiniz ile niyet edin: “Bendeki fazlalıkları evrene serbest bırakıyorum.” Bu cümleyi birkaç kez tekrarlayın sonrasında rengarenk boya kalemlerinize şöyle bir göz gezdirin ve iç sesinize odaklanarak bir renk ile kağıda elinizin götürdüğü şekilde ruh halinizi (ben kimim?, ne yapıyorum?’u düşünerek içinizden geldiği gibi çizmeye başlayın. Dilediğiniz şekli (bazen bir şekle bile benzemeyebilir, karalamak isteyebilirsiniz) , dilediğiniz renkler ile boyayın. Ne zaman bitmesi gerektiğini siz bileceksiniz, özünüz: “Tamamdır” diyene kadar devam edin. Mandala çiziminiz tamamlandığında ise kağıdı ateşte yakın. Çünkü ateş elementinin dönüştürücü etkisi bulunmaktadır. Mandala çiziminizin tamamı yanıncaya kadar izleyin. İşte bu kadar, artık arınma çalışmanızı tamamladınız. Arınma çalışmasını birkaç gün iç sesininizin rehberliğinde tekrarlayabilirsiniz. 

Birkaç gün sonra
·         
  *Temizlik Mandalası : dönüştürmek istediğiniz bir niteliğiniz için, çözümlenmesini istediğiniz bir sorununuz için, maddi-manevi ayrışmak-bırakmak istediğiniz her şeyin mandalasını çizebilirsiniz.

·      * İyileştirme Mandalası: arınma ve aydınlanma için kullanabilirsiniz. Şifa olması niyeti ile çizdiğiniz mandalanınızı iyi olmasını dilediğiniz birisine verebilirsiniz.

·   * Tezahür Ettirme/ Kendini Gerçekleştirme Mandalası: var olmasını istediğimiz şeyleri hayatınıza çekebilmek, gerçekleştirmek için kağıdın tam merkez noktasından yola çıkarak dışa doğru çiziminizi gerçekleştiriniz.

·       *  Hayat Planını Gerçekleştirmek/ Gelecek Dilekler İçin Mandala: Örneğin gerçekleşmesini yürekten istediğiniz bir başarı, bir ödül bir ev satın almak için bile niyet ederek çiziminizi gerçekleştirin.




Temizlik-İyileştirme/Şifa—Tezahür Ettirme—Gelecek için Mandala uygulamanız için niyet ederken dikkat etmeniz en önemli husus şudur ki;
Evren “para” yı bilmez. Evren, şifa, bolluk, bereket, aydınlanma vb. kelimelerden anlamaktadır. Niyetinizde sıkça bu kelimeleri özen gösterin. Kalben niyet edin ve çiziminize odaklanak başlayın. Sonrasında, mandala günlüğü oluşturabilir ve kendi kişisel mandala serginizi bile oluşturabilirsiniz :) 

Mandalar hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız ve mandalaların gizemli-büyülü dünyasına giriş yapmak için Mandala Kişisel Gelişim ve Organizasyon çatısı altında Gülben Aykaç Gönülden in  düzenlediği atölyeleri takip etmenizi öneririm...

** Gülben Aykaç Gönülden, Mandala Atölyesi Eğitim Notları

** Mandalalar hakkında daha fazla bilgi edinmek için :  http://www.mandala.com.tr  adresini ziyaret edebilirsiniz...







    

17 Mayıs 2014 Cumartesi

YAS MEDİTASYONU


Kişinin ölümünün ardından, kaybın enerjisinin dönüştürüleceği aktif-dinamik süreç “yas”  olarak nitelendirilmektedir.  

Yaşamda her an bir şey kaybetmekte, yitirmekteyiz. Derin bir nefes alın ve şimdi tutun. Ne kadar nefesinizi tutabilirsiniz? 5 dakika -10 dakika-15 dakika??? En nihayetinde bırakmak zorunda kalacaksınız. Her şeyi ruhumuz hariç bir an bırakmak durumunda kalacağız.

Her ne yaşarsak yaşayalım ve deneyimleyelim, bedenimiz tüm deneyimlediklerimizin kaydını tutmaktadır. Zihinsel bir müdahale ile zihninizdeki birtakım travmaları iyileştirebilirsiniz. Peki ya bedeninizin enerji katmanlarında oluşan yara izlerini nasıl iyileştireceksiniz? 

Yas, kızgınlık/öfke, kaygı  gibi duygular birçok hastalığın yapı taşlarından yalnızca bir kaçıdır. Bu ve benzeri duygu durumlarını deneyimlediğimiz zaman yapabileceğimiz belki de en önemli şey; bu duyguları dönüştürmektir. İçselliğimize yapacağımız yolculukta kullanacağımız aracımız ise “meditasyon” dur.


  • YAS SÜRECİ NDE UYGULAYABİLECEĞİNİZ
                  “ İÇE DÖNÜŞ MEDİTASYONU**

UYGULAMA:

  • Kuyruk sokumundan başın tepesine değin uzun, dik bir omurga ile yerde bir minder üzerinde bağdaş kurarak ya da sandalye üzerinde her iki bacağınız birbirine paralel olacak şekilde (bacaklarınızı kalça mesafesinde açık tutunuz) rahat ve esnek bir şekilde oturunuz. Ve tüm dikkatinizi nefesinize yönlendiriniz.
  • Gözleriniz açık konumda olsun.
  • Burnunuzdan derin bir nefes alarak akciğerlerinizin (alt-orta-üst) bölümlerini tam olarak aktif hale getirin ve eş zamanlı olarak (Şekil-A) yı uygulayınız.
  • Şekil--A:::: Her iki kol dirsekten bükülü ve alt kollar bacaklar hizasında yeryüzüne paralel olacak şekilde konumlandırınız ve ellerin parmakları bir arada olacak şekilde avuç içleri gökyüzüne bakacak şekilde hizalandırınız.


                                                                                   Şekil-A


  • Şekil --B:::: Nefes verirken ağzınızı açınız ve dilinizi dışarı çıkarınız ( nefes verirken ağzınızı  dilinizin geçebileceği kadar açın ve dilinizi olabildiğince dışarı doğru çıkartın; bu çok önemlidir çünkü bilin dışı süreç aktif olmakla birlikte yas süreci nin dönüşümü hızlanmaktadır). Ve  eş zamanlı olarak her iki kolu dirsekten bükerek iç kollar üst bedene bakacak, dirsekler bacaklar ile paralel hizada olacak şekilde konumlandırınız . Avuç içleri bedene dönük ve her iki omuzu hizalayacak şekilde hafif bir “V” konumunda olsun.



                                                                     Şekil-B




  • Nefes alırken, dilinizi ağzının içine doğru çekin ve ağzınızı kapatın, derin bir nefes alarak Şekil-A konumuna geri dönünüz. Nefes verirken Şekil—B yi uygulayınız.


  •                Şekil-A







  •                                                                                                                                                                                                                                                                                                   




  •                                                                                                       Şekil-B

  • Bu şekilde 7 dakika boyunca uygulamanıza aktif bir şekilde nefes alıp vererek devam ederken; gözlerinizi açık tutarak sabit bir noktaya odaklanınız. İsteğe ve o anki ihtiyaca göre; size iyi geldiğine inandığınız rahatlatıcı hafif meditatif nitelikte bir müzik eşliğinde uygulamanızı yapılandırabilirsiniz.
  • 7. Dakikanın sonunda, derin bir nefes alın ve nefesinizi tutun. Dilinizin ucunu kıvırarak üst damağınıza bastırabildiğiniz en sert şekilde 20 saniye üst damağınıza baskı uygulayınız.  Ardından burnunuzda nefesinizi vererek, bu uygulamayı 2 kez daha tekrarlayınız. Toplamda 3 kez 20 saniye boyunca nefesinizi tutarak, dilinizin ucu ile üst damağınıza baskı uygulayarak, meditasyonunuzu tamamlayınız.  

Özge Genlik

Uzman Psikolog / Yoga Eğitmeni 


** Shannahoff-Khalsa, D. (2006). Kundalini Yoga Meditation: Techniques Specific for Psychiatric Disorders, Couples Therapy, and Personal Growth. W.W. Norton & Company. New York: London.

15 Mayıs 2014 Perşembe

“UYKUDAN UYANMA ZAMANI” TÜRK kÜLTÜRÜNDE "YAS" SÜRECİ-2




YAS;   ölümünün ardından, kaybın enerjisinin dönüştürüleceği aktif-dinamik süreç ise “yas” olarak nitelendirilmektedir.

Her varlık nasıl eşsiz ise;  YAS SÜRECİ DE HER BİR VARLIK İÇİN “BİRİCİK” “EŞSİZ” “ÖZEL” bir süreçtir.

Kaybedilen bir “eş”, “baba”, “çocuk”…. Olabilir. Ancak sadece bu kadar ile kısıtlı değildir. O kişiye atfedilen anlam yas sürecinin en önemli dinamiğini oluşturmaktadır.

Eş, baba, çocuk ; kayıp yaşamakta olan yas sürecinde olan kişi için ne anlama gelmektedir?  İşte yas süreci bu anlamın/anlamların dönüştüğü bir süreçtir.

Soma daki maden kazasında ölen işçilerinin her birimizin yaşamlarında bir anlamı var. Şimdi bu anlam üzerine çalışma zamanıdır.

Yas, bir patoloji değildir. Yas; kişinin kendi varlığı ile bulutluğu en özel süreçlerden yalnızca birisidir.

Yas, derin bir kederdir, Öyle ki; uykularınız düzensizleşir, yemek yemek sadece hayatta kalabilmek için gerçekleştirilen bir eylem haline dönüşür, sürekli ağlamak istersiniz ya da gözyaşları boğazınızda bir düğüm oluşturur, konuşamazsınız, konuşsanız da kimsenin sizi anlayamayacağını düşünürsünüz, tüm dünya önünüze serilse artık hiçbir şeyin bir anlamı kalmamıştır. Anlatmak, haykırmak istersiniz fakat o kadar derin bir acıdır ki; bu acıyı ancak derin bir sessizlik anlatabilir bazen….

İşte bu nedenlerdir ki; derin acılar yaşamış insanlar hayata hep gülümseyen insanlardır.  En çok gülen ve diğer insanları her daim hayata karşı gülmeye teşvik eden insanlardır çünkü artık onlar perdenin arkasındaki gerçekliği görebilenlerdir. Dünya hayatının bir oyundan ibaret olduğunun bilince olan ender insanlardandır. 

Bu açıdan yas süreci, aydınlanmayı da beraberinde getirmektedir.  Yas süreci uykudan uyanma sürecidir.

Soma da yaşanan olaylara bir de bu açıdan bakalım; “Soma da yaşanan maden kazası ve yaşamlarını yitiren insanlar, bizlere ne anlatmak istediler? “  Siz bu olaydan ne öğrendiniz?

Bu ve benzeri soruları sorun kendinize, yanıtlar gelecek. Dünya gezegeni hızla bir dönüşüm sürecine girmiş bulunmaktadır. Daha da karanlık bir süreç yaşacağız. Çok daha derin acılara gebe şu anda Dünya, bunu her aldığım nefeste hissediyorum, gözlerimi her kapadığımda görüyorum. Ya sizler??

Sizler de en derinlerde bir yerlerde biliyorsunuz, hızla sona doğru gidiyoruz. Peki ne için? Yeni bir başlangıç yapmak için.

Işık, karanlıktan her zaman çok daha güçlüdür. Bu nedenle hiçbir şeyi karartmayın, aksine aydınlatın, her yer ışık olsun…

Dünya üzerindeki hiçbir frekans “SEVGİ” DEN daha hızlı titreşmemektedir.

Sevgi de bir olun, bunun için ışığa yürüyün, aydınlatın önce kendinizi.

Önce kendiniz ile buluşun, bırakın diğerlerinin ne dediklerini,  “ben kimim? sorusunun cevabını bulmak zorundasınız. Tabi illüzyondan çıkmak gerçeklikle temas etmek istiyorsanız!

Kendiniz ile buluştuğunuzda zaten “sen-ben” in olmadığını göreceksiniz.

İnanıyorum ki , bir gün bir an her varlık görecek….

 

Sevgiyle,

Özge Genlik


ŞU AN NEREDEYİZ? TÜRK KÜLTÜRÜNDE “YAS” SÜRECİ -1


11 Nisan 2014 tarihinde Bursa da gerçekleştirilen 18. Ulusal Psikoloji Kongresinde, kültürümüzde nasıl “yas” tuttuğumuza ilişkin sözel bir bildiri sunumu gerçekleştirmiştim.

Sunuma başlamadan önce salonda yer alanların biliş seviyesini tespit etmek ve ona uygun konuşmamı şimdi ve burada zemininde yapılandırabilmek amacı ile bir soru yönelttim.

Soru şu idi:

A) “Şu anda burada kimler ölümlü birer varlık   olduğunun düşünmekte ve algılamakta?

B) Şu anda kimler burada ölümsüz birer ruhani varlık olduğunun bilincinde?

Salonda sunumumu dinlemek üzere bulunan kişilerin yaklaşık %85’i ; ÖLÜMLÜ bir varlık olduklarını düşünmekte ve sadece bir kez dünyaya geldiklerini, belirli bir yaşa geldiklerinde öleceklerini ve yaşamın son bulacağını düşündüklerini ve bu düşünceye inandıklarını belittiler.

O an hissettiğim duygular sırası ile ::: “şok”,-- “üzüntü”- “kaygı” .        Çünkü Ulusal bir kongrede sunum yapıyorum bu şu demek oluyor; dinleyicilerin hepsi psikoloji alanında kendilerini ifade edici çalışmalar üretmekte.. çok uzatmayacağım ancak yaşamın sadece bir ömür ile sınırlı olduğunu düşünen bir psikolog karşısındaki danışanını nereye kadar taşıyabilir sorusunun cevabını kendi içselliğimde halen aramaktayım. Belki başka bir yazımda bu konuya biraz daha açıklık getiririm.

 

Konuşmamı sürdürürken şunu söyledim::: “Türk milleti genel olarak ‘geçmiş odaklı’ düşünen ve analizlerini geçmiş zemininde şekillendiren bir biliş yapısına sahiptir.  Bugün bu dediğimin ne anlama geldiği daha açık ve net sanırım...

Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşamakta olan her vatandaş KRİZLER/ TRAVMALAR yolu ile DEĞİŞİM ve DÖNÜŞÜM geçirmektedir. Yani ACI yolu ile öğrenmeye programlanmış zihin yapıları mevcuttur.

Peki SEVGİ yolu ile öğrenmek mümkün değil mi? Elbette mümkün. Nasıl?  Tüm varlılar kendi sorumluluklarını üstlenerek önce sağlıklı bir şekilde “BEN” DEMEYİ idrak ederse ardından “BİR” liğe giden yolda bir adım atabilir.

Sorumlukların sürekli “suçlama” yolu ile diğer bir anlamda kendi içselliğinizdeki “olumsuz/kötü” ben’i bir başkasının benliğinde aynalayarak konuşmaktan, düşünmekten, hissetmekten özgürleştiğimizde çok yol kat edeceğiz, çok…


Sevgiyle,
Özge Genlik
Uzman Psikolog