16 Kasım 2016 Çarşamba

BUGÜNE DEĞİN BİLDİĞİN ZANNETTİĞİN HERŞEYİ UNUT



Şimdi hayal edin; Dünya çapında başarılarınızla ün salmış usta bir cerrahsınız. Yaşam sürecinizde herşey olmasını istediğiniz gibi ilerliyor. Tedavisini yürüteceğiniz hastalarınızı dahi siz seçiyorsunuz. Modern ve lüks oldukça gösterişli bir eviniz ve arabanız var. Sosyal ilişkileriniz odukça iyi. Şu an nasıl hissediyorsunuz?
Ve bir gece yaptığınız trafik kazası sonucunda yaşamınız adeta alt üst oluyor. Ellerinizdeki sinir ve bağ dokusu onarılamayacak düzeyde hasar alıyor. Bir daha neşter tutamayacaksınız. Yaşamınızın odak noktası olan işinizi bir daha yapamayacağınız gerçeği ile yüzleşmek nasıl hissettiriyor?

Marvel yapımı Dr. Strange; zeki, mesleğinde usta, başarıları ile sürekli takdir toplayan, modern ve lüks bir yaşam biçimi olan, harika bir cerrah Stephen Vincent Strange. Mesleği, yaşa
mının odak noktası, yaşamında tutunduğu tek şey. Bir gece bir "an" da gelişen trafik kazası sonucu her iki elindeki sinir ve bağ dokuları bir daha eskisi gibi olamayacak bir biçimde yaralanır. Dr. Strange ın yaşamının altının üstüne geldiği an kendine yaklaşması için muazzam bir dönüm noktasıdır. Ancak filmdeki karakterin verdiği tepki gibi biz insan varlıkları da başımıza gelen iyi şeylere pek şükretmez ancak canımızı acıtan birşey meydana geldiğinde de hüsrana kapılıp veryansın etmeye pek bir meyilliyizdir, değil mi? Halbuki "iyi"/ "kötü" zihnin bir yanılsamasıdır. Başımıza gelen herşey bizi büyümeye davet eden tetikleyici bir faktördür sadece. Bu yaşamsal büyüme olaylarını "iyi/kötü" olarak değerlendiren sınırlı zihin yapısıdır. Zihnini aşan birey, herşeye yönelik minnettarlık duyar ve bilir ki her ne meydana geliyorsa, en hayırlısıdır.

Bugüne değin sana kim olduğun ile ilgili ebeveynlerin, akrabaların, dostların, öğretmenlerin, iş arakdaşların, sosyal çevrendeki herkes birşeyler söyledi. Halbuki onlar sadece kendi özlerindeki parçadan bir yansıtma yapmaktalar. Bir insan varlığı özünde olmayan birşeyi dışarı veremez. Dolayısı ile çevrendekilerin sözleri kendi algılarından bir başka deyim ile kendi bilinç düzeylerinden geliyor...
Gerçekte kim olduğunu görmek için bugüne değin bildiğini zannettiğin herşeyi silmen gerekir. 
Kendi ruhunu, kendi bedenini, kendi zihnini tanımaya niyet etmek bu yolculuğun ilk adımı. 
Bizler kendimizi bilme yolculuğuna başlamaya niyet etmezsek, yaşam döngüsü bir zaman diliminde bizleri , yolculuğa pek de hazır olmadığımızı düşündüğümüz, kendimizi ilüzyon dünyasında zihin odaklı bir yaşam deneyimine hapsetmişken, başlatıverir kendimizi bilme serüvenimizi :)

HER "NE"YE SIKI SIKI BAĞLI İSENİZ ONDAN VAZGEÇMEK ZORUNDA KALIRSINIZ

Dünya gezegenine tek başınıza geldiniz ve bu gezegenden yine tek başınıza ayrılacaksınız. 
Yalnız olmak mutlak suretle hiçbir zaman evresinde mümkün değildir. 
Vücudunuzdaki milyarlarca organizma ile varoluşunuzu sürdürürken "yalnız"ım demek biraz ironik olsa gerek??? 
Sadece "tek başınalık" deneyimleri her zaman deneyime açıktır. 
Genellikle en fazla tutunduklarınız ile sınanır ve "kendinizi bilme" serüvenine başlarsınız. 
Ben asla ..........................   olmazsa yaşamımı sürdüremem, dediğiniz her ne varsa belki diliniz söylemese de zihniniz söylüyordur dolayısı ile burası sizin sınav olacağınız ilk bölümdür. 
İkinci bölümde ise; bu yaşamımda en çok gerçeklerştirmek istediğim/olmak istediğim....................................................................................; buradan yaşam sınavınız gelir. 
Eğer herşey kusursuz su gibi akışkan ise aslına bakarsanız bu sizin kendinize varacağınız yol değildir. Kendinize varacağınız yol biraz dikenliktir "acı" deneyimletir. Eğer gerçekleştirmek istediğiniz şey uğruna "acı" deneyimliyorsanız bu sizi, size tanıştıracak yoldur. Acılarınız ile bütünleşin ve "bir" olun. Ancak bu şekilde gölge ve ışık yönlerimizi bütünleştirerek "bir" oluruz. Ve gerçekten bu Dünya gezegeninde nasıl var olduğumuzu idrak edebiliriz. 


KAZALARIMIZI BİZLER YARATIRIZ

Evet kulağa pek hoş gelmiyor. Hatta ben kendi canıma neden, niçin kast edeyim ki, deli miyim ben? Dediğinizi duyar gibi oldum. Kazalarda yara alan, zedelenen beden bölgelerinin bize anlatmak istedikleri mesajlar vardır. Çok fazla anlamın yüklü olduğu, enerji blokajları oluşmuş beden uzuvları genellikle yara alırlar. Bedenin bilge dilini dinlemek gerekir, her an bedeniniz sizin ile iletişim halinde, dinlemeyi tercih ediyor musunuz? Eğer bedenin bilgeliğini sürekli olarak göz ardı etmeyi tercih ederseniz süreki bastırılan görmezden gelinen enerji sonunda kendisini büyük bir olay ile tezahür ettirir ki ; DURUN ve DİNLEmeyi öğrenin diye...

Dr. Strange'in ellerinden yara alması hiç de tesadüfi değil, anlayacağımız üzere :) 
Ellerimiz bedenimizin en önemli uzuvlarından birisidir. Düşünsenize bir gün içerisinde ne kadar çok kullanıyoruz ellerimizi. Ayrıca elerimiz doğrudan kalp (anahata) çakramız (enerji girdabımız) ile bağlantı halindedir. Bu bağlamda şifa parmaklarımızın ucundadır :) Kalp enerji merkezi açık bir insan varlığı ellerinden şifa verme yeteneğine sahiptir. Dr. Strange de parmaklarının sihirli hünerlerini akılcı bir şekilde kullanarak ile hastalarını yaşama döndüren  işinde oldukça başarılı bir cerrah iken bir gecede ellerini kullamaz hale gelir. 
Kahramanımız hemen ellerinin eskisi gibi olabilmesi için arayışa koyulur. Bu arayış onu Tibet'e uzanan bir yolculuğa davet eder. Kamar-Taj da, "kadim kişi" adı verilen bir bilge ile tanışır. Ancak zihnine sıkı sıkıya bağlı olduğundan, kadim kişinin söyledikleri Dr. Strange'e masal gibi gelmektedir.
"ben çakralara, enerjiye inanmam, böyle şeyler çok şaçma" şeklinde düşünen Dr. Strange, Kadim kişinin, egosunu bir zırh gibi kullanan çok bilmiş cerrahımızın fiziksel bedeni ile astral bedenini birbirinden ayırması ile birlikte Dr. Strange ın olasılıklara yönelik algısı boyutu genişler. 

ÖĞRET BANA


Gördüğümüz et-kemik-sinirler-bağ dokulardan oluşan bedenimizin hemen bir üst katmanında eterik beden dediğimiz astral bedenimiz var olur. Bugün bizlerin "hastalık" olarak nitelendirdiği "dengede olmama" dolayısı ile "uyum" sağlayamama hali eterik beden katmanındaki nadi adını verdiğimiz enerjinin aktığı damarlarımıza oluşan blokajların bir sonucudur. Bu blokaj özümüzü dinlemediğimiz için öncelikle bilgelik bedenimizde ardından duygusal bedenimizde sonrasında zihinsel bedenimizde oluşur ve zihnimizde yarattıklarımız eterik bedende tıkanıklara yol açar en sonunda yeterince beslenemeyen organlarımız bize sinyal gönderir: doğru olmayan, yolunda gitmeyen bazı şeyler var" biçiminde bizlere seslenirler...
Şu an mevcut düzenekte o kadar çok zihinsel boyutta var ediyoruz ki kendimizi bu ned
enden ötürü; yukarıda sadece gerçekliğin çok kısa bir bölümünü aktardığım bölüm bile birçoğunuza masal gibi geliyor eminim. 
"Her zihin eğitilebilir ve ruhsal mertebenin en yüksek seviyelerine ulaşabilir" demiştir üstat Patanjali.
İstiskarar sebat, azim, kararlılık, ölçülü olmak ve şiddetten kaçınarak her türlü beceri geliştiriebilir. Çünkü yeni birşey öğrenmiyoruz sadece hatırlıyoruz dolayısı ile düzenli uygulamalar sonucu var olan bilgi açılacaktır. Dr. Strange, ruhsal eğitiminin başlarında oldukça yeteneksiz gibi görünse de asla yılmadı azimle devam etti ve bu yoldaki en önemli unsurları İNANÇ ve CESARET i oldukça iyi vurgulamakta. Cesaret kalpten gelir gerçekten özgüvenli (öz'e güvenen) bir varlık "bir"lik bilincinde titreştiğinden cesaretli ve inançlıdır. Dr. Strange de sonunda özündeki potansiyeli sergilemeyi başarıyor. 

DAİMA BAŞKA BİR YOL MEVCUT

Bir işi icra etmenin binbir tane yolu vardır. Dr. Strange, elleri ile varoluşa destek olurken; geçirdiği kazadan sonra kalbininin sesini dinleyerek ve inancın gücü ile yürüyerek şimdi Dünya gezegeninin varoluşuna destek olmakta. Niyet ettiğimiz şeyi gerçekleştirmenin birden fazla yolu var, belki de seçtiğiniz yol size uygun değildir, bilincin ufku genişlediğinde yeni olasılıkları görmeye başlarız. 


Özünüzdeki sonsuz potansiyeli ortaya çıkarmaya niyet etmeniz dileğiyle...
Daha başka neler mümkün olabilir? 


Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com









10 Kasım 2016 Perşembe

ARA VE BUL

Gerçekten "neyi" arıyorsunuz? 
Zaman zaman her insan varlığı düşünür: "Bu Dünya gezegenine  neden geldim?" uzun uzun düşünmese bile en azından yaşam sürecinde bir an buna benzer bir varoluş sorusu zihninde belirmiş olsa gerek. Çoğunlukla yoğun "acı" deneyimleri sürecinde ya da bu sürecin hemen ardından düşünmeye başlarız, "ben kimim? burada ne işim var? gerçekten ne istiyorum? Neye ihtiyacım var? vb. "Acı" lar en iyi öğretmenlerimizdir bize bizi hatırlatan ve dönüşümümüzü gerçekleştirmemize vesile olan. 

Dan Brown un "Inferno (Cehennem)" kitabının Ron Howard'ın merceğinden beyazperdeye uyarlanışını film eleştirmenleri tarafından; her ne kadar serinin diğer iki filmi olan Da Vinci'nin Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kadar etkileyici ve başarılı bulunmamış olsa da filmde işlenen temaların benliğimizi sorgulama sürecine yönlendirirsek oldukça başarılı oluruz. 

Dünyanın en büyük sorunu nedir? Kendinize sorun ve yanıtlayın lütfen. 
Sizce bu sorun nasıl çözümlenebilir? 

Filmde yer alan Bertrand Zobrist için "insanlık" bir hastalık ve tedavisi de "cehennem".
Başarılı bio-mühendis, çok büyük bir sorumluluk alarak bu hastalığa bir son vermeye niyet ediyor. Ona göre çözüm Dünya nüfusunu yarıya indirgeyecek bir virüsün yayılması. Ve simgeler, semboller ile şifrelenmiş bir plan oluşturarak kendi canından vazgeçme pahasına eyleme geçiyor. Kendisinin tezine göre; biri eyleme geçmeli yoksa herşey olduğu gibi kalır. Burada bir insanın inancının gücünü gözlemliyoruz. Bir insan varlığı yürekten inandığı herşeye için çaba gösterir ve tüm sonuçların sorumluluğunu üstlenir.

Siz neye yüreğinizle inanıyorsunuz? Ve bu inancınız için neyi/neleri eyleme geçiriyorsunuz? 
Hatırlayın ki; sözcükler yaratıcı potansiyele sahiptir. Sözün gücü ile eyleme geçeriz ve varoluş daima eylemi alkışlar. 

Dünyanın en büyük sorununu bulabildiniz mi? 

Dünya gezegeninin hiçbir sorunu bulunmamaktadır. Herşey olması gerektiği gibi olmaktadır. Burada "sorun" bir algı yanılsamasıdır. Dünya hayatının "sonlu/kısıtlı/belirli bir sürede son bulacağına" inanan insan varlıkları her an zihinsel düzeyde kaos yaratmakta zihinsel düzeyde yaratılan kaos bedensel düzeyde kazalar, hastalıklar vb. olarak deneyimlenmektedir.  Buradan anlamlandırabileceğiniz üzere; cehennem ve cennet bir bilinç boyutudur. Bizler iç dünyamızda düşüncelerimiz ve duygularımız vasıtası ile nasıl bir yer yaratıyorsak gerçek Dünya zemininde bunu deneyimleriz. Evet çok da doğru gitmeyen birşey var ise Zobrist in düşündüğü gibi o da; insan varlıklarının sürekli olarak DIŞARIYI DEĞİŞTİRMEK YÖNÜNDEKİ BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN ARZULARI VE İSTEKLERİDİR. Filmde gördüğümüz üzere Zobrist de dışarıdan bir faktörün tüm çare olduğuna inanmıştır. 
İNANÇ VE NİYET en değerli DÖNÜŞÜM araçlarıdır. Ancak bu inancı ve niyeti KENDİ "ÖZ"ümüze ulaşmak için kullanırsak nasıl olur acaba? 

Kendi algısının bir illüzyon olduğunu fark eden birey aydınlanma sürecinin başlangıcındadır. İkinci adım bugüne kadar öğrenmiş ve beynine kaydetmiş olduğu tüm kayıtları silmesi olacaktır. Üçüncü adım ise sadece kalbinin rehberliğinde ilerlemeye niyet etmektir. Tabi ki bu süreç o kadar kolay değildir. Hele ki bugüne değin öğrenmiş olduğunuz herşeyden vazgeçmek, hiç de kolay değil. Bu süreç "acı" içerir. Ateşin içerisinden geçtiğimizde bir başka deyim ile cehennem de yandıktan sonra cennette var olabilir ki bu bir bilinç dönüşümüdür. Kendi bedenimizi bütünü ile değiştirebiliriz,  sosyal çevremizi-arkadaş çevremizi, işimizi, mesleğimizi herşeyi değiştirebiliriz. Ancak yine biz "biz"izidir. Sonuçta görüntü değişmiş ancak içerik aynıdır. İçerik ancak dönüşebilir tıpkı bir odunun ateşte yanarak küle dönüşmesi gibi...

ARA ve BUL 

İnsan varlığı neyi arıyorsa sonunda onu bulacaktır. Siz neyi arıyorsunuz? 

Filmde ise Zobrist in oluşturduğu planı çözmek simgebilimci  karizmatik profesörümüz Robert Langdon'a bahşediliyor. Langon'ın Flosanra-Venedik-İstanbul üçgenindeki macerasını izlerken başına ne gelirse gelsin hedeflediği yoldan ayrılmamanın, her ne kadar yavaş gidersek gidelim yoldan sapmadığımız sürece başarılı olacağımızı gözlemlemekteyiz. Süreç, sonuçtan her zaman daha değerlidir. Langdon ın usta zekası şifreleri bir bir çözerken bir sonraki adımın belirmesi bizlere şunu hatırlatsın: bir adım atmadan diğer olasılıkları bilemezsin. Bazılarımız sürekli hedef belirler ancak eyleme geçecek motivasyonu bulmakta güçlük çeker. Sonra da istediğim hiçbirşey olmuyor diye hayıflanır durur. Bir adım, çok şey değiştirir. Herşey bir niyet ve bir adım ile başlar. En uzun yolculukların da bir adım ile başladığı gibi...

İZİN VERMEK 

Olaylar bazen çok karışabilir, karmakarışık bir kaosun içerisinde olduğumuzu hissedebiliriz. Böyle anlarda yapmamız gereken: MESAFE ALMAKtır. Ve evrenin zamanına sonrasında Dünya gezegeninin zamanına saygı duymak gerekir. Süreki birşeyin üzerine yoğun çaba, enerji sarf etmek çözüm üretmez aksine olacak olanı geciktirebilir. Halbuki gereken çabayı gösterdikten sonra biraz mesafe almak en güzelidir. En lezzetli çay iyi bir biçimde demlenmiş olanıdır değil mi? 

Öncelikle anahtarı bulmaya niyet edin. İşaretleri takip edin anahtarı bulduğunuz an, yerine yerleştirin, çevirin ve öz potansiyelinizi tüm evren ile buluşmasına izin verin. 
Kendinize verebileceğiniz en büyük armağan "kendinizsiniz"
Kendiniz ile buluşmayı arıyorsanız inanın ki bir an bulacaksınız...

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com







4 Eylül 2016 Pazar

DENİZ KABUKLARINI TAKİP ET...


Kayıp Balık Nemo; travmaların dönüştürücü etkisini bizlere hatırlatmıştı, derinlemesine okumak için:  http://oozgegenlik.blogspot.com.tr/2013/04/sansli-yuzgec.html /linkini takip edebilirsiniz.



Kayıp Balık Dori nin ana mesajı ise: yaralarınızı şifaya dönüştürmek sizin elinizde, yeter ki inanın, isteyin ve kalbinizin rehberliğinde yol alın.
Kıssadan hisse; Kayıp Balık Dori; kendini kendinde arayan insanın halini eşsiz inancı ile muazzam bir şekilde izleyici ile buluşturuyor.

Düşünün 10 saniye sonra bütün düşündüklerinizi dolayısı ile söylediklerinizi unutacaksınız, nasıl bir yaşamınız olurdu? Kısa bir süre gözünüzün önüne getirmeye çalışın. …

“--Ailemi kaybettim
--Onları en son ne zaman gördün?
---Unutttum;” masum, çaresiz dialogu ile başlıyor, kısa süreli hafıza kaybı yaşayan mavi , kocaman yürekli Tang balığımız Dori’nin hikayesi.
Koskoca okyanusta ailesini kaybeden Dori’nin ailesini bulmak için çıktığı yolculuğa şahit olurken aslında Dori’nin kendisi ile bütünleşmesine aynı zamanda ona destek olan dostlarının yaşamına kattığı cesaret, inanç ve umuda da tanık oluyoruz.

Okyanus canlılarının birbirinden farkı şekilleri/formları, her birinin kendine has nitelikleri ve  renklerin harmonisinde yüzerek Dori’nin macerasına eşlik ederken Dori’nin “dönüşüm”ü ne kadar güzel anlattığını gözlemledim.


Dönüşüm: görmeyi öğrenmek, varlığımızın (- ve +) tüm yönleri ile olduğu gibi kabullenmek ve varlığımızın kendine has, biricik niteliklerini en verimli şekilde paylaşabilmektir.

Dori; kısa süreli hafızasında sorun yaşadığını ve 10 saniye içerisinde söylediği, yaptığı, düşündüğü herşeyi unuttuğunun bilincinde. Tek unutmadığı şey= herşeyi unuttuğu. İlk adım “farkındalık” ve farkındalığa eşlik eden kabulleniş, teslimiyet. Ardından niyet etmek ve akışa bırakmak, plan yapmaksızın, düşünmeksizin. Sadece niyetiniz doğrultusunda eylemde olmak, kalbinizin ritmi ile; bir olmak = "an" olmak.

 “Planlar ne işe yarar ki, en güzel şeyler tesadüfen olanlardır”

Plan yaparız çünkü herşeyi kontrol altında tutmak isteriz, böylece güvende olduğumuza inandırmışızdır kendimizi. Halbuki nefes aldığın her an güvendesin, seni yaratan senin iyi olmamanı ister mi hiç? Dori’nin zaten plan yapabilme gibi bir şansı yok dolayısıyla her an kalbinin sesini dinliyor ve hemen adım atarak eylemde var oluyor böylelikle bir kapının diğerini açtığını, niyetin yürekten olduğunda bir süreçte yol alarak hedefe ulaştığını görüyoruz, Dori’nin macerasında.


"Daima başka bir yol vardır”

Dori, kendini o kadar iyi biliyor ki ancak kendine rağmen pes etmiyor! Bazen “kusur” olarak nitelendirdiğimiz özelliklerimiz en büyük yardımcımız, şifa kaynağımız olabilirler. Çünkü diğerlerinden farklı olan niteliklerimiz bizi biz yapanlardır. Bu bağlamda kendimizden kaçmak yerine, kendimiz ile buluşmayı tercih ederken (-) yönlerimizi de mercek altına alarak kendimizi (-) (+) kutuplarımızın bütünlüğü içerisinde kabul etmek, yaşamı daima “an” da yaşamımıza destek olur.
Dori de, kısa süreli belleğindeki sorunu, kalbinin sesine kulak vererek cesarete ve umuda dönüştürüyor.
Özellikle karar vermekte güçlük deneyimlediğiniz “an”larda bir durun tam bir nefes alıp verin ve konudan, çevrenizden bir süre uzaklaşarak odağınızı farklı bir yöne çevirin, gerçekten olması gereken, yürekten hissettiğiniz cevap o zaman hemen gelir.


Kurtarma- Rehabilitasyon-Salıverme

Kalbinin izini süren cesur Dori, cesaretin gücü ile parça parça ailesine ve yaşanmışlıklarına dair anılar hatırlamaya başlar. Hatırladıkları onu Kalifornia Deniz Yaşam Enstitüsü’ne kadar getirir.
Burada sürekli kendinen kaçan huysuz ancak bir o kadar da kıvrak bir zekaya sahip Hank adında bir ahtapot ile tanışır, filmin sonlarına doğru izleyeceğiniz üzere; Dori, Hank’in kalıplaşmış işlevsel olmayan düşünce kalıplarını dönüştürerek onun kendisi ile yüzleşmesine ve özündeki bilgeliği uyandırmasına vesile oluyor. Bir de dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer husus; yola çıktığınızda sizi destekleyen birçok varlığın serüveninizin bir bölümüne ortak olacağı ve sizi destekleyeceğidir. İşte asıl “öz”güven budur. Yanınıza sadece kendinizi alarak çıkacağınız yolculuk=’öz’e yolculuk….

Kurtarma: kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Sorun-problem-bir türlü çözemediğinizi düşündüğünüz, hissettiğiniz her ne varsa reddetmek, yok saymak yerine olanı olduğu gibi kabul edin. Kimseyi değiştiremezsiniz, bunu kabul edin. Olaylara, kişilere, durumlara olan bakış açınızı dönüştürmeye niyet edin. Çevrenizde olan herşeyin kendi merceğinizin bir yansıması olduğunu görün. Hislerinize kulak verin, kendinizi dinlemeye ve kendinizi hatırlamaya niyet edin.

Rehabilitasyon: iç sesininiz ile iletişime geçin. Özünüzdeki sesi rahat dinleyebilmek için kendinize sessizlik zamanları hediye edin. Bugüne değin, kendinize dair oluşturduğunuz tüm inanç kalıplarını yok sayın, içinizde yakın bu inançları.Kendinizi keşif yolcuğuna çıkın, yeni birşey öğrenmiyorsunuz sadece kendinizi hatırlıyorsunuz, kaybolduğunuzu hissettiğinizde “korku” duygusunu deneyimlemek yerine “sevgi” duygusunu deneyimlemeyi tercih edin. Kaybolmak, kendi özüne bir adım daha yaklaştığının göstergesidir. Dori olsa ne yapardı? Deniz kabuklarını izlemeye devam ederdi J Siz de yüzmeye devam edin, yaşamaya sadece yaşayın içinizden geldiği gibi, iç sesiniz daima doğru yönü işaret eder. Acı en iyi öğretmendir. Acılarımız bizi dönüştürür. Acılarınızdan kaçmak, onları görmezden gelmek yerine acının içine doğru yürüyün ve sizi dönüştürmesine gerçek benliğinizi hatırlatmasına izin verin.

Salıverme: Şimdi İkinci doğumunuzu gerçekleştirdiniz, tebrikler J Şu an, geriye kalan yaşam “an”larınızı kalbinizin ritmi ile deneyimlemeye hazır mısınız?

Hatırlayın; kaybolduğunuzu hissettiğinizde tek yapmanız gereken şey: en iyi bildiğiniz şeyi yapmaya, “yaşamaya” devam etmek ve kalbinizin sesini dinlemek...

Yüreğinin derinliklerindeki ses, seni gerçek ailenle buluşturur, dinlemeye cesaretin var mı?...



Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com



24 Temmuz 2016 Pazar

“BEN” DEĞİŞECEĞİM DE NE OLACAK?

Dünyada şiddet içeren olaylar bu kadar artmışken, kendi ülkemde, vatanımda sokaklarda her an bir bomba sesi duyacağım endişesi ile yürürken, hayatımızı istatistiksel yönden güçlendirmesi için oluşturduğumuz “ekonomi” adını verdiğimiz sistemi bir canavara dönüştürmüşken, sokakta yürüyen insanlar birbirlerini görmezden gelmek için ellerinden geleni yaparlarken, “ben” kendimi değiştirsem ne olacak söylesene, Vesta?
Yıldız ışığı kadar parlak gözlerini danışanın gözlerinin (gözler ruhun giriş kapılarıdır; gerçekten görebilenler gözlerden tüm ruhun yolculuğunu görürler) ta derinliklerine yönelten Vesta, yüzündeki masum ifade ile tatlı bir şekilde gülümsedi: “lütfen söyler misin; aktardığın bu yaşam deneyimleri sürecinde nasıl hissiyatlar duyumsuyorsun, zihninden hangi düşünceler geçiyor, bedeninde neler oluyor?”
Her an kaygılı hissediyorum. Sürekli olarak endişelerim var. Sanki sonsuz olasılıklar diyarında kendimi kaybetmiş gibiyim. Yaşamdaki rollerim arasında parçalanmış, dağılmış hissediyorum. Belirsizlik de var “ne olacak?, şimdi böyleyse çocuklarımızı daha neler bekliyor?” Yarın televizyonda ve gazetelerde hangi dehşet verici olaya tanık olacağız? İyi bir anne miyim? Gerçekten çocuklarıma yetebiliyor muyum?  Soruları zihnimi tırmalıyor adeta…
Aslında sana özellikle belirtmek istediğim sürekli olarak “yetersiz” hissediyor oluşum. Evet, her ne yaparsam yapayım kendimi yetersiz görüyor ve hissediyorum. Her zaman daha iyisini yapabilirmişim gibi geliyor…
Gerçekte “ben kimim?”, Vesta? Neden bu Dünya adını verdiğimiz gezegende bulunuyorum? Neden bu yaşamı yaşıyorum? İşte bu belirsizlik beni her gün adeta tapınırcasına yaptığım gündelik işlere daha çok bağlanmama sebep oluyor. Çalış, para kazan, arzularını tatmin et, yaşamda üstlendiğin rollerin gereğini yap… Ve ardından gelen yorgunluk hissiyatları…
Sence deliriyor muyum? Bendeki sorun ne olabilir?
Sürekli arıyorum, kendimde kendimi arıyorum ve tek bildiğim çok yorgun olduğum…
Vesta yavaşça gözlerini danışanın bedeni üzerinde gezdirdi: “şu anda burada ‘yorgunluk’ hissini deneyimlemekte misin?
Bilmem pek bir şey hissetmiyorum, sanırım bedensel duyularımın pek farkında değilim.
Pekala kendini “yorgun” hissettiğinde neler yaparsın?
Çay ya da kahve içerim belki bir parça çikolata yerim, televizyon seyrederim.
Vesta derin bir ses tonu ile: içeriden gelen bir hissiyatı, dışarıdaki uyranlar ile gidermeye çalışmanın bugüne değin işlevsel olduğunu sanmıyorum. Bedenin ve zihnin belki de duygularının sana “yorgunluk” sinyali vermesinin nedeni senin kendi merkezine odaklanmanı sağlamaktır. Bir başka deyim ile; dur ve sadece dinlen, biraz uzan, biraz uyu…
Vesta yavaşça ve duru bir biçimde oturduğu zeminden ayrışarak danışanına onunla gelmesini başı ile nazikçe ifade etti ve yeryüzüne köklenen adımlar eşliğinde yeşil ile mavinin seviştiği bahçeye adım attılar.
Vesta: “gökyüzüne bak, ne görüyorsun?” dedi, usulca.
Bulutlar, kuşlar başka birşey yok sanırım. Hava güzel, bilmem daha başka birşey mi görmem gerekiyor?
Vesta, her zamankinden daha derin bir nefes aldı iç dünyasına ve yumuşacık ses tonu  ile ekledi: ‘her an hazır olduğun ile yüzleşirsin. Şu an her ne görüyorsan, görmen gerekeni görmektesin.  Bir an görünen her şey yok olacak ve sadece görenin orada olduğunu fark edeceksin.
Her zaman hatırlamanı isterim ki; ‘Dış dünya, iç dünyanın somut halidir’.  İç dünyamızdaki korku, kaygı, mutluluk, huzur, dinginlik, telaş, endişe her ne ise deneyimlediğimiz dış dünyada bu duygularımların somut formları ile karşılaşırız.
Korkularımız; bilinmeyene yöneliktir. Bilmediğimiz birşeyden dolayı biraz endişe etmek doğaldır. Korkmayı biraz da öğreniyoruz aslına bakarsan; toplum, alien, arkadaşların korkmayı öğretiyor bizlere. Sezgilerimiz ile bağımız çok zayıf ise korku deneyimleri artar. Korku hissettiğinde ilk yapman gereken iç sesin ile bağlantıya geçmektir. İç sesin ile bağlantıya geçtiğinde, korku hissinin sana vermek istediği mesajı algılayabilirsin. Korku hislerinin en temledeki mesajı: şu an düşünmekte olduğun düşüncelerinin ve bugüne değin oluşturduğun inanç sisteminin artık sağlıklı bir şekilde işelevsel olmadığının bir göstergesidir.
Korkular, kaygılar, yorgunluk, yetersizlik, mutluluk, sevgi,aşk ve birçok konu hakkında ilerleyen görüşmelerimizde derinlemesine analizler yapacağız.
Şu an gördüğüm; potansiyelini keşfetmek istiyorsun. Kendine, öz benliğine her yaklaştığında “kaygılı” hissediyorsun ki çünkü bu senin kendin hakkında daha önce bilmediğin birçok veri içeriyor.
Yetersizlik dünya aleminde oluşturulan bir illüzyondur. ‘Sen, bütünü ile tam ve olması gerektiği gibi varoluşunu sürdüren harikulade bir varlıksın.’
Zihninin biraz karıştığını görüyorum, yavaş yavaş tüm parçalar yerine oturacak çünkü meraklı,sorgulayıcı ve en önemlisi kalbin ile temasın devam ediyor, işte bu nedenle “aradığını bulacaksın.”
Öncelikle bu görüşmelerimiz için “niyet” belirlemeni istiyorum. Niyet, eylemleri tezahür ettirir/ gerçekleştirir. İlk adım: ‘niyet’tir. Niyetin doğrultusunda duygular eyleme geçer önce düşüncelerini ardından düşüncelerinin form almasını sağlayan eylemlere dönüşürler.
Niyetin, kalbinden akmalıdır. Yüreğin daima gerçeği söyler. Yapılan son bilimsel araştırmalar dış dünyayı ilk algılayanın kalbimiz olduğunu aktarmaktadır. Kalbimizin kendine ait yaklaşık kırk bin  nöronu ve kendine ait çok gelişmiş bir sisnir sistemi mevcuttur. Dış dünyaya o kadar çok konsantrasyonumuzu yöneltiyoruz ki kalbimizin narin, hassas sesini dinleyemez olduk. Niyetini, ne istediğini-nereye varmak istediğini netleştirmemiz önemli. Çok fazla zihinsel dişlerinle çiğnemeden, yüreğine odaklanarak niyetini belirmeni istiyorum, olur mu?
Niyetim şudur ki; gerçek benliğim ile bütünleşmeyed tam anlamıyla her yönümle değişmeye niyet ediyorum.
“Gerçek benliğim ile bütünleşmeye” niyet ediyorum buraya kadar gerçekçi ancak görüşmemizin en başında : “Ben değişeceğim de ne olacak söyesene, Vesta?” dediğini hatırlıyorum şimdi ise: “her yönün ile değişmeye niyet ediyoum” dediğini işitmekteyim.
Burada değişim & dönüşüm kavramlarından bahsetmemiz yerinde olacak gibi görünüyor. Sözcükleri nasıl kullandığımız çok önemlidir. Çünkü herşey gibi sözcüklerde canlıdır ve yaratım gücüne sahiptirler. Her söz bir büyüdür, anlayacağın…
Değişim dediğimizde; yapmakta olduğumuz şeyleri bırakarak farklı bir yönde başka birşey yapmaya başlamayı algılarız. Bu yol işe yaramadı, başka bir yol deneyeyim dediğimizde; durur gitmekte olduğumuz yoldan vazgeçer ve farklı bir yoldan ilerlemeyi sürdürürüz bu bize gelişim sağlar, farkındalığımız artar. Dönüşüm ise; tamamiyle olanı olduğu gibi kabul ederek, tüm yönlerimizi keşfetmeyi içerir; artısı ve eksisi ile birlikte. Varoluşumuzu olduğu gibi öğrenmemizi içerir ki bu da büyümeyi sağlar.
Şimdi senden bir kez daha niyetini yüksek sesle tekrar etmeni istiyorum.
Niyetim: “gerçek benliğim ile bütünleşmeye ve tam anlamıyla her yönümle dönüşmeye niyet ediyorum.”
Muhteşem şimdi derin bir nefes al ve iş sesin ile niyetini benim gözlerimin içine bakarak birkaç kez iç sesin ile tekrar et lütfen.
Bu niyetin doğrultusunda yolculuğumuza “öz”e yolculuğa başlıyoruz. Yol boyunca verdiğin yanıtları dinlemene destek olma ve niyetin doğrultusunda ilerlemeni sağlayacak soruları sormak böylece iç sesin ile yeniden bağ kurabilmen niyeti ile şimdi ve burada gözlemci zaman zaman da şahit konumunda var olacağım. 
Bugünlük görüşmemize burada bir virgule koyuyorum haftaya görüşmemize değin, niyetini aklına geldikçe farklı ortamlarda ister sesli ister sessiz tekrar etmeni ve bedeninde duyumsadığın hissiyatlara kulak vermeni olabildiğince dinlemeni istiyorum.
Sevgiyle kal…

Devam edecek…

                                                                                             VESTA77
info@vestaakademi.com

15 Mayıs 2016 Pazar

Kızıl Ateş Maymunu = Dönüşümün Gücü

2016 yılının "5" aynı geride bırakmışken, yılın geri kalan süpriz günlerine dair minik ipuçlarının sizlere rehberlik etmesini ister misini?

3 Aralık 2015 tarihinde her yıl olduğu gibi Gahl Sasson ın Cihangir Yoga İstinye de düzenlemiş olduğu "2016 Yılı Astrolojisi/ Dönüşüm Yolculuğuna Hazırlanın" workshop'una katılmıştım. Uzun zaman oldu bir türlü derleyip toparlayıp yazamadım. Kısaca 2016 yılının geri kalanına dair kısa mesajlar vermek istiyorum:

* 2016 yılı; büyük bir dönüşüm yılı. Bu yıl, tüm tezahür ettirdiğiniz eylemler bundan sonraki 10 yılınızı etkiliyor olacak. Evet yanlış duymadınız, bundan sonraki 10 yıl boyunca deneyimleyeceğiniz herşey şu an toprağa ekmekte olduklarınıza bağlı. 

Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Bu yıl ektiklerinize özellikle dikkat edininiz!!!

Bu yılın sözü: "Gerçek irade olduğunda daima bir yol vardır."

*  2016 yılı tam anlamıyla; "Ben kimim?      Dünya gezegeninde neden var oluyorum? sorularının
yanıtları için kendi içsel yolculuğunuza çıkabileceğiniz kendinizi baştan yaratabileceğiniz bir yıl. Kim sizi durdurabilir ki? Sizi bu yıl sadece siz durdurabilirsiniz. Hedeflerinizi belirleyin, geç kalmadınız Mars gezegeni geri hareketini gerçekleştirirken zaten şu an herşey 1. viteste ilerlerken kalben niyet ettiğiniz herşeyi gözden geçirme ve "öz" sesinizin izini sürerek hedef belirleme zamanı !

* 2+0+1+6= 9 Bu yılın rakamı :"9" . Dünya gezegenindeki en büyük rakam ve bir o kadar da sihirli bir rakam. 9 rakamı simya ile ilgilidir. Bu nedenle bu yıl dönüşüm yılı olarak nitelendirilmektedir. Aynı zamanda, "9" rakamı, kehanet, astral boyut, Tanrı'nın sırrı ile de ilişkilendirilen bir rakam olma niteliğini taşımaktadır. 
Öyle ki; şimdi "9" rakamı ile çarpım işlemi yaptığınızda "9" rakamının o sayının enerjisini öldürdüğünü, değiştirdiğini görürsünüz. Ve herhang bir sayıya "9" rakamını eklediğinizde tekrar o sayının yaşama geri geldiğini fark edersiniz. İşte bu sebeple; "9" rakamının öldürme ve yeniden canlandırma özelliği bulunmaktadır. 

* 2016 yılının enerjisi: yaratıcılık ve merak. Bu yıl "ilham" yılı. Herhangi bir yerde (otobüsta, uçakta, yolda yürürken, koşarken aklınıza bir fikir gelirse bunu hemen bir yere not edin ve değerlendirin. Çünkü ilham perileri bu yıl her zamankinden daha fazla bizlerle..

*2016 yılı: kızıl maymunun yılı. Maymun hayvanını nasıl bilirsiniz? 
Enerjik, fazla hareketli, muzip, şakacı, cinsel enerjisi yüksek, zeki, alternatif bakış açıları yaratabilen...Bu yıl çok fazla "ciddi" olmamakta yarar var yoksa zorlanabilirsiniz. Tıpkı bir maymun gibi bir yol işlevsel değilse, farklı bir yol denemeyi tercih edin tabi ki kalbinizin rehberliğinde!!!

*2016 yılında "cesur" olun ve tamamen kendi kişisel çabanız ile yürekten emek vererek gerçekleştirmek istediklerinizi yaşama kazandırın. Hatta Gahl şöyle diyor: "Bu yıl Tanrı ya dua etmek yerine kendine dua et!" :) 

*2016 yılının rengi: KIRMIZI.  Üzerinizde kırmızı bir aksesuar bulundurmaya özen göstermek size iyi gelecektir. 

Form, boşluk; boşluk formdur

Yeni bir yaratım ortaya koyabilmeniz için önce "boşluk" oluşturun. Sonrasında niyet edin. En önemli aşama "niyet" aşaması. Çünkü her zihninizden geçen gerçekleşiyor, farkında mısınız? 

"Cinsel enerjinin " bir başka deyim ile "yaşam enerjimiz"in çok yüksek seviyede olacağı bir yıl deneyimliyoruz, yaşam enerjimizi kendi dönüşümümüz için kullanmaya niyet edelim. 

Astroloji bir yaşam bilimdir. Bütün bir varlığın tüm kainatla uyumu ve sağlıklı olma hali üzerine sembolik bir dil kullanmaktadır. Bir insan varlığı Dünya gezegenine merhaba dediği an gökyüzündeki gezegenlerin konumu, bu gezegenlerin birbiri ile olan etkileşimi o insan varlığının değiştirilemez ancak dönüştürülebilir ruhunun bir portresini bizlere sunmaktadır bu bağlamda doğum haritası, psişenin fotoğrafıdır.

Bütün, parçaların toplamından fazladır

Günümüz insanın yanılgıya düştüğü üzere Güneş gezegenin bulunduğu burç "sizin kim olduğunuzun" göstergesi olamaz. Tüm burçlar doğum haritanızda belirli yaşam alanlarınızda (evler) konumlanmıştır ve ancak doğum haritasındaki tüm veriler analiz edildiğinde sağlıklı veriler elde edilinebilir. Burç olarak tabir edilen semboller her birimizde var olan "psikolojik süreçler"dir. Bu yıl doğum haritanızdaki bulundukları yere göre değerlendirebileceğiniz bazı ipuçları aşağıda yer alıyor. Sadece Güneş gezegeninin yer aldığı burcunuza göre değerlendirmek yerine Örneğin "koç" burcu 10. evinizde yer alıyor olabilir. 10. ev; kariyer ile ilişkilendirilir. Aşağıdaki ipucuna göre; " 2016 yılında iş yaşamında koyun sürüsünden ayrıl ve kendin ol, iş yaşamına katkı sağlayabileceğini düşündüğün projeler için araştırma yap, seyahat et ve deneyimlerini, birikimlerini paylaş" gibi değerlendrimek bütüncül bir yorum sağlayacaktır. 




Koç: şimdi "özgün ol" ma zamanı;  gez-öğren-öğret-paylaş

Boğaşimdi "varoluş potansiyelini keşfet" me zamanı; gölge yönlerin ile yüzleş ve dönüşümünü gerçekleştir.

İkizler: şimdi "yeniliğe yer aç" ma zamanı; kendini sevmeye ve sevilmeye yönelik özgürleştir.

Yengeç: şimdi "yaşam formunu dönüştür"me zamanı; özündeki şifa ile buluş.

Arslan: şimdi "yaratıcılığını besle", sevgiye kendini aç-yenilikler üret-kendin ile buluş.

Başak: şimdi "fiziksel bedenini dönüştür"me zamanı--aile içi iletişimini güçlendir.

Terazi: şimdi "fiziksel-zihinsel-duygusal-ruhsal boyutta detoks" zamanı; meditasyon serüveninde derinleş.

Akrep: şimdi "öz"ünü keşfet" me zamanı; yeteneklerinin farkında ol--çok değerli olduğunu fark et.

Yay: şimdi "büyüme" zamanı; "öz"ünün rehberliğinde Dünya daki misyonunu gerçekleştir.

Oğlak: şimdi "özgürleşme" zamanı; bırakmak istediklerini tümüyle benliğinden özgürleştir--özgün ol.

Kova: şimdi "öz"ünle bağ kurma zamanı--özel yeteneklerini kullan-tutklu ol.

Balık: şimdi "temas" etme zamanı; ilişkilerinle dönüşümünü gerçekleştir.

Hiç şüphesiz ki; astroloji bilimi bir insan varlığının ruhsal eğilimini görmek, kişinin özündeki yaratıcı potansiyeli uyandırmak ve gerçekte kim olduğunu hatırlaması yönünde hangi hususları çözümlemesi, aydınlatması gerektiğinde dair bir yol haritasıdır.

Dönüşümün Gücü Adına 2016 ! :)))


Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu




24 Nisan 2016 Pazar

AYNA AYNA SÖYLE BANA : "BENDEN DAHA GÜZELİ VAR MI BU DÜNYADA?"

"Ayna" ya baktığınızda ne görüyorsunuz? Ayna, size neyi gösteriyor?
Hergün belki birçok kez, aynaya bakarız kendimizi daha iyi görebilmek daha iyi hissedebilmek için?
Peki, aynalar bizlere gerçekte var olanı mı gösteriyorlar? Yoksa, zihnimizdeki bizi mi gösteriyorlar?
Düşüncelerimiz; capcanlı enerjilerdir.
Hz. Mevlana'nın dediği gibi; "Gül düşünürsen güllük, diken düşünürsen dikenlik olursun."
Düşüncelerimiz, yaşamımızı oluşturmaktadır. Nasıl düşünürseniz, birebir düşündüklerinizi yaşarsınız.

Şimdi düşünün ki; elinizde sihirli bir ayna var ve gelecekte olacakları size gösteriyor.
Bu ayna ya ilk yönelteceğiniz soru ne olurdu? İlk aklınıza (60 saniye) gelen her zaman en doğru olandır. Öğrenmek istediğiniz her ne ise, şu anda onu yarattığınızı farkında mısınız? Çünkü yaşamın bütünü "şu an" da tezahür etmektedir/ oluşmaktadır. Geçmiş-şimdi-gelecek; hepsi "şu an" da oluyor, farkında mısınız? :)

Gelecek hakkında gerçek bilgileri sunan sihirli aynaya bir soru yönelttiniz aslında cevap sorunuzun içerinde saklı. Bulabildiniz mi?

Sihirli ayna; bugüne kadar Dünyadaki en güzel kişinin siz olduğunu söylüyordu ancak, şimdi diyor ki: "gelecekte dünyaya gelecek olan yeğenin (kız kardeşinin çocuğu) büyüdüğünde senden daha güzel olacak? "Bu durumda ne yaparsınız? 

Yapımcılığını Joe Roth'un üstlendiği The Huntsman Winter's War (Avcı: Kış Savaşı) filminin kötü kalpli kraliçesi Ravenna (Charlize Theron) kız kardeşi Freya (Emily Blunt)'nın bebeğinin ölmesi için uygun şart ve koşulları yarattı, siz ne yapmayı tercih etmiştiniz? :)

Güzellik; kainatta herşeyde olduğu gibi içten dışa doğru yansıyan bir olgu. İç dünyası güzelliklerle oluşmuş bir insan varlığının dış dünyaya yansıyan yüzünün güzel olmaması Dünyaya sunduğu meziyetlerinin güzellkleri oluşturmaması mümkün değildir.  
Ancak "Avcı: Kış Savaşı'ındaki filmimizde kraliçe Ravenna için güzellik=güç anlamına gelmektedir. Günümüzde de insan varlığı olarak; herşey" olmaya çalıştıkça: "iyi anne, iyi eş, iyi baba, iyi yönetici, iyi işveren, iyi çalışan, vb." sadece "zihin" boyutunda var olmaya çalışan "duygu"ları deneyimleyen bedene ve zihne "dur" der olmadık mı? 
gelmektedir.
Yaşamında "duygu"lara yer vermeyen Ravenna için tek bir gerçeklik vardır: "sahip olmak", materyal formda herşeye "sahip" olmak; günümüz insan varlıkları da yavaş yavaş bu forma doğru hızla ilerlemektedirler. "
Duygularımız ifade bulmadıkça, zihin boyutunda daha fazla var olmaya başlıyoruz bu da bize "kaygılar, korkular, üzüntüler, sıkıntılar, problemler, sorunlar, vb." başlıklı faturalar halinde geri dönüyor. 
Zihinsel boyuttan ayrışmanın en güzel ve en işlevsel yöntemi: "YAVAŞLA" maktır. 
Beden yavaşladığında, zihninizin de yavaşladığını, berraklaştığını görecek ve algılayacaksınız. İşten eve, evden işe koşuşturmalarınız son bulacak. Kalbinizin ritmini dinleyebilmenin, soluk alışverişinizin dokusunu hissedebilmenin ne olduğunu idrak edeceksiniz.

Filmimize geri dönecek olursak; Ravenna kendi gölge yönlerinin izinden gitmeyi tercih ederek kız kardeşi Freya nın bebeğini ölümüne vesile olduktan sonra , Freya nın özündeki gücün olumsuz yönü uyanır ve dokunduğu herşeyi buza dönüştürmeye başlar. Ve Buz Kraliçesi olarak kendine Kuzey topraklarında bir krallık kurar. Krallığına civar topraklardan topladığı küçük çocukları avcıları olmak üzere eğitilip, güçlenmelerine yönelik çalışmalarını sürdürürken, duygularını olabildiğinde iç dünyasının derinliklerine gömer. O da, ablası Ravenna gibi; "sevgi ve aşk" ın olmadığı sadece düşünsel maddi gücün hakim olduğu bir varlığa dönüşmüştür. 

Her birimiz çok güçlüyüz, bir insan varlığı olarak: "sevgi" ile dönüştürebilme gücüne sahibiz. Ancak gücümüzü nasıl ve ne şekilde kullanacağımız bizim irademize bağlıdır. Sevgi; kainattaki en yüksek dalga frekans hızına sahip enerjidir. Gücün öz kaynağı, herşeyin öz kaynağı olan "sevgi"dir.

Filmin ilerleyen sahnelerinde kötü kalpli kraliçe Ravenna nın sihirli aynasının ortadan kaybolmasını ve kız kardeşi Freya nın aynayı bulabilmek adına verdiği çetin mücadeleyi, bu mücadelenin tam ortasındaki "aşk"ın gücüne; Sara (Jessica Chastain) ile Eric (Chris Hemsworth)'in sonsuz sevgisinin tezahür eden tüm zorlukmuş, problemmiş, engelmiş gibi görünen herşeyin nasıl da üstesinden geldiğine şahit oluyoruz. 

Ayna, Freya'nın eline geçtiğinde ve Freya'nın aynanın kenarında yazan sihirli sözcükleri söylemesi üzerine aynanın içinden yeniden bedenlenen Ravenna'nın söylediği harikulade bir söz var: "beden sadece bir araçtır; bir süreliğine varlığımı aynanın içinde devam ettirmiştim." Varoluş sonsuzdur, ölüm; yeniden doğumdur. Ölüm dediğimiz olgu sadece bedeni bırakmaktır ve
bir de tabiki tamamlanmış olan her türlü sürecin bırakılmasıdır. Ebedi varlığımız varoluşunu başka formlarda sürdürmeye devam eder. "Beden sadece bir araçtır" cümlesi filmin en iyi özetiydi doğrusu.

Mevcut bedenimizde var oluşumuzu sürdürdüğümüz "yaşam/hayat" adını verdiğimiz oyunda, beden; zihinsel tezahürlerin somut/maddesel formda tezahürlerini sağlamak için sadece bir araçtır. 

Filmin sonunda ne oluyor? Filmi izlemenizi öneririm :) 
Ancak tahmin edeceğiniz üzere, "sonsuza dek mutlu yaşamayı" seçenler "sonsuza dek mutlu yaşıyorlar..."

Siz yaşamınızda hangi duyguların zemininde yaşamayı tercih ediyorsunuz? 

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com




16 Nisan 2016 Cumartesi

KIRMIZI ÇİÇEK

Dün akşam harikulade eşsiz atmosferi ile ayaklarımı yerden kesen, yüreğimi heyecan ile zıp zıplatan bir ormandaydım :) Bu harikulade ormanda bir çocuk ile tanıştım ismi : "Mowgli", en yakın arkadaşı, yol göstericisi ise "Bagheera" adında siyah bir panter idi. Mowgli, ormanda bir kurt sürü ile kendini keşif yolculuğunu sürdürürken eski bir bitmemiş meselenin baş
kahramanı olan bengal kaplanı "Shere Khan" ile yeniden biraraya gelmesi ile "ev"inden ayrılmak durumu ile yüzleşmek durumunda kalan cesur orman çocuğu yüreğinin rehberliğini dinleyerek Özge'nin "inanç"ın "umut"un "cesaret"in ve en önemlisi "öz-sevgi"nin gücünü bir kez daha hatırlamasına vesile oldu...

Rudyard Kipling'in muhteşem çocuk romanının Disney tarafından beyazperdeye uyarlanışı olan "Orman Çocuğu (The Jungle Book)" izlenirken kalbin gücünün bir kez bir kez daha idrak edilmesine vesile olacak en güzel yapıtlardan biri olduğu kanaatindeyim. 


Mowgli (orman çocuğu), babasının bir bengal kaplanı (Shere Khan) tarafından saldırıya uğrayarak ölmesi sonucu ormanda tek başına kalıyor. Ancak her son bir başlangıca gebedir ki; siyah bir panter (Bagheera) masum çocuğu koruma himayesi altına alarak bir kurt sürüsünün arasında büyüme ve gelişimini tamamlaması için yardımcı oluyor. Yaşam döngümüzde de bizleri;  en "zor","sıkıntılı", "sancılı" dönemlerimizde ışığın daima olduğunu hatırlatmak üzere muhakkak bir "insan", "durum", "olay"  yaşam oyunundaki dönüşümümüzü gerçekleştirmemizi destekler ;)
Mowgli (orman çocuğu) kurt sürüsü ve ormandaki diğer canlı varlıklarla günlerini huzur, mutluluk, neşe, keyif ve merak ile geçirmekte olduğu ve gelişim sürecini yavaş yavaş tamamlama evresinde olduğu an, babasının ölümüne vesile olan bengal kaplanı (Shere Khan) yeniden Mowgli'nin yaşam sahnesinde aniden beliriverir. Bu durumda Mowgli artık "büyüme"k durumundadır.
Büyüme; yaşam döngümüze biraz daha farkındalık ile bakmaya başladığımız ardından yavaş yavaş kendi sınırlarımızın bugüne değin bizleri yetiştiren, gelişimimize destek olan kişiler, toplum ve içerisinde soluk aldığımız kültürel atmosfer tarafından oluşturulduğunun farkında olduğumuz "an" başlar. 

Büyümek demek; sorumluluk (varoluşsal sorumluluk) almaktır. Yaşam döngümüzdeki öğrenilmiş, kalıplaşmış sınırların dışarısına çıkmaya cesaret ederek en karanlık yönlerimiz ile yüzleşmek ve olanı olduğu gibi kabul etmektir...

Mowgli'nin dış dünyayı keşif yolculuğunda daima "güven" adımları ile yürüdüğüne dikkatinizi yöneltmenizi istiyorum. Kalbinin ritmi ile eylemde olan her varlık daima "güven"ir. Mowgli'nin karşısına çıkan "yılan", "maymun", "bengal kaplanı"; Mowgli'nin benliğinin karanlık yönlerinin birer temsili idiler. Yılan; "geçmiş"e ve "geleceğe" yönelik faydasız "merak"ı; maymun; "açgözlülüğü"; kaplan ise"hırs, faydasız ego savunma mekanizmalarını temsil ediyordu. Mowgli ise karşılaştığı her güçlükte önce yüreğinin cesareti ile sevgi ile sadece kendi iç sesinin rehberliğinde eylemlerini gerçekleştirirken desteklendiğini görmekteyiz.  Kalbinin ritmi ile "gerçek"i arayan her varlığın desteklendiği gibi...

Korkularımız, biz onları zihnimiz ile beslediğimiz sürece var olurlar. Dünya gezegeninde "korku" duygusunu denyimlememize vesile olacak hiçbirşey yoktur çünkü yaşam yolumuza çıkan herşey bizim öz-sevgide buluşabilmemiz, "ev"e dönebilmemiz için iyileşmemize vesile olan düzeneklerdir.

Bir "inanç" tohumu tüm Dünyayı etkiler. Mowgli'nin yüreğindeki inanç yolunu aydınlattığı gibi aynı zamanda tüm ormanı nasıl dönüştürdüğünü seyrederken; öz-sevgi, inanç, güven suyundan yapılmış çorba her derdi iyileştiren en baş şifa aracıdır, diyeceksiniz. 

Filmin son sahnelerinde Mowgli'nin bengal kaplanı (Shere Khan)
ile karşı karşıya tek başına kaldığı sahnelerde hiçbir zaman pes etmediğine en zor anında "sakin" kalmayı başararak kalbi ile temasını koruyarak zihnini etkin ve ehil kullanabildiğine şahit oluyoruz.

İşte özümüzdeki asıl "kırmızı çiçek" de bu değil mi zaten? İnsan varlığını diğerlerinden ayıran en önemli niteliği; planlama, muhakeme yapma ve geleceği önceden görebilme yeteneği ancak bu yetenek sadece zihin ile yönetildiğinde "kaos" oluşuyor. Çünkü tüm benliğin efendisi "kalp"tir. Son bilimsel araştırmalar göstermekte ki; "tüm vücudu yöneten "beyin" değil. Dış dünyayı önce kalp algılıyor, kalbin kendine ait hücresel bir sinir ağı var ve %60-65 oranındaki sinir hücreleri dış dünyayı önce kalp vasıtası ile algılıyor ardından "beyin"e sinyal gönderiyor. 

Kalbimizin sesini dinlemeye kendimizi bırakırsak olayları önceden sezebilir ve bu "an"da zihinsel süreçlerimiz ile sakin, yavaş ve uyumlu bir biçimde deneyimlemekte olduğumuz sürece etkin yanıtlar verebiliriz. Tıpkı cesur orman çocuğu Mowgli'nin yaptığı gibi eylem gerçekleştirir ve eylem gerçekleştirdiğimizde çevremizdeki her canlının büyümesine yardımcı oluruz...
Öz-sevgiyle çarpan kalbin ritmi ile eylemde olmayı seçen bir zihin tüm Dünya yı dönüştürebilecek güce sahiptir...

Sizin, "kırmızı çiçeğiniz" ile ilişkiniz nasıl? 

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com