3 Aralık 2016 Cumartesi

İKİNCİ ŞANS

*Şans nedir? 
*Kendinizi "şanslı" olarak nitelendirebilmeniz için, neye ihtiyacınız var?
*Mevcut yaşamınızda "şanslı" kadın, "şanslı" erkek olarak nitelendirdiğiniz kimler var? 
*Dünya "şanlı" bir gezegen mi?

Genellikle yaşam döngümüzde "kendi yarattığımız zihinsel imajları" deneyimlediğimizde "ne kadar şanslıyım! Herşey tam da istediğimi gibi oluyor deriz ve yolumuza yüksek bir
motivasyonla, şevkle, aşkla devam ederiz. herşey iyidir, güzeldir, rengarenktir...
Bir de bunun tam tersinin deneyimlendiği senaryolara bakalım: "kendi yarattığınız zihinsel imajların" deneyimlenmemesi halinde, herşey çok kötüdür. Siz ne kadar çaba gösterirseniz gösterin istedikleriniz gerçekleşmiyordur : ne kadar da "şansız" bir insanım ben... :)

Şans; "kendini bil" mektir. Kendi ile buluşmuş, kendini bilen varlık her daim çok şanslıdır. Kendi varoluş potansiyelinin farkında ve bu potansiyeli en yararlı ve en faydalı hallerde nerede, ne zaman, kimlerle kullanabileceğinin farkında olan varlık dengededir, dolasıyı ile çok şanslıdır.

"Kendini bil" menin ilk aşaması: mutlak teslimiyettir. Herşeyin muazzam bir düzen ve denge ahengi ile var olduğuna yürekten inanarak güvenle, aşkla teslim olabilmek. Sonrasında ise gölge yönlerimiz ile yüzleşmek. Her bir varlık "+" ve "-" yönleri ile bir bütündür. "-" yönlerim hiç yok demek bir illüzyon halidir. Her birimizin "-" yönleri vardır. Önemli olan bu "-" yönleri keşfetmeye niyet ederek "+" ve   "-" yönlerin dengelenmesidir. Ben hiç de kıskanç bir insan değilim demek bir illüzyondur. Her insan varlığında "kıskançlık" vardır. Ancak bu niteliğin nasıl değerlendirildiği kişiye özeldir.  Bu niteliği "onda olmasın sadece ben de olsun" deyimi ile diğerine yönelik zarar verme boyutunda kullanmak da mümkün; "benim istediğim yaşam tarzına yakın bir yaşam tarzı var bunu nasıl başarıyor, merak ediyorum" diyerek kıskançlığı merak potansiyeline dönüştürmek de mümkündür. Burada mutlak iradenin ve niyetin gücü önem kazanır. 

Deneyimlediğimiz her olay, her bir ses tınısı, her bir bakış, karşılaştığımız her insan varlığı, zihnimize düşen düşünceler ve duygular, yüreğimizin sesi, tüm hissiyatlarımız bizi bize yakınlaştırmak için var olurlar. Gerçek benliğimizi doğurabilmemiz için. Hiçbir şey şans eseri veya tesadüfen yaşamımızda var olmaz. Herşeyin belirli nedenleri ve bu nedenlerin belirli sonuçları vardır. Tahmin ettiğinizden de öte bir düzeyde birbirimize sımsıkı bağlıyız. Bir insan varlığının neşesi her birimizin neşesi aynı zamanda huzursuzluğu da her birimizin huzursuzluğudur. Birşeyleri dönüştürmek için hep dışarıya bakıyoruz lakin göremiyoruz, hep istiyoruz ki dış koşullar değişsin, karşımızdaki kişi değişsin ve böylece daha"mutlu", daha "huzurlu", daha "şanslı" hissedebileceğimize dair zanlar üretiyoruz zihinlerimizde halbuki kendimiz üzerinde çalışarak dönüştüğümüzde herşeyin de dönüştüğüne şahit oluyoruz hem de Dünya gezegenine sunabileceğimiz en özel ve biricik armağanımızı sunuyoruz KENDİMİZİ tabi ki ÖZ olarak :) 

Daha önce deneyimlediğiniz birtakım olaylar ve sizin bu olaylara yönelik tepkileriniz sonucunda kendinizden uzaklaşmış olabilirsiniz bu süreçte benzer bir olay kapınızı çalar ve siz kapıyı açar hiç de görmek istemediğiniz bir arkadaşınızı kapıda gördüğünüz an gibi hoşnutsuzluk tepkisi verir ve belki de içten içe öfke duygusunu deneyimlersiniz. Ancak bu olay, bu kişi, bu durum bana ne anlatmak istiyor? Mesajı ne olabilir? diye sormaya başladığınızda kapılar bir bir açılıveir. Daha önce yapmak isteyip de yapamadıklarınıza ilişkin kocaman bir şans ayağınıza gelmiştir. Şimdi seçim sizin ya daha önceki deneyiminizdeki gibi yüreğiniz yerine zihninizi dinleyek eyleme geçeceksiniz ya da bu sefer kendi değerleriniz ile bütünleşerek ve kendinizi bilerek şansa kucak mı açacaksınız? 

*Şansın mesajı ne olabilir?
Güven, teslim ol, kalbinin sesine kulak ver, çok değerlisin, çok özelsin, biriciksin... ???????

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi Kurucusu
www.vestaakademi.com






21 Kasım 2016 Pazartesi

"HİÇ OL"...



Her varlık, ölüm-doğum döngüsündeki sonsuz yolculuğunda öz düşünce, öz duygu ve öz eylemlerinden sorumludur. Düşünceleri ve duygularını eylemler ile deneyimler. Her insan varlığı eylemlerinin sonucunu görür ve eylemlerinin tam olarak karşılığı kendisine sunulur. Hiçbir yolcunun yolunu bir diğer yolcu bilemez. Bu nedenle bir varlığın yolu ve kendisi için yapacağınız yorum size aittir. Her bir varlık Yaradanın eşsiz parçasıdır. O varlığın yerini hiçbir varlık dolduramaz dolayısı ile herşey “bir”liğe hizmet eder. Siz diğer bir varlığa acı çektirmeyi düşünüyorsanız. Sorun kendinize: kendi benliğimde neyi tam olarak kabul zeminime taşıyamıyorum ki, bu kadar acı çekiyorum?
Birisini cezalandırmak mı istiyorsunuz? Sorun kendinize: bugüne değin içselleştirerek öğrendiğim doğru’ –‘yanlış kavramları ne kadar gerçekliği yansıtıyor. Kendi benliğimi sürekli olarak cezalandırma arzum ve istediğim nereden kökleniyor ve besleniyor?” 

Her bir varlık bir amaca hizmet eder. Sınırlı bir bilinç yapısı parmağıyla işaret ederek bu yanlış”, “bu doğru” der. “Bu böyle olmalı yoksa başka türlü olamaz der.” Bir nevi “Tanrıcılık” oynar. Bilemez ki belki de “kötü” dediği “iyidir”. Veyahut “iyi” dediği “kötü”dür. Ancak bilmediğini bilmediğininin de farkında değildir.

Şu an pek de hoş olmayan olaylar mı var gündemde?  Ne kadar hoş ve muhteşem, bundan daha iyisi nasıl olabilir? Şimdi Dünya daki canlılar kendi zihin yapıları ile yüzleşiyorlar. Yüzleşme, dönüşümezemin hazırlar. Dönüşüm diyorum değişim değil. Bugüne değin “dili ehil” kullanmadığınız için sürekli değişim peşinde enerjilerinizi boş yere harcadınız. Değişim var olan birşeyi farklı bir şekilde yapmaktır. Hergün koşu eyleminde ormada  bulunuyorsunuz, artık sahil kenarında koşmayı tercih ediyorum. Eylem aynı, eylemin form sahası değişti, bu değişimdir. Veyahut elinizde bir kabak var bu kabağı dolma olarka yada mücher olarka pişirebileceğiniz gibi belki de kabak salatası yapmayı tercih edersiniz, kim bilir? Var olandan farkı formlar üretmek bunun adı değişim”dir. Dönüşüm derken; “büyümek”ten bahsediyorum. Olanı oladuğu gibi kabul ederek, tüm olanların, tüm gördüklerinin, tüm işittiklerinin, tüm hissettiklerinin kendi zihninin bir ürünü olduğunu fark etmek dönüşümün ilk adımıdır. İkinci adım bugüne kadar öğrendiğin, doğru-yanlış etiketlerini bir bir soymaktır bedeninden, zihninden ve duygularından ve en önemlisi yüreğinden ki bu son derece acı” vericidir. Acı olmadan “dönüşüm gerçekleşmez. Acı derken; ah, vah diyerek sürekli sancıyan bir yaradan bahsetmiyorum. Nefsini terbiye etmekten söz ediyorum. Kendine şiddet uygulamaktan özgürleşmek acı vericidir. Çünkü sürekli acı bedeninde “kurban” rolündesin. Sorumluluk alarak tüm varoluş potansiyelin ile bütünleşebilmek için benliğinin karanlık yönleri” ile buluşmak bu karanlıkların özündeki aydınlıkları idrak etmek durumundasın ki bu yol acı verir. İşlevsel olmayan düşünsel, duygusal, eylemsel bütün kılıflarından sıyrılmak ve çıplak kalmak
İşte bunun adı dönüşümdür. Benliğini bütünüyle keşfederek, kim olduğunu hatırlamak.
Bugüne değin bizlere hep “en iyisi ol” denildi. Okulda “başarılı olmak gibi çarpık kavramlar benliğin en derinlerine ilmek ilmek işlendi. “Başarılı ve en iyisi ol, tek ol, bir tane ol” , egosal kendini bilmeyen bir zihnin tezahürleri. 
Dünya adını verdiğimiz gezegende can bulan her bir varlık başarılıdır, bir tanedir, en iyisidir. 
Başarılı olmak için çaba harcamaya, efor sarf etmeye gerek yoktur. Adı üstünde başarılı OLmak Sadece kendin OLduğunda her an her nefesinde başarılı OLduğunu görebilirsin. 

Bunun için; iyice köklenmek gerek—bilmek gerek her ne oluyorsa en muhteşemi oluyor ki bu mutlak teslimiyet ile ÖZgüven büyür.
Yaratıcı potansiyeli ortaya koymak gerek-her eşsiz varlığın gerçekleştirmesi gereken çok özel eylemler var, keşif için zaman ve alan tanımak gerek
İradenin gücü, yolda bir sürü çakıl taşı var. Mutlak irade ÖZe güvenerek Yaratıcı potansiyelini ortaya koyar. 
İşte bir adım sonrası BİZ diyebileğin KALP makamına erişirsin. Kalbim gözü ile gördüğünde, tüm varlıklarının acılarını avuçlarında duyumsadığında işte o an zihnindeki “ikilik” son bulur ve “bir” olursun. Hiç OLmak istersin. 
Herkes BİRŞEY olmak uğruna koşarken sen HİÇ OLMAK için herşeyimi feda ederim dersin

Lao Tzu öğrencileriyle seyahat ediyormuş ve yüzlerce oduncunun ağaçları kestiği bir ormana gelmişler. Oraya büyük bir saray inşa edeceklermiş. Neredeyse tüm orman kesilmiş, ama binlerce dalı olan büyük bir ağaç duruyormuş. Öyle büyükmüş ki gölgesinde on bin kişi oturabilirmiş. Lao Tzu, öğrencilerinden tüm orman kesilmişken bu ağacın henüz neden kesilmediğini öğrenmelerini istemiş.
Öğrenciler gidip odunculara sormuşlar: Bu ağacı neden kesmediniz?
Oduncular yanıtlamışlar: Bu ağaç işe yaramaz. Ondan hiçbir şey yapamazsın, çünkü her dal boğumlu. Hiçbir şey düz değil. Sütun yapamazsın. Mobilya yapamazsın. Yakıt olarak kullanamazsın, çünkü dumanı gözler için çok tehlikeli. Seni kör eder. Bu ağaç hiçbir işe yaramaz. Nedeni bu.
Öğrenciler geri dönmüşler. Lao Tzu gülmüş ve şöyle demiş:
Bu ağaç gibi olun. Bu dünyada ayakta kalmak istiyorsanız, bu ağaç gibi olun. İşe yaramaz. O zaman kimse size zarar vermez. Dümdüz olursanız kesilirsiniz, bir başkasının evinde mobilya olursunuz. Güzel olursanız pazarda satılırsınız, bir eşya olursunuz.
Bu ağaç gibi olun tamamen faydasız. O zaman kimse size zarar veremez. Ve siz büyürsünüz, binlerce insan gölgenizde dinlenebilir.
Lao Tzu’nun mantığı seninkinden çok farklıdır.
O “Sonuncu ol”, der. “Dünyada yokmuşsun gibi ilerle. Bilinmezliğini koru. Birinci olmaya çalışma, rekabet etme, değerini kanıtlamaya çalışma. Gerek yok. Faydasız kal ve hayatın keyfini çıkar. 

Elbette pratik olduğu söylenemez. Ama onu anlarsan derin bir katmanda, derinliklerde onun aslında çok pratik olduğunu göreceksin. Çünkü hayat keyfini çıkarmak, kutlamak içindir, bir fayda olmak için değil. Hayat pazardaki bir eşyadan çok şiir gibidir; bir şiir, bir şarkı, bir dans gibi olmalıdır. 
Lao Tzu der ki: “Çok akıllı olmaya çalışırsan, çok faydalı olmaya çalışırsan kullanılırsın. Çok pratik olmaya çalışırsan, o veya bu şekilde kullanılırsın, çünkü Dünya pratik bir insanı rahat bırakmaz. TÜm bu fikirlerden kurtul. Bir şiir, bir çoşku olmak istersen, faydacıllığı unut. Kendine sadık ol.

Belki de neden bahsettiğimi henüz idrak edemiyor olabilirsin bunun için öz olarak: 

Dışarıda baktığın tecavüzlerin sona ermesini istiyorsan önce kendi içindeki tecavüzcüyü ara ve gör. Sonrasında herşey olması gerektiği gibi mükemmel ve tam



Özge Genlik
Uzman Psikolog-Yoga Eğitmeni
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi Kurucusu

www.vestaakademi.com

16 Kasım 2016 Çarşamba

BUGÜNE DEĞİN BİLDİĞİN ZANNETTİĞİN HERŞEYİ UNUT



Şimdi hayal edin; Dünya çapında başarılarınızla ün salmış usta bir cerrahsınız. Yaşam sürecinizde herşey olmasını istediğiniz gibi ilerliyor. Tedavisini yürüteceğiniz hastalarınızı dahi siz seçiyorsunuz. Modern ve lüks oldukça gösterişli bir eviniz ve arabanız var. Sosyal ilişkileriniz odukça iyi. Şu an nasıl hissediyorsunuz?
Ve bir gece yaptığınız trafik kazası sonucunda yaşamınız adeta alt üst oluyor. Ellerinizdeki sinir ve bağ dokusu onarılamayacak düzeyde hasar alıyor. Bir daha neşter tutamayacaksınız. Yaşamınızın odak noktası olan işinizi bir daha yapamayacağınız gerçeği ile yüzleşmek nasıl hissettiriyor?

Marvel yapımı Dr. Strange; zeki, mesleğinde usta, başarıları ile sürekli takdir toplayan, modern ve lüks bir yaşam biçimi olan, harika bir cerrah Stephen Vincent Strange. Mesleği, yaşa
mının odak noktası, yaşamında tutunduğu tek şey. Bir gece bir "an" da gelişen trafik kazası sonucu her iki elindeki sinir ve bağ dokuları bir daha eskisi gibi olamayacak bir biçimde yaralanır. Dr. Strange ın yaşamının altının üstüne geldiği an kendine yaklaşması için muazzam bir dönüm noktasıdır. Ancak filmdeki karakterin verdiği tepki gibi biz insan varlıkları da başımıza gelen iyi şeylere pek şükretmez ancak canımızı acıtan birşey meydana geldiğinde de hüsrana kapılıp veryansın etmeye pek bir meyilliyizdir, değil mi? Halbuki "iyi"/ "kötü" zihnin bir yanılsamasıdır. Başımıza gelen herşey bizi büyümeye davet eden tetikleyici bir faktördür sadece. Bu yaşamsal büyüme olaylarını "iyi/kötü" olarak değerlendiren sınırlı zihin yapısıdır. Zihnini aşan birey, herşeye yönelik minnettarlık duyar ve bilir ki her ne meydana geliyorsa, en hayırlısıdır.

Bugüne değin sana kim olduğun ile ilgili ebeveynlerin, akrabaların, dostların, öğretmenlerin, iş arakdaşların, sosyal çevrendeki herkes birşeyler söyledi. Halbuki onlar sadece kendi özlerindeki parçadan bir yansıtma yapmaktalar. Bir insan varlığı özünde olmayan birşeyi dışarı veremez. Dolayısı ile çevrendekilerin sözleri kendi algılarından bir başka deyim ile kendi bilinç düzeylerinden geliyor...
Gerçekte kim olduğunu görmek için bugüne değin bildiğini zannettiğin herşeyi silmen gerekir. 
Kendi ruhunu, kendi bedenini, kendi zihnini tanımaya niyet etmek bu yolculuğun ilk adımı. 
Bizler kendimizi bilme yolculuğuna başlamaya niyet etmezsek, yaşam döngüsü bir zaman diliminde bizleri , yolculuğa pek de hazır olmadığımızı düşündüğümüz, kendimizi ilüzyon dünyasında zihin odaklı bir yaşam deneyimine hapsetmişken, başlatıverir kendimizi bilme serüvenimizi :)

HER "NE"YE SIKI SIKI BAĞLI İSENİZ ONDAN VAZGEÇMEK ZORUNDA KALIRSINIZ

Dünya gezegenine tek başınıza geldiniz ve bu gezegenden yine tek başınıza ayrılacaksınız. 
Yalnız olmak mutlak suretle hiçbir zaman evresinde mümkün değildir. 
Vücudunuzdaki milyarlarca organizma ile varoluşunuzu sürdürürken "yalnız"ım demek biraz ironik olsa gerek??? 
Sadece "tek başınalık" deneyimleri her zaman deneyime açıktır. 
Genellikle en fazla tutunduklarınız ile sınanır ve "kendinizi bilme" serüvenine başlarsınız. 
Ben asla ..........................   olmazsa yaşamımı sürdüremem, dediğiniz her ne varsa belki diliniz söylemese de zihniniz söylüyordur dolayısı ile burası sizin sınav olacağınız ilk bölümdür. 
İkinci bölümde ise; bu yaşamımda en çok gerçeklerştirmek istediğim/olmak istediğim....................................................................................; buradan yaşam sınavınız gelir. 
Eğer herşey kusursuz su gibi akışkan ise aslına bakarsanız bu sizin kendinize varacağınız yol değildir. Kendinize varacağınız yol biraz dikenliktir "acı" deneyimletir. Eğer gerçekleştirmek istediğiniz şey uğruna "acı" deneyimliyorsanız bu sizi, size tanıştıracak yoldur. Acılarınız ile bütünleşin ve "bir" olun. Ancak bu şekilde gölge ve ışık yönlerimizi bütünleştirerek "bir" oluruz. Ve gerçekten bu Dünya gezegeninde nasıl var olduğumuzu idrak edebiliriz. 


KAZALARIMIZI BİZLER YARATIRIZ

Evet kulağa pek hoş gelmiyor. Hatta ben kendi canıma neden, niçin kast edeyim ki, deli miyim ben? Dediğinizi duyar gibi oldum. Kazalarda yara alan, zedelenen beden bölgelerinin bize anlatmak istedikleri mesajlar vardır. Çok fazla anlamın yüklü olduğu, enerji blokajları oluşmuş beden uzuvları genellikle yara alırlar. Bedenin bilge dilini dinlemek gerekir, her an bedeniniz sizin ile iletişim halinde, dinlemeyi tercih ediyor musunuz? Eğer bedenin bilgeliğini sürekli olarak göz ardı etmeyi tercih ederseniz süreki bastırılan görmezden gelinen enerji sonunda kendisini büyük bir olay ile tezahür ettirir ki ; DURUN ve DİNLEmeyi öğrenin diye...

Dr. Strange'in ellerinden yara alması hiç de tesadüfi değil, anlayacağımız üzere :) 
Ellerimiz bedenimizin en önemli uzuvlarından birisidir. Düşünsenize bir gün içerisinde ne kadar çok kullanıyoruz ellerimizi. Ayrıca elerimiz doğrudan kalp (anahata) çakramız (enerji girdabımız) ile bağlantı halindedir. Bu bağlamda şifa parmaklarımızın ucundadır :) Kalp enerji merkezi açık bir insan varlığı ellerinden şifa verme yeteneğine sahiptir. Dr. Strange de parmaklarının sihirli hünerlerini akılcı bir şekilde kullanarak ile hastalarını yaşama döndüren  işinde oldukça başarılı bir cerrah iken bir gecede ellerini kullamaz hale gelir. 
Kahramanımız hemen ellerinin eskisi gibi olabilmesi için arayışa koyulur. Bu arayış onu Tibet'e uzanan bir yolculuğa davet eder. Kamar-Taj da, "kadim kişi" adı verilen bir bilge ile tanışır. Ancak zihnine sıkı sıkıya bağlı olduğundan, kadim kişinin söyledikleri Dr. Strange'e masal gibi gelmektedir.
"ben çakralara, enerjiye inanmam, böyle şeyler çok şaçma" şeklinde düşünen Dr. Strange, Kadim kişinin, egosunu bir zırh gibi kullanan çok bilmiş cerrahımızın fiziksel bedeni ile astral bedenini birbirinden ayırması ile birlikte Dr. Strange ın olasılıklara yönelik algısı boyutu genişler. 

ÖĞRET BANA


Gördüğümüz et-kemik-sinirler-bağ dokulardan oluşan bedenimizin hemen bir üst katmanında eterik beden dediğimiz astral bedenimiz var olur. Bugün bizlerin "hastalık" olarak nitelendirdiği "dengede olmama" dolayısı ile "uyum" sağlayamama hali eterik beden katmanındaki nadi adını verdiğimiz enerjinin aktığı damarlarımıza oluşan blokajların bir sonucudur. Bu blokaj özümüzü dinlemediğimiz için öncelikle bilgelik bedenimizde ardından duygusal bedenimizde sonrasında zihinsel bedenimizde oluşur ve zihnimizde yarattıklarımız eterik bedende tıkanıklara yol açar en sonunda yeterince beslenemeyen organlarımız bize sinyal gönderir: doğru olmayan, yolunda gitmeyen bazı şeyler var" biçiminde bizlere seslenirler...
Şu an mevcut düzenekte o kadar çok zihinsel boyutta var ediyoruz ki kendimizi bu ned
enden ötürü; yukarıda sadece gerçekliğin çok kısa bir bölümünü aktardığım bölüm bile birçoğunuza masal gibi geliyor eminim. 
"Her zihin eğitilebilir ve ruhsal mertebenin en yüksek seviyelerine ulaşabilir" demiştir üstat Patanjali.
İstiskarar sebat, azim, kararlılık, ölçülü olmak ve şiddetten kaçınarak her türlü beceri geliştiriebilir. Çünkü yeni birşey öğrenmiyoruz sadece hatırlıyoruz dolayısı ile düzenli uygulamalar sonucu var olan bilgi açılacaktır. Dr. Strange, ruhsal eğitiminin başlarında oldukça yeteneksiz gibi görünse de asla yılmadı azimle devam etti ve bu yoldaki en önemli unsurları İNANÇ ve CESARET i oldukça iyi vurgulamakta. Cesaret kalpten gelir gerçekten özgüvenli (öz'e güvenen) bir varlık "bir"lik bilincinde titreştiğinden cesaretli ve inançlıdır. Dr. Strange de sonunda özündeki potansiyeli sergilemeyi başarıyor. 

DAİMA BAŞKA BİR YOL MEVCUT

Bir işi icra etmenin binbir tane yolu vardır. Dr. Strange, elleri ile varoluşa destek olurken; geçirdiği kazadan sonra kalbininin sesini dinleyerek ve inancın gücü ile yürüyerek şimdi Dünya gezegeninin varoluşuna destek olmakta. Niyet ettiğimiz şeyi gerçekleştirmenin birden fazla yolu var, belki de seçtiğiniz yol size uygun değildir, bilincin ufku genişlediğinde yeni olasılıkları görmeye başlarız. 


Özünüzdeki sonsuz potansiyeli ortaya çıkarmaya niyet etmeniz dileğiyle...
Daha başka neler mümkün olabilir? 


Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com









10 Kasım 2016 Perşembe

ARA VE BUL

Gerçekten "neyi" arıyorsunuz? 
Zaman zaman her insan varlığı düşünür: "Bu Dünya gezegenine  neden geldim?" uzun uzun düşünmese bile en azından yaşam sürecinde bir an buna benzer bir varoluş sorusu zihninde belirmiş olsa gerek. Çoğunlukla yoğun "acı" deneyimleri sürecinde ya da bu sürecin hemen ardından düşünmeye başlarız, "ben kimim? burada ne işim var? gerçekten ne istiyorum? Neye ihtiyacım var? vb. "Acı" lar en iyi öğretmenlerimizdir bize bizi hatırlatan ve dönüşümümüzü gerçekleştirmemize vesile olan. 

Dan Brown un "Inferno (Cehennem)" kitabının Ron Howard'ın merceğinden beyazperdeye uyarlanışını film eleştirmenleri tarafından; her ne kadar serinin diğer iki filmi olan Da Vinci'nin Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kadar etkileyici ve başarılı bulunmamış olsa da filmde işlenen temaların benliğimizi sorgulama sürecine yönlendirirsek oldukça başarılı oluruz. 

Dünyanın en büyük sorunu nedir? Kendinize sorun ve yanıtlayın lütfen. 
Sizce bu sorun nasıl çözümlenebilir? 

Filmde yer alan Bertrand Zobrist için "insanlık" bir hastalık ve tedavisi de "cehennem".
Başarılı bio-mühendis, çok büyük bir sorumluluk alarak bu hastalığa bir son vermeye niyet ediyor. Ona göre çözüm Dünya nüfusunu yarıya indirgeyecek bir virüsün yayılması. Ve simgeler, semboller ile şifrelenmiş bir plan oluşturarak kendi canından vazgeçme pahasına eyleme geçiyor. Kendisinin tezine göre; biri eyleme geçmeli yoksa herşey olduğu gibi kalır. Burada bir insanın inancının gücünü gözlemliyoruz. Bir insan varlığı yürekten inandığı herşeye için çaba gösterir ve tüm sonuçların sorumluluğunu üstlenir.

Siz neye yüreğinizle inanıyorsunuz? Ve bu inancınız için neyi/neleri eyleme geçiriyorsunuz? 
Hatırlayın ki; sözcükler yaratıcı potansiyele sahiptir. Sözün gücü ile eyleme geçeriz ve varoluş daima eylemi alkışlar. 

Dünyanın en büyük sorununu bulabildiniz mi? 

Dünya gezegeninin hiçbir sorunu bulunmamaktadır. Herşey olması gerektiği gibi olmaktadır. Burada "sorun" bir algı yanılsamasıdır. Dünya hayatının "sonlu/kısıtlı/belirli bir sürede son bulacağına" inanan insan varlıkları her an zihinsel düzeyde kaos yaratmakta zihinsel düzeyde yaratılan kaos bedensel düzeyde kazalar, hastalıklar vb. olarak deneyimlenmektedir.  Buradan anlamlandırabileceğiniz üzere; cehennem ve cennet bir bilinç boyutudur. Bizler iç dünyamızda düşüncelerimiz ve duygularımız vasıtası ile nasıl bir yer yaratıyorsak gerçek Dünya zemininde bunu deneyimleriz. Evet çok da doğru gitmeyen birşey var ise Zobrist in düşündüğü gibi o da; insan varlıklarının sürekli olarak DIŞARIYI DEĞİŞTİRMEK YÖNÜNDEKİ BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN ARZULARI VE İSTEKLERİDİR. Filmde gördüğümüz üzere Zobrist de dışarıdan bir faktörün tüm çare olduğuna inanmıştır. 
İNANÇ VE NİYET en değerli DÖNÜŞÜM araçlarıdır. Ancak bu inancı ve niyeti KENDİ "ÖZ"ümüze ulaşmak için kullanırsak nasıl olur acaba? 

Kendi algısının bir illüzyon olduğunu fark eden birey aydınlanma sürecinin başlangıcındadır. İkinci adım bugüne kadar öğrenmiş ve beynine kaydetmiş olduğu tüm kayıtları silmesi olacaktır. Üçüncü adım ise sadece kalbinin rehberliğinde ilerlemeye niyet etmektir. Tabi ki bu süreç o kadar kolay değildir. Hele ki bugüne değin öğrenmiş olduğunuz herşeyden vazgeçmek, hiç de kolay değil. Bu süreç "acı" içerir. Ateşin içerisinden geçtiğimizde bir başka deyim ile cehennem de yandıktan sonra cennette var olabilir ki bu bir bilinç dönüşümüdür. Kendi bedenimizi bütünü ile değiştirebiliriz,  sosyal çevremizi-arkadaş çevremizi, işimizi, mesleğimizi herşeyi değiştirebiliriz. Ancak yine biz "biz"izidir. Sonuçta görüntü değişmiş ancak içerik aynıdır. İçerik ancak dönüşebilir tıpkı bir odunun ateşte yanarak küle dönüşmesi gibi...

ARA ve BUL 

İnsan varlığı neyi arıyorsa sonunda onu bulacaktır. Siz neyi arıyorsunuz? 

Filmde ise Zobrist in oluşturduğu planı çözmek simgebilimci  karizmatik profesörümüz Robert Langdon'a bahşediliyor. Langon'ın Flosanra-Venedik-İstanbul üçgenindeki macerasını izlerken başına ne gelirse gelsin hedeflediği yoldan ayrılmamanın, her ne kadar yavaş gidersek gidelim yoldan sapmadığımız sürece başarılı olacağımızı gözlemlemekteyiz. Süreç, sonuçtan her zaman daha değerlidir. Langdon ın usta zekası şifreleri bir bir çözerken bir sonraki adımın belirmesi bizlere şunu hatırlatsın: bir adım atmadan diğer olasılıkları bilemezsin. Bazılarımız sürekli hedef belirler ancak eyleme geçecek motivasyonu bulmakta güçlük çeker. Sonra da istediğim hiçbirşey olmuyor diye hayıflanır durur. Bir adım, çok şey değiştirir. Herşey bir niyet ve bir adım ile başlar. En uzun yolculukların da bir adım ile başladığı gibi...

İZİN VERMEK 

Olaylar bazen çok karışabilir, karmakarışık bir kaosun içerisinde olduğumuzu hissedebiliriz. Böyle anlarda yapmamız gereken: MESAFE ALMAKtır. Ve evrenin zamanına sonrasında Dünya gezegeninin zamanına saygı duymak gerekir. Süreki birşeyin üzerine yoğun çaba, enerji sarf etmek çözüm üretmez aksine olacak olanı geciktirebilir. Halbuki gereken çabayı gösterdikten sonra biraz mesafe almak en güzelidir. En lezzetli çay iyi bir biçimde demlenmiş olanıdır değil mi? 

Öncelikle anahtarı bulmaya niyet edin. İşaretleri takip edin anahtarı bulduğunuz an, yerine yerleştirin, çevirin ve öz potansiyelinizi tüm evren ile buluşmasına izin verin. 
Kendinize verebileceğiniz en büyük armağan "kendinizsiniz"
Kendiniz ile buluşmayı arıyorsanız inanın ki bir an bulacaksınız...

Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com







4 Eylül 2016 Pazar

DENİZ KABUKLARINI TAKİP ET...


Kayıp Balık Nemo; travmaların dönüştürücü etkisini bizlere hatırlatmıştı, derinlemesine okumak için:  http://oozgegenlik.blogspot.com.tr/2013/04/sansli-yuzgec.html /linkini takip edebilirsiniz.



Kayıp Balık Dori nin ana mesajı ise: yaralarınızı şifaya dönüştürmek sizin elinizde, yeter ki inanın, isteyin ve kalbinizin rehberliğinde yol alın.
Kıssadan hisse; Kayıp Balık Dori; kendini kendinde arayan insanın halini eşsiz inancı ile muazzam bir şekilde izleyici ile buluşturuyor.

Düşünün 10 saniye sonra bütün düşündüklerinizi dolayısı ile söylediklerinizi unutacaksınız, nasıl bir yaşamınız olurdu? Kısa bir süre gözünüzün önüne getirmeye çalışın. …

“--Ailemi kaybettim
--Onları en son ne zaman gördün?
---Unutttum;” masum, çaresiz dialogu ile başlıyor, kısa süreli hafıza kaybı yaşayan mavi , kocaman yürekli Tang balığımız Dori’nin hikayesi.
Koskoca okyanusta ailesini kaybeden Dori’nin ailesini bulmak için çıktığı yolculuğa şahit olurken aslında Dori’nin kendisi ile bütünleşmesine aynı zamanda ona destek olan dostlarının yaşamına kattığı cesaret, inanç ve umuda da tanık oluyoruz.

Okyanus canlılarının birbirinden farkı şekilleri/formları, her birinin kendine has nitelikleri ve  renklerin harmonisinde yüzerek Dori’nin macerasına eşlik ederken Dori’nin “dönüşüm”ü ne kadar güzel anlattığını gözlemledim.


Dönüşüm: görmeyi öğrenmek, varlığımızın (- ve +) tüm yönleri ile olduğu gibi kabullenmek ve varlığımızın kendine has, biricik niteliklerini en verimli şekilde paylaşabilmektir.

Dori; kısa süreli hafızasında sorun yaşadığını ve 10 saniye içerisinde söylediği, yaptığı, düşündüğü herşeyi unuttuğunun bilincinde. Tek unutmadığı şey= herşeyi unuttuğu. İlk adım “farkındalık” ve farkındalığa eşlik eden kabulleniş, teslimiyet. Ardından niyet etmek ve akışa bırakmak, plan yapmaksızın, düşünmeksizin. Sadece niyetiniz doğrultusunda eylemde olmak, kalbinizin ritmi ile; bir olmak = "an" olmak.

 “Planlar ne işe yarar ki, en güzel şeyler tesadüfen olanlardır”

Plan yaparız çünkü herşeyi kontrol altında tutmak isteriz, böylece güvende olduğumuza inandırmışızdır kendimizi. Halbuki nefes aldığın her an güvendesin, seni yaratan senin iyi olmamanı ister mi hiç? Dori’nin zaten plan yapabilme gibi bir şansı yok dolayısıyla her an kalbinin sesini dinliyor ve hemen adım atarak eylemde var oluyor böylelikle bir kapının diğerini açtığını, niyetin yürekten olduğunda bir süreçte yol alarak hedefe ulaştığını görüyoruz, Dori’nin macerasında.


"Daima başka bir yol vardır”

Dori, kendini o kadar iyi biliyor ki ancak kendine rağmen pes etmiyor! Bazen “kusur” olarak nitelendirdiğimiz özelliklerimiz en büyük yardımcımız, şifa kaynağımız olabilirler. Çünkü diğerlerinden farklı olan niteliklerimiz bizi biz yapanlardır. Bu bağlamda kendimizden kaçmak yerine, kendimiz ile buluşmayı tercih ederken (-) yönlerimizi de mercek altına alarak kendimizi (-) (+) kutuplarımızın bütünlüğü içerisinde kabul etmek, yaşamı daima “an” da yaşamımıza destek olur.
Dori de, kısa süreli belleğindeki sorunu, kalbinin sesine kulak vererek cesarete ve umuda dönüştürüyor.
Özellikle karar vermekte güçlük deneyimlediğiniz “an”larda bir durun tam bir nefes alıp verin ve konudan, çevrenizden bir süre uzaklaşarak odağınızı farklı bir yöne çevirin, gerçekten olması gereken, yürekten hissettiğiniz cevap o zaman hemen gelir.


Kurtarma- Rehabilitasyon-Salıverme

Kalbinin izini süren cesur Dori, cesaretin gücü ile parça parça ailesine ve yaşanmışlıklarına dair anılar hatırlamaya başlar. Hatırladıkları onu Kalifornia Deniz Yaşam Enstitüsü’ne kadar getirir.
Burada sürekli kendinen kaçan huysuz ancak bir o kadar da kıvrak bir zekaya sahip Hank adında bir ahtapot ile tanışır, filmin sonlarına doğru izleyeceğiniz üzere; Dori, Hank’in kalıplaşmış işlevsel olmayan düşünce kalıplarını dönüştürerek onun kendisi ile yüzleşmesine ve özündeki bilgeliği uyandırmasına vesile oluyor. Bir de dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer husus; yola çıktığınızda sizi destekleyen birçok varlığın serüveninizin bir bölümüne ortak olacağı ve sizi destekleyeceğidir. İşte asıl “öz”güven budur. Yanınıza sadece kendinizi alarak çıkacağınız yolculuk=’öz’e yolculuk….

Kurtarma: kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Sorun-problem-bir türlü çözemediğinizi düşündüğünüz, hissettiğiniz her ne varsa reddetmek, yok saymak yerine olanı olduğu gibi kabul edin. Kimseyi değiştiremezsiniz, bunu kabul edin. Olaylara, kişilere, durumlara olan bakış açınızı dönüştürmeye niyet edin. Çevrenizde olan herşeyin kendi merceğinizin bir yansıması olduğunu görün. Hislerinize kulak verin, kendinizi dinlemeye ve kendinizi hatırlamaya niyet edin.

Rehabilitasyon: iç sesininiz ile iletişime geçin. Özünüzdeki sesi rahat dinleyebilmek için kendinize sessizlik zamanları hediye edin. Bugüne değin, kendinize dair oluşturduğunuz tüm inanç kalıplarını yok sayın, içinizde yakın bu inançları.Kendinizi keşif yolcuğuna çıkın, yeni birşey öğrenmiyorsunuz sadece kendinizi hatırlıyorsunuz, kaybolduğunuzu hissettiğinizde “korku” duygusunu deneyimlemek yerine “sevgi” duygusunu deneyimlemeyi tercih edin. Kaybolmak, kendi özüne bir adım daha yaklaştığının göstergesidir. Dori olsa ne yapardı? Deniz kabuklarını izlemeye devam ederdi J Siz de yüzmeye devam edin, yaşamaya sadece yaşayın içinizden geldiği gibi, iç sesiniz daima doğru yönü işaret eder. Acı en iyi öğretmendir. Acılarımız bizi dönüştürür. Acılarınızdan kaçmak, onları görmezden gelmek yerine acının içine doğru yürüyün ve sizi dönüştürmesine gerçek benliğinizi hatırlatmasına izin verin.

Salıverme: Şimdi İkinci doğumunuzu gerçekleştirdiniz, tebrikler J Şu an, geriye kalan yaşam “an”larınızı kalbinizin ritmi ile deneyimlemeye hazır mısınız?

Hatırlayın; kaybolduğunuzu hissettiğinizde tek yapmanız gereken şey: en iyi bildiğiniz şeyi yapmaya, “yaşamaya” devam etmek ve kalbinizin sesini dinlemek...

Yüreğinin derinliklerindeki ses, seni gerçek ailenle buluşturur, dinlemeye cesaretin var mı?...



Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu
www.vestaakademi.com



24 Temmuz 2016 Pazar

“BEN” DEĞİŞECEĞİM DE NE OLACAK?

Dünyada şiddet içeren olaylar bu kadar artmışken, kendi ülkemde, vatanımda sokaklarda her an bir bomba sesi duyacağım endişesi ile yürürken, hayatımızı istatistiksel yönden güçlendirmesi için oluşturduğumuz “ekonomi” adını verdiğimiz sistemi bir canavara dönüştürmüşken, sokakta yürüyen insanlar birbirlerini görmezden gelmek için ellerinden geleni yaparlarken, “ben” kendimi değiştirsem ne olacak söylesene, Vesta?
Yıldız ışığı kadar parlak gözlerini danışanın gözlerinin (gözler ruhun giriş kapılarıdır; gerçekten görebilenler gözlerden tüm ruhun yolculuğunu görürler) ta derinliklerine yönelten Vesta, yüzündeki masum ifade ile tatlı bir şekilde gülümsedi: “lütfen söyler misin; aktardığın bu yaşam deneyimleri sürecinde nasıl hissiyatlar duyumsuyorsun, zihninden hangi düşünceler geçiyor, bedeninde neler oluyor?”
Her an kaygılı hissediyorum. Sürekli olarak endişelerim var. Sanki sonsuz olasılıklar diyarında kendimi kaybetmiş gibiyim. Yaşamdaki rollerim arasında parçalanmış, dağılmış hissediyorum. Belirsizlik de var “ne olacak?, şimdi böyleyse çocuklarımızı daha neler bekliyor?” Yarın televizyonda ve gazetelerde hangi dehşet verici olaya tanık olacağız? İyi bir anne miyim? Gerçekten çocuklarıma yetebiliyor muyum?  Soruları zihnimi tırmalıyor adeta…
Aslında sana özellikle belirtmek istediğim sürekli olarak “yetersiz” hissediyor oluşum. Evet, her ne yaparsam yapayım kendimi yetersiz görüyor ve hissediyorum. Her zaman daha iyisini yapabilirmişim gibi geliyor…
Gerçekte “ben kimim?”, Vesta? Neden bu Dünya adını verdiğimiz gezegende bulunuyorum? Neden bu yaşamı yaşıyorum? İşte bu belirsizlik beni her gün adeta tapınırcasına yaptığım gündelik işlere daha çok bağlanmama sebep oluyor. Çalış, para kazan, arzularını tatmin et, yaşamda üstlendiğin rollerin gereğini yap… Ve ardından gelen yorgunluk hissiyatları…
Sence deliriyor muyum? Bendeki sorun ne olabilir?
Sürekli arıyorum, kendimde kendimi arıyorum ve tek bildiğim çok yorgun olduğum…
Vesta yavaşça gözlerini danışanın bedeni üzerinde gezdirdi: “şu anda burada ‘yorgunluk’ hissini deneyimlemekte misin?
Bilmem pek bir şey hissetmiyorum, sanırım bedensel duyularımın pek farkında değilim.
Pekala kendini “yorgun” hissettiğinde neler yaparsın?
Çay ya da kahve içerim belki bir parça çikolata yerim, televizyon seyrederim.
Vesta derin bir ses tonu ile: içeriden gelen bir hissiyatı, dışarıdaki uyranlar ile gidermeye çalışmanın bugüne değin işlevsel olduğunu sanmıyorum. Bedenin ve zihnin belki de duygularının sana “yorgunluk” sinyali vermesinin nedeni senin kendi merkezine odaklanmanı sağlamaktır. Bir başka deyim ile; dur ve sadece dinlen, biraz uzan, biraz uyu…
Vesta yavaşça ve duru bir biçimde oturduğu zeminden ayrışarak danışanına onunla gelmesini başı ile nazikçe ifade etti ve yeryüzüne köklenen adımlar eşliğinde yeşil ile mavinin seviştiği bahçeye adım attılar.
Vesta: “gökyüzüne bak, ne görüyorsun?” dedi, usulca.
Bulutlar, kuşlar başka birşey yok sanırım. Hava güzel, bilmem daha başka birşey mi görmem gerekiyor?
Vesta, her zamankinden daha derin bir nefes aldı iç dünyasına ve yumuşacık ses tonu  ile ekledi: ‘her an hazır olduğun ile yüzleşirsin. Şu an her ne görüyorsan, görmen gerekeni görmektesin.  Bir an görünen her şey yok olacak ve sadece görenin orada olduğunu fark edeceksin.
Her zaman hatırlamanı isterim ki; ‘Dış dünya, iç dünyanın somut halidir’.  İç dünyamızdaki korku, kaygı, mutluluk, huzur, dinginlik, telaş, endişe her ne ise deneyimlediğimiz dış dünyada bu duygularımların somut formları ile karşılaşırız.
Korkularımız; bilinmeyene yöneliktir. Bilmediğimiz birşeyden dolayı biraz endişe etmek doğaldır. Korkmayı biraz da öğreniyoruz aslına bakarsan; toplum, alien, arkadaşların korkmayı öğretiyor bizlere. Sezgilerimiz ile bağımız çok zayıf ise korku deneyimleri artar. Korku hissettiğinde ilk yapman gereken iç sesin ile bağlantıya geçmektir. İç sesin ile bağlantıya geçtiğinde, korku hissinin sana vermek istediği mesajı algılayabilirsin. Korku hislerinin en temledeki mesajı: şu an düşünmekte olduğun düşüncelerinin ve bugüne değin oluşturduğun inanç sisteminin artık sağlıklı bir şekilde işelevsel olmadığının bir göstergesidir.
Korkular, kaygılar, yorgunluk, yetersizlik, mutluluk, sevgi,aşk ve birçok konu hakkında ilerleyen görüşmelerimizde derinlemesine analizler yapacağız.
Şu an gördüğüm; potansiyelini keşfetmek istiyorsun. Kendine, öz benliğine her yaklaştığında “kaygılı” hissediyorsun ki çünkü bu senin kendin hakkında daha önce bilmediğin birçok veri içeriyor.
Yetersizlik dünya aleminde oluşturulan bir illüzyondur. ‘Sen, bütünü ile tam ve olması gerektiği gibi varoluşunu sürdüren harikulade bir varlıksın.’
Zihninin biraz karıştığını görüyorum, yavaş yavaş tüm parçalar yerine oturacak çünkü meraklı,sorgulayıcı ve en önemlisi kalbin ile temasın devam ediyor, işte bu nedenle “aradığını bulacaksın.”
Öncelikle bu görüşmelerimiz için “niyet” belirlemeni istiyorum. Niyet, eylemleri tezahür ettirir/ gerçekleştirir. İlk adım: ‘niyet’tir. Niyetin doğrultusunda duygular eyleme geçer önce düşüncelerini ardından düşüncelerinin form almasını sağlayan eylemlere dönüşürler.
Niyetin, kalbinden akmalıdır. Yüreğin daima gerçeği söyler. Yapılan son bilimsel araştırmalar dış dünyayı ilk algılayanın kalbimiz olduğunu aktarmaktadır. Kalbimizin kendine ait yaklaşık kırk bin  nöronu ve kendine ait çok gelişmiş bir sisnir sistemi mevcuttur. Dış dünyaya o kadar çok konsantrasyonumuzu yöneltiyoruz ki kalbimizin narin, hassas sesini dinleyemez olduk. Niyetini, ne istediğini-nereye varmak istediğini netleştirmemiz önemli. Çok fazla zihinsel dişlerinle çiğnemeden, yüreğine odaklanarak niyetini belirmeni istiyorum, olur mu?
Niyetim şudur ki; gerçek benliğim ile bütünleşmeyed tam anlamıyla her yönümle değişmeye niyet ediyorum.
“Gerçek benliğim ile bütünleşmeye” niyet ediyorum buraya kadar gerçekçi ancak görüşmemizin en başında : “Ben değişeceğim de ne olacak söyesene, Vesta?” dediğini hatırlıyorum şimdi ise: “her yönün ile değişmeye niyet ediyoum” dediğini işitmekteyim.
Burada değişim & dönüşüm kavramlarından bahsetmemiz yerinde olacak gibi görünüyor. Sözcükleri nasıl kullandığımız çok önemlidir. Çünkü herşey gibi sözcüklerde canlıdır ve yaratım gücüne sahiptirler. Her söz bir büyüdür, anlayacağın…
Değişim dediğimizde; yapmakta olduğumuz şeyleri bırakarak farklı bir yönde başka birşey yapmaya başlamayı algılarız. Bu yol işe yaramadı, başka bir yol deneyeyim dediğimizde; durur gitmekte olduğumuz yoldan vazgeçer ve farklı bir yoldan ilerlemeyi sürdürürüz bu bize gelişim sağlar, farkındalığımız artar. Dönüşüm ise; tamamiyle olanı olduğu gibi kabul ederek, tüm yönlerimizi keşfetmeyi içerir; artısı ve eksisi ile birlikte. Varoluşumuzu olduğu gibi öğrenmemizi içerir ki bu da büyümeyi sağlar.
Şimdi senden bir kez daha niyetini yüksek sesle tekrar etmeni istiyorum.
Niyetim: “gerçek benliğim ile bütünleşmeye ve tam anlamıyla her yönümle dönüşmeye niyet ediyorum.”
Muhteşem şimdi derin bir nefes al ve iş sesin ile niyetini benim gözlerimin içine bakarak birkaç kez iç sesin ile tekrar et lütfen.
Bu niyetin doğrultusunda yolculuğumuza “öz”e yolculuğa başlıyoruz. Yol boyunca verdiğin yanıtları dinlemene destek olma ve niyetin doğrultusunda ilerlemeni sağlayacak soruları sormak böylece iç sesin ile yeniden bağ kurabilmen niyeti ile şimdi ve burada gözlemci zaman zaman da şahit konumunda var olacağım. 
Bugünlük görüşmemize burada bir virgule koyuyorum haftaya görüşmemize değin, niyetini aklına geldikçe farklı ortamlarda ister sesli ister sessiz tekrar etmeni ve bedeninde duyumsadığın hissiyatlara kulak vermeni olabildiğince dinlemeni istiyorum.
Sevgiyle kal…

Devam edecek…

                                                                                             VESTA77
info@vestaakademi.com

15 Mayıs 2016 Pazar

Kızıl Ateş Maymunu = Dönüşümün Gücü

2016 yılının "5" aynı geride bırakmışken, yılın geri kalan süpriz günlerine dair minik ipuçlarının sizlere rehberlik etmesini ister misini?

3 Aralık 2015 tarihinde her yıl olduğu gibi Gahl Sasson ın Cihangir Yoga İstinye de düzenlemiş olduğu "2016 Yılı Astrolojisi/ Dönüşüm Yolculuğuna Hazırlanın" workshop'una katılmıştım. Uzun zaman oldu bir türlü derleyip toparlayıp yazamadım. Kısaca 2016 yılının geri kalanına dair kısa mesajlar vermek istiyorum:

* 2016 yılı; büyük bir dönüşüm yılı. Bu yıl, tüm tezahür ettirdiğiniz eylemler bundan sonraki 10 yılınızı etkiliyor olacak. Evet yanlış duymadınız, bundan sonraki 10 yıl boyunca deneyimleyeceğiniz herşey şu an toprağa ekmekte olduklarınıza bağlı. 

Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Bu yıl ektiklerinize özellikle dikkat edininiz!!!

Bu yılın sözü: "Gerçek irade olduğunda daima bir yol vardır."

*  2016 yılı tam anlamıyla; "Ben kimim?      Dünya gezegeninde neden var oluyorum? sorularının
yanıtları için kendi içsel yolculuğunuza çıkabileceğiniz kendinizi baştan yaratabileceğiniz bir yıl. Kim sizi durdurabilir ki? Sizi bu yıl sadece siz durdurabilirsiniz. Hedeflerinizi belirleyin, geç kalmadınız Mars gezegeni geri hareketini gerçekleştirirken zaten şu an herşey 1. viteste ilerlerken kalben niyet ettiğiniz herşeyi gözden geçirme ve "öz" sesinizin izini sürerek hedef belirleme zamanı !

* 2+0+1+6= 9 Bu yılın rakamı :"9" . Dünya gezegenindeki en büyük rakam ve bir o kadar da sihirli bir rakam. 9 rakamı simya ile ilgilidir. Bu nedenle bu yıl dönüşüm yılı olarak nitelendirilmektedir. Aynı zamanda, "9" rakamı, kehanet, astral boyut, Tanrı'nın sırrı ile de ilişkilendirilen bir rakam olma niteliğini taşımaktadır. 
Öyle ki; şimdi "9" rakamı ile çarpım işlemi yaptığınızda "9" rakamının o sayının enerjisini öldürdüğünü, değiştirdiğini görürsünüz. Ve herhang bir sayıya "9" rakamını eklediğinizde tekrar o sayının yaşama geri geldiğini fark edersiniz. İşte bu sebeple; "9" rakamının öldürme ve yeniden canlandırma özelliği bulunmaktadır. 

* 2016 yılının enerjisi: yaratıcılık ve merak. Bu yıl "ilham" yılı. Herhangi bir yerde (otobüsta, uçakta, yolda yürürken, koşarken aklınıza bir fikir gelirse bunu hemen bir yere not edin ve değerlendirin. Çünkü ilham perileri bu yıl her zamankinden daha fazla bizlerle..

*2016 yılı: kızıl maymunun yılı. Maymun hayvanını nasıl bilirsiniz? 
Enerjik, fazla hareketli, muzip, şakacı, cinsel enerjisi yüksek, zeki, alternatif bakış açıları yaratabilen...Bu yıl çok fazla "ciddi" olmamakta yarar var yoksa zorlanabilirsiniz. Tıpkı bir maymun gibi bir yol işlevsel değilse, farklı bir yol denemeyi tercih edin tabi ki kalbinizin rehberliğinde!!!

*2016 yılında "cesur" olun ve tamamen kendi kişisel çabanız ile yürekten emek vererek gerçekleştirmek istediklerinizi yaşama kazandırın. Hatta Gahl şöyle diyor: "Bu yıl Tanrı ya dua etmek yerine kendine dua et!" :) 

*2016 yılının rengi: KIRMIZI.  Üzerinizde kırmızı bir aksesuar bulundurmaya özen göstermek size iyi gelecektir. 

Form, boşluk; boşluk formdur

Yeni bir yaratım ortaya koyabilmeniz için önce "boşluk" oluşturun. Sonrasında niyet edin. En önemli aşama "niyet" aşaması. Çünkü her zihninizden geçen gerçekleşiyor, farkında mısınız? 

"Cinsel enerjinin " bir başka deyim ile "yaşam enerjimiz"in çok yüksek seviyede olacağı bir yıl deneyimliyoruz, yaşam enerjimizi kendi dönüşümümüz için kullanmaya niyet edelim. 

Astroloji bir yaşam bilimdir. Bütün bir varlığın tüm kainatla uyumu ve sağlıklı olma hali üzerine sembolik bir dil kullanmaktadır. Bir insan varlığı Dünya gezegenine merhaba dediği an gökyüzündeki gezegenlerin konumu, bu gezegenlerin birbiri ile olan etkileşimi o insan varlığının değiştirilemez ancak dönüştürülebilir ruhunun bir portresini bizlere sunmaktadır bu bağlamda doğum haritası, psişenin fotoğrafıdır.

Bütün, parçaların toplamından fazladır

Günümüz insanın yanılgıya düştüğü üzere Güneş gezegenin bulunduğu burç "sizin kim olduğunuzun" göstergesi olamaz. Tüm burçlar doğum haritanızda belirli yaşam alanlarınızda (evler) konumlanmıştır ve ancak doğum haritasındaki tüm veriler analiz edildiğinde sağlıklı veriler elde edilinebilir. Burç olarak tabir edilen semboller her birimizde var olan "psikolojik süreçler"dir. Bu yıl doğum haritanızdaki bulundukları yere göre değerlendirebileceğiniz bazı ipuçları aşağıda yer alıyor. Sadece Güneş gezegeninin yer aldığı burcunuza göre değerlendirmek yerine Örneğin "koç" burcu 10. evinizde yer alıyor olabilir. 10. ev; kariyer ile ilişkilendirilir. Aşağıdaki ipucuna göre; " 2016 yılında iş yaşamında koyun sürüsünden ayrıl ve kendin ol, iş yaşamına katkı sağlayabileceğini düşündüğün projeler için araştırma yap, seyahat et ve deneyimlerini, birikimlerini paylaş" gibi değerlendrimek bütüncül bir yorum sağlayacaktır. 




Koç: şimdi "özgün ol" ma zamanı;  gez-öğren-öğret-paylaş

Boğaşimdi "varoluş potansiyelini keşfet" me zamanı; gölge yönlerin ile yüzleş ve dönüşümünü gerçekleştir.

İkizler: şimdi "yeniliğe yer aç" ma zamanı; kendini sevmeye ve sevilmeye yönelik özgürleştir.

Yengeç: şimdi "yaşam formunu dönüştür"me zamanı; özündeki şifa ile buluş.

Arslan: şimdi "yaratıcılığını besle", sevgiye kendini aç-yenilikler üret-kendin ile buluş.

Başak: şimdi "fiziksel bedenini dönüştür"me zamanı--aile içi iletişimini güçlendir.

Terazi: şimdi "fiziksel-zihinsel-duygusal-ruhsal boyutta detoks" zamanı; meditasyon serüveninde derinleş.

Akrep: şimdi "öz"ünü keşfet" me zamanı; yeteneklerinin farkında ol--çok değerli olduğunu fark et.

Yay: şimdi "büyüme" zamanı; "öz"ünün rehberliğinde Dünya daki misyonunu gerçekleştir.

Oğlak: şimdi "özgürleşme" zamanı; bırakmak istediklerini tümüyle benliğinden özgürleştir--özgün ol.

Kova: şimdi "öz"ünle bağ kurma zamanı--özel yeteneklerini kullan-tutklu ol.

Balık: şimdi "temas" etme zamanı; ilişkilerinle dönüşümünü gerçekleştir.

Hiç şüphesiz ki; astroloji bilimi bir insan varlığının ruhsal eğilimini görmek, kişinin özündeki yaratıcı potansiyeli uyandırmak ve gerçekte kim olduğunu hatırlaması yönünde hangi hususları çözümlemesi, aydınlatması gerektiğinde dair bir yol haritasıdır.

Dönüşümün Gücü Adına 2016 ! :)))


Özge Genlik
Uzman Psikolog
Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu